Nabi'nin Medine'de karşılanışı...

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 15 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    IV. Mehmet devridir...

    Ünlü şair Nâbi en sonunda yıllardır içini yakan hasret ateşine su dökmek ümidiyle Hacc yollarındadır.

    İçinde bulunduğu Hacc kafilesi o devrin önde gelen şahsiyetlerinden ve devlet adamlarından oluşmuştur.

    İstanbul'dan ayrılalı iki ayı geçtikten sonra nihayet kafile Medine'ye yaklaşır...

    Vakit gecedir...

    O günün adeti gereği, ufukta Medine minareleri görününce kafile mola verir. Herkes istirahate çekilir.

    Peygamber şehrine dinç ve dinlenmiş gireceklerdir. Kervanda herkes uyku halindedir. Fakat bir kişi hariç...

    Şair Nâbi. Yıllardır hasreti ile yaşadığı 'En Sevgilinin' şehri işte karşısındadır. Nâbi uyuyamaz.

    Deli gibi çadırların arasında gezinerek biran önce vaktin dolmasını kervanın tekrar yola koyulmasını

    ve hasretin birazda olsa dinmesini bekler.

    Böylece çadırların arasında dolaşırken, kendisini çok rahatsız eden bir görüntüyle karşılaşır...

    Kervandaki 'devletlülerden' biri gaflet içinde sırtını bir çadıra dayayıp ayaklarını da tam Peygamber

    şehrine, Medineye'ye doğru uzatmış horul horul uyumaktadır... Bu durum Nâbi'yi çileden çıkarır.

    Bu büyük saygısızlıktır, uyuyanı derhal dürter uyandırır ve edebe davet eder.

    Bu işi yaparkende daha önce hiç düşünmediği, tasarlamadığı bir şiirin dizeleri dudaklarından dökülüverir.

    Na't edebiyatının şahaserleri arasına girecek bir şiirdir, bu.

    Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!

    Nazargâh-ı ilahidir, Makâm-ı Mustafa'dır bu...

    Diyerek başlayan şiir başladığı gibi, bir duygu ve aşk seli halinde akıp gitmektedir. Nâbi bir yandan,

    sanki gökler ötesi alemlerden ilham ediliyormuş gibi şiirin yeni dizelerini okurken, haddini aşmış

    heyecanın etkisiyle, sarsıla sarsıla ağlamaktadır. Uyuyan uyanır ve toparlanır. Vakit dolar...

    KErvan bir kaç km. ötedeki Medine'ye ulaşır...

    Kervanın MEdine'ye girdiği dakikalarda müezzinler sabah ezanını okumaktadırlar. Nâbi başta, herkes durur,

    huşû içinde ezanı dinlerler. Ezanlar biter ama garip birşey olur. Müezzinler minarelerden inmez...

    Her biri makamla bir Na't-ı Şerif okumaktadır şimdi... Ve bütün Medine, önce hayret sonrada giderek artan

    bir huşû ile bu yeni Na't-ı dinlemektedir.

    Sakın terk-i edepten kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu!

    Nazargâh-ı ilahidir, Makam-ı Mustafa'dır bu

    Özellikle kervan halkı şoktadır... Zannederler ki şair Nâbi bu şiiri bir iki saat önce yeni yazmıştır.

    Fakat şu an şiir bütün Medine müezzinlerinin ağzından minarelerde bir Na't olarak ve makamla okunmaktadır...

    Büyük muamma az sonra çözülür Na't-ı bitirip minareden inen her müezzininkendisini bekleyen meraklı sorulara

    cevabı aynıdır.

    'Gece ALLAH elçisi Resulallah(sav) rüyama girdi. Ümmetimden çok sevdiğim ve beni çok seven Nâbi isminde

    bir şair bu sabah Menide'ye geliyor kendisini bu Nât-ı okuyarak karşılayın' diye buyurdu. Nâ't bize

    rüyada öğretildi.

    Nâbi gösterdiği saygı ve taşıdığı sevginin karşılığı olarak yaşadığı bu zarif ikram karşısında donmuştur...

    Bir süre hiçbir şey söylemeden, hiçbir şey yapmadan kendisine bu açıklamayı yapan Peygamber Mescidi'nin

    müezzinlerini seyreder... kalır.


    RABBİM BİZLEREDE BÖYLE PEYGAMBER SEVGİSİ NASİP ETSİN İNŞALLAH.
     



Sayfayı Paylaş