Nöroloji ve Beyin Cerrahisi -Genel-

Konusu 'Sağlık-Genel' forumundadır ve RüzGaR tarafından 14 Aralık 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    Migren

    Migrenin Belirtileri Nelerdir?

    En sık rastlanan belirti, hafiften başlayarak çok şiddetli, zonklayıcı karaktere dönüşen baş veya boyun ağrılarıdır. Ağrı genelde (ama her zaman değil) başın bir tarafında olur ve en az bir kaç saat devam eder. Ağrı geçtikten sonra migren hastası kendini genellikle yorgun ve bitkin hisseder. Bazen de bir mutluluk duygusu taşıyabilir.

    Diğer belirtiler (bu belirtiler baş ağrısından önce veya baş ağrısı esnasında olabilir):

    Kabızlık veya ishal
    Sinirlilik
    Mide bulantısı ve / veya kusma
    Işığa karşı duyarlılık
    Gürültüye karşı duyarlılık
    Kokulara karşı duyarlılık
    Kafa derisinde hassasiyet
    Kan damarlarında gözle görülebilen genişleme
    Boyun ve / veya omuz ağrısı veya tutukluğu
    Vücudun uç noktalarında (eller, ayaklar) ağrı, sızı
    Dokunma hissinde azalma

    Aura dönemi ( Genelde klasik migrende ağrı başlangıcından önce) belirtileri:
    Görme duyusunda bozukluklar
    - Kör noktalar
    - Işık noktaları görme
    - Görme duyusunun tünel gibi olması
    Görme ve duyma ile ilgili halusinasyonlar (yanılsamalar)
    - Zikzak şekilleri görme
    - Gelin teli şeklinde görüntüler
    Vücudun bazı bölgelerinde uyuşma
    Kulak çınlaması
    Konuşma bozuklukları
    Başka duyular ile ilgili bozukluklar

    Diğer sık rastlanan belirtiler:
    Karın şişliği
    Üşüme, el ve ayaklarda soğukluk
    Esneme
    Ağız kuruluğu
    Vücutta su toplanması
    Terlemede artış
    Burun akması
    Sık idrara çıkma
    Açlık – tatlı yeme isteği veya iştahsızlık
    Konsantrasyon bozukluğu, dikkatin azalması, düşüncede yavaşlama
    Kelime bulma güçlüğü, konuşurken takılma
    Durgunluk, donukluk bazen de aktivitede aşırı artış
    Kalp atışlarının hızlanması
    Yüksekten başı dönme

    Migreni Başlatan Etkenler Nelerdir?
    Migrenin fizyolojik nedenleri ne olursa olsun, pek çok migren hastası, migreni başlatan bazı faktörler tespit etmişlerdir. Bu faktörler her migren hastası için farklılıklar göstermekle birlikte en sık ifade edilenleri şunlardır:

    Çevresel faktörler:
    - Yükseklik değişiklikleri
    - Hava kirliliği (ozon ve sis)
    - Parlak güneş ışığı veya lamba ışığı
    - Flüoresan ışıklar veya titreyen herhangi bir ışık (örneğin; tavan vantilatörlü odalar, jaluzi içinde
    süzülen güneş ışığı, bilgisayar monitörleri)
    - Saçın kuyruk şeklinde sıkıca bağlanması veya saç tokaları
    - Yüksek ve devamlı gürültü (örneğin; bebek ağlaması, vantilatör sesi, güç kaynaklarının sesi,
    yankılanan koridorlar vs.)
    - Parfümler
    - Kuvvetli diğer kokular ve kimyasal maddeler: Kumaş boyası, duvar boyası, çöp kokusu, araba
    egzoz dumanı vs.
    - Hava durumundaki değişiklikler (basınç farklılıkları, nemde farklılık, hava sıcaklığında değişiklik,
    kuvvetli rüzgar, kasırga)
    - Havasız ortamlar
    - Mevsimsel değişiklikler (sonbahar ve ilkbahar en kötü zamanlardır)


    Cacophony - Rosemary El'Hage

    Yiyecek ve içecekler:
    - Alkol ( özellikle kırmızı şarap)
    - Sentetik tatlandırıcılar
    - Kafein ( fakat bazı hastalarda migreni azaltır)
    - Hindistan cevizi ve hindistan cevizi yağı ( güneş losyonları da dahil)
    - Narenciye
    - Çin yemekleri
    - Hazır çorbalar
    - Hazır peynir tozu maddeleri
    - Soya proteini ve soya sosları
    - Baharat ve hazır soslar
    - Et terbiyesi için hazır soslar
    - Bira mayası
    - İçlenmiş şarküteri ürünleri
    - Hazır, yağsız kavrulmuş fındık ve fıstık
    - Bazı patates cipsleri
    - Peynir suyu
    - Zeytinyağı
    - Turşular
    - Tuz
    - Ekşi krema veya yoğurt
    - Soğan, Domates, Ispanak, Taze bezelye, Patlıcan, Fasulye gibi sebzeler
    - Kızartmalar
    - Deniz ürünleri
    - Tavuk ciğeri
    - Yiyeceklerde kullanılan boya maddeleri ( özellikle kırmızı)
    - Buğday ürünleri
    - Muz, Kivi, Mango, Ananas, Kırmızı erik, Çilek gibi bazı meyveler
    - Çikolata
    - Mısır
    - Papaya

    Davranış kalıpları:
    - Öğün atlama
    - Fazla uyuma veya uyku eksikliği
    - Temizlik maddeleri veya kokulu deterjanlar
    - Uçak yolculukları
    - Doğum kontrol hapları
    - Sigara ve diğer tütün ürünleri
    - Su kaybı
    - Kadınlarda hormonal değişiklikler ( migrenler adet öncesi, adet esnasında veya adetin sonunda
    artabilir ve genellikle hamileliğin üçüncü ayından sonra yok olur)
    - Oruç tutmak, fazla karbonhidratı bir anda almak gibi kan şekerinin düşmesine neden olan
    durumlar
    - Fiziksel travma
    - Başa basınç uygulama ( fakat bazen migreni azaltır)
    - Uyku düzeninde değişiklik
    - Stres, özellikle stresin birden yok olması ( hafta sonu baş ağrısı sendromu)

    İlaçlar dışında neler migren ağrısını azaltmakta yardımcı olur?
    Esas yöntem ,karanlık ve sessiz bir odada uyumak gibi görünmekte. Bazıları için fonda hafif bir müzik veya gürültüsüz bir TV kanalının olması daha rahatlatıcı olabilir.

    Diğer önleyici yöntemler:

    - Akupunktur
    - Soğuk hava veya duş
    - Egzersiz
    - Boyun arkasına sıcak kompres
    - Saf oksijen
    - Baş ve boyun masajı
    - Duş: Bir kaç dakika sıcak sonra soğuk sonra tekrar sıcak duş.
    - Ayakları sıcak suya sokma
    - Kusma
    - Başa buz kompresi
    - Başın bir tarafına sıcak, diğer tarafına buz kompresi yapmak
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Baş Ağrıları


    Yaşamının herhangi bir döneminde baş ağrısından yakınmayan insan yoktur. Ancak baş ağrılarını iki şekilde değerlendirmek gerekir. Birincisi çeşitli hastalıkların bulgusu olarak baş ağrısı, ikincisi ise başlı başına bir hastalık olarak baş ağrısı. Birinci gruptaki baş ağrıları genellikle gözlerden, kulak, burun, boğaz hastalıklarından, dişlerden kaynaklanan baş ağrılarıdır. Genellikle bu tür baş ağrılarının teşhis ve tedavisi daha kolaydır.
    Baş ağrılarını şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

    Migren tipi damarsal baş ağrıları,
    Gerilim baş ağrısı,
    Kombine yani damarsal ve gerilim baş ağrısının birlikte bulunuşu,
    Migren dışı damarsal baş ağrısı,
    Psikiyatrik nedenlere bağlı baş ağrısı,
    Kafa içinde inflamasyona bağlı baş ağrısı,
    Gözden, kulaktan, dişlerden, burun ve sinüslerden kaynaklanan baş ağrıları,
    Boyundaki yapılardan kaynaklanan baş ağrıları.

    GERİLİM BAŞAĞRISI

    Gerilim baş ağrısı baş ağrıları içinde en sık görülen tiptir. Çevresel faktörlerin değişmesi, aşırı sorumluluk yüklenme, düş kırıklıkları, ailesel ve ekonomik sorunlar gibi insan yaşamındaki önemli değişiklikler sonucu yüz, baş ve boyun kaslarının sürekli gerilmesi ile ortaya çıkan şiddetli baş ağrısıdır. Çoğu kez hasta kendi kendisine migren tanısı koyar. Oysa hem mekanizma hem de tedavi yönünden gerilim baş ağrısı migrenden çok farklı bir biçimde ele alınmaktadır.
    Gerilim baş ağrısının en önemli özelliği genellikle boyun bölgesinden başlayarak tepeye doğru yükselmesi ve sıkıştırıcı bir ağrı şeklinde seyretmesidir. Hastalar çoğu kez bu durumu başın cendereye alınmış gibi sıkıştırılması şeklinde nitelendirirler. Bu belirtinin yanı sıra bir çok hastada başta yanma hissi, keçeleşme, dokunma ile hassasiyet gibi bulgular ortaya çıkar.

    Migrenli hastalar kuytu sessiz bir yer ararken gerilim baş ağrısından yakınan hastalar tam tersi gezmek dolaşmak isterler.

    Gerilim baş ağrısı migrenin aksine tek bir bölgeyi tutmaz. Daha yaygın bir seyir gösterir. Gün ilerledikçe şiddetlenir. Saatler boyunca sürer gider.

    Migrende ağrı öncesinde görülebilen görme bozukluğu ve diğer belirtiler gerilim baş ağrısında yoktur.

    Gerilim baş ağrısında baş, boyun ve omuz bölgesi kaslarında basınç uygulamakla yansıyan ağrının ortaya çıkmasına neden olan tetikleyici noktaların (trigger points) ortaya çıkması önemli bir bulgudur.

    Kas kasılması baş ağrısının tedavisinde son yıllarda önemli adımlar atılmıştır. Kas gevşetici ilaçların yanı sıra depresyona karşı kullanılan ilaçlar son derece etkili olmaktadır.

    İlaçların yanı sıra çeşitli ilaç dışı yöntemler de baş ağrılarının kontrolünde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemlerin başında gevşeme eğitimi ve biofeedback gibi psikolojik girişimler gelmektedir. Hastalara nasıl gevşeyecekleri öğretilmekte ve bunun için biofeedback adı verilen elektronik cihazlardan yararlanılmaktadır. Bu yöntem özellikle kas kasılması baş ağrılarının tedavisinde son derece etkilidir.

