Nasreddin Hoca Fıkralarından Mesajlar

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 27 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Nasreddin Hoca Fıkralarından Mesajlar
    Nasrettin Hoca Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.

    Sivrihisar'ın Hortu bölgesinde dünyaya geldi., Akşehir'de vefaat etti.. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu'ya geri dönerek o bölgenin imamı oldu. 1237'de Akşehir bölgesine yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerine katıldı. İslam diniyle alakalı çalışmalarını devam ettirdi. Bir rivayete göre medresede ders verdi, kadılık yaptı. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hoca adı verilmiştir

    Nasrettin Hoca'nın hayatıyla alakalı bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi nedeniyle, söylentilerle karışmış, daha çok olağanüstü özellikler kazanmıştır. Bu rivayetler içinde, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

    Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.

    Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.

    Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.

    Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur.

    Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.

    Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir.turkeyarena.com Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.

    Bu konuda başka bir çelişki sergilenir. Gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.

    Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
     



  2. Berra Well-Known Member

    teşekkürler çok saolun
     
  3. Misafir Guest

    benim istediğim bu değildi fıkrayı yazıp altına da ne anlatmak istediği yazılacak tı yani
     
  4. EmRe Well-Known Member

    Ya Tutarsa
    Hoca bir gün biraz yoğurt mayası alıp Akşehir Gölü’ne gitmiş, mayayı göle bırakmış. Birisi bunu görüp sormuş:
    - Ne yapıyorsun öyle Hoca?
    - Hiç, göle maya çalıyorum. Adam şaşırıp kalmış:
    - Hoca’m hiç göl maya tutar mı?
    - Ben de biliyorum tutmayacağını. Ama ya tutarsa?


    Cenazede
    Hoca’ya sormuşlar:
    - Cenazede tabutun önünden mi yürümeli, arkasından mı? Hoca:
    - İçinde olmayın da, demiş, önünden de gitseniz olur, ar­dından da…


    İpe Un Sermek
    Bir gün komşusu, Hoca’dan urgan istemiş. Hoca içeriye girip çıkmış:
    - İp boş değil, demiş. Hanım üstüne un sermiş. Komşu;
    - Bu nasıl iş Efendi, demiş. Hiç ipe un serilir mi?
    - Serilir elbette, vermeye gönlüm olmayınca ipe un da serilir.


    Ah Gençlik
    Hoca bir gün ata binmek istemiş. Hayvanın boyu epey yüksekmiş. Hoca bir türlü atin üstüne sıçrayamamış. Yanın­dakiler duyacak şekilde sesini yükseltip, söylenmiş:
    -Ah gençlik ah! Gençliğimizde böyle miydik? Sonra sesini alçaltarak kendi kendine mırıldanmış:

    - Ben senin gençliğini de iyi bilirim Nasreddüinn!

    Kedi Nerede
    Hoca bir gün evine et götürmüş. Hanımına eti vererek akşama bir güzel pişirmesini tembih etmiş. Hanımı da eti pi­şirip komşularıyla bir güzel, afiyetle yemiş. Akşam et yeme ümidiyle eve gelen Hoca’ya da:
    - Efendi sorma etin başına gelenleri. Bizim kedi senin ge­tirdiğin eti kapıp kaçtı. Arkasından koştum ama yetişemedim, Anlayacağın hain kedi senin eti yedi.
    Hoca hemen oracıkta duran cılız kediyi tutmuş ve tart­mış. Kedi iki okka gelmiş. Hanımına:
    - Hatun, bu kedi ise benim et nerede, bu et ise bizim ke­di nerede?
     

Sayfayı Paylaş