Necip Fazıl Kısakürek Söylediği Önemli Sözleri

Konusu 'En Güzel Sözler' forumundadır ve Aylinn tarafından 21 Ağustos 2015 başlatılmıştır.

  1. Aylinn Well-Known Member


    Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

    Abdülhamîd`i anlamak herşeyi anlamak olacaktır. (Ulu Hakan / Sayfa 643)

    Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.

    Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz.

    Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

    Âlemde tek adalet kaynağı, İslâm... (a.g.e. / Sayfa 125)

    Allah'ı bulamamacasına aramak, ebediyen aramak olan şiirin gayesi, ilk dayanak ve çıkış noktası olarak din temeline muhtaçtır.

    Arı bal yapar, fakat balı izah edemez. Ağaçtan düşen elma da arz cazibesi kanunundan habersizdir.

    Aya biz gidecek ve oraya, bilmem kaç yıldızlı Amerikan bayrağı yerine Tevhid livâsını biz dikecektik! (a.g.e. / Sayfa 132)

    Aydınlık yolu herkes bulur mesele karanlık yolda ışık aramak

    Bana "çağdışı" diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da, içinde mi boğulayım?

    Başım çığlıklı bir çocuk, onu nasıl avutsam? Ne yapsam da ölümü bir saatcik unutsam ?

    Bir dilde uzun, dolgun ve çok heceli kelimeler, tefekküriyet ve medeniyet işaretidir. (a.g.e. / Sayfa 427)

    Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek, İstiklâl savaşı başlarında ve Maraş'ta, düşmanlar tarafından başörtüsü çıkarılıp düşürüldüğü için başlayan millî şahlanışın ruhuna tükürmektir.

    Bir kişinin herkes, herkesin de bir kişi olduğu hakikati İslâmındır. (a.g.e. / Sayfa 117)

    Bir milletin diliyle oynamak, onun hayatıyla oynamaktır. (a.g.e. / Sayfa 435)

    Biz şiiri iman için bilmişiz; ve bu mihrak bilgiyi, her bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz.

    Biz, gerçek milliyetçiliği, geriye doğru değil, ileriye doğru, menba istikâmetinde değil, mansap istikâmetinde, tohum üstünde değil ağaç üstünde karar kılıcı bir anlayış ve görüşe bağlıyoruz. (a.g.e. / Sayfa 399)

    Bu inkılâbın âletleri, söz ve kalem... (a.g.e. / Sayfa 194)

    Büyük Doğu, âlem olduğu mefkûre çerçevesinde senfonik bir orkestra. (a.g.e. / Sayfa 13)

    Cevabımın şiddetinden susuyorum!

    Chp bir parti değil. Türk’e dinini, dilini, ve özünü kaybettirmeye memur, bir katliam müessesesidir.

    Çile kapısından erişilecek dünyayı bilseydin, yatağını yorganını satardın.

    Çölde, devesine, kölesiyle nöbetleşe binen Reisler Reisi'nin ahlâkı. Buna muhtacız... (a.g.e. / Sayfa 396)

    Dağı Tanıyan, Nasıl Tanımaz Uçurumu? Madem ki Yükseliş Var, İniş Olmaz Olur mu?

    Demokrasi, kendini çölde hayal edenlerin serabıdır. Yaşanmaya değer hayatı bul ve ölümsüzlüğe geç!

    Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım.

    Dinin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur; yokluk bile yok... Şiir ve san'atsa hiç yok...

    Dünyada hiçbir dil yoktur ki, bugünkü Türkçe'nin yazılış derecesinde (fonetik-seslendirildiği gibi) olsun. (a.g.e. / Sayfa 428)

    Düşünmediğimizi düşünmedikçe düşünebilmekten uzak yaşayacağız. (a.g.e. / Sayfa 72)

    Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline.

    Ey Türk ruhumun atomu. Çatla ve idealinin baş harflerini göklere yaz!

    Fakat İmparatorluk o kadar cüsselidir ki, can çekişirken bile dünyayı titretmektedir. (a.g.e. / Sayfa 144)

    Fakat sadece ruhlarda ve düşünce çevresinde bir inkılâp... (a.g.e. / Sayfa 194)

    Gerçek Türk tarihi henüz yazılmamıştır. Yazılabilseydi zaten mesele yoktu. (a.g.e. / Sayfa 167)

    Gerici kelimesi, ancak gerilerini döndürmekten başk abir hüneri olmayanlara yakışır. (a.g.e. / Sayfa 537)

    Gerici... O da ne kelime? Gerilerinde damgamız mı var ki gerici oluyoruz? (a.g.e. / Sayfa 536)

    Gerilerini dönüp, ileriye kıçlarındaki gözle bakanlar bize "gerici" diyor. (a.g.e. / Sayfa 536)

    Giden şey İslâm, gelen şeyse hiçti. (a.g.e. / Sayfa 155)

    Hasret, vuslatın yarısıdır. İste ki olsun! (a.g.e. / Sayfa 554)

    Her şey Doğu'dan geldi; her şey, her şey, yani ruhumuz. (a.g.e. / Sayfa 36)

    Hürriyet bir gâye değil, vasıtadır ve gâye bir tarafa bırakılıp vasıta gâyeleştirilemez. (a.g.e. / Sayfa 425)

    İdrâk, idrâksizliğin idrâkini idrâktır!

    İlk buhran devremizde, bağlı olduğumuz iman manzumesinin vecda ve aşkını kaybettikten sonra anlamadan kabuğa mıhlı kalmak yüzünden, Batı harikasını hemen müşahede altına alıp ciğerlerimize sindirmek ve şahsiyetimizi kaybetmeksizin kanımızda eritmek imkanlarından nasıl mahrum kaldıksa; ikinci buhran devremizde, ayılmak bilmez bir hayret ve dehşet psikolocyası altında, Batı'nın kabuğunu bir türlü oyamadık ve meyvesine eremedik. (a.g.e. / Sayfa 55)

    İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, fikir öfkesidir.

    İnsan hür değildir; hür olan, eşek veya köpek... (a.g.e. / 424)

    İnsan olduğu için İslâm oldu; ve İslâm olduğu için insan vardır. (a.g.e. / Sayfa 112)

    İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork!

    İslâm ahlâkı, buna muhtacız. (a.g.e. / 398)

    İslâmiyet'in kılıcı bizzat merhamettir. Hıristiyanlıktaki sun'i merhamet edebiyatı değil... (a.g.e. / Sayfa 131)

    Kanunî devrinden beri gerçek inkılâbı bekliyoruz. (a.g.e. / Sayfa 161)

    Kendi kendimizin altında kalmamalıyız ki cemiyetin üstüne çıkalım.

    Kendini dünyalar kadar değerli zannedenlere kısa bir not; Dünya beş para etmiyor..

    Kişiye göre davranacaksın, küçükle küçük olacaksın hatta; Ama seviyesizin seviyesine inecek kadar düşmeyeceksin hayatta..

    Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

    Mâsum, küçücük bir taşın beresi üzerine flaster yapıştırmak ne demek? Haklı, koca bir güllenin yere sereceği leşinin üstünü örtecek kanlı kefenden ne haber?

    Mesele, Batı'yı anlamak. Dâvânın en nazik istikâmeti, bütün mâzi ve tarih hükümlerinin özü ve halinde bugün Doğu'nun Batı'ya karşı nasıl bir anlayış tavrı takınacağında. (a.g.e. / Sayfa 41)

    Necip Fazıl üstada sordular; "Biri Tanrı der, biri Allah, hangisi doğru, Tanrı mı Allah mı?" Üstad cevabı yapıştırır; "Allah, Tanrı'nın belasını versin!"

    O küllî şeyin adı ki İslâm, her şey onda, o da her şeyde... (a.g.e. / Sayfa 105)

    Ölüm Zorların Zoru, Yaşamak Ondan da Zor!

    Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya satılıktır yada kiralık.

    Öyle Ucuz Değil Gül Koklamak… Gül Tutan Ele Diken Batmalı… Bir Aşka Gönül Veren O Aşkın Kapısında Yatmalı!

    Öz anne-babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz…!

    Patiska kefen çürük teneşir isli kazan. Minarede “ölü var!” diye bir acı salâ… Er kişi niyetine saf saf namaz… Ne alâ! Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! Ne tabutu taşıyan ne de toprağı kazan…

    Ruhumuzun ırzına geçtiği sanılar Arapçayı karşılık, ruh ismet ve iffetimiz gâvurcaya karşı takdim ve teslim edilmiştir. (a.g.e. / Sayfa 431)

    Salaklık bulaşıcıdır.

    Sen yalnız düşün! (a.g.e. / Sayfa 556)

    Sen, düşünmeyi düşünmekten başlayarak düşün, yeter! (a.g.e. / Sayfa 556)

    Seni affetmek hayatımın en büyük hatasıydı. Nerden bilebilirdimki. Katilini affedersen seni yine öldüreceğini..

    Şahsiyeti, Fransızların (Lejyon donör) nişaniyle mükâfatlandırılan Tanzimat'ın Mecelle'sine karşılık, boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İsviçreli Türk Medeni Kanunu nedir? (a.g.e. / Sayfa 63)

    Şiirde baş unsur, fikirle hissin ara çizgisi üzerinde, duygulaşmış düşüncelerdir.

    Şiirde gaye, kökte Allah ve mutlak hakikat olarak, dalda sırrilik ve remziliktir.

    Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır. Ama İstanbul'u Bizanslılar almış deyip tekrar savaşır!

    Tanzimatın, olmaması değil, aksine, İslâmlık emrinde ve çok daha geniş ve köklü bir hareket şeklinde olması lâzımdı. (a.g.e. / Sayfa 151)

    Tanzimattan beri devam eden sahte inkılâplar ve bu inkılâpların türettiği sahte kahramanlar, dâvâmızın, müşahhas plânda baş meselesidir. (İdeolocya Örgüsü / Sayfa 12)

    Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz. Yürüyeceğim de, bas ve yürü!

    Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.

    Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürümde adına leke sürdürmem, Gururdur namustur bayrak ve sancak, aksada kanım zalimi güldürmem!

    Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla.

    Yalnız İslâmiyete inanıyoruz! (a.g.e. / Sayfa 103)

    Yine o, hep o, yalnız o, daima o... (a.g.e. / Sayfa 476)
     



Sayfayı Paylaş