    İlaç tedavisine ve gevşeme eğitimine dirençli ağrılarda baş, boyun ve omuz bölgesinde tespit edilen tetikleyici noktalara çeşitli enjeksiyonlar yapılarak kasların gevşetilmesi ve böylece ağrının kontrol altına alınması yoluna gidilir.

    GÜNLÜK SÜREN BAŞAĞRISI
    Her insan zaman zaman baş ağrılarından yakınır. Baş ağrıları her zaman belirgin bir nedene ya da hastalığa bağlı olmayabilir. Günlük süreğen baş ağrısı terimi bu ağrıları tanımlamak için kullanılmaktadır.

    Baş ağrısı kliniklerine başvuranların %30-40’ını günlük süreğen baş ağrılı hastalar oluşturur. Pek çoğuna önceden yanlış olarak migren tanısı konmuş ve migren tedavisi uygulanmıştır. Ancak hastalar bu tedaviden fayda görmediklerini ifade ederler. Bu hastaların yarısından fazlası hemen hemen her gün kontrolsüz bir şekilde ağrı kesici ilaç kullanmakta olduklarını belirtirler. Tüm ilaçlar gibi ağrı kesici ilaçların da doktor kontrolü olmadan gelişigüzel kullanımı istenmeyen sonuçlar doğurur. Bu hastalarda baş ağrısının günlük hale gelmesinin en önemli sebebi ağrı kesicilerin aşırı kullanımıdır. Ağrı kesici alınmadığında baş ağrısı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu baş ağrısı tipine analjezik (ağrı kesici) çekilme baş ağrısı da denir.

    Hastalarda baş ağrısı neredeyse her gün vardır. Sabah kalkar kalkmaz ağrı fark edilir. Ağrının tipi ve yeri değişkenlik gösterir. Ağrı ile birlikte bulantı, yorgunluk, uyku bozuklukları, hafıza ve konsantrasyon bozukluğu görülebilir.

    Günlük süreğen baş ağrılı hastalar genellikle değişik doktorlara başvurup gerekli gereksiz tetkikleri yapılmış ve çeşitli tedaviler uygulanmış, ya da tedaviyi kendileri şekillendirmişlerdir.

    Tedavide kullanılan ilaçların doktor kontrolü altında kesilmesi gereği vardır. İlaçların kesilmesiyle birlikte bir süre artan baş ağrılarıyla karşılaşılabilir. Bu dönemde hasta ağrı kesici ilacın çekilmesi nedeniyle oluşabilecek belirtilerin giderilmesi için hekiminin önereceği çeşitli ilaçları kullanmalıdır.

    Unutulmaması gereken bir başka nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz şekilde aşırı kullanımının sindirim sistemi ve böbrekler başta olmak üzere vücuda ciddi zararlar verebileceğidir. Hem günlük baş ağrılarından kurtulmak hem de bu zararlardan korunmak için kontrolsüz ilaç kullanımı doktor kontrolü altında sonlandırılmalıdır.


    Boyun Kaynaklı Baş Ağrısı

    Sanılanın aksine baş ağrıları her zaman beyinden ya da baştaki diğer yapılardan kaynaklanmaz. Baş ağrılarının boyundan da kaynaklanabileceği çok önceleri düşünülmüş, yıllarca tartışılmış ve 1983 yılında servikojenik (boyun kaynaklı) baş ağrısı terimi tıbba girmiştir.

    Boyun veya kafa arkasında yer alan sinir kökü, kemik, kas, eklem ve disk gibi yapıların çeşitli bozuklukları baş ağrısı şeklinde belirti verirler.
    Ağrı prensip olarak tek taraflı baş ağrısıdır. Ancak boyundaki bozuklukların yerine ve derecesine göre her iki tarafta da ağrı ortaya çıkabilir. Boyun hareketlerinde çeşitli yönlerde hareket kısıtlılığı, baş ağrısının çeşitli boyun hareketleriyle ortaya çıkarılabilmesi mevcut olabilir.

    Boyun kaynaklı baş ağrısından yakınan hastalarda sert spor yapma, baş ve boyun travması (örneğin, trafik kazası) öyküsüne sıklıkla rastlanır. Basit bir çarpma şeklindeki bir trafik kazası bile sonradan boyun kaynaklı baş ağrısına neden olacak bir hasara yol açabilir. Böyle bir durumda başın kamçı şeklinde hızla ileri geri hareket etmesi hasarı oluşturabilir.

    Ağrının şiddeti ve süresi hastadan hastaya değişmektedir. Ağrı genellikle boyundan başlar, zonklayıcı ve batıcı olmayan bir karakterdedir. Bulantı, ışığa ve sese hassasiyet gibi migrende belirgin olarak ortaya çıkan bazı belirtiler boyun kaynaklı baş ağrılarında da görülebilirse de bunlar, migrendekinden daha seyrek ve daha az belirgindirler. Fakat ne yazık ki pek çok baş ağrısı tipinde olduğu gibi, boyun kaynaklı baş ağrısı hastaları da yanlış olarak migrenli muamelesi görmüş ve migren tedavisi almışlardır.

    Tedavide ağrı kesici ilaçlardan sınırlı fayda sağlanır. Fizyoterapinin boyun hareketlerinin rahatlamasını sağlayarak ve boyundaki kas kasılmalarını gidererek fayda sağladığı bilinmektedir. En etkili tedavi yöntemi boyunda yer alan ve ağrıyı ileten sinirlerin radyofrekans termokoagülasyon yöntemiyle bloke edilmesidir. Bunların içinde en belirgin olanı da boyun hareketlerini sağlayan ve boyun omurları arasında yer alan faset eklemler dediğimiz eklemlerin sinirleridir
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    Baş Dönmesi

    Baş dönmesi diyince hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır. Bu durum hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı şiddetten, sadece zaman zaman bir kayma hissine kadar değişebilir. Hatta sadece bir göz kararması şeklinde ortaya çıkabilir. Tıp dilinde genel olarak vertigo adı verilir.



    Denge Nasıl Sağlanır:
    Dengenin sağlanması hala tam olarak çözülememiş çok karmaşık ve çok fazla organın rol oynadığı bir durumdur. Bu konuda rol oynayan organ ve sistemler arasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklem ve kaslar sayılabilir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu kadar çok organın rol oynadığı bir belirti olan baş dönmesi doğal olarak sadece bir branş uzmanı tarafından değerlendirilemez. Genellikle başlangıçta KBB ve Nöroloji doktorları muayene etsede göz, dahiliye veya fizik tedavi branşlarında da muayene olmak gerekebilir.

    Ne Gibi Şikayetler Hissedilir:
    Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir. Baş dönmesi olan hastalarda, sebebin ne olduğuna göre başka belirtilerde olur. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde bereberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler (nistagmus) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur.

    Sebepleri Ne Olabilir:
    Yukarıda anlatıldığı gibi baş dönmesi birçok organa bağlı olabilir. Ancak burada daha çok iç kulaktaki baş dönmesi yapan hastalıklardan bahsedilecektir. İç kulaktaki herhangi bir hastalık diğer kulak şikayetleri ile beraber baş dönmesi yapabilir. Ancak sadece baş dönmeside oluşabilir. Baş dönmesi yapan kulak hastalıkları arasında şunlar sayılabilir:
    -ÜSYE (üst solunum yolu infeksiyonları) sonrası iç kulak tutulumu
    -Pozisyona bağlı baş dönmesi (BPPV olarak kısaltılır ve iç kulakta dengemizi sağlayan toza benzer bazı maddelerin fizyolojisinin bozulması)
    -Meniere Hastalığı (İç kulaktaki sıvıların kimyasal durumlarının değişerek basınç artışı yapması)
    -Vestibüler Nörinit (İç kulaktaki denge ile ilgili sinyalleri beyine ulaştıran sinirin iltihaplanması)
    -Kronik orta kulak iltihaplarının iç kulağa yayılması (labirentit)
    -Menenjit veya diğer ateşli hastalıkların içkulağı etkilemesi
    -İç kulakta veya iç kulak sinirindeki tümöral hastalıklar

    Yukarıda belirtilen iç kulak hastalıkları hakkında kendi bölümlerinde daha ayrıntılı bilgi verilecektir.

    Muayenede Ne Görülür:
    Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir. Baş dönmesi gözle görülen bir problem olmadığı için mümkün olduğunca çok bilgi edinilmelidir. Bu amaçla doktorunuz ayakta yada yatarken hatta yürürken bazı testlere tabi tutacaktır.

    Ne Gibi Tetkikler Yapılır:
    Baş dönmesi için ne gibi tetkiklerin yapılacağı muayene sonunda elde edilen bilgilere göre yapılır. Eğer muayene sonucunda kulakla ilgili bir hastalık olmadığı kararına varılırsa doktorunuz sizi diğer branşlara sevkedecektir. Ancak buna karar verirken muayene sonrası bazı tetkikler genellikle yapılır. Bu tetkikler arasında en sık başvurulan odiometri adı verilen ve hem işitme hemde iç kulak fonksiyonları hakkında bize bilgi veren test uygulanır. Ayrıca yine kulakla ilgili normal filmler, bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans (MR) tetkiki yapılabilir. Bu testlere bazı kan tahlilleri de eklenebilir. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR' ile bile birşey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır.

    Nasıl Tedavi Edilir:
    Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok başdönmesi hastasında ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü diğer kulak zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavis Epley manevrası denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ilaç tedavisi kullanmak gerekir. Bu amaçla değişik ilaçlar kullanılsada hemem hemen hepsi belli oranda baş dönmesini azaltırlar. Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır. İlaç tedavisine cevap vermeyen Meniere hastalığında da bazen ameliyat yapılır.

    Nelere Dikkat Etmeliyim:
    Baş dönmesi olan hastaların, bu durumu azaltmak için evde uygulayabileceği bazı hareketler vardır. Bunları ya doktorunuz size tarif edecektir ya da verilecek broşürlerle size bilgi verilecektir.
     
  4. RüzGaR Super Moderator

    İNME

    İnme, beynin bir bölgesinde, kan akışının engellenmesi ya da beyindeki damarlardan kanın dışarı sızmasıyla ortaya çıkan bir hasardır. "İnme" terimi, olayın ani başladığını vurgular.


    Bazen bir baş ağnsı, sadece baş ağrısı değildir ya da baş dönmesi ile kollarınızda ve bacaklarınızda hissettiğiniz güçsüzlük sadece ne kadar çok çalıştığınızın bir işareti olmayabilir.
    ABD'de ortalama olarak her dakika bir kişi inme geçirmekte, üç dakikada bir de bir kişi inme nedeniyle ölmektedir. İnmenin her yıl başka herhangi bir nörolojik hastalığa göre daha fazla kişiyi etkilemesine karşın (yılda yaklaşık 700 000 Amerikalı), bu hastalık çok zaman yanlış yorumlanmakta ya da başka hastalıklarla kanştırılmaktadır.

