Otomobiliniz sizi zehirliyor mu?

Konusu 'Oto Haber' forumundadır ve OrKuN tarafından 30 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Yeni otomobil alındığında, kokusunu çok sevip, aracın içinde derin derin nefes alarak kanımıza ’endorfin’ pompalandığını düşünsek de aslında ciğerlerimizi kimyasallar atıklarla dolduruyoruz. Çünkü atık gazları nedeni ile çevre kirliliğinin en büyük nedenlerinden bir olan otomobiller, iç mekanda kullanılan plastiklerin çok ağır metaller ve kimyasallar içermesi nedeniyle sağlığımızı da büyük ölçüde tehdit ediyor.

    [​IMG]


    Hava kirliliğine bağlı olarak ozon tabakasının incelmesi ve atmosferdeki oksijen miktarının azalması, doğal dengeyi alt üst ediyor. Fabrikaların çevreye saldığı atık gazlar ve otomobillerin egzoz dumanı da, çevreyi tehdit eden en önemli etkenlerin başını çekerken, insan sağlığı da bu felaketten nasibini alıyor. Diğer bir yandan teknolojiye paralel olarak gelişen otomotiv, ortaya çıkardığı araçların çevreye en saygılı şekilde yollarda dolaşması için elinden geleni yapıyor. Geliştirilen teknolojiler ile egzozundan oksijen çıkan otomobillerin yavaş yavaş yollara çıkması geleceğe umutla bakmamızı sağlasa da, aslında farkında olmadan aracımızın içinde her geçen zehirleniyoruz.

    Amaç otomobillerin üzerine ’Ölüm Tehlikesi’ yazan çıkartmalar yapıştırılmasını sağlamak değil ancak taşıtlar, doğayı dolayısıyla da insanları sadece egzoz gazıyla zehirlemiyor. Servetimizin önemli bir bölümünü yatırıp, koltuğuna geçtiğimizde huzuru hissetiğimiz otomobiller, asında bizi içten içe zehirliyor. Özellikle yeni otomobil kokusunu çok sevip, aracın içinde derin derin nefes alarak kanımıza ’endorfin’ (mutluluk hormonu) pompalandığını düşünsek de aslında ciğerlerimizi kimyasallar atıklarla dolduruyoruz.


    Kalite arttıkça risk artıyor

    Her yıl daha da kaliteli iç mekan malzemesi ile karşımıza çıkan araçlar, aslında daha fazla kimyasal malzeme içerdikleri için tehlike çıtasını biraz daha yükseltiyorlar. Özellikle lüks otomobillerde karşımıza çıkan ve oldukça yüksek kalite hissi veren kaplamalar daha fazla risk taşıyor. Ancak basit plastiğin kullanıldığı küçük sınıftaki bir otomobilin verebileceği zarar ise daha az. Bu nedenle kaliteli iç atmosfer denildiğinde akla gelen lüks markalar, ekonomik modellere göre daha zehirli olması da dikkat çeken bir diğer ayrıntıyı oluşturuyor. Ekolojik olarak bu malzemelerin çevreye ve insanlara olan zararlarının araştırıldığı labaratuvarlara sahip olan üreticiler ise insan için tehdit oluşturan kimyasal miktarını azaltmayı başarıyorlar. Özellikle bazı Japon üreticiler, kimyasal malzeme kullanımını azaltmak için araçlarının koltuklarında doğal malzemelerden imal edilmiş kumaşları kullanmaya özen gösteriyorlar.

    Sürekli olarak temas halinde olduğumuz direksiyon simidi, konsol kaplaması, kumanda birimleri, kapı tutamakları ve kol dayama çıkıntıları, içerdikleri zararlı maddeler nedeni ile pek çok hastalığa davetiye çıkarıyorlar. Alerji ve akut solunum yolu rahatsızlıkları gibi kısa süreli hastalıkların yanı sıra; özürlü doğumdan algıda bozukluğa, karaciğer rahatsızlıklarından deri ve akciğer kanserine kadar pek çok hastalık bu zararlı kimyasallar nedeni ile araçlarımızda pusuya yatmış bekliyorlar.


    Biyolojik silah gibi

    Türk insanının günde ortalama 1.5 saatini araçta geçirdiğini düşünüp, bu rakamı yıllara vurduğumuzda ortaya gayet ciddi bir tablo çıkıyor. Diğer bir yandan İstanbul gibi, en kısa ’A’ noktasından ’B’ noktasına gidene kadar bir ömrün geçtiği şehirlerde ise durum daha da vahim bir hal alıyor. Günde yaklaşık 3 saatini trafikte harcayan bir İstanbullu, trafikte maruz kaldığı karbondioksit gazının yanı sıra, aracının içinde de ’Bromin’ (Erkeklerde kısırlığa neden oluyor), ’Klor’ (Cildi tahriş ediyor, akciğere zarar veriyor) gibi kimyasallar ya da kurşun gibi ağır metallerle seyahat etmek zorunda kalıyor. Yani trafik psikolojik olarak ömrümüzü tüketirken, otomobilin içindeki kimyasallar da biyolojik bir silah gibi namlusunu üstümüze çeviriyor.
    Buraya kadar çok negatif bir tablo ortaya çıkıyor gibi görünse de, üreticiler bu konuya artık çok daha hassas yaklaşıyor. Çünkü Amerikalı ’healtycar.org’ sitesinin yaptığı bir araştırmaya göre, 2006 ve 2009 model otomobiller arasında yapılan karşılaştırmada, kimyasal madde miktarının önceki yıllara göre gözle görülür bir oranda azaldığı tespit edilmiş. Araçların direksiyon simidi, vites topuzu, kol dayama, orta-ön konsol, kapılardaki yumuşak-sert plastik ve güneşliklerinde kullanılan kaplamaların içeriğinin yanı sıra; taban ve tavan halıları ile koltukların döşemeleri de testlerden geçirilmiş. 450 farklı otomobilin karşılaştırıldığı test sonuçlarına ve kendi otomobilinizin ne kadar zehirli olduğuna http://www.healthycar.org/ adresinden bakabilirsiniz..

    30.07.2008, Çarşamba
     



Sayfayı Paylaş