Nasipten Ötesi Yok Hikayeleri

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve CAN tarafından 6 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Nasipten Ötesi Yok Dini Hikaye

    Anka Kuşu Nasipten Ötesi Yok.. (bu kadar güzel anlatılmış)

    Anka Hz Süleyman zamanında kuşların başı imiş. Bir toplantı sırasında alınyazısından söz edilirken alınyazısını değiştirebileceğini ileri sürmüş. Düşüncesinde direnmiş. Hz. Süleyman ona bir ders vermek istemiş.

    "Dünyanın bir ucunda bulunan doğu padişahının oğlu ile batı padişahının kızı birbirine yazılmışlardır elinden gelirse bu birleşmeyi önle" demiş.

    Anka: "bu alınyazısını bozamazsam eğer bir daha insan içine çıkmak bana haram olsun" demiş. Hz. Süleyman Anka ya yirmi sene mühlet tanımış. Anka ülkesine giderek bir toplantı düzenlemiş. Alınyazısını önleyeceğim diyince baykuş, yarasa ve ipekböceği karşı çıkmışlar.

    "Allah'ın yazısı bozulamaz" demişler. Anka kızmış, bir tokat vurup baykuşun yüzünü yamyassı etmiş. Yarasayı tırnağıyla kör etmiş, ipekböceği kaçıp kurtulmuş. Anka da gidip doğu ve batı saraylarını kollamaya başlamış.

    Aradan seneler geçmiş doğu sarayında bir erkek, batı sarayında da bir kız doğmuş. Çocuklar büyümüşler. Anka bir fırsatını bulup batı sarayının kızını kaçırmış. Açık denizlere açılmış ve ıssız bir adada yüksek bir kaya bulup kızı bu kayanın üzerine yaptığı kulübeye yerleştirmiş.

    Doğu sarayının oğlu bir gece rüyasında batı sarayının kızını görmüş ve ona aşık olmuş. Onu aramaya çıkmış. Açık denizlerde dolanırken fırtınaya tutulmuş ve bindiği gemi parçalanmış. Bir tahta parçasına tutunmuş ve kızın bulunduğu adaya gelmiş. Adada dolaşırken kayanın üzerinde bir kulübe görmüş. Bakmış ki kaya dimdik, kanadı olmayan hiç bir şeyin çıkamayacağı kadar dik. Kayanın dibine gelip seslenmiş. Kız, karşılık vermek istemiş ama hem birbirlerinin seslerini çok zor duyuyorlarmış hem de birbirlerinin dillerini bilmiyorlarmış. Ötelerden bu durumu izleyen ipekböceği acımış hallerine. İpekten bir ağ örüp kayadan aşağıya sarkıtmış. Delikanlı çıkıp kızın yanına gelmiş. Anka dan korkan ipekböceği onların çevresini ipekle örüp bir koza içene gizlemiş onları.

    20 yıl dolunca Hz. Süleyman Anka’yı çağırmış. Anka kendine güvenle söz konusu evlenmeyi önledim demiş. Hz. Süleyman ''git adada kayanın üzerine yaptığın kulübedeki kozayı getir '' demiş. Anka gidip kozayı getirmiş.

    Kozanın içinden bir kız, bir delikanlı ve yeni doğmuş bir bebek çıkmış.

    Anka utancından kaçıp insanların hiç bilmediği Kafdağı'na saklanmış. Ancak dillerde adı kalmış.
     



  2. CAN Well-Known Member

    Nasipten Ötesi Yok

    Gencin birisi Kâbe'de hep, "Ey doğruların yardımcısı olan Allahım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim" diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker.

    Birisi, (Neden hep ayni duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır: 7-8 sene önce yine Kâbe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın vardı. İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın) diyordu. Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur dedim.

    Bu sırada birisi, "şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum. Torbayı tarif etti ve içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı diyerek verdim. Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.

    Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım.

    Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karsıdan iki üç kişi geliyordu.

    Genç bana dedi ki,
    -Efendim, ben Fas emirinin oğluyum.
    Bu gelenler babamın adamları.
    Beni buldular.
    Senden beni satın almak isterler.
    Sen iyi bir insansın, onlara 30 bin altından aşağıya satma dedi.
    O kişiler yanıma geldi, bu esiri bize satar mısın? dediler.
    Satarım dedim.
    60 altın verelim dediler.
    Olmaz dedim.
    İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı?
    Biz sana iki mislini veriyoruz dediler.
    Öyleyse gidin pazardan alın dedim.
    Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar.
    30 binden aşağı olmaz dedim.
    Çaresiz kabul ettiler.
    Altınları verip, genci alıp gittiler.
    Ben o 30 bin altınla işyerleri açtım, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum.
    Bir gün bana arkadaşlar, "çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var.
    Babası yeni vefat etti.
    Onunla seni evlendirelim" dediler.
    Ben de "olur" dedim.
    Nikah kıyıldı.
    Deve yükleri çeyizini getirdiler.
    Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti.
    Kıza, "bu nedir" dedim.

    "İçinde 970 altın var, babam Kâbe'de bunu kaybetmiş, bulan gence 30 unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi". Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, şimdi helal yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbime hamd ederim.

    "Acı da olsa, doğruları söyleyiniz." (Hadis-i şerif)
     

Sayfayı Paylaş