Ömer Hayyam Sözleri En Güzel Ömer Hayyam Sözleri

Konusu 'Karışık Sözler' forumundadır ve GuNaHKaR tarafından 29 Ekim 2015 başlatılmıştır.

  1. GuNaHKaR Well-Known Member


    Ey kara cübbeli!
    Taş atma bu dünyayı bilmek isteyenlere.
    Onlar yaradanın sanatı peşindeler;
    Seninse aklın fikrin abdest bozan şeylerde…”
    (S. Eyuboğlu çevirisinden)

    Ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
    Suçumuza, duamıza önem vermeyen;
    Günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
    Umudumu rahmetine bağlamışım ben.

    Sevgili, sırlarına eren gönül nerde?
    Sözlerinin tekini duyan kulak nerde?
    Gece gündüz serilirsin de karşımıza:
    Yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?

    Bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider
    Kazancın, yaşamasını bildiğin günler;
    Saki, bırak şu yarını düşünenleri
    Geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver.

    Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
    Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
    Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
    Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

    Uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
    Bir başkasına tutulmuş, o da dertli;
    Derdimin dermanı kendi derdinde:
    Hekim hasta olunca kime gitmeli?

    Kul olup o güzele birden,
    Koptuk her bağdan, her tövbeden:
    Herkes koyu müslüman döner
    Biz putperest döndük Kabeden.

    Benden Muhammet Mustafa’ ya saygı ve selam:
    Deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak Hayyam:
    Neden Yüce Efendimizin buyruklarında
    Ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?

    Benden Hayyam’ a selam söyleyin demiş peygamber;
    Sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:
    Ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki
    Hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.

    Bir testici gördüm, çamur içindeydi:
    Ayağı çarkında, elinde bir testi;
    Testinin başında bir yoksulun ayağı
    Kulpunda bir padişahın kellesi.

    Bir testi aldım çarşıdan ucuza;
    Gizli gizli neler anlattı bana;
    Bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;
    Şimdi neyim? Testi oldum şaraba.

    Ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;
    Ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.
    O canım Türk güzeli kömür gözleriyle,
    Çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.

    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

    Güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;
    Erdiğim sırları söylemek elimde değil;
    Aklım düşüncenin derin denizlerinden
    Bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.

    Gören göze güzel, çirkin hepsi bir;
    Aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;
    Ermiş ha çul giymiş, ha atlas;
    Yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.

    Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;
    Şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.
    Kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,
    Niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.

    Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
    Her işine güzel demek kolaydı.
    Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
    Evrenin özü doğruluk olaydı?

    Açılmaz kapıları açmanız mı gerek?
    Dünyada insanca yaşamanız mı gerek?
    Bırakın öyleyse iki dünyayı birden:
    Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!

    Gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;
    Her istediğini onda ara, onda bul.
    Aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:
    Koy canını ortaya, soyulursan soyul.

    Biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;
    Bildiklerimizle övündük, eğlendik.
    Şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?
    Bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.

    En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
    İyilik seven kötülük edemez zaten.
    Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:
    Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.

    Gök yaban gülleri döküyor eteğinden
    Bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen
    Gül şarap dolsun kadehimin lalesine
    Mor buluttan yere yaseminler düşerken.

    Saki, gökler, denizlerce dolgunum;
    İçime sığmaz oldu coşkunluğum;
    Ak saçlarımla sarhoş ettin beni,
    Kış ortasında bahar bulutuyum!
     



Sayfayı Paylaş