Muhammed Mazhar

Konusu 'Peygamber Efendimiz(SAV)' forumundadır ve OrKuN tarafından 21 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. OrKuN Well-Known Member


    Muhammed Mazhar


    Hindistan'ın büyük velîlerinden. İsmi Muhammed Mazhar olup, AhmedSaîd-i Fârûkî hazretlerinin en küçük oğludur. Hazret-i Ömer'in soyundandır. 1832 (H.1248) senesi Cemâzil-evvel ayının üçüncü günü, Hindistan'ın Delhi şehrinde dünyâya geldi. 1883 (H.1301) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti. Babası Ahmed Saîd-i Fârûkî'nin kabri yanında medfûndur.

    Muhammed Mazhar doğduğu zaman, yüksek dedesi Mevlânâ Ebû Saîd hazretleri ona, Muhammed aleyhisselâmın güzel ahlâkı ile ahlâklanması, O'nun yolunda bulunması için, Muhammed aleyhisselâmın güzel ahlâkının kendisinde göründüğü kimse mânâsına, Mazhar-ı Muhammed ismini verdi. Doğum târihine de, yine bu mânâya gelen, "Mezâhir-i Muhammedî" sözü ile ebced hesabına göre târih düşürülmüştür.

    Muhammed Mazhar'ın dedesi Ebû Saîd (r.aleyh), bu torununu çok sever; "Bu çocukta yüksek ilmin kokusu var. Yakın zamanda, şânı her tarafta duyulacak ve herkes feyzinden istifâde edecek" buyururdu. Hakîkaten az bir zaman sonra, buyurdukları meydana çıktı. Muhammed Mazhar, hakk-ul-yakîn mertebesine erişti. Kur'ân-ı kerîmi ezberlediğinde henüz daha dokuz yaşındaydı. Peder-i âlisi Ahmed Saîd hazretlerinden tasavvufu öğrendikten sonra, zâhirî ve bâtınî, tasavvufî ilimlere dâir eserleri okudu.Kısa zamanda bu ilimlerdeki tahsîlini tamamladı, kemâle geldi. Babasının emri ile, babasının huzûrunda talebelere teveccüh eder, ders verirdi.

    Kendisinde Haremeyn-i şerîfeyni, Mekke ve Medîne'yi ziyâret etme arzusu şiddetlenince, babasından izin alarak hacca gitti. Hacdan sonra, Resûlullah efendimizin kabr-i saâdetlerini ziyâreti sırasında, mânevî iltifât ve inâyetlere mazhar oldu. Büyük bir sevinçle Delhi'ye döndü.Delhi'de bir müddet yüksek babasının hizmetinde bulunduktan sonra, babası ve diğer yakın akrabâları ile birlikte, İngiliz fitnesinden korunmak için Hicaz'a hicret ettiler. Babası Ahmed Saîd-i Serhendî vefât edince, onun yerine geçenMuhammedMazhar, Medîne-i münevverede talebe yetiştirmeye başladı. Vefâtına kadar feyz ve irşâd kaynağı olarak bu vazifeye devâm etti. Hizmet yıllarında bir hac mevsiminde idi. İslâm âlimlerinin ve evliyânın en büyüklerinden, zamânının ve asrının bir tânesi, "Silsile-i aliyye"nin otuz üçüncüsü olanSeyