Önemli Şairlerimiz Ve Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 29 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    Ünlü Şairlerimizin Önemli Şiirleri

    Abdal


    Yürür asfalt ovalarda abdal.
    Vitrinlerin düşen kepenklerinde
    Hep hüzün çeşmeleri: lambalar.

    Yüzer gibi önce bir tulum yavaşça
    Yanaşır kıyımıza eski diclelerden
    Ve fırlar ilk bedevi, dalar çadırımıza.
    Nerde bu leylâ, aslı nerde?
    Çıkartmalar, yağma ve leylâ!
    Vurur ferhat dağlarında abdal-
    Bir fener olacak ilerde bir yerde.

    Sığ sularda dönen yorgun gemiler
    Yangın ve tütün içinde arar da
    Görmez geçer sönmüş eski feneri
    Bir ses çınlar karanlıkta: Kayalar!

    Ateşin daha yeni bulunduğu çağlarda
    Yine böyle yanardı lambalar,
    Sonra asfalt ovalarda
    Akan seller ve abdal

    Behçet Necatigil


    Acı


    katlanır üstüne yalnızlık
    denizlerin biricik çocuğumun
    hüzün sahibi
    ölümün asit serpintisiyle
    saçlarında çırılçıplak acı
    ıpıslak hissedilen
    bütün yorgunluğuna rağmen
    ılık melodiler sıkışır gözlerine
    yine sabah

    Kaan İnce


    Bu Toprakta


    Asırların izi gizli
    Bu toprakta, bu toprakta
    Erenlerin özü gizli
    Bu toprakta, bu toprakta

    Sevdanın yanık türküsü
    Kinin nefretin öyküsü
    Yunus'un gönül köprüsü
    Bu toprakta, bu toprakta

    Bu toprağa ana denir
    Yüreklerde filizlenir
    Taşlar bile feyizlenir
    Bu toprakta, bu toprakta

    Abdullah Işılak


    24 Aralık


    Kahır yüklü bulutları postalıyorum güneye doğru
    Boşaltın tüm istasyonlarını Adana'nın
    Dost bulutlar gözlerim gibi
    Ağlayacak...

    Saatler beş geçmiş olacak yirmibiri
    Takvimler 24 Aralık'ı takmış göğsüne
    Ben bakarken eski resimlere
    Salim beni düşünecek!

    Süleyman ikinci kurşunu sıkacak kadere
    Dur! Diyemeyeceğim
    Postal kokusunda, barut kokusunda
    Askerce efkarlı bir rüzgar esecek...

    Cengiz, o plakta geçmiş kendinden
    Sağında Habip solu bomboş
    Dudaklarında hep o acı şarkı titrek titrek
    "Gitti Gelmeyecek"

    Bitmeyen geceler Ağbaş'ın zarlarında
    Sigara dumanlarında kederler
    Dur ulan Sarraf!
    Memleket nere? Berlin nere? Bir de Antep!
    Ana avrat dümdüz gidecek...

    İkinci bir şarkıyı dinleyeceğim bir sarhoş gecede
    Başım omuzlarında Yasin'in
    Ergün'üm bu kadeh de senin şerefine
    "Ağlama, değmez hayat" Yılmaz'ım
    Hasret ha bitti ha bitecek...

    Bir bir dolacak gözlerime geçmiş seneler
    Aklımdan Zeki'ler, Saim'ler, Emin'ler geçecek
    Binlerce anılar kaçıracaklar o gün beni
    Gelmek isteyeceğim, gelemeyeceğim
    Durup bakacağım göklere anam göklere
    Bir "Of ulan of!" yükselecek!

    Ahmet Selçuk ilkan


    Anne


    Bırak kalsın masada ekmek
    testide su
    Ayna puslu, pencere camı kirli
    Bırak kalsın saçların dağınık,
    gözlerin uykulu.
    Saksıdaki çiçek susuz, kedi
    yalını bekler bir köşede
    Bırak kalsın meyve ağaçta,
    kırlangıç havada
    Dama düşen ince bir yaz yağmuru...
    Yoruldun artık, bütün gün
    didinip durdun
    Toprak bile, gök bile, deniz bile
    bir yerde yorulur
    Bırak kalsın süpürge duvarda,
    sabun kovada
    Anne, gel yanıma otur.

    Ahmet Erhan


    Duracaksın


    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup, gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan
    alaycı kargaların sesini
    dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk
    alacaksın.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman, ?dinlenin biraz? diyeceksin.

    Bir inci avcısı gibi, ta derinlere dalıp tek tek bütün
    istiridyeleri açarak,
    bir sevinç arayacaksın.
    Hayaller kuracaksın.
    Hatıralarını bir daha gözden geçireceksin.
    Sevdiklerini düşüneceksin ve seni sevenleri.
    Özlediklerini düşüneceksin ve seni özleyenleri.
    Teninde iz bırakanları ve senin izini taşıyan
    tenleri.
    Seni şakalarıyla güldürenleri ve senin şakalarına
    gülenleri.
    Sevinçlerini, hayallerini, hatıralarını,
    sevdalarını, sevişmelerini,
    özlemlerini, şakalarını bir bir yerleştireceksin içine,
    hayat denilen mucizenin sana verdiği armağanları
    sıkıca kucaklayacaksın.

    Ölüm her yandan üstüne saldırıp seni kuşattığında,
    tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.

