Mutluluk Hikayeleri

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 22 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Aşk, ateşsiz yanmakmış…

    Aşk, ateşsiz yanmakmış-

    Adı Yusuf Erim. Eski bir öğrencim.

    Uzun bir aradan sonra tekrar bir araya gelmek güzeldi onunla.

    Ailesini de tanıyordum Yusuf Erim’in. İdealist bir babası, iyi kalpli bir annesi vardı. Düşe kalka hayatı ve insanları tanımaya başladığından bahsetmeye başladı. Konuşurken bazen dalıyordu. Dilinin ucunda bir şeyler olduğunu anlamıştım. Dertleşmeyi de paylaşmayı da sever. Belki bu sefer paylaşmak istemiyordur diye üstüne gitmeyecektim.

    Baktım olacak gibi değil. Deşilmesi gerekiyor. Biliyordum içinde kalan dertlerin insanın içini acıttığını, paylaşmanın insanı rahatlattığını.

    ‘Neyin var Yusuf Erim?” diyerek elimi dizine koydum.

    Sanki benden bu soruyu bekler gibiydi.

    ‘Yanıyorum hocam!” dedi ve yutkundu.

    Derin derin nefes alıp vermeye başladı. Gözlerini kapalı tuttu bir müddet. Sessizliği bozmam gerekiyordu. Daha doğrusu konuya girmesine yardımcı olmalıydım.

    ‘Aşık mısın?” dedim.

    Gözlerini açtı. Nemlenmişti gözleri. Kelimler boğazında düğüm olmuş olsa gerek konuşamadı. Sadece kafasını ‘Evet!” der gibi salladı.

    ‘Yüreğimdekileri anlatabilsem, dinlemeye yüreğiniz dayanmaz.” deyince mum gibi yandığını, mum gibi eridiğini anladım Yusuf Erim’in. - -

    Duyguları konuşmanın zorluğunu biliyordum. Hele de ‘aşk!” gibi bir duyguyu. Nereden başlayacağımı bilmiyordum. Yusuf Erim anlatamayacaktı belki. Ben onu konuşturmalı ya da rahatlatmalıydım.

    Duygularını çok iyi anladığımı anlasın diye ‘Aşk, mumdan bir kayıkla ateşten bir ırmağı geçmeye çalışmak gibidir Yusuf Erim!” dedim.

    Acı acı güldü. ‘Keşke o kadar kolay olsa!” dedi. şaşırmıştım.

    ‘Nasıl yani!” diye sorup sormamakta tereddüt ettim. Erim benim konuşmama müsaade etmeden devam etti.

    ‘Mum dediğin ateşin içinde bir kez erir ve yok olur. Aşkla yanan, aşkla yaşayan kişi her gün erir, her gün yok olur. Ben her gün eriyorum hocam! Keşke mum olsaydım? Bir kez yanar bir kez erirdim.”- - -

    İçim acımıştı. Yusuf Erim’in duygusal bir çocuk olduğunu biliyordum. Ancak ne yalan söyleyeyim bu kadar yürek acısı çektiğini bilmediğim gibi, duygularını bu kadar güzel ifade edebileceğini de bilmiyordum.

    ‘Nasıl başladı?” diye sordum.

    ‘Tam beş yıl önceydi. İçimdeki özlem ateşi yanmaya başladığında. Onu niye sevdiğimi bilmiyordum. Nasıl sevdiğimi, nasıl yandığımı biliyordum sadece. Sonra çekti gitti. Yıllar sonra tekrar geldiğinde yorulmuştu. Fırtınalardan sahile vuran geminin kaptanı gibi yorgun Sevinmiştim Hem de çoook Benimde bunaldığım, yorgun olduğum bir zamanda gelmişti. O bana dinlenmeye geldiğinde benim ona daha çok ihtiyacım olduğunu bilmiyordu. -€˜Ben seni sana kavuşmak için sevmedim. Ben seni sen yokken bile sevdim. İyi ki varsın!’ dedim ona. ‘Biliyorum!” dedi. şimdi yine gidecek gibi. Sebep sormuyorum. Git ya da gitme de diyemiyorum. Belki bana kızacaksınız hocam ama, bilsem ki bugün evlendi ve evlendiği kişiyle çok mutlu, bende mutlu olurum. -

    Yusuf Erim konuşurken gözyaşlarımı tutmayı başardım, ancak gözlerimin nemlenmesine engel olamadım.

    İdealist bir çocuktu. ‘Aşkla yanınca her şeyden vazgeçti mi?” acaba diye içimden geçirdim. Benim soru soramam gerek kalmadan devam etti.

    ‘İki defa aşk düştü yüreğime. İlk aşkımın adını ‘dava” ikincisinin adını ‘özlem” koydum. İkisinden de vazgeçmiş değilim. İki aşkım birleşsin diye dua ediyorum sadece. İlk aşkım için koşturuyorum. İkinci aşkımı bekliyorum.”

    ‘Ümidin var mı?” dedim.

    ‘Kavuşabileceğinden emin olduğun birini sevmek aşk değil ki. Aşk kavuşamayacağını bilsen de sevmektir”. dedi. - Sonra acı acı gülümsedi. Derin bir off çekti. ‘Ümidini kaybeden insan lokantada bile aç kalır hocam!” dedi. -

    ‘İyi ama yaşında geldi. Beklemek zor gelmeyecek mi?“ diye sordum. Boşluğa baktı, gülümsedi. ‘Kimi beklediğine bağlı hocam!” dedi.

    ‘Bu kadar acıya rağmen nasıl ayakta durduğunu” sormayı istiyordum. Ama yarasını deşmemek için soramayacaktım. Ama o yine anladı.

    ‘İman, ibadet, namaz, kitap, dua, imtihan” gibi inançlarım olmasa ne yapardım bilmiyorum? İyi ki dindar bir insan olarak yetiştirmiş beni ailem.-

    Çok bunaldığı bir dönemde, ’sensizliğin sarhoşluğunu yaşarım ama senin için sarhoş olmam. Çünkü seni de, beni de, kainatı da yaratan Rabbimi daha çok seviyorum” - gibi sözler yazmış.

    Erim’den ayrılınca uzun bir müddet kendime gelemedim. Eve de gidemedim. Üsküdar sahilinde yürüdüm bir müddet. Denize baktım. Mırıldanmaya başladım..

    Gönül çalamazsan aşkın sazını

    Ne perdeye dokun, ne teli incit!

    Çekemezsen gülün nazını

    Ne dikene dokun nede gülü incit!

    şu koca denizdeki suyun tamamını Yusuf Erim’in kalbine döksem rahatlar mıydı?

    Yüreğinde ki ateş söner miydi?

    Bilmiyorum!

    İnsanların bozulduğu, aşkların kirlendiği bu dönemde böyle gençlerin hala var olduğunu görmek beni çok sevindirdi. -

    İyi ki varsın Yusuf Erim!-
    Sait ÇAMLICA
     



  2. CAN Well-Known Member

    Mutluluk için…

    * Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ,

    * Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT,

    * Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET,

    * Topluma, ailene, İslam’a faydalı olabilecek kadar SAĞLIK,

    * İhtiyaçlarına yetebilecek, zek-tını verebilecek kadar PARA,

    * Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ,

    * Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT,

    * İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK,

    * Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ,

    * Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN,

    * Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE,

    * Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR,

    * Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET,

    * En kötü halinde bile Allah’ dan razı olabilecek kadar ŞÜKÜR varsa,

    SEN MUTLUSUN

    (Songul KURT’a Teşekkürler…)
     
  3. CAN Well-Known Member

    Mutluluğun Sırrı...

    Geçmiş zamanlarda bir ülkede büyük, şatafatlı bir sarayda çok meşhur bir bilge yaşarmış. Herkes üstesinden gelemediği sorunların çözümünde onun yardımına başvururmuş. Bilge çok tecrübeli, bilgili ve insanlara yardım etmeyi çok seven bir insanmış. Günün birinde bir genç gelmiş saraya. Bilge ile görüşmek istediğini, ona soracağı çok önemli bir soru olduğunu söylemiş. Kendisinden önce gelen insanları bir süre bekledikten sonra alınmış huzura. O çok meşhur bilge insan bütün heybetiyle karşısındadır artık. Saygıyla selamlamış önce, sonra titrek bir sesle sormuş; Bana mutluluğun sırrını anlatabilir misiniz?

    Bilge dikkatle süzmüş adamı.

    -- "Demek mutluluğun sırrını merak ediyorsun. Peki anlatacağım fakat şimdi değil, şu an çok meşgulüm istersen sen sarayımı gez sonra gel sana sorunun cevabını vereyim." demiş. Ayrıca ona bir kaşık vermiş ve içine de iki damla yağ damlatmış. Sarayı gezerken bu kaşık da yanında olacak, ama dikkat et sakın içindeki yağı dökme demiş. İki saat sonra dönmek üzere ayrılmış adam.

    Saray inanılmaz derecede güzelmiş, fakat adam kaşıktaki yağı dökmemek için hep kaşığına bakarak yürüyormuş. Dolayısıyla saray gezintisinden fazla bir keyif alamamış. Hiç bir ayrıntıya dikkat edememiş. Zaman dolunca tekrar çıkmış bilge adamın huzuruna. Yüzünde bir tebessüm ve içinde yağı dökmemiş olmanın verdiği rahatlıkla "Bakın efendim yağı dökmeden döndüm" demiş. Bilge gülümseyerek sormuş "Anlat bakalım nasıl buldun sarayımı?" adam birden afallamış, yağa dikkat etmekten sarayı unutmuş hiçbir şeye dikkat etmemiş. Bilge adam durumu anlamış ve ona tekrar giderek her yere iyice bakmasını söylemiş. Adam elinde kaşığı tekrar çıkmış sarayı gezmeye...
    Bu sefer her şeye daha dikkatli bakmış. Hayatında görmediği güzelliklere şahit olmuş. Kolonlar, işlemeler, altın yaldızlar, mücevherler, parşömenler, kütüphanedeki el yazması eserler ve işlemeli kapakları, birbirinden güzel süs eşyaları... Her şey mükemmelmiş. İki saat sonra saraya hayran kalmış olarak dönmüş bilgenin huzuruna.

    Anlat bakalım demiş bilge. Adam başlamış heyecanlı heyecanlı anlatmaya. Hayran kaldığı her halinden belliymiş. Daha sonra bilgenin gülümsediğini fark etmiş. Kısa bir sessizliğin ardından elindeki kaşığa baktığını fark etmiş...

    Bir de baksın ki ne görsün. Kaşıktaki yağ tamamen dökülmüş. Etrafa bakmakta onu tamamen unutmuş. Mahcup gözlerle bakmış bilge adamın yüzüne.

    İşte evlat demiş bilge adam gülümseyerek. Mutluluğun sırrını merak ediyordun. Söyleyeyim;

    "Mutluluğun sırrı dünyadaki bütün güzellikleri yaşamak fakat kaşığındaki iki damla yağı da dökmemektir."
     

Sayfayı Paylaş