Mustafa Hâki Efendi

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 21 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Mustafa Hâki Efendi


    Tokat velîlerinden. Doğum târihi belli değildir. 1920 (H.1338) de İstanbul'da vefât etti. Kabri Fâtih Câmii bahçesinde, Gazi OsmanPaşa türbesine yakındır. Sık sık ziyâret edilmektedir. İlmi, ahlâkı, tevâzuu Tokat, Çorum, Sivas, Amasya ve Yozgat'ta dilden dile anlatılmaktadır. Aynı zamanda Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendinin yeğenidir.

    Mustafa Hâki Efendi, ilk tahsilini Tokat'ta yaptıktan sonra, Çorum Şeyhi Şîranlı Mustafa Efendiye talebe olup icâzet aldı. Sonra Tokat'a dönüp, talebe yetiştirmeye başladı. Dergahı hak âşıkları, ilim tâlipleri ile dolup taşardı. Yetiştirdiği talebeleri, arasında en meşhuru Sivaslı Mustafa Tâkî'dir. Mustafa Tâkî Efendi vefât edince bâzıları; "İlim üç Mustafa ile gitti. BunlarÇorum Şeyhi Şîranlı Mustafa, Mustafa Hâki ve Sivaslı Mustafa Tâkî'dir." demişlerdir

    Mustafa Hâki Efendi, 1908'de ikinci Meşrûtiyetin ilânı sebebiyle yapılan seçimde devrin ileri gelenlerinin arzûsuyla Tokat mebûsu oldu. Ancak ittihatçıların ve gayr-i müslimlerin oyları ile mebusluğu düşürüldü veİstanbul'da mecbûri ikâmete tâbi tutuldu. Kendisine Çarşamba'daki Mustafa İsmet Efendi dergâhı verildi ve vefâtına kadar burada kaldı.

    Mustafâ Hâki Efendinin oğlu Behâeddîn Efendi, dînî ilimlerin yanında Eczâcılık mektebini bitirmiş, siyâsî olaylara karışmamak için Türkiye'den ayrılıp önce Medîne'ye gitmiş orada 27 sene ders okutmuş sonrada Şam'a geçmiştir. Torunları zaman zaman Tokat'a gelip akrabâlarını ziyâret etmektedirler.

    Mustafa Hâki Efendinin sözleri ve kerâmetleri halk arasında anlatılmaktadır. Bunlardan bâzıları şöyledir:

    Mustafa Hâki hazretleri Samsun'a geldiği bir günde misâfir kaldığı evde ikram edilen meyveyi yerken buyurur ki: "Bu gece dünyâya bir oğlum gelse gerektir." Tokat'a gelindiğinde görülür ki sözün söylendiği o saatte Behâeddîn Efendi dünyâya gelmiştir.

    Mustafa Hâki hazretleri sohbetlerde umumiyetle Eshâb-ı kirâm sevgisinden bahseder, Eshâb-ı kirâm sohbet ile yükseldi. Eshâb-ı kirâm dîni bildirenlerdir. Eshâb-ı kirâma dil uzatan, dîni yıkar. Eshâb-ı kirâmın îmânda ayrılıkları yoktur. Hepsi bütün velîlerden üstündür.

    İnsana lâzım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak ve tasavvuf yolunda ilerlemektir.

    İslâmın temeli; Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine inanmak ve yapmaktır.

    Nasihat istiyen birisine buyurdu ki: "Müslüman temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır. Hakaret görebilir, eziyet görebilir, cefaya uğrayabilir. Lâkin ondan hep güzel temiz faydalı şeyler çıkar. Müminin, insanları ayırmadan, hepsine aynı şekilde davranması ve güzel ahlâklı olması lâzımdır."

    Kerâmet hakkında da; "Bir kimsenin havada uçtuğunu suyun üzerinde yürüdüğünü görseniz, İslâmiyetin emir ve yasaklarına uymaktaki hassasiyetine bakınız. Şâyet bu tam ise ona uyabilirsiniz. Eğer emir ve yasaklarda gevşeklik varsa hemen ondan uzaklaşınız. Çünkü zararı dokunur." derdi.

    Vefâtı sebebiyle yazılan mersiyeden bir bölüm:

    Hicrânda koydun bizleri ey Mürşîd-i ebcel
    Nâkısları kim eyleyecek kâmil ü ekmel


    Destine yapışdık ebedî bir habl-i metîne
    Çekdin elini nâkıs olan düşdi zemîne


    Eyvâh geçirdik dem-i fırsatları eyvâh
    Allaha ulaştırıcı sohbetleri eyvâh


    Feyz-i nazarın mürdeleri eyledi ihyâ
    Bu seng-dil Âdemliğini bulmadı hâlâ


    Sen bizleri cezb eder idin arş-ı berîne
    Biz kendimizi attırırız zîr-i zemîne


    Hayfâ o nezâfet o zerâfet, o cemâl
    Cem' olmış idi sende hemân cümle kemâlât
     



Sayfayı Paylaş