    Sizin ya da sevdiğiniz bir yakınınızın inme geçirmekte olup olmadığını bilmeniz, tedavi uygulanarak yaşama şansını artırmak açısından çok önemlidir. JAMA'nın bu sayısındaki bir makaleye göre, toplumun inmeyle ilgili uyarıcı belirtiler ve risk etmenleri konusunda önemli ölçüde eğitime gereksinimi vardır. Çalışmanın sonucuna göre, genellikle inme riski en yüksek olan gruplar, bu konuda en az bilgi sahibidir.

    Yaklaşık 2000 kişiyi kapsayan bu çalışma, aşağıdaki bulgulan ortaya koymuştur:

    Ankete yanıt verenlerin sadece yaklaşık yarısı (%57), inmeyle ilgili 5 uyancı belirtiden en az 1'ini doğru olarak tanımladı; %28'i en az 2 ya da daha fazla belirtiyi, sadece %8'i ise 3 belirtiyi doğru olarak sayabildi.
    İnme riskinin en yüksek olduğu, 75 ve daha ileri yaştaki kişiler, inmenin uyarıcı belirtileri ve risk etmenleriyle ilgili en az bilgiye sahiptiler.
    İnmeyle ilgili riske yol açtığı kabul edilmiş en az 1 durumun bulunduğu kişilerin çoğu, durumlarının inme riskini artırdığını bilmiyordu.
    tPA gibi pıhtı eritici bir ilaç, inmede acil tedavi olarak etkili olabilir. Bu ilacın etkili olması ve iyileşme şansını artırabilmesi için, inme belirtilerinin başlangıcını izleyen ilk 3 saat içinde uygulanması gerekir.

    İnme vakalarının yaklaşık %80'i iskemiktir (beyin arterlerinde kan pıhtılarının oluşmasına bağlı), geri kalanları ise hemorajiktir (kan damarının yırtılmasına bağlı beyin kanaması). ABD'de inme, ölüm nedenleri arasında, kalp hastalığı ve kanserden sonra üçüncü sırada yer almaktadır ve bu ülkedeki erişkinlerde önde gelen sakatlık nedenidir. Her yıl inme geçiren Amerikalılar'ın üçte birinin, bu hastalık nedeniyle öldüğü tahmin edilmektedir.

    İnme geçiren bir hastanın, hemen tanı konarak hastaneye yetiştirilebilmesi için, sadece risk taşıyanların değil herkesin, inmenin uyarıcı belirtileri konusunda eğitilmesi gereklidir.

    Ek kaynaklar: National lnstitute of Neurological Disorders and Stroke, American Heart Association, National Stroke Association, American Medical Association

    YAPILMASI GEREKENLER:

    Uyarıcı belirtiler ortaya çıktığında, hastaneye götürülmek üzere bir ambulans servisinin telefonunu arayın.

    İNMEYLE İLGİLİ RİSK ETMENLERİ:

    Yüksek kan basıncı
    Sigara kullanımı · Kalp hastalığı
    Diyabet
    Geçici iskemik ataklar (inmeyle ilgili uyarıcı belirtilerin görüldüğü kısa nöbetler)
     
  5. RüzGaR Super Moderator

    BEYİN ABSESİ

    Etyoloji : Bakteri, mantar veya protozoonlar tarafından parankimi içeren lokalize süpüratif proçeslerdir.

    Klinik Bulgular : Genel infeksiyona ait bulguların yanısıra intrakranial basınç artışı ile ilgili bulgular ve fokal nörolojik bozukluklar görülebilir. Ateş hastaların %50’sinde görülmezken ense sertliğide yaygın olarak karşılaşılan bir bulgu değildir. Kronik safhada başağrısı, kusma, letarji en çok karşılaşılan semptomlarken staz papiller hemen her hastada görülür.

    Tanı : Lomber fonksiyon kafa içerisindeki basıncın ani değişikliklerine neden olabileceğinden kontrendikedir. CT ve MRI lokalize infeksiyonun gösterilmesinde en efektif tetkiklerdir.

    Ayırıcı Tanı : Kontrastlı CT’de halka şeklinde boyanma gösteren beyin apseleriyle aynı şekilde görüntü veren yüksek grade’li gliomlar, metastatik tumörler ve bazen infarktlar ayırıcı tanı göz önüne alınmalıdır.

    Tedavi : Çapı 2 cm’den küçük olan lezyonlar, gerek klinik olarak ve gerekse CT ve MRI görüntüleriyle orta hat yapılarında belirgin yer değiştirmeye yol açmamışsa uygun antibiyotik ile medikal tedavi şansları yüksektir. Ancak medikal tedavi ile yeterli küçülme olmayanlarda cerrahi tedavi şarttır.
     
  6. RüzGaR Super Moderator

    BEYİN ANEVRİZMALARI

    [​IMG] Halk arasında baloncuk olarak bilinen anevrizma denince; genel olarak temiz kan taşıyan damarlara (arter) ait genişlemeler anlaşılır. Anevrizmalar aort damarı gibi çok geniş damarlarda oluşabildiği gibi, küçük ve orta boy damarlarda da teşekkül ederler. Bu bölümde konu edilen, bazen hiç bir belirti vermeden ani kanamalarla bazen çok dramatik sonuçlara yol açan beyin anevrizmalarıdır.

    Anevrizmalar yapı itibarı ile damar duvarının doğuştan zayıf olduğu noktalarda, genellikle de damarın daha küçük dallara ayrıldığı noktalarda oluşur. Damar duvarının zayıf olduğu noktada damar içi basınç (tansiyon) nedeniyle her kalp atımında damar duvarı zayıf noktadan dışarı doğru bombeleşerek baloncuk oluşur. Baloncuk duvarı, basınca dayanamadığı anda da patlar, patlama ya kendiliğinden olur ya da eforla oluşur. Örn. öksürme, ıkınma, cinsel temas gibi basınç artmasına neden olan aksiyonlar...
    • Anevrizma kimlerde oluşur, risk faktörleri nelerdir...
    • Damar duvarındaki yetersizlikler (Doğumsal)
    • Damar duvarındaki Arteriosklerotik veya hipertansif değişiklikler.
    • Travmatik (darp veya kaza sonucu kafa yaralanmaları)
    • Enfeksiyona bağlı
    • Risk Faktörleri:
    • Hipertansiyon
    • Sigara kullanımı
    • Oral Kontraseptifler (Doğum kontrol ilaçları)
    • Alkol (Şüpheli)
    • Kokain
    Anevrizmanın beyinde oluştuğu yerler:
    Beyini besleyen damarlar, beyin tabanında birleşerek Willis Poligonu adı verilen damar ağını meydana getirirler. Anevrizmalar genellikle bu willis poligonunda oluşur.
    Anevrizması olan insanların büyük bir bölümünün hiçbir şikayeti yoktur. Ancak bazen migren tarzında ya da spesifik olmayan baş ağrıları olabilir. Ayrıca anevrizmanın büyük olduğu durumlarda kitle etkisi nedeniyle beyinde komşuluk yaptığı sinirlerle ilgili belirtiler görülebilir. Koku ve görme duyularındaki bozulmalar gibi...



    Anevrizma nasıl ortaya çıkar?
    • Genel amaçlı yapılan tomografi veya MR tetkikinde tesadüfen
    • Kafa sinirlerine ait belirti vererek. Örneğin görme sinirine ait felçler.
    • Kanama sonucu: Kanama da sızıntı şeklinde beyin zarları arasına (subaraknoid kanama) veya beyin dokusu içerisine olmak üzere iki türlü olabilir.
    Yukarıdaki nedenlerden en önemlisi kanamadır. Aniden, çok şiddetli baş ağrısı, arkasından menenjit belirtisi olan ense sertliği, kusma, kanamanın cinsi ve ağırlığına göre bilinçte bozulma ve bazen bel ağrısı ile ortaya çıkabilir. Teşhis için yapılacak ilk iş bir nörolog ya da beyin cerrahisine müracaat etmektir. Anevrizmalarda ilaçsız olarak çekilen ilk beyin tomografisi kanama olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verir. İkinci aşamada MR veya kateter anjiografi mutlaka yapılmalıdır. Anevrizmaların rastlanma oranı Amerika'daki istatistiki verilere göre yüzbinde 6-10 arasında bulunmuştur. Anevrizmaların tedavisi cerrahidir. Ancak buradaki önemli olan nokta anevrizmaya kanama olmadan müdahele etmek, ya da hiç değilse birinci kanamdan sonra hastanın genel durumu uygunsa ameliyatını yapmak şarttır. Ameliyat, mikroşirürji uygulanarak yapılmaktadır. Son yıllarda endovasküler girişim de başarıyla uygulanmaktadır.
     
  7. RüzGaR Super Moderator

    Beyin Pilleri

    Beyin pilleri, başta parkinson hastalığı olmak üzere pek çok hareket bozukluğunun cerrahi tedavisinde yaygın olarak kullanılan oldukça karmaşık elektronik cihazlardır.

    Bilindiği gibi bütün hareket bozukluklarının başlangıç tedavisi medikal tedavi ile yapılmaya çalışılmaktadır. Ancak artık ilaç tedavisine cevap vermeyen veya istem dışı hareketler gibi şiddetli ilaç yan tesirlerinin gözlendiği ileri evrelerdeki parkinson hastalarında, spazmotik tortikollis adı verilen boyun kasılmalarında, şiddetli vücut kasılmaları ile giden distoni hastalıklarında çoğu zaman tıbbi tedavi yararlı veya yeterli olmamaktadır. Bu gibi hastalarda alternatif tedavi olarak beyin cerrahisinin bir alt dalı olan fonksiyonel ve stereotaktik beyin cerrahisi girişimleri hastalara önemli yararlar sağlayabilmektedir.

    Bu cerrahi girişimlerde amaç beyin içerisinde birkaç milimetre çaplı anatomik ve fizyolojik hedeflerin yerini doğru tespit edebilmek ve bu noktalardaki fizyolojik aktiviteyi etraflarındaki hayati önem taşıyan dokuları etkilemeden değiştirebilmektir. Bu değişiklik ya hedef bölgenin bir çeşit lazere benzeyen yöntem ile yakılması, bir başka deyişle "destrüktif girişim", veya bu bölgenin bir çeşit elektrik akımı verilerek etkilenmesi, yani "modülatif girişim" ile sağlanabilmektedir.

