Ömer Bedrettin Uşaklı Şiirleri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 9 Şubat 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    DENİZ HASRETİ

    Gözümde bir damla su deniz olup taşıyor
    Çöllere kalmış gibi yanıyor, yanıyorum.
    Bütün gemicilerin ruhu bende yaşıyor
    Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.

    Nasıl yaşacağım ey deniz senden uzak?
    Yanıp sönüyor gibi gözlerimde fenerin.
    Uyuyor mu limanda her gece sallanarak
    Altından çivilerle çakılmış gemilerin?

    Sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgarı
    Dalgaların gözümde tütüyor mavi, yeşil.
    İçimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları
    Ufkunda yükselmeyen güneşler güneş değil.

    Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden
    Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?
    Ey deniz, söyle bir gün sana bakacak mıyım
    Elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?


    BİR HANÇER İSTİYORUM

    Portakallar altında geçmiyor bu yıl güzüm
    Gönlüm uzak bir köyün gelecek baharında.
    Aylar var ki, ey tanrım, görünmez oldu yüzüm
    Dört atlı yaylıların süslü aynalarında.

    Dağlar önümde boy boy, güneş gözümde tel tel
    At üstünde söylenen şiirler kadar güzel
    Türküler yakılacak ölümler istiyorum.

    Bayburt'un kalesinden sakatlar geçmez elbet
    Çoruh'un sularından hastalar içmez elbet
    Yiğitçe saplanacak bir hançer istiyorum.


    SON ŞEHİR

    Anneme

    Duvarda canlı ışıklar bir hayal
    Bu yaldızından alevler taşan resim.
    Ölümle gölgeli bir düştür, ihtimal
    Bakıp bakıp bana mahzunlaşan resim.
    Bu ince çerçeveden başlıyor düşüm
    Gözümde canlanıyor mavi bir liman.
    Bu rengi, bilmiyorum, nerde görmüşüm?
    Deniz parıltılı, dağlar duman duman...

    Düşünce yollara köy köy, konak konak
    Nasıl arardık o aydın şehirleri.
    Derinleşen uçurumlardan korkarak
    Nasıl geçerdik o azgın nehirleri...
    Nasıl arardık o aydın şehirleri.

    Önümüzde şarkın o kar yüklü damları
    Ve işte buzdan ışıklarla bir şafak!
    Beyaz ufuklara karşıydı camları
    Benim kızaktır o billur yokuşta bak!
    Ve işte buzdan ışıklarla bir şafak!

    Bir ince kız gibi omuzumda mavzerim
    "Çakırcalım" diye başlardı türküler...
    Birer ateşti o çapraz fişeklerim
    Güneş batınca yavaşlardı türküler
    "Çakırcalım" diye başlardı türküler...

    Uzaklaşırken at üstünde bahçeden
    Düşerdi omuzuma nurdan bakışların.
    Limon çiçekleri dallarda ürperen...
    Alevlenirdi gururdan bakışların
    Düşerdi omuzuma nurdan bakışların...

    Bu son şehirde kapanmıştı gözlerin:
    Sütun sütundu uzaktan şelaleler.
    Deniz güzel... geceler, çeşmeler serin...
    Bahar sefasına dalmıştı bahçeler
    Sütun sütundu uzaktan şelaleler...


    BURSA'DA AKŞAM

    Bu gün de sonbahardan süzülüp doğdu akşam
    Dağların yere indi koyu serin gölgesi.
    Uludağ etekleri al ipekten bu akşam
    Düştü yeşil ovaya kubbelerin gölgesi.

    Ufuklarda bu akşam ne sis var, ne bulut var
    Selvilerin içinde bir alev Emir Sultan.
    İçten dualar gibi geçiyor sanki rüzgar
    Bir ilahi adaya benzeyen Yıldırım'dan.

    Orada ince yollar gölgeleniyor işte
    Karşıdan renk içinde solgun ay görünüyor.
    Güneşin son nurundan bir damlacık içmiş de
    Şu karşıki kulübe bir saray görünüyor.

    Gözlerine vurunca kubbelerin gölgesi
    Öz cenneti gönlümle seyr ettim ben bu akşam.
    Göklerde ne bir nefes, ne de bir kanat sesi
    Uludağ etekleri al ipekten bu akşam...


    SEVGİLİME


    Yolunda gençliğim sönse de, yine
    İçimde kız senin aşkın var yeter.
    Baygınlık çöksün de kirpiklerine
    O kumral saçlarla beni sar yeter.

    Varlığın uçarken en şakrak çağa
    Dolaştım bakıştan, nurdan bir ağa;
    Beni öldürmeye ve yaşatmaya
    O baygın gölgeli bakışlar yeter..

    Karşısında hasretle gelsem dize de
    Anlatsam şu gönül ne felekzede.
    Bahar yollarında ikimize de
    Menekşe türbeli bir mezar yeter...


    UFUK HASRETİ


    Sarp dağlardan örülmüş dört duvar içindeyim
    Nerdesiniz güneşler, nerdesiniz ovalar?
    Dağılmaz simsiyah bulutlar içindeyim
    Nerdesiniz güneşler, nerdesiniz ovalar!

    Yine duman kapladı zindanımda her yeri
    Çoruh'a savuruyor yaprakları sonbahar.
    Nerdesiniz ey sabah ve akşam güneşleri
    Nerdesiniz atımı koşturduğum ovalar?

    Duvarlara çarparak çırpınan bir kuş gibi
    Gözlerim uzak geniş bir ufku arıyor.
    Çoruh, dağlar içinde akamaz olmuş gibi
    Süzülerek geçtiği ovaları anıyor.

    Ufuk... Ufuk... Upuzun deniz olsun, göl olsun!
    Gözlerimi dikince kanarak indireyim
    Doğan, batan güneşleri içime sindireyim
    Ufuk... Ufuk.. İsterse alevden bir çöl olsun...

    Bir gün ufuk derdine gönlümü verip bir an
    Ufuk... diye dağları gözümle deleceğim...
    Bir gün ufuk! Diyerek bu çıplak kayalardan
    Bir siyah kartal gibi göğe yükseleceğim...

    Ömer Bedrettin Uşaklı
     



Sayfayı Paylaş