    Güzel bir haber gelecek belki yarın sabah.
    Belki bir mektup alacaksın.
    Sana gülümsemesini çok istediğin gülümseyecek belki sana.
    Serüvenci gemiciler gibi meçhul denizlerde
    kaybolduğunda,
    tam da o zaman, karanın bir gün görüneceğini düşüneceksin.
    Gözcünün ?kara göründü? diye bağırdığını hayal
    edeceksin.
    Kara, hiç görünmese bile,
    hiç olmazsa neyi aradığını ve neyi kaybettiğini
    bileceksin,
    çektiğin onca fırtınanın, varmayı umduğun o umutlu
    hedefle mana kazandığını anlayacaksın.

    Her şeyini kaybetsen de hayallerini
    kaybetmeyeceksin.
    Neyi aradığını hiç unutmayacaksın.
    Sevinçleri ne kadar hatırlarsan, acının derinliğini
    o kadar kavrayacaksın.
    Yaşadığın ve yaşayabileceğin güzel şeyleri ne kadar
    çok düşünürsen
    öfken o kadar keskinleşecek.
    Karanlık inerken ışığa daha dikkatli bakacaksın.
    Geleceğinle arana, dibinde canavarların dolaştığı
    bir uçurum koyduklarında,
    nasıl biteceğini bilmediğin atlayışını yapmadan önce,
    geçmişine, sevinçlerine, hayallerine yaslanıp güç alacaksın.

    Sevdiğin bir türküyü mırıldanmaktan hiç vazgeçmeyeceksin.
    Bir çiçek iliştireceksin yakana.
    Ölüm seni kuşattığında, tam da o zaman, hayatı düşüneceksin.
    En azgın, en ihtiraslı sevişmelerini...
    En çılgın hayallerini...
    En çağıltılı kahkahalarını...

    Acı,
    ağulu dikenler gibi ruhuna dolandığında,
    öfke,
    kızıl bir küheylan gibi koşturduğunda,
    keder,
    yaşlı bir ağaç gibi üstüne yıkıldığında,
    duracaksın,
    durup gümüş bir su gibi akan sabahın tazeliğine
    bakacaksın,
    sana iki yüz yıl önceden haberler taşıyan alaycı
    kargaların sesini dinleyeceksin,
    çiçeklerini koklayıp derin bir soluk alacaksın.
    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.

    Ölüm seni kuşattığında, tam o sırada, hayatı
    düşüneceksin.
    Acıyı, öfkeyi, kederi ulu bir gölgeliğe yatıracaksın
    bir zaman,
    dinlenin biraz diyeceksin.
    Onları, şefkatle dinlendireceksin.
    Çünkü onlara yine ihtiyacın olacak.

    Ahmet Altan


    Afyon Garındaki


    Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,
    Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
    Varto depremini düşün, yardım olarak Batı'dan
    Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.

    Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
    Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,
    Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
    Tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi?..

    Eşiklere oturmuş bir dolu insan
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

    Cemal Süreya


    Bakmalar Denizi


    Bakmalar görüyorum bütün gün türlü bakmalar
    Pencere bakması, sabahlar bakması, yeşil otlar bakması
    Hepsi de beni buluyorlar, hepsi de bir yağmur uysallığında
    Gördüm suyun ki yumuşak, gördüm ağacın ki katı
    Gördüm ama şey, gördüm ama nasıl, gördüm ama bu kadar göz
    Aynı bir gözler denizi, aynı bir o kadar canlı.

    Bakmalar görüyorum, gök ortası gibi karşımda
    Bulutta göz, uçakta göz, derinlikte göz
    Göz oluyorlar birden, bu gözler de yatağa iç yapanları
    Masaya üst yapanları bunlar, atlara atça parlaklık
    Yılandan çöreklenmeyi, kediden uyuşmayı çıkaran bunlar da
    İşte uzunlardan ayak, işte beyazlar beyazından kalabalığı
    Bakmalar görüyorum durmadan göz olan bakmalar
    Başlama gözleri, çocuklu, masallı, sinemalı.

    Okşama gözleri vardı gel git eden parmaklarıma
    Aşklardan gelenleri aşkı da bir kullanışlı yapan
    Caz bakmaları, düğün bakmaları, dudaklar taşıyan bakmalar
    Bakmalar, ateşte, suda havagazında
    _Ateşten, sudan, havagazındandı gözleri-
    Kar gözleri, soğuk -güzel,buğu gözleri hamamlarda
    En harlısı bu: savaşlarda, en ışıksızı ölülerdeki
    Bitti gözleri onlar bitti.

    Edip Cansever


    Gamzelerim


    Ben hüzünlerle sevdim şiirleri
    Ben hüzünlerle büyüttüm kendimi
    Küçükken gamzelerim vardı benim
    Büyüdükçe hüzne sattım hepsini.

    Bedirhan Gökçe


    Adın Batsın

    Yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
    Yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
    Nasıl edem nere gidem dertli baş ile
    Bilemedim teli kırık kemana döndüm

    Canım aldın, can evimden vurdun ya sende
    Küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
    Sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    Sen de vicdansız çıktın adın batsın

    Zaman ola devran döne sen de çekesin
    Yitiresin umudunu heder olasın
    Aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
    Ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

    Sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
    Yalan oldum talan oldum senin sayende
    Sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    Sen de vicdansız çıktın adın batsın

    Beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
    Kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
    Sesime bakıpta ağlıyorum sanma
    Seni özleyince böyle olsun birazda

    Ayrılıversin yaprak dalından
    İnsan sevdiğinden ayrılıversin
    Kan damarımdan can pazarından
    Adam baharından ayrılıversin

    Dağda dört mevsim erimeyen kar varya
    Yokluğum öyle erimesin
    Sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    Sen de vicdansız çıktın adın batsın..

    İbrahim Sadri
     



Sayfayı Paylaş