    Beyin pilleri nasıl çalışır?
    Beyin pilleri, insan beyninin içerisine yerleştirilen ve ucunda polariteleri değiştirilebilir dört platinium-iridium karışımı kutbu bulunan bir elektrod, bu elektrodu esas pil cihazına bağlayan bir uzatma(extension) ve pilin kendi gövdesinden oluşan elektronik düzeneklerdir. Elektrod kısmı beyin içerisine yerleştirilmekte, bu elektrod uzantı yardımıyla cilt altından göğüs kafesinin üst kısmına yerleştirilen pile bağlanmaktadır. Pil, cihazı dışarıdan bilgisayar aracılığı ile telemetrik programlanabilen oldukça karmaşık bir elektronik modüldür. Bu cihaz programlanarak beyin içersindeki elektrodun ucundaki dört kutbun pozitif\negatif\nötr olarak değiştirilebilmesi ve pek çok değişik kombinasyonlar yaratılabilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca verilen elektrik akımının şiddeti yani amplitüdü, frekansı yani saniyedeki verilen elektrik dalgası sayısı ve verilen akımın dalga genişliği ayarlanabilmekte, böylelikle beyinde etkilenen alanın yeri ve büyüklüğü değiştirilebilmektedir. Yukarıda tanımlanan özellikleri nedeni ile beyin pilleri insanlara takıldıklarında hareket bozukluklarının tedavisinde kontrol edilebilir, ayarlanabilir ve yan etkiler görüldüğü takdirde geri dönüşümü olan bir tedavi yöntemi olarak büyük kolaylıklar sağlamaktadır. 1970'li yılların sonunda tek bir kutbu olan ilk versiyonları ile başlanan beyin pilleri, 1902'li yılların başından itibaren yeni geliştirilen ve ucunda dört kutbu olan versiyonları ile giderek yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
    VKV Amerikan Hastanesi'ndeki bu sistem, dünyanın sadece birkaç merkezinde mevcut bir sistemdir:
    Hareket bozukluklarının tedavisinde hedef teşkil eden hücrelerin ve etraflarındaki hayati oluşumların yerlerinin hata payı olmadan bulunması büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda geliştirilen mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği, insan beyninin içerisine ucu iki mikron kalınlığında bir elektrod yerleştirilmesi ve bu elektrodun bilgisayar aracılığı ile ilerletilmesi ve oldukça karmaşık ve pahalı elektronik cihazlara bağlanması sureti ile beyindeki tek bir hücrenin elektriksel aktivitesinin algılanıp dinlenmesini veya bu bölgeye çok düşük elektrik akımı vererek uyanık ameliyat edilen hastaların bu uyarıya verdikleri cevabın incelenmesi sureti ile beynin fizyolojik haritasını çıkartılmasını sağlayan bir yöntemdir. Bu yöntem sayesinde bulundukları yerler hastadan hastaya en az iki-üç milimetre farklılık gösteren hedef hücrelerin yerleri 100 mikrondan daha az bir hata payı ile bulunabilmektedir. Dünyada sadece birkaç merkezde bulunan bu yöntem kullanılarak VKV Amerikan Hastanesi'nde Mart 1997 başından beri 285 operasyon başarı ile gerçekleştirilmiştir. Bu yöntem on hastaya toplam 14 beyin pili takılmıştır. Kullanılan mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği sayesimde hastalarda son derece başarılı sonuçlar elde edilmiş olup hiçbir komplikasyon ve yan etki gözlenmemiştir. Beyin pilleri genellikle yan etkilerin görülme risklerinin fazla olduğu iki taraflı cerrahi girişimlerde ikinci operasyonun etkilerinin kontrol edilebilir olması amacı ile uygulanmaktadırlar. Tek taraflı cerrahi girişimlerde lezyon yapma(yakma) işlemi oldukça başarılı sonuçlar verdiğinden ve daha ucuz olduğundan genellikle tercih sebebidir. Ancak son yıllarda beyinin subtalamik nukleus adı verilen bölgesine iki taraflı beyin pili yerleştirme operasyonunun ileri evrelerde parkinson hastalarında son derece çarpıcı iyileşme sağladığı, hastaların hemen hemen ilaç bile almaya ihtiyaç duymayacak kadar iyileşebildikleri gözlenmiştir. Bu tedavideki zorluk bahsedilen bölgenin çok küçük olması ve yerin doğru tespit edilmesinin çok güç olmasıdır. Ancak mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak bu bölgelerin hatasız tesbiti mümkün olmaktadır. Ekonomik güçlükler nedeni ile Türkiye'de bugüne dek mikroelektrod kayıt ve stimülasyon tekniği kullanılarak iki hastaya iki taraflı beyin pili takılmıştır ve bu hastalarda inanılması güç bir klinik iyileşme gözlenmiştir. Benzeri şekilde farklı hedeflere piller yerleştirilerek el titremelerinin, şiddetli boyun kasılmalarının ve boyun eğriliklerinin, kontrol edilemeyen ağrıların da bu yöntemle tedavisi mümkündür.
     
  8. RüzGaR Super Moderator

    Amyotropic Lateral Sclerosis

    Amyotropic Lateral Sclerosis (ALS) aynı zamanda Motor Nöron Hastalığı olarak ta adlandırılmaktadır . Hastalık, omurilik ve beyin sapındaki motor hücrelerin (nöronlar) kaybından kaynaklanmakta ve buna bağlı olarak kaslarda zayıflama ve erime meydana gelmektedir.Piramidal yol da etkilenmekte fakat zihinsel fonksiyonlar ve bellek bozulmamaktadır.
    El, bacak, ağız, yutak bölgesi ya da dil kaslarında başlayabilen kas zayıflaması, sürekli bir şekilde yayılmaktadır. Bülber alandaki kaslar tutulduğunda konuşma ve yutma güçlüğü ortaya çıkabilir. İleri devrelerde solunum yetersizliği görülebilir. Genellikle erişkin yaşlarda (40-50) ve erkeklerde görülme sıklığı kadınlara göre biraz daha fazladır.Hastalık Görülme Sıklığı 100.000' kişide 1-1,5 civarındadır. Daha genç ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilir. Genellikle zayıf insanlarda daha fazla görülmesi dikkat çekici bir noktadır. Ünlü bilim adamı Stephan Hawking de bu hastalıkla yaşamakta ve bilimsel çalışmalarını sürdürmektedir.

    Tanı konması
    ALS/MND nörolojik bir hastalıktır. Vücutta herhangi bir kasın zayıflığı fark edildiğinde vakit kaybetmeden nöroloji kliniklerine başvurmak en yerinde bir davranıştır. Tanı koymada EMG büyük önem taşır ayrıca hastalığı benzer özellik taşıyan diğer hastalıklardan ayırt etmenin de çok önemi vardır çünkü yanlış tanı konması durumunda tedavi gecikir veya sonuç alınamaz.


    Hastalığın belirtileri
    Başlıca belirtiler kaslardaki zayıflama ve erimedir. Duyu kusuru olmaksızın gelişen kas zayıflaması zaman içinde ilerleyip yayılır. Çok defa kol, bacak ve gövde de hastaların seyirme olarak tarif ettikleri fasikülasyonlar vardır. Ön boynuz hücrelerinin kaybına piramidal yol hastalığı eklenince reflekslerde canlılık, kaslarda spastisite (sertlik) ortaya çıkabilir. Bülber alan tutulmasıyla, konuşma, yutma güçlüğü başlar. Bazen hastanın söyledikleri hiç anlaşılamaz hale gelebilir. Hastalığın ilerlemesi ile hastanın hareketleri kısıtlanır ve sonunda hasta yatağa bağlanabilir. Beslenme güçlüğü ve solunum yetersizliği baş gösterir.


    Tedavi
    Maalesef iyi sonuç alınmış bir tedavi henüz bulunamamıştır. Riluzole (rilutek) adlı ilacın hastalığın ilerleme hızını biraz azalttığı ifade edilmiştir.. Trofik faktörlerle ilgili çalışmalar sürmektedir. Bir çok merkezde tedavi amacıyla antioksidanlar kullanılmakta ise de riluzole de dahil olmak üzere antioksidanların hastalığın seyri üzerinde belirgin bir etki yaptığı görülmemiştir. Tedavi konusunda ciddi çalışmalar yapılmaktadır.


    Bu hastalıklar için neler yapılabilir?
    Her şeyden önce yapılacak ilk iş hastanın yaşam kalitesini yükseltmektir. Bu amaçla hastaların yaşamlarını kolaylaştıracak teknik ve uygulamaları tanıtmak için her yıl uluslar arası kongre ve toplantılar düzenlenmektedir. Yurdumuzda ise Türkiye Kas Hastalıkları Derneği benzeri tanıtım hizmetlerini olabildiğince verme çabası içindedir. Bu hastalara yapılacak yardım, verilecek destek elbette bir ekip hizmeti olmalıdır. Bu ekipte doktorlardan başka deneyimli hemşire, fizyoterapist meşguliyetle tedavi uzmanı, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, konuşma terapisti yer almalıdır. Ancak yurdumuzda bu düzeyde bir hizmet ekibi henüz kurulamamıştır fakat bu konuda çalışmalar sürdürülmektedir. Bu hastaların evde bakımı doğal olarak bir takım güçlükler getirmektedir. Bakım konusunda bilgili ve deneyimli hemşirelerin gerekli sıklıkta yapacakları ev ziyaretleri (nursing care) aileler için yol gösterici olacak ve bu elemanlar beslenme ve solunum zorluklarına karşı gerekli önlemleri alacaklardır.Gelişmiş ülkelerde daha yakın bir izleme olanağı veren hospice adı verilen bakım üniteleri mevcuttur. Hasta burada barındırılarak her türlü ihtiyacı karşılanmaya çalışır. Türkiye Kas Hastalıkları Derneği de tüm nöromüsküler hastalıklar için- home care - nursing care olarak anılan evde hemşirelik hizmeti verebilecek bakımını elemanların yetiştirilmesi için zaman zaman kurslar düzenlenmektedir. Kurslarda deneyim ve beceri kazanacak hemşirelerin hastaları evlerinde ziyaret ederek gerekli bakım ve hizmetleri vermeleri amaçlanmaktadır. Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü, üniversite ve devlet desteği ile bu organizasyonun başarıyla yürütülmesi ve uygulamanın yaygınlaşması umulmaktadır.


    Yeni bilgilerin elde edilmesi
    Türkiye Kas Hastalıkları Derneği uluslar arası ALS/MND Dernekler Birliği'nin üyesi olup birlikle sürekli bir bilgi iletişimi içindedir. En son gelişme ve bilgiler süratle tarafımıza ulaştırılmaktadır.Elde edilen bilgiler ilgilere aktarılmaktadır. Bu amaçla günümüzün en hızlı bilgi iletişim aracı internetten yararlanılmak üzere merkez ve bazı şubelerimiz adına düzenlenmiş web sayfaları kullanılmaktadır. Dernek olarak hem toplumu bilgilendirme hem de yönlendirme görevi yerine getirilmeye çalışılmaktadır.


