Nasrettin Hocanın Hikayeleri

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 24 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Nasrettin Hocanın En Güzel Hikayeleri

    HOCA İLE BALIKLAR

    Hoca, akşam eve dönerken, komşusundan gelen yemek kokularına imrenir. Komşusu o akşam, balık kızartması yapmaktadır.
    Hoca, kapıya yanaşır. İçeriden gelen konuşmaları dinler. Ev hanımı kocasına:
    Aman efendi, der. Hoca, her zamanki gibi kokuyu alıp gelebilir. Kızaran balıkların irilerini, oğlan için dolaba saklayalım.
    Hoca, bu konuşmalardan sonra, kapıyı çalar:
    Komşum, bereketli olsun. Balığın güzel kokusu, bütün mahalleyi sardı… der.
    Komşusu Hoca’yı içeriye alır. Yemeğe otururlar. Hoca, önüne konan küçük balıklara bakar, bir şeyler mırıldanır. Sonra, balığı kulağına götürür, onu dinler gibi yapar. Bu durumu görenev sahibi sorar:
    Hayrola Hocam, ne yapıyorsun öyle?
    Balıkla konuşuyorum. Bunları pek küçük gördümde, ”siz hangi deryanın kuzularısınız?” diye sordum.
    Komşu, hayretle:
    __Peki, o sana nededi? diye sorar.
    Hoca hemen cevap verir:
    Biz çok küçüğüz, nereden geldiğimizi bilemeyiz. Dolapta büyüklerimiz var. Siz, onlara sorun, dedi.
    Ev sahibi, dolaptaki balıkları sofraya getirir.


    KIRK YILLIK SİRKE

    Nasreddin Hoca, evinde dinlenirken, gece yarısına doğru kaoı, şiddetle çalınmış.
    Hoca, gecenin bu ilerlimiş saatinde evine gelen bu misafiri merak etdip, kapıyı açmış.
    Bitişik komşusu, elinde bir tasla, Hoca’ya
    Aman Hocam, hanım çok hasta. Sizde kırk yıllık sirke varmış.İlâç için, biraz sirke verir misin? demiş.
    Nasreddin Hoca,komşusuna kızmış:
    Veremem…demiş.
    Sonra, durumu açıklamış:
    Eğer her isteyene verseydim, bende kırk yıllık sirke kalırmıydı.


    AY’I KUYUDAN ÇIKARMIŞ

    Havanın güzel olduğu bir gece, Nasreddin Hoca, kuyudan su çekmeye karar vermiş.Elindeki kovası, bahçedeki kuynun başına gelmiş. Tam kovayı sarkıtacağı sırada, kuyunun içinde Ay’ı görmüş:
    .Eyvah!… Ay kuyuya düşmüş, diye üzülmüş. Sonra da Ay’ı kuyudan nasıl çıkaracağını düşünmüş. Aklına kovası gelmiş. Ay’ kova ile çıkarmaya karar vermiş.
    Kovayı, ipiyle kuyuya sarktıtmış. Kova, suya değince de ,çekmaya başlamış. Su ile ağırlaşan kova bir süre sonra, kuyu duvarına takılmış. Nasrettin Hoca, kovayı ne kadar çekmek istemişse de bir türlü becerememiş.
    Kan ter içinde kalmış. Kovanın yukarı gelmemesinin nedenini , Ay’ın ağır olmasına vermiş. Kovayı, yukarı çekmeyi sürdürmü
    Fakat ipi o kadar şiddetli asılmışki, ip kopmuş. Nasreddin Hoca da, sırt üstü yere yuvarlanmış.
    Nasrettin hoca, gözünü açınca, gökte parıldamakta olan Ay’ı görmüş,
    Oh, çok şükür!.. Epeyce uğraştım, epeyce yoruldum, ama, sonunda Ay2ı kuyudan çıkarmayı başardım…Bu iş bütün yorgunluğuma değdi… demiş.


    HOCA’NIN TAVUKLARI

    Nasreddin Hoca, tavukları satmak için, komşu kasabaya doğru yola çıkar. Tavuklarını kafesa koyarak eşeğine yükler. Bir süre sonra da, kafes içinde sıkışıp kalan tavuklara acır:
    __Şunları kafesten çıkarıyım da rahat rahat gitsinler, diye söylenir.
    Kafesi açınca, horaz önde, tavuklar arkada, hepsi yola dökülürler.Şaşkınlıkları geçince etrafa dağılırlar. Hoca, onları nasıl toplıyacağını bilemez. Hemen eline bir sopa alır. Horozu döğerken:
    Gece yarısı sabah olduğunu bilirsinde, öğle zamanı kasabanın yolunu neden bilmezsin!..diye söylenir.


    KEDİ NERDE

    Nasreddin Hoca, kasaptan iki kilo et alır, eve gelir.Karısına, akşama et yemeği yapmasını söyler. Yeniden işine döner.
    Hoca gidince, karısı yemeği pişirir. Sonra da komşularını çağırır onlara bir yemek ziyafeti çeker. Akşam olunca Hoca eve gelir. Karısı sofrayı hazırlar. Bir tabak bulgur pilâvını Hoca’nın önüne koyar. Hoca pilâvı görünce şaşırır:
    Hanım, hani et yemeği yapacaktın? Bunun için sana gündüzün, kasaptan aldığım eti getirmiştim… Karısı, üzgün üzgün önünde bir süre durur. Sonra, başını önüne eğerek:
    Ah Efendi, sorma! Bizim hınzır kedi, etin epsini yemiş.. der.
    Bu duruma çok kızan Hoca, oturduğu yerden fırlar, eline bir sopa alır. Kediyi, iyice döğmeye karar verir. Bir köşede büzülüp oturmakta olan sıska kediyi görünce kuşkulanır. Karısına:
    Bana hemen teraziyi getir, der.
    Terazi gelince, Nasreddin Hoca, keditartar. Kedi, iki kilo ağırlığındadır. Büsbütün şaşıran Hoca, karısına:
    Kedinin ağırlığı iki kilo, kasaptan, aldığım et nerede? Diyelimki et budur, kedi nerede?


    TURŞUYU SEN Mİ SATACAM

    Nasreddin Hoca, günün birinde turşu satmaya karar verir. Turşu tenekelerini hazırlar, eşeğine yükler. Sokak sokak dolaşarak turşu satmaya başlar:
    Haydi turşu!.. Turşu!…
    Fakat Hoca, tam böyle bağırırken, eşeği de anırmaya başlar. Öyle gür bir sesle anırır ki, Hoca’nın sesini bastırır.
    Hoca, bir türlü istedi gibi bağıramaz. Son bir kere daha bağırır. Fakat eşek, yine durmaz. Oda yüksek sesle anırır. Hoca dayanamaz:
    Yeter artık! diye eşeğe bağırır… Turşuyu senmi satacaksın, yoksa benmi?


    ON AKÇE OLSUN

    Nasreddin Hoca, bir gece, derin uykuda iken. görmüş. Tanımadığı kişiler, Hocaya dokuz akçe vermişler.
    Hoca,dokuz akçeyle yetinmek istememiş
    Hiç değilse, bunu on akçe yapın demiş.Fakat, parayı verenler, dokuz akçeden fazlasını, bir türlü vermek istememişler.
    Tam bu sırada, Hoca uykusundan uyanmış. Birde bakmışki, avucunda, değil dokuz akçe, bir akçe bile yokyok. Şaşırmış, üzülmüş.Gözlerini sıkı sıkı kapayarak, elini uzatmış:
    Vazgeçtim on akçeden, dokuz akçe olsun …demiş.
     



Sayfayı Paylaş