Öğretmenler Günü İle İlgili Lise Şiirleri

Konusu 'İle İlgili Şiirler' forumundadır ve oguzturk tarafından 29 Aralık 2015 başlatılmıştır.

  1. oguzturk Administrator Staff Member


    VE DÜŞÜNÜR ÖĞRETMEN

    Eylülde sararan yapraklarla beraber,
    Öğretmenler vurulur, boş tarlaların ıssızlığında.
    Ve düşünür öğretmen, ölümle yaşam arasında.
    Kim, neden sıkmıştır, kahpe kurşunları, kahpece?
    Yarar kurşunların sesi karanlığı bir gece.

    Akan her damla kan, yaklaştırır ölümü.
    Gurbetin kanlı tozu tutuşturur gönlünü.
    Eğitim ordusunda olunca şanlı nefer,
    Başlamıştır gurbete gitmek için bir sefer.

    Ölümün beklediğini bilemezdi bu yerde.
    Çare diye gelmişti, cehalet denen derde.
    Böyle mi olmalıydı öğretmenin kaderi?
    Alırlardı sılada elbet kara haberi.

    Yaşlı ana sarılır cansız duran bedene.
    Lânetler yağdırılır, ona ateş edene.
    İntikam yeminleri edilir hep bir dilden.
    “Rahat uyu öğretmen!Çıkmazsın gönüllerden.”
    Derler de unuturlar, adın kalır.

    Murat ARICI


    ÖĞRETMENİM


    Sen bir ışık yolusun.
    Bizi hep aydınlatan
    Bir bilgi kaynağısın
    Türlü şeyler anlatan.

    Avukat, doktor, hakim,
    Hepsi senin eserin
    Bu ülke, bu insanlar
    Senindir öğretmenim.

    Her öğretmenler gününde,
    Sevinçle çarpar kalbim.
    Gösterdi tüm gücünü
    Sevgili öğretmenim
    Elif Bundak

    ÖĞRETENSİN BANA SEN


    Gece rüyalarıma giren,
    Sensin beni sevindiren
    Hayat yolumu çizen
    Öğretensin bana sen.

    Annemden daha sonra,
    Sen gelirsin aklıma
    Emeğini ödeyemem,
    Öğretensin bana sen.

    Öğrenmezsem kızmazsın,
    Yılmadan anlatırsın,
    Sevgiyle yaklaşırsın
    Öğretensin bana sen.

    Mesleğimi gösteren,
    Gerçekleri öğreten,
    Sensin beni yükselten
    Öğretensin bana sen.
    Dilek Kılıç

    ÖĞRETMENİM


    Bu bahçe senin
    Bu fidanlar
    Bu ağaçlar
    Hepsi senin en büyük emeğin
    Öğretmenim…
    Bir gün çiçek açacak fidanlar
    Ve bir gün meyvesini toplayacaksın

    Bu bahçeden
    Mutlu olacaksın öylesine…
    İnsanların en mutlusu öğretmenim
    Sanatların en güzelini seçmişsin
    Derler ya karınca kaderince
    Fakat kimse yapamaz böyle bir bahçe
    Su ister güneş ister
    Her biri emek ister
    Ayrı ayrı öğretmenim
    Bu bahçe senin
    Bu fidanlar
    Bu ağaçlar
    Senin en güzel eserin öğretmenim…
    Oğuz Çoker

    ATATÜRK VE ÖĞRETMENİM


    Sevgili öğretmenim
    Heyecanla beklerdik seni her sabah
    GÜNAYDIN” derdin, seslerin en güzeliyle,
    BUGÜNKÜ KONUMUZ” diye, başlardın söze
    Kara tahta Önünde akbilgilerle
    Çırpınırdın, birşeyler öğretmek için bize.

    BAYRAK” derdin öğretmenim
    Heyecandan dalgalanırdı sesin BAYRAK gibi
    “ATATÜRK” deyince coşardın sen
    Yatağına sığmayan IRMAK gibi.

    ATATÜRK” deyince öğretmenim
    Nefes almaz seni dinlerdik
    Anlatırdın hayatını devrimlerini
    Cepheden-cepheye koşardın sen
    Daha bir büyürdün gözümüzde
    Sanki ATATÜRK’Ü yaşardın sen.

    Ellerinden öperim öğretmenim.
    En güzel duygularla en güzel bilgilerle
    Yetiştirdin bizi
    Şimdi içimizde inanç başımızda BAYRAK
    Bu Yurt sevincimiz tasamız bizim
    ATATÜRK ilkeleri en büyük yasamız bizim
    ATATÜRK yolundan dönmeyiz biz
    MEŞ’ALEMİZ ATATÜRK sönmeyiz biz…

    Özkan GÖNLÜM

    BENİ DE GÖTÜR AYDINLIĞINA


    İçimde ufkuma çizdiğin dağlar,
    Adına gül gibi uzanıyorum…
    Her çığlık kahrın önünde ağlar,
    Seni yüreğimle selâmlıyorum.

    Nasıl gizler yüreğini bir çocuk,
    Islak yorganının karanlığına?
    Sığmaz düşlerime bu koca boşluk,
    Al beni de götür aydınlığına…

    Ziller çalsın, yine sen dağları çiz,
    Sevginin rengine boya suları.
    Kucaklasın hasretimi bu deniz,
    Büyüsün ellerinde güneşin yolcuları.

    Bütün yıldızları sersem geceye,
    Bütün çocuklara seni anlatsam,
    Adın sığmaz kurduğum her tümceye,
    Kıyametler kopar seni unutsam.

    Nuri PEKÖZ


    ÖĞRETMENİN VEDASI


    Gidiyorum… Bir yanımda emeklerim,
    Bir yanımda
    Uçsuz bucaksız hayallerim.
    Sizlerde yaşayacak onlar şimdi.
    Bir damla gözyaşına kıyamadığım,
    İçimin derdi, saçımın akı çocuklar…
    Yavrularım…Evlâtlarım,
    Kınalı kuzularım,
    Avucu reyhan kokulu küçük dağlarım.
    Kiminiz büyüdü, heybetiyle
    Nam saldı, kâh korku yedi âleme,
    Hatta bana bile!…
    Kiminiz kurudu, kara saban arkasında
    Ufalandı eller, parçalandı yürekleriniz
    Toprakla beraber…Sevgisiz…
    Kiminiz, daha çiçek açmadan meyve verdiniz…
    Bu ihtiyarın derdi nedir bilir misiniz?
    Dört adam,
    Çıkacak mı benim dört kolluyu taşıyan?…
    Ve olacak mı acep öbür tarafta
    Yepyeni bir kara tahtam…
    Benimle zamanı gelince oynadın da hazla
    Alışamadığım dört duvar arasında ne işin vardı!
    Hep benden önce oradaydın ne yazın ne kışın vardı…
    İlk harfler, heceler, sözcükler derken
    Ve o mabede seninle gelip giderken
    Tutuştu ellerimiz birleşti gözlerimiz.
    Karga seslerinin rüzgârlara karıştığı bir son yazdı
    Son göz göze gelişimizde…
    Buruk tebessümlerinle beni ağlatmıştın
    ÖĞRETMENİM,CANIM….

    Fatma AYDEMİR
     



Sayfayı Paylaş