    Sonuç
    Bu hastalıkların tedavisi konusunda sadece gerçek uzman kişilerin söylediklerine inanılması gerekir. Alternatif tedaviler adı altında, hastalara, hiçbir bilimselliği olmayan tedavi yöntemleri sunulmaktadır. İşin üzücü tarafı bu tür faaliyette bulunanlar arasında üfürükçülerin yanı sıra tıp mesleği mensuplarının da bulunmasıdır. Hasta ve ailelerin bu konuda çok dikkatli olması ve hastalarını bu tür kişilerin eline teslim etmemesi gerekmektedir. Diğer taraftan basında çıkan bazı haberler konusunda da uyarılarımız olacaktır. Üzüntü ile belirtmek gerekir ki yazılı basının yanı sıra görsel basın da bazı tıp haberlerini iyice araştırıp gerçeklik payını belirlemeden ve bir uzmana danışmadan topluma aktarmakta ve olmayan umutlar uyandırarak düş kırıklığına yol açmaktadırlar. Bilime, bilim insanlarına uzman kişilere inanılmalı, güvenilmelidir. Emek, zaman, para, hastanın en iyi hale getirilebilmesi, mümkün olan en iyi şekilde yaşayabilmesi için harcanmalıdır. Bunun nasıl olacağını güvenilir kişilerden, uzmanlardan, derneklerden öğrenebilirsiniz.
     
  9. RüzGaR Super Moderator

    EPİLEPSİ

    Epilepsi halk adıyla sara, yenileyen nöbetler ile karakterize sıklıkla geçici bilinç kayıplarına neden olan bir durumdur. Ancak bu geçici bilinç kaybı her zaman oluşmaz.
    Nöbetler çok farklı şekilde ortaya çıkabilirler. Bazı nöbetten önce bir korku hissi olabilen olağan dışı bir algılama yaşanırken bazı nöbette kişi yere düşebilir veya ağzı köpürebilir. Bazen de boşluk nöbetleri dediğimiz kişinin gözünü bir noktaya dikmesi veya donuklaşması gibi durumlar ortaya çıkar. Epilepsi, ruh ya da akıl hastalığı değildir ve bazı nadir durumlar dışında zeka geriliğine yol açmaz.

    Epilepsinin nedenleri nelerdir?
    Tümörler, geçirilen beyin ameliyatları, doğuştan olan bozukluklar, doğum sonrası beyin iltihabı, ateşe bağlı istem dışı kasılmalar, vücudu etkileyen enfeksiyonlar, B6 vitamin eksikliği beslenme gibi nedenlerden meydana gelebilir.

    Tedavisi nasıldır?
    Epilepsi kompleks bir hastalık olduğundan doğru tedavi çok önemlidir. Bu bakımdan hastaların nörologa başvurmaları gerekmektedir.
    Tedavi genelde başlangıçta antiepileptik ilaç ile yapılır. Antiepileptik ilacın yeterli olmadığı durumlarda ve epileptik odağın ameliyata uygun olduğu durumlarda beyin cerrahisine başvurulur. Ayrıca kişiye ve ailesine danışmanlık hizmeti verilmesi faydalı olacaktır.

    Öneriler
    • Çocuğunuzda bir ya da birkaç kez bayılma, morarma, sıçrama, çırpınma, anlamsız bakma, dalma veya size olağan dışı gelen benzeri bir rahatsızlık fark ettiğiniz anda doktora başvurunuz.
    • Konu hakkında doğru bilginiz ne kadar fazla olursa çocuğunuza yardım etme imkanınızın o kadar artacağını unutmayın.
    • Tedavinin en önemli kısmını ailenin oluşturduğunu aklınızdan çıkarmayın. Doktorunuz epilepsi teşhisini kesin bazı deliller olmadan koymaz. Uzun süreli en az 4-5 yıllık, belki de ömür boyu sürecek ciddi ve zahmetli bir tedaviyi gerektirdiğinden teşhisi koyarken çok dikkatli davranmalıdır. Bu aşamada doktor aile işbirliğinin çok büyük önemi vardır.
    • Bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğunuza yapılacak şey onu zararlardan korumak ile sınırlıdır. Sakin olun, çocuğun yanından ayrılmayın, yardım gerekiyorsa bir başkasını bu işe görevlendirin. Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın. Çocuğu yan yatırıp tükürüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıp vermesi için başını hafif yana arkaya eğin. Elbiselerinin gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın dilini ısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisimle çeneyi açmaya çalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ağzındaki yiyeceklerin çıkartılması yararlı olur. Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarak ya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın. Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın, doktorunuzun önerileri dışında kendi kendinize nöbetin geçmesine yönelik bir şey yapmayın. Unutulmamalıdır ki tehlikeli görünümüne rağmen epilepsi nöbeti öldürücü değildir.
     
  10. RüzGaR Super Moderator

    PARKİNSON

    Beynin belli bölümlerinde meydana gelen yıkıcı değişikliklerle karakterize olan ve ilerleyici bir hastalıktır. Nedeni tam olarak bilinmemektedir.
    Nedenleri nelerdir?
    Kanama, zehirlenmeler, travma, korku ve duygusal bozukluklar hastalığa neden olabilmektedir.

    Belirtileri nelerdir?
    Titreme; hareket sırasında kaybolur, heyecan ve yorgunlukla artar.
    Oturma, ayakta durma pozisyonlarında baş öne doğru düşme eğilimindedir.
    Tüm vücut bükülme pozisyonundadır.
    Hareketler normale göre daha yavaştır ve azalmıştır.
    Yürüme bozuktur, ayak sürüme tarzında hareket ettirilir, bazı hastalar öne doğru, koşar gibi kısa ve hızlı adım alırlar,
    Çiğneme, yutma ve konuşma güçlükleri görülebilir.
    Hastalarda sıklıkla ağrı, aşırı salya, deride kızarma görülebilir, soğuk sıcağa göre daha iyi tolere edilir.

    Tedavi ve Öneriler

    İlaç tedavisi: Tedavide ilaç oldukça etkilidir. Egzersizle birlikte kullanıldığında daha yararlı olduğu bilinmektedir.

    Cerrahi yöntem: Hastanın etkilenen beyin bölgesine yapılmaktadır, ancak hareketin yavaşlığını etkilemez.

    Fizik tedavi ve rehabilitasyon: Erken dönemde başlanmalıdır. Değerlendirme sonrasında kapsamlı tedavi programı çizilmelidir ve bu her hastaya göre farklılık göstermektedir. Gerektiğinde yardımcı araç ve gereç kullanılmalıdır, hasta ve yakınlarına uzun süre hareketsizliğin zararlı olacağı anlatılmalıdır. Parkinson’lu hastalar için sabah kalktıklarında yataktan kalkmak zordur çünkü bütün gece aynı pozisyonda kalmışlardır. Bu nedenle sabah kalkmadan önce yatak içerisinde birkaç kez dönerek gevşemeleri yararlı olacaktır.
     
  11. RüzGaR Super Moderator

    MULTİPL SKLEROZ (MS)

    Beynin farklı bölgelerinin etkilendiği, ilerleyici bir hastalıktır. Genellikle genç erişkinlik döneminde ve kadınlarda daha sık görülür. Hastaların %95’i 20-40 yaş arasındadır. Bulgu ve belirtiler beyindeki harabiyetin yeri, boyutu ve sıklığına bağlı olarak çok değişik özelliktedir.

    Belirtileri nelerdir?
    En çok görülen belirtileri; bir veya daha fazla kol veya bacakta kuvvet kaybı veya uyuşma, görme bozuklukları, denge bozuklukları, titreme, mesane kontrolünün olmaması ve cinsel sorunlardır. Belirtiler birkaç saat içinde aniden açığa çıkabileceği gibi haftalar veya aylar sürecek kadar yavaş olarak da açığa çıkabilir. Hastalar genellikle uzun süreli yorgunluktan, hareketlerdeki güçlüklerden, denge problemleri ve yürüme güçlüğünden yakınırlar. MS olan hastalarda ayrıca hafıza bozuklukları, depresyon, duygusal bozukluklarda görülebilir.

    Tedavi ve Öneriler
    Hastalığın bugün için kesin bir tedavisi yoktur, ancak hastaya yaşamını düzenleyici önerilerle yardımcı olunabilir.
    MS’li hastalarda çok tipik bir yorgunluk gözlenir. Hastalar sabahları dinlenmiş olarak uyanırlar, akşam üstü kendilerini dinç hissederler, fakat öğleyin ve öğleden sonra ilk saatlerde yorgun hissederler. Hastalar ağır aktivite ve egzersizden kaçınmalı, gerekirse mesleki olarak çalışma alanları düzenlenmelidir.
    Hastanın mümkün olduğunca bağımsız hale getirilmesi tedavideki ana amaçtır. Hastanın hareketsiz kalması önlenmeli gerekiyorsa yürüme yardımcıları verilmelidir.
     
  12. RüzGaR Super Moderator

    SEREBRAL PALSİ (SP)

    Halk arasında “beyin özürlü” ya da “spastik çocuklar” olarak bilinen SP doğum öncesi, doğum sırası veya doğum sonrası bebeğin beyninde meydana gelen hasar sonucu oluşan, çocukta hareket bozukluklarının yanı sıra zihinsel gerilik, havale, görme, işitme, konuşma, algılama ve davranış bozukluklarına neden olabilen bir durumdur .
    SP ilerleyici değildir, ancak çocuk sinir sistemindeki bir hasar ile gelişmek zorunda olduğu için belirtiler yaşantısıyla beraber değişiklik gösterir.
    Bu nedenle erken tanı, hastalık kalıcı şekil bozukluklarına neden olmadan tedaviye başlanması açısından büyük önem taşır.

    Nedenleri nelerdir?

    Doğum öncesi nedenler: Anne baba arasında akrabalık, kan uyuşmazlığı, annenin hamileliği sırasında özellikle ilk 3 ayda geçirdiği enfeksiyöz hastalıklar (kızamıkcık, suçiçeği gibi), aldığı bazı ilaçlar veya geçirdiği kazalar.

    Doğum sırasındaki nedenler: Erken veya zor doğum, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, anneye verilen narkoz.

    Doğum sonrasındaki nedenler: Beyni etkileyen düşmeler, kazalar, ateşli hastalıklar, zehirlenmeler, tümörler.

    Belirtileri nelerdir?
    Beyindeki hasarın yeri ve şiddetine göre kaslarda aşırı kasılma veya gevşeklik gözlenebilir.
    SP’de erken belirtiler aylara göre şöyle özetlenebilir:

    1 aylık bebekteki belirtiler;
    Devamlı sessiz ve uyuşuk olması
    Emme bozukluğu
    Israrlı kusma
    Etraftan gelen uyarılara cevap vermeme
    Havalelerin olması

    3 aylık bebekteki belirtiler;
    Sırtüstü, baş ve topuklar üzerinde yay gibi sert bir şekilde durma
    Normalde gülmeye başlayan yüz ifadesinin yokluğu

    4 aylık bebekteki belirtiler;
    Baş kontrolünün olmaması
    Parmakların bükülü durması
    Gözlerde şaşılık

    8 aylık bebekteki belirtiler;
    Dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması
    Ellerini yeterli kullanamaması
    Tekme atarken iki bacağını birden düzleştirmesi
    Uzun oturma pozisyonunda bacakların ayrılmaması, çapraz durması

    10 aylık bebekteki belirtiler;:
    Emeklemenin olmaması veya emeklerken iki ayağını birden çekerek sıçraması
    Tutunarak ayağa kalkmada bozukluk
    İsmi ile çağrılınca tepki göstermemesi
    Ağızdan fazla miktarda salya akması
    Verilen yiyeceği almaması veya ağzına götürmemesi

    1 yaşındaki bebekteki belirtiler;:
    Tutunarak yürüyememesi
    Parmak ucunda ya da bacaklarını çaprazlayarak yürümesi
    Eğer çocuğunuzda bu tür belirtiler varsa en kısa sürede doktora başvurunuz.


    Tedavisi nasıldır?
    Serebral Palsi’li bir çocuğun oturma, yürüme gibi hareketlerinde bağımsızlığa ulaşabilmesi için rehabilitasyona ihtiyaç vardır.
    Serebral Palsi’de çok değişik sorunlar görüldüğü için tedavi yöntemleri de farklılık göstermektedir.
    Serebral Palsi’de tedavi 3 grupta incelenir:

    İlaç Tedavisi: Hastalığı ilaçla tedavi etmek olanaksızdır. Sadece kasılmaları bir miktar azaltmak veya havaleleri kontrol altına alabilmek için ilaçlar verilebilir.

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon: Rehabilitasyonun amacı; çocuğun kollarını ve bacaklarını normale yakın kullanabilmesini sağlamak, uygun cihazlar ile ayakta durması veya yürümesini sağlayarak bağımsızlığını artırmaya çalışmak, anlaşılabilir konuşmayı öğretmek ve çocuğa olanaklar içinde normale yakın görünüm kazandırmaktır.

    Cerrahi Tedavi: Sinirlere, kaslara veya kemiklere yönelik olabilir. Cerrahinin etkisinin sınırlı olduğu ve her hastaya uygulanamayacağı, bazı durumlarda cerrahinin faydadan çok zarar getireceği unutulmamalıdır. Cerrahi tedavi uygulanan çocuklarda mümkün olan en kısa sürede hareketliliğin kazandırılması önemlidir.
    Öneriler
    Her hastalıkta olduğu gibi SP’de de korunma prensipleri bilinmelidir,
    Koruyucu önlemler doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğumdan hemen sonra alınmalıdır.
    Tedavide en önemli rolü aile üstlenir. Bu nedenle aileler en erken devreden itibaren tedavi sürecinde yer almalı ve bu konuda çalışan sağlık ekibi ile işbirliğinde olmalıdırlar.
     
  13. RüzGaR Super Moderator

    SPİNA BİFİDA

    Doğuştan anomalilerin en sık görülen tipi olan Spina Bifida’da çocuklar genellikle sırtlarında içi boş (meningosel) ya da sinirlerle dolu olan (meningomiyolosel) keselerle doğabilirler.

    Nedenleri nelerdir?
    Hastalığın nedenlerinde genetik ve çevresel faktörlerin rolü olduğuna inanılır. Ailede aynı hastalığın olması ve anne babanın geç yaşlarda çocuk sahibi olması en büyük risk faktörüdür. Eğer ilk çocuk spina bifidalı doğmuş ise risk artar, çocuk sayısı artıkça risk yükselir .

    Belirtileri nelerdir?
    Çocuğun sırtında bir keseyle doğması
    Kas zayıflığı
    Doğuştan ayak, diz, kalça ve omurgada meydana gelebilecek şekil bozuklukları
    Deride his kusuru
    İdrar ve gaita kontrolünün olmaması
    Kafatasının normalden daha büyük olması
    Kan dolaşımının bozulması ve his kusuru nedeniyle deride açık yaralar
    Hareket güçlüğünden dolayı çevreye ilginin azalması

    Tedavi ve Öneriler
    Eğer çocuk sırtında kese ile doğmuş ise ve/veya kafatasında normalden fazla büyüme varsa en kısa zamanda uygun cerrahi yöntem uygulanmalıdır.
    Fizik tedavi yaklaşımları ile kas kuvvetinin artırılması, eklemde oluşabilecek bozulmaların önlenmesi ile çocuğun bağımsızlığının artırılması, çocuk ve ailenin yaşam kalitesinin artırılması, cihaz yaklaşımları ve yürümeye yardımcı araçların kullanılması ile ayakta durma ve yürümenin sağlanması amaçlanır, barsak ve mesane problemlerinin tedavisinin üzerinde de özellikle durulmaktadır.
    Tedavi sürecine ailenin katılımı büyük önem taşır.
     
  14. RüzGaR Super Moderator

    DOĞUMSAL BRAKİAL PLEKSUS YARALANMALARI

    Doğum sırasında Brakial Pleksus denilen omuzda koltuk altından geçen sinir grubunun zedelenmesine Doğumsal Brakial Pleksus yaralanması denir.

    Nedenleri nelerdir?
    Brakial Pleksus, makat (ters) gelişli doğumlarda gövdenin ve boynun yana aşırı eğilmesi ile, baştan gelen doğumlarda ise dışarı çıkış sırasında başın ve boynun aşırı yana eğilmesi ile sinirlere uygulanan germe sonrası oluşabildiği gibi, doğum ağırlığı büyük, annenin kalçasına göre iri ve kafası büyük bebeklerde de oluşabilir.

    Belirtileri nelerdir?
    Bebeğin her iki kolunu eşit hareket ettirememesi
    Etkilenen kolda renk değişikliği ve şişlik
    Kıyafetlerini giydirirken etkilenen kolun giydirilmesinde zorluk
    Yıkama sırasında etkilenen kol kaslarında hissedilen yumuşaklık
    Kucağa alınırken bebeğin etkilenen kolunun kayması, tespit etmede zorluk
    Etkilenen elin yumruk yapılamaması, parmak uzatılınca kavranmaması
    Köprücük kemiği üzerinde tek taraflı şişlik
    Daha büyük bebeklerdeki belirtiler (1 ay ve sonrası):
    Elin ağza götürülememesi
    Cisim ve oyuncakların hep tek elle kavranması
    Yüzükoyun yatırıldığında etkilenen kolunu dışarıya çıkaramaması
    Oturma dengesinin geç gelişmesi ve bebeğin etkilenen kol tarafına düşme eğilimi

    Tedavi ve Öneriler

    Doğum sırasında oluşan ve kolun fonksiyonlarını etkileyerek çocuğun ilerde kolunu kullanamaması ve diğer hareketlerde bozukluk yaratan brakial pleksus yaralanmasında erken teşhis, uygun cerrahi müdahale, erken rehabilitasyon ve aile eğitimi çok önemlidir.

    Brakial Pleksus Yaralanmasının tedavisi için bazen sadece fizyoterapi yeterli iken bazen de cerrahi ve fizyoterapi beraber gerekebilir. Ameliyat gerekip gerekmediğine ileri tetkiklerle (Elektrofizyolojik inceleme ve Magnetik Rezonans inceleme) karar verilir. Ama cerrahi girişim yapılsa da yapılmasa da fizyoterapi uygulamaları çok önemlidir. Cerrahi yapılacak vakalarda ekip çalışması önemlidir .
    Brakial Pleksus Yaralanmasında iyileşme en fazla 1-18 aylık dönemde görülür, bununla birlikte iyileşme; sinir zedelenmesinin tipine, şiddetine, erken ve uygun cerrahi girişime, erken başlanan rehabilitasyona, ekip çalışmasına, ailenin aktif olarak rehabilitasyona katılmasına bağlıdır.
     
  15. RüzGaR Super Moderator

    Alzheimer Hastalığı
    Yapısal nöropatolojik değişiklikler nedeniyle oluşan ve kendisini kavrama, idrak fonksiyonu kaybıyla gösteren, ilerleyici, düzelmesi olanaksız bir beyin fonksiyon bozukluğu hastalığıdır. Genellikle 65 yaşından sonra başlar.
    Genel açıklama
    Bunama çok zaman, daha çok kavrama zorluklarının hakim olduğu bir hastalık olarak bilinir ve birçok hastada ilk görülen değişiklikler, bu fonksiyonla ilgilidir. Bununla birlikte hastada depresyon, paranoya, anksiyete veya diğer birçok psikolojik durumlardan herhangi biri de bulunabilir. Beyin sapının tutulmuş olduğu nadir vakalar dışında, bunamaya yol açan beyin lezyonları yaygındır ve beynin pek çok bölgesini ilgilendirebilir. Patolojik değişiklikler beynin farklı bölgelerinde farklı hızda oluştuğu için ve bu hız farklı hastalıklarda da başka başka olduğundan; ilk belirtiler de hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterebilir.

    En sık görülen tablo ; idrak ve yargı bozukluklarına ve duygulanım kaybına bağlı olarak yavaş yavaş ortaya çıkan kişilik ve zeka bütünlüğünün parçalanmasıdır. Hastalığın ilerlemesi genellikle hastadan çok, çevresindekileri üzer. Hastanın çevreye karşı ilgisi azalır, dış görünüşü donuklaşır, kavramsal düşünme zorlaşır ve bir düşünce fakirliği ortaya çıkar. Hasta , alışık olduğu işleri yapabilir, ancak yenilerini öğrenmekte, yeni beceriler elde etmekte başarısızdır. Hasta girişimlerde bulunmaktan kaçınır ve iyice dalgınlaşabilir. Hemen bütün yüksek kortikal fonksiyonları ilgilendiren global bir kusur, eninde sonunda gelişir. İdrak fonksiyonun bozukluğunun yanısıra özel konuşma ( afazi ), motor faaliyet ( apraksi ) bozuklukları ve algıların farkedilmesiyle (agnozi ) ilgili bozukluklar görülebilir. Hastadaki bellek bozukluğu giderek şiddetlenir, kişi yeni olmuş olayları hatırlamakta ve isimleri bulmakta sorunlarla karşılaşır. Bunlar ilk başta pek önem taşımasa da hasar şiddet kazandıkça eski anılar da yavaş yavaş silinir. Oriyantasyon bozukluğu karakteristik olarak önce zamanla, daha sonra yerle ve en sonra da kişiyle ilgili olarak gelişir.

    Bazı hastalarda kognitif disfonksiyondan önce, alışıldık davranışlarda ve emosyonel tepkilerde değişiklikler gelişir. Tipik olarak duygulanım bulanmıştır, ancak erken dönemlerde aşırı olabilir. Normal kişilik şekilleri abartılabilir veya karikatürize edilebilir; obsesif bir hasta dayanılmaz şekilde bilgiçlik taslamaya başlayabilir ve katılaşabilir (organik düzen); ya da sosyal bakımdan dışa dönük bir kimse şakacı, cana yakın karakter kazanabilir. Başlangıçtaki afektif değişikliklere şiddet ve öfke periyodlarıyla birlikte sinirlilik hakim olabilir. Depresyon sık görülür. Depresyon, anksiyete veya gurur şeklindeki kişilik değişiklikleri devam edecek olursa bunama yanlışlıkla primer bir afektif durum sanılabilir. Durum ilerledikçe afektif bozukluk şiddet kazanır ve sonunda derinliği olmayan sahte bir öfori yerleşebilir.

    Belirtileri
    Anormal Uzaysal Algı

    Akalkuli

    Amnezi

    Anhedoni

    Anksiyete

    Afazi

    Konfabulasyon

    Demans

    Depresyon

    Extrapiramidal belirtiler

    Entellektüel Fonksiyonlarda Azalma

    İlgi kaybı

    Myoklonus

    Yakın Bellek Bozukluğu

    Huzursuzluk

    Epileptik nöbet

    Uyku bozukluğu

    Çevre ile iletişimin azalması

    İlerleyici Kognitif Yetersizlik.

    Nedenleri nelerdir ?

    Bilinmiyor. ( Ailesel ? )

    Olabilecek Nedenler; ( Kanıtlanmamış )

    Yavaş Virus Enfeksiyonları,

    Metaller (Alüminyum)

    Normal Yaşlanmanın Aşırı ve Hızlı olması.

    Bakım ve öneriler nelerdir ?
    Destekleme
    Huzursuzluğu Azaltmak için Egzersiz
    Uğraşı Tedavisi
    Müzikle Tedavi
    Çevrenin Güvenlik ve Güvenilirliğini Analizi
    Günlük Bakım Merkezleri
    Yatılı Bakım Merkezleri
    Başvurulabilecek Kişiler
    Evde bakım hemşiresi
    Sosyal Hizmet Görevlisi
    Fizyoterapist
    Uğraşı Terapisti
    Konuşma Terapisti
    Avukat
    Destek grupları
    Alzheimer Özel Bakım Grupları

    Aileye Hastalığın zaman içinde artan nitelikte olduğu anlatılmalıdır.

    Alzheimer Hastalığı ile ilgili bölgesel kuruluşlarla temasa geçilmelidir.

    Tedavi yolları nelerdir ?

    Özel bir ilaç tedavisi yoktur.

    Mümkün olduğunca az ilaç kullanılmalıdır.

    Alzheimer hastaları ilaçları iyi tolere edemezler.

    Huzursuzluk için ; kısa etkili Benzodiazepinler verilebilir.

    Ağır ve sürekli ajitasyon için ; Butirofenonlar ve Fenotiazinler. (Haloperidol 0.5 - 2 mg özellikle "Güneş Batması Ajitasyonları" için kullanılabilir.)



    Tacrine 10-40 mg/gün özellikle ; Alzheimer Demansta kullanılır. 100 mg/gün'den yüksek dozlar hepatotoksitite riski taşır.

    Donepezil hafif şiddetli Alzheimer için kullanılmaktadır. 5 mg doz ile başlanarak
    , günlük 10 mg doza dek artırılabilir. Astım hastalarında sorun olabilir.
    Bradikardi yapabilmektedir.


    Antikolinerjik ilaçlar; Trisiklik Antidepresanlar ve Antihistaminikler kullanılmamalıdır.


    İlaç Etkileşimleri : Antipsikotikler: Lityum, ekstrapiramidal semptomları ve disorganizasyonu arttırabilir.Antipsikotikler, simetidin, östrojen, TSA' ların kan konsantrasyonlarını arttırabilir.

    Trisiklik Antidepresanlar , MonoAmin Oksidaz İnhibitörleri ile birlikte kullanılmamalıdır.

    Benzodiazepinler: Serum Fenitoin konsantrasyonunu artırırlar. Simetidin de Benzodiazepinlerin kan konsantrasyonunu artırır.

    Tacrine : Teofilin dozunu % 50 azaltmak gerekir . Antikolinerjik ilaçlar ve Non- Steroid Anti Enflamatuar ilaçlarla birlikte dikkatli kullanılmalıdır.
     
  16. RüzGaR Super Moderator

    BEYİNDE KANSER TÜMÖRLERİ

    [​IMG]
    Beyin tümörleri kafatası içerisinde büyüyerek beyin üzerine baskı yaparlar. Bulundukları bölgeye ve baskı altında tuttukları beyin alanına göre belirtiler verirler. Ancak kafa içinde yer kaplayan bütün vakalarda olduğu gibi öncelikle kafa içi basıncın artmasına bağlı belirtileri gösterirler...... Yandaki resimde düzensiz alanlar okla işaretlenmiştir. Bu bölgede beyin tümörlerini görüyorsunuz.Tümör düzensiz bir şekilde büyümeye devam eder ve genişleme,büyüme imkanı olmayan kafatası içerisinde beyin üzerine baskı yapmaya başlar. Yine resimde görüldüğü gibi beyin baskı altında normal görüntüsünü kaybeder ve işlevlerini yerine getiremez......

    Daha iyi anlaşılması için soldaki normal beyin tomografisine bakabilirsiniz. Beynin her iki yarım küresi simetrik olarak yerleşmişlerdir.Her iki tarafta düzenli sınırlarla ayrılmışlardır. Bu normal yapıya giren herhangi bir yer kaplayan oluşum simetrik yapıyı bozacak ve beyin üzerine baskı yapacaktır

    Belirtileri:

    1- Başağrısı

    2- Kusma (Fışkırır tarzda)

    3- Sara tarzında bayılma nöbetleri

    4- İlerlemiş dönemlerde (Beyinde yerleştiği yere göre) vucudun bazı bölgelerinde felç belirtileri

    5- Kişilik bozuklukları, bazı yeteneklerde (hesap yapma yazı yazma gibi) bozulma

    Betin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür.

    Yukarıdaki belirtiler görüldüğünde kafa içi basıncın artmasından şüphelenilir.Kesin teşhis için kafa içini ve beyini görüntülemek amacıyla beyin tomografisi veya MRG çekilir.

    1- İyi huylu tümörler: Yavaş üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Ancak, tümör iyi huylu olsa dahi, beyinde hayati önem taşıyan, hassas bölgelere yerleşmiş se sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmaz.

    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayılabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü değildir. Hatta bazı vakalarda bir kaç tane odak halinde yayılma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    BEYİN TÜMÖRLERİ

    Beyin tümörleri yerleşim yerlerine ve tümör çeşitlerine belirtiler verirler. Kafa içi basıncının artmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler ortaktır. Bu belirtiler,baş ağrısı, bulantı ve kusmadır.

    HİPOFİZ ADENOMLARI

    Hipofiz adenomları hormon salgılayanlar ve hormon salgılamayanlar olarak iki ana gruba ayrılır. Hormon salgılayanlar genelde salgıladıkları hormona bağlı olarak belirti verirler. Hormon salgılamayan adenomlar ise uzun zaman belirti vermezler ancak optik sinire (Görme ile ilgili sinir) bası yaparak görme bozukluklarına neden olurlar. Hormon bozuklukları, adet düzensizlikleri veya olmaması, memeden süt gelmesi, aşırı şişmanlama, hızlı boy uzaması, ellerde, ayaklarda ve çenede büyüme hormon bozukluklarının belirtileridir ve doktora baş vurulması gereklidir. Tümör boyutları çok artarsa kafa içi basıncı arttırır ve baş ağrısı , bulantı ve kusma şeklindeki genel belirtilere neden olur.


    [​IMG][​IMG]Ameliyat Öncesi Hipofiz Tümörü Ameliyat Sonrası Tümör Çıkarıldıktan Sonra
    [​IMG]Hipofiz Apopleksisi (Hipofiz bezinde kanama) Ameliyat öncesi MRI
    [​IMG]Ameliyat sonrası MRI
    PONTOSEREBELLER KÖŞE TÜMÖRLERİ,

    Bu tümörler beyin dokusunun bir bölgesine yerleşmiş tümörlerdir. İşitme siniri tümörü ( Akustik nörinom) sık olarak görülen tümördür.

    Ayrıca menegiom ( Beyin Zarı Tümörü ) ve epidermoid tümörlere de rastlanır. Beyin tümörlerinin genel belirtilerine ilaveten bu bölge tümörlerinde işitme ve denge bozuklukları da görülmektedir. Bu tümörler küçük boyutta yakalandığında işitme korunabilir. Tümör çok büyük ise işitme korunamadığı gibi Fasial (Yüz) Siniri de etkilenebilir
    [​IMG]İşitme siniri (akustik nörinom) tümörü. Ameliyat öncesi MRI
    [​IMG]Ameliyat sonrası MRI
    MENENGİAL (BEYİN ZARI) TÜMÖRLER: MENENGİOMLAR

    Menengiomlar genelde büyüyerek kafa içi basıncının artmasına neden olurlar ve baş ağrısı bulantı ve kusmaya neden olurlar. Epilepsi (Sara ) nöbeti de görülebilir. Ayrıca bu tümörler yerleştikleri yerlere göre de belirti verirler. Optik sinir (Görme siniri) yakınında yer alanlar görme bozukluğuna neden olur iken hareketle ilgili beyin bölgesine yakın olanlar felçlere neden olabilirler. Bu nedenle beyin fonksiyonlarındaki bozukluklarda gerekli tetkiklerin yapılması lazımdır.
    [​IMG][​IMG]Menengiom (ameliyat öncesi MRI) Menengiom (ameliyat sonrası MRI)


    GLİAL (BEYİN DESTEK DOKUSU) TÜMÖRLER

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler.Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi ( Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.
    [​IMG][​IMG][​IMG]


    METASTATİK TÜMÖRLER

    Metestatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/ veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.
     
  17. RüzGaR Super Moderator

    ATEŞLİ HAVALE

    Havalenin tanımını hatırlarsanız, beyinde bir sinir hücresi bölgesinden kaynaklanan anormal elektrik deşarjına bağlı, istemsiz kas kasılmaları, anormal duyu durumları idi. Eğer bu olay ateşli bir hastalık sırasında buna ateşli havale diyoruz. Yani hızla ateş yükselmesinden dolayı ortaya çıkan kasılmalar ve şuur kaybıdır. (İstisna: Ateşli hastalık kaynağı menenjit veya ensefalit gibi beyin ve zarının enfeksiyonları ise, buna ateşli havale diyemeyiz)

    Genelde 6 ay ile 5 yaş arasında ateşli havale olur (Her 100 çocuktan 3 ile 5’inde görülür. Erkeklerde daha fazladır. 1 yaş altında ve 6 yaş üstünde ateşli havale dışında nedenlerin araştırılması gerekir (Örneğin menenjit).

    Nedeni:
    Ateşli hastalıklarda neden havale geçirdiği tam olarak bilinmemektedir. Ama havale genelde ateşin hızlı yükselmesi durumunda ortaya çıkar. Beynin havale eşiği düşükse havale geçirme kolaylaşır. Ailede ateşli havale geçiren başka kişiler varsa (özellikle baba, amca ve amca çocukları) risk daha fazladır.

    Tipleri:
    1-Basit Havale: Nöbet generalizedir ve 20 dakikadan kısadır, ateş yüksektir, gün içinde tekrarlama sıklığı azdır.
    2-Kompleks Havale: Nöbet 20 dakikadan uzun, ateş çok yüksek değildir, gün içinde havaleler tekrarlayabilir.

    Ateşli Havale - Epilepsi İlişkisi:
    Bir kez ateşli havale geçiren çocukların % 60’ında ikinci kez ateşli havale olmaz ama ilk ateşli havale yaşın yaş altında ise tekrarlama riski daha fazladır. İlk nöbet 3 yaşın üstünde geçirildi ise tekrarlama riski azdır. Ateşli havale fokal ise ve uzun sürerse tekrarlama riski çok fazladır.

    Kardeşlerde ateşli havale geçirme hikâyesi varsa diğer kardeşlerde risk toplumdaki diğer sağlıklı çocuklardan 4–5 kat daha fazladır.

    Müdahale ve Tedavi:
    Ateşli havale geçirmekte olan çocuğun görünümü korkucudur. Panik olmayın ve havale anında saate bakın ve havale süresini belirlemeye çalışın. Kasılma sırasında düşme ve yaralanmalara karşı tedbir amacıyla yere yatırın, nefes almasını sağlayın. Sakın yiyecek, su, vermeyin; kolonya veya soğan koklatmaya kalkmayın. Ağzındaki kusmuk veya köpükleri temizleyin, yan yatırıp başını hafif geriye atın, soğuk suya vs sokmanın anlamı yoktur. Nöbet sonrası uykuya dalacaktır. Nöbet 20 dakikadan uzun sürerse acilen hastaneye götürün.



    Tetkikler:
    İlk nöbette epilepsi yönünden tetkik yapılmasına gerek yoktur. Ancak ateş nedeninin araştırılması için testler gerekebilir. İkinci nöbetten sonra bir pediatrik nöroloğa danışılması ve EEG, beyin tomografisi vs çekilmesi gerekebilir.
     
  18. RüzGaR Super Moderator

    Taşıt Tutması
    Ne kadar hızla ve ne kadar uzak mesafeye gitmelerine bağlı olmadan, insanlar hareket halindeki vasıtaların içinde mide bulandırıcı bir rahatsızlık hissederler.

    Dış kulağımızın görevi işitmeyi sağlamaktır ama iç kulağımız dengemizden sorumludur. Hareket halinde olduğumuzda, iç kulağımızın içindeki sıvı çalkalanır ve sinir sistemimiz vasıtası ile beynimize sinyal gider. Eğer arabanın içinde bir şey okuyorsanız veya arabanın içinde bir şeye bakıyorsanız, gözlerden beyine hareket halinde olmadığınız sinyali gider ama iç kulaklarınızdan giden sinyal farklıdır. O, vücudunuzdaki sarsıntıdan dolayı hareket halinde olduğunuzu bildirir. Bu iki sinyal arasındaki fark, halk arasında 'araba tutması' diye adlandırılan, mide bulandırıcı etkiyi yaratır.

    Aslında dalgalı denizde seyreden bir gemideki insanı deniz tutması ne ise hareket halindeki bir arabanın içindeki insanı taşıt tutması da aynı şeydir. Denizdeki hareket tam anlamı ile üç boyutlu olduğundan etkisi daha fazladır. Baş ağrısı, baş dönmesi, nabızdaki artış ve mide bölgesindeki baskı hissi ile kusma ihtiyacı en belirgin özelliklerdir. Bunlara ilaveten deniz tutmasında, bulantıdan önce stres hormonları da salgılanmaya başladıklarından rahatsızlık ve panik hissi iyice kuvvetlenmektedir.

    Arabada iken gözlerinizle, bir uzağa, bir yakma bakarsanız, bu taşıt tutma probleminize yardımcı olabilir. Bu nedenledir ki, arabayı kullananlarda taşıt tutması olayı görülmez. Çünkü araba, kullananın kontrolü altındadır. Sürücü arabanın ne zaman duracağını veya hızlanacağını, ne yöne dönüleceğini bilmektedir. Taşıt tutması gençlerde daha çok görülür, çünkü yaşlandıkça ve çok seyahat ettikçe, iç kulağın hareketlere karşı hassasiyeti azalır.

    Bir görüşe göre, taşıt tutmasındaki denge bozukluğu, bulanık görme gibi belirtilerde beyine gönderilen sinyaller, zehirlenince beyine yollanan sinyallerle aynı. Bu nedenle de beyin mideye kusma ve içindeki zehiri boşaltma emrini veriyor.

    Taşıt tutmasına karşı önerilerimiz şöyle: Kitap okumayın, zihniniz başka şeylerle meşgul olsun. Olay aslında beyinde oluştuğundan, onu başka bir şeyle meşgul edin. Zihinsel veya kelime oyunları oynayın. Mide bozucu şeyler yemeyin, çok gerekirse bunun için üretilmiş ilaçları, kulak arkasına yapıştırılan bantları kullanın.

    Çinli doktorlar yüzyıllardır taşıt tutmasına karşı akupunktur tedavisi uyguluyorlar. Bu uygulamadan siyah ve beyaz ırktan insanların yüzde 50-60'ı etkilendiği halde Asyalıların hemen hepsi etkileniyor. Bu farkın da sinir sistemindeki bir genetik temele dayandığı sanılıyor.
     
  19. RüzGaR Super Moderator

    turkeyarena.com

    Beyin Sarsıntısı

    Beyin sarsıntısı nedir?
    Kısa süreli bir şuursuzlukla birlikte gelen bir baş yaralanmasıdır. Bu durumdan sonra genellikle baş ağrıları ve baş dönme halleri meydana gelmektedir. Beyin sarsıntıları genellikle herhangi bir sakatlığa yol açmamakta, ancak çok kez duygusal düzensizlik, kuruntu ve sıkıntı ile birlikte gelmektedir.

    Beyin sarsıntısından iyileşme şansları nedir?
    Tam bir iyileşme er geç genellikle meydana gelmektedir. Ancak bazı hastalarda, bazen aylarca süregelen, belirsiz periyotlar süresince tekerrür eden baş ağrıları ve baş dönmeleri olmaktadır. Duygusal düzensizlik çok kere mevcut olabilecek ve artma eğilimi göstererek belirtilerin devam etmesine neden olabilecektir. Daha yaşlı olan hastalarda ve duygusal dengesizlikleri olan kişilerde belirtileri daha uzun süreli olmaktadır.

    Beyin sarsıntıları beyne etki eder mi?
    Hayır.

    Beyin sarsıntısı ileri bir tarihte ciddi rahatsızlık meydana getirebilme eğiliminde midir?
    Hastaların büyük çoğunluğu tam anlamıyla iyileşmektedirler. Ancak, çok az oranda olan bazı kişilerde bir baş yaralanmasından dolayı beyin etrafında bir kan pıhtısı gelişmektedir. Bu durum "subdural hematoma" olarak tanımlanmaktadır. Bu hastalık durumu artan pıhtı ile birkaç hafta ve hatta birkaç ay sonra artan belirtiler ile kendisini göstermektedir. Bundan dolayıdır ki, başlarından yara alan kimseler, bunlar ne kadar küçük olursa olsun, belirtiler devam ettiği sürece bir beyin cerrahının yapacağı periyodik baş bölgesi muayenelerini devam ettirmelidirler.

    Beyin sarsıntısı sonrası veya sarsıntı doğrucu (travmatik) safhası sonrası ne demektir?
    Aralarında baş ağrısı ve baş dönmesi bulunan ve beyin sarsıntısından sonra meydana gelen bir belirtiler grubudur. Ayrıca, aşırı bitkinlik ve enerji noksanlığı, başta bir baskı duyusu ve devamlı olarak çalışamama durumu meydana gelmiş olabilecektir. Duygusal faktörlere de rastlanmakta, kuruntu ve depresyon halleri de görülmektedir.

    Beyin sarsıntısı sendromu nasıl tedavi edilmektedir?
    En önemli metot psikoterapidir. Bu tedavi metodu çok kez yapılması devamlı, sürekli ve kuvvetli olmalıdır. Hastanın durumu ve toleransı göz önünde tutularak, kendisine çalışma imkanları verilmesi de çok önemli faktörler arasında bulunacaktır.

    Beyin sarsıntısından sonra meydana gelecek baş ağrıları ve baş dönmeleri kalıcı mahiyette midir?
    Hayır. Bu belirtiler er geç ortadan kaybolacaktır.
     
  20. RüzGaR Super Moderator

    Kafatası Kırığı


    Kafatası kırığı ne ölçüde ciddidir?
    Kafatası yaralanmaları ciddi olmakla beraber vakaların büyük çoğunluğu iyileşmektedir. Eğer kırılmada beyinde bir sakatlanma olmamışsa ve kemikler beyin üzerinde bir baskı yapmamaktaysa, vakaların çoğunluğunda iyileşme görülecektir. Kafatası kırılmalarının büyük çoğunluğu değişiklik meydana getirmeyen çizgisel kırıklar olmaktadır; bunlar fazlasıyla ciddi sayılmamaktadır. Kafa yaralarında önemli olan, beyine ne olduğudur. Bundan dolayıdır ki baş yaralanmalarında kafatasında kırık olmadan durumun vahim ve uzun bir kafatası kırığının önemsiz olabileceği, görülmektedir.

    Kafatası kırıklıklarından iyileşme şansları nedir?
    Eğer bir kırıktan meydana gelen kemik parçasının baskı yapması, deride bir çatlak, beyin maddesinin zedelenmesi veya beyinde bir kanama meydana gelmemişse iyileşme şansı çok fazladır.

    Kafatası kırık ve çatlakları için ne yapılmaktadır?
    Eğer ciddi beyin zedelenmesi meydana gelmemişse, tedavi araza göre yapılır. Hasta yatakta istirahat ettirilir ve kendisine müsekkin; baştaki ağrıyı dindirmek için analejezik ilaçlar verilir. Eğer beyine baskı yapan bir kırık kemik parçası varsa veya beyinde bir, kanama meydana gelmişse, bu durumların cerrahi müdahale yoluyla tedavisine gidilir.
     

Sayfayı Paylaş