Nur-i Muhammed (s.a.v)-Zevceleri 2

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve abdulkadir tarafından 12 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    5. Zeynep binti Huzeyme (ra):

    Resulullah (sav) Hafsa’dan sonra bu kadınla evlenmiştir. Onun kocasıda Bedir’de şehit edilmiş olan, Ubeyde b. Hâris’tir. Yalnızbaşına ve kimsesiz kalan bu mübarek kadının yaşıda 60’tır. Bu kimsesizlik zamanında, kendisine yardım edecekbir ele şiddetle muhtaçtır. Onu bu ihtiyaç içerisinde gören şefkatve merhamet Peygamberi, onu da nikâhlayarak kendi kanatları altınaalmak istemiştir. Zaten evlendikten iki yıl sonra da vefat etmiştir.

    Altmış yaşındaki bir kadınla evlilikte dünyevî birarzunun bulunması elbette mümkün değildir. Bu evlilikteki tek gayede, yalnız başına kalan birisine bir yardım eli uzatmaktanibarettir.


    Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananlarin üzerine olsun.
    6. Zeynep binti Cahş (ra):

    Allah Resulü’nün halasının kızıdır. Gayet asil,ince ruhlu ve iç derinliğine sahip bir hanımdı. Yakınakrabası olması hasebiyle Hz. Peygamber’in çok iyi bildiği vetanıdığı birisi idi. Evlilik çağı gelince de onu,evlatlığı Zeyd’e istemişti. Onun ailesi ilk önceleri böylebir teklif karşısında biraz tereddüt gösterince, bunun üzerineşu âyet nâzil olmuştur: "Bununlaberaber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin birerkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka birtercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulü’ne karşıgelirse, açık bir sapıklık etmiş olur." (33, Ahzâb:36).

    Neticede hem ailesi, hem de kendisi teklifi kabul etmişlerdir. Onlar kızlarınıResulullah’a vermek istiyorlardı. İstenen kişi başkasıolunca, başlangıçta haklı olarak bir tereddüde kapıldılar.Daha sonra da Zeyd’le nikahları kıyılmış oldu. Ancakbu evlilik kısa sürmüş, sonunda boşanmak mecburiyetinde kalmışlardır.

    Resulullah’ın bununla olan evliliği, bir kısım kimselertarafından serrişte edilmiş, hakkında ileri geri konuşulmuştur.Tabii bunu yapanlar bir kısım münafık veya inançsızkimselerdir.

    Kur’ân-ı Kerîm bu evlilikle alâkalı şu malûmatıvermektedir:
    "Allah’ın nimet verdiği,senin de nimetlendirdiğin kimseye: ‘Eşini bırakma, Allah’tansakın’, diyor, Allah’ın açığa vuracağı şeyiiçinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa asılkendisinden korkulması gereken Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğinikesince, Biz, onu sana nikahladık ki, (bundan böyle) evlatlıkları,hanımlarıyla ilişkilerini kestikleri zaman, o kadınlarlaevlenmek hususunda müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emriyerine getirilmiştir."
    (33, Ahzâb:37).

    Allah’ın kendisine İslâm nimetini verdiği ve Hz.Peygamber’in âzad ederek hürriyetine
    kavuşturmak suretiyle lütufta bulunduğu kimse, Zeyd’dir (r). Buradabunun, bu niteliklerle nitelenmesi, nimetin değer ve şükrünübilecek güzel niteliklere sahip olduğunu tescil ile, gönüldekinikendisine olduğu gibi söylemek için çekinecek bir taraf olmadığınabir dikkat çekmektir. Yani senin, böyle senden nimet görmüş bir kimseyekarşı çekinmene hiçbir sebep yokken diyordun ki: "Eşinibırakma, kendi yanında tut." Yani Zeyneb’i boşama.

    Yukarıda da bir nebze değindiğimiz gibi Zeynep (r), asil biraileye mensup, soylu ve gayet ince ruhlu bir kadındı. Zeyd’i köleliktenazad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk sayamamış,ona varmak istememişti. Bu evliliğe yalnızca Allah Resulü istediğiiçin ‘evet’ demişti. Ancak Zeyd’e bir türlü kalbi ısınmamış,devamlı bir huzursuzluk içerisindeydi. Zaman zaman da Zeyd’e (r) karşıkendi üstünlüğünü söylemekten geri durmuyordu. Gerçekten her ikitaraf da böyle bir evlilikten mutlu görünmüyorlardı. Durum Resûlullah’aintikal ettiriliyor, ancak o hep sabır tavsiye edip, ayrılmalarınıistemiyordu. Ve ona şu tavsiyeyi yapıyordu: "Hanımınıyanında tut ve Allah’tan kork." Yani kadını boşamanın,önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katındasorumluluk getiren bir iş olduğunu düşün. Çünkü "Allahkatında helallerin en çirkini, boşamadır."

    Ayetin devamında:"Allah’ın açığavuracağışeyi içinde gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah,kendisinden korkmana daha çok lâyıktır."


    Allah Resûlü, Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle, bir gün Zeyneb (r)’inkendi hanımı olacağını biliyordu. Ancak bunu, açıklamaemri olmadığı için gizliyordu. Yoksa böyle açık bir emirolsaydı, onu uygulama ve bu emre uymada asla tereddüt göstermez, onutehir etmeyi aklından dahi geçirmezdi. Sonuç ne olursa olsun onu açıklardı.Fakat Resûlullah içinde hissettiği bir ilhamla karşı karşıyaidi. Onu açığa vurmak ve insanlara bildirmek istemiyordu. Bu durum,Allah’ın bu işi açığa vurmasına kadar devam etti.

    Bu durumu açıklamak Resûlullah’a o kadar zor gelmişti ki, bununlailgili olarak Hz. işe validemizin şu sözü nakledilmektedir:
    "EğerAllah Resulü kendisine gelen vahiyden bir şey gizleseydi, işte buevlilikle ilgili olan âyeti gizlerdi."

    Böyle bir durum da, peygamberliğin ağır yüklerinden birioluyordu. Ancak Resulullah, diğer vazifeleri yanında bunu da yüklenmişve böyle bir durumu asla hoş karşılamayan, o günkü topluma karşıçıkmış, tevhid akidesini haykırmaktan, putlarıyermekten ve atalarının hatalarını söylemekten çekinmeyenHz. Peygamber, bu konuda kavmiyle karşılaşmakta tereddüt göstermişti.

    Konuyla ilgili tereddüdünün kaynağı ictihadîdir. Ve bizim inancımızagöre Peygamberimiz’in bu tereddüdü bu olayın Müslüman çevrelerde veAraplar içinde ne denli büyük yankılar yapacağını,etkisinin nereye kadar varacağını düşünmesinden kaynaklanmıştır.Allah Resulü, bu tereddüdünde ısrar etmemiş, kısa bir zamandabu tereddütleri yenmiş ve vahyin gereğini yerine getirmiştir.Ayetlerde gelen İlâhî ikaz, sadece içtihâdî olarak düştüğübu tereddüt anı ile ilgilidir. Kişisel bir psikolojinin etkisidir. Vebu tür bir tereddüt, Allah’ın ilminde ve ölçüsünde daha iyi olmanınkarşısında yer alır. (Yani, İlâhî kriterlere görePeygamber (sav), bu tereddüdü göstermemeliydi. Ayetlerden aldığıişaretle harekete geçmeliydi.)

    Evet Zeynep’le evlenme çok ağır gelmişti. Ancak bunureddetmek mümkün değildi. Çünkü bu evliliğin nikahı, bizzatYüce Yaratıcı tarafından kıyılmış, bunamelekler de şahitlik yapmışlardı.

    7. Ümmü Seleme (ra):

    Bu da ilk Müslümanlardan olup, Habeşistan’a hicret edenlerdendir. Dahasonra da Medine’ye hicret etmiş, çok sevdiği ve kendisine sıkıntılıhicret yolculuklarında arkadaşlık yapıp, yanından hiçayrılmayan biricik eşini Uhud Savaşı’nda şehit vermiştir.Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle, hayat külfetini yüklenmişbu kadına, ilk şefkat elini, Hz. Ebubekir ve Ömer uzatırlar.Ancak o, bu talepleri reddeder.

    Daha sonra evlilik teklifini Resulullah yapar ve bu teklif kabul edilir. Böyleceyetimleri, sıcak bir yuvaya kavuşmuş, babalarının ölümündenduydukları üzüntüyü, Allah Resulü vesilesiyle unutmuş, hiçbirzaman gerçek bir babayı aratmayacak bir babaya kavuşmuş oldular.

    Ümmü Seleme de Hz. işe gibi dirayet ve fetaneti olan bir kadındı.Bir mürşide ve mübelliğe olma istidadındaydı. Onun içinbir taraftan şefkat eli onu, himayeye alırken, diğer taraftan da,bilhassa kadınlık âleminin medyûn-u şükran olabileceğibir talebe daha ilim ve irşad medresesine kabul ediliyordu.

    Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Resulullah’ın,bir sürü çocuğu olan, bir dul kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürükülfet altına girmesini, başka hiçbir şeyle izah edemeyiz.

    Evet, çok kadınla izdivaç, bilhassa ahkâmla gelen Enbiyâ için bir bakıma zaruridir. Zirâ, dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, ona ancak bir insanın nikahlısı muttali olabilir. Binaenaleyh, dinin bu yönlerini anlatmak için herhangi bir istiâre ve kinayeye başvurmadan bulandırır ve istinbatı her şeyi alabildiğine açık bir şekilde anlatacak, mürşidelere ihtiyaç vardır.

    Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananlarin üzerine olsun.

    8. Ümmü Habîbe (Remle binti Ebî Süfyan) (ra):Mekke’de küfrün bayraktarlığını yapan Ebû Süfyân’ınkızıdır. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarmayamuktedir Yüce Rabbimiz, gelecekte müminlerin annesi konumuna yükselecek bukadına, İslâm’ın bidayetinde imanı nasip etmişti.Mekke’nin zor şartlarında inancını yaşayamayınca,kocasıyla birlikte Habeşistan’a hicret etme mecburiyetinde kalmıştı.Ancak bu esnada kocası önce Hıristiyan olmuş, sonra da ölmüş,Ümmü Habibe yalnız başına kalmıştı. Allah Resulüdurumu öğrenince Necâşi’ye haber göndererek, tek başınakalan bu hanımın kendisine nikahlanmasını istedi. Durumu öğrenincefevkalâde sevinen Ümmü Habibe’nin nikahı, Necâşi huzurunda kıyılmışoldu.

    Şayet Hz. Peygamber böyle yapmayacak olsaydı, yalnız ve kimsesizbu kadın, ya Mekke’ye dönecek babasının ve ailesinin şiddetlizulümleri karşısında dinini bırakacak, ya Hıristiyanlardanyardım dileyecek, ya da kapı kapı dilenip hayatını sürdürecekti.Ancak bu evlilikle en güzel yolu seçmiş oluyordu.

    Bu evlilik vesilesiyle, o gün için Müslümanların ve Peygamber’in azılıdüşmanı olan Ebû Süfyan, inananlara yaptığı işkenceyihafifletmiş, içinde Hz. Peygamber’e karşı olan azılıkini birazcık dahi olsa dinivermişti. Daha geniş dairede ise,Emevîlerle bir akrabalık te’sis edilmiş oldu ki, bu da onlarınMüslümanlığa girmelerini kolaylaştıran bir unsur oldu.Bundan sonra Ebû Süfyan hâne-i saâdete rahatlıkla girip çıkmaavantajına sahip olarak, Müslümanlığı daha yakındantanıma fırsatını bulup, sonunda iman dairesine girmişoldu.

    Açıkça görüldüğü gibi bu evlilikte de, kimsesiz kalan birininyardımına koşup, onun elinden tutma, onun vesilesiyle Müslümanlarayapılan işkenceyi hafifletme ve azılı düşman biriyleakrabalık kurup, onun imana gelmesine vesile olma vardır.


    Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c.)'a hamd olsun. Salatü selam alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) ve tüm inananlarin üzerine olsun.
     



Sayfayı Paylaş