Ntotoatsana Rüzgarın Kaçırdığı Kız Masalı

Konusu 'Çocuk Bölümü' forumundadır ve EmRe tarafından 4 Haziran 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Ntotoatsana Rüzgarın Kaçırdığı Kız Masal Anlatımı

    Bir zamanlar bir kabile şefi vardı. Küçük oğlundan başka Ntotoatsana adında çok güzel bir kızı vardı. Başka kimse olmadığı için hayvanları otlağa götürmek kızın göreviydi. Bir gün hayvanlar köyden uzak bir yerde otlarken korkunç bir fırtına patladı. Rüzgar Ntotoatsana’yı aldığı gibi havalandırdı. Ma-Telebeler’in yaşadığı ülkeye uçurdu.

    Bunlar çok değişik insanlardı. Sadece bir bacakları, bir kolları, bir gözleri ve bir kulakları vardı. Bu korkunç ve kötü insanların arasında Ntotoatsana kendini çok mutsuz hissetti. Ama bütün yalvarmaları boşunaydı, orada kalacaktı. Çok güzel olduğu için şef onu oğluyla evlendirdi. Adam Ntotoatsana’nın kaçmasından korktuğu için kulübenin eşiğinin altına iki tane büyülü öküz boynuzu gömdü. Öküz boynuzları kızı gözetleyeceklerdi. Ntotoatsana ne zaman kaçmaya yeltense, boynuzlar hemen ötmeye başlıyordu.

    “Ha ha ha ha

    Nereye gidiyorsun Ntotoatsana?

    Rüzgar getirdi seni bize

    Bu yol hazırlığı niye?

    Bizimle yaşayan Ntotoatsana kaçıyor,

    Kendi ülkesine geri dönüyor!”

    Bunu duyan Ma-Telebeler hemen koşup kızı yakalar ve reisin oğluna geri getirirdi. Senelerce böyle yaşadı Ntotoatsana yabancıların arasında. Bir süre sonra iki kız çocuğu getirdi dünyaya. İkisi de anneleri gibi güzeldi. Bir gün kız kardeşler su almaya pınara gitti ve çalılıklarda yabancı bir adam gördüler. Ama Ma-Telebeler gibi tek kollu, tek bacaklı, tek kulaklı ve tek gözlü değildi adam. Yakışıklı ve iri yarıydı. Dünyadaki diğer insanlara benziyordu.

    Aslında yabancı da değildi. Yılardır durmadan kız kardeşini arayan, annelerinin ağabeyiydi. Yanında adamları ve siyah bir koç vardı. Tabii ki çocuklar dayılarını tanımadı. Yakışıklı yabancının da çocuklardan haberi yoktu.

    “Babanız kim” diye sordu adam.

    Kardeşler cevapladı: “Tek kollu, tek bacaklı, tek gözlü ve tek kulaklı”.

    “Peki anneniz kim?”

    “Ntotoatsana” dedi çocuklar.

    “Peki annenizin babası kim?”

    “Bilmiyoruz” dediler, “babasının sürüsünü otlatırken rüzgar getirmiş annemizi buraya”.

    “O zaman siz benim kardeşimin çocuklarısınız” diye sevinçle haykırdı adam. Sonra sustu ve üçünü birden nasıl kurtarabileceğini düşünmeye başladı.

    “Dinleyin”, dedi biraz sonra “şimdi size bir kamış vereceğim. Eve götürüp kimse görmeden, annenizin her zaman oturduğu postun altına saklayın. Anneniz oturunca kamış kırılacak. O zaman ağlayıp sızlanmaya başlayın ve akşam olmadan pınardan size yeni bir kamış getirmesini isteyin. Gerisini bana bırakın”.

    Çocuklar dayılarının dediğini harfi harfine yaptı. Eve gelir gelmez kamışı postun altına sakladılar ve anneleri oturup da kamış kırılınca bağıra çağıra ağlamaya başladılar. “Ağlamayın, yarın erkenden pınara birini gönderip yeni bir kamış kestirtirim” dedi.

    “Hayır anne” diye inledi kızlar, “Lütfen şimdi git pınara ve bize kamış kes”.

    Ntotoatsana kalkıp kamış kesmeye pınara gitti. Ama bir de ne görsün! Pınarın başında kardeşi bekliyor. Hemen tanıdı onu, koşup sarıldı ve sevinçten ağlamaya başladı.

    “Ağlama” dedi kardeşi “gece olup herkes uyuyunca kızları alıp buraya gel birlikte kaçacağız”.

    “Buradan gidemem. Kocam eşiğin altına bir çift öküz boynuzu gömdü. Ne zaman kaçmaya kalkışsam çalmaya başlıyorlar”.

    “Kolayı var” dedi kardeşi, “Boynuzların içine kaynar su dök, sonradan serçe darısı hamuruyla tıka, üzerlerine birkaç tane büyük taş koy. Herkes uyunca kızları al buraya gel”.

    Ntotoatsana eve döndü ve kardeşinin söylediklerini bir bir yaptı. Gece olup da herkes uyuyunca kızları alıp pınar başına gitti. Boynuzlar hemen çalmaya başladılar, ama kaynar su sese engel oldu. Sadece zayıf bir homurtu duyuldu.

    “Köpekler de bu gece amma garip havlıyor” diye düşündü köylüler yataklarında ve öteki yanlarına dönüp uyumaya devam ettiler.

    Ertesi sabah su toprağa akıp hamur kuruyunca ve taşlar da kenara düşünce köylüler boynuzların çaldığını duydu.

    “Ha ha ha ha

    Nereye gidiyorsun Ntotoatsana?

    Rüzgar getirdi seni bize

    Bu yol hazırlığı neyi?

    Bizimle yaşayan Ntotoatsana kaçıyor,

    Kendi ülkesine geri dönüyor!”

    Bunu duyan Ma-Telebeler hemen fırlayıp Ntotoatsana ve çocukların peşine düştü. Kaçaklar epey yol almışlardı, ama Ma-Telebeler tek bacaklarıyla çok uzağa sıçrayabildikleri için kısa zamanda yetiştiler onlara. Ntotoatsana çok korktu, ama kardeşi güldü ve siyah koçu gönderdi takipçilerin üzerine. Koç arka ayaklarının üzerine kalktı ve çılgınlar gibi dönerek şarkısını söylemeye başladı:

    “Me, me, me, me,

    Yüzlerce tek bacaklı yedim ben.

    Sizi de yer yutarım hiç düşünmeden!”

    Ma-Telebeler iki ayağının üstünde dans eden ve böyle tehditkar bir şarkı söyleyen siyah koçtan korktu. Oldukları yerde kalakaldılar ve ne yapacaklarını bilemediler. Biraz sonra korkuları geçtiğinde siyah koçla beraber Ntotoatsana ve çocuklar gözden kaybolmuştu.

    Ma-Telebeler tekrar düştüler kaçakların peşine. Tek bacaklarıyla uzun mesafe alabildiklerinden öğle saatlerinden hemen sonra yetiştiler onlara. Yine siyah koçu salıverdi erkek kardeş. Koç yine arka ayaklarının üstünde yükselip şarkı söylemeye başladı ve daha da ürkütücü bir sesle söylemeye başladı şarkısını:

    “Me, me, me, me,

    Binlerce tek bacaklı yedim ben.

    Sizi de yer yutarım hiç düşünmeden!”

    Yine korktu Ma-Telebeler. Çaresizce durup kaldılar oldukları yerde. Korkuları geçtiğinde koç, Ntotoatsana ve çocuklar gözden kaybolmuştu. Ma-Telebeler vazgeçmediler. Yine düştüler kaçakların peşine.

    “Siyah koç istediği kadar deli gibi dans edip şarkı söylesin, artık korkutamaz bizi” dediler ve tek bacaklarıyla olabildiğince uzağa sıçrayarak düştüler kaçakların peşine. Akşama doğru yetiştiler onlara. Bu kez erkek kardeş gülmedi. Koçun artık onları korkutmayacağını biliyordu. Ayrıca Ntotoatsana ve çocuklar o kadar yorulmuştu ki ayakta zor duruyorlardı.

    Koç yine fırladı ortaya ve arka ayaklarının üzerine kalkıp dönerek başladı şarkısını söylemeye:

    “Me, me, me, me,

    Bütün tek bacaklıları yedim ben.

    Sizi de yer yutarım hiç düşünmeden!”

    Şarkısını bu defa o kadar vahşi bir sesle söyledi ki, yer titredi ve güneş ufukta kayboldu. Bir anda etraf karardı. Ma-Telebeler o kadar çok korktu ki, arkalarına bakmadan tabanları yağlayıp evlerine kaçtı.

    Kardeşi, Ntotoatsana ve çocukları köylerine döndü. Herkes ailenin sağ ve salim olmasına çok sevindi. Herkes Ntotoatsana’nın öldüğünü düşünmüştü. Dönüşünden sonra hemen saçlarını kesti Ntotoatsana. Bütün akrabalar ve dostlar çağrılıp şölen verildi. Sonunda Ntotoatsana evine geri dönmüştü, üstelik iki güzel kızı da yanındaydı.
     



Sayfayı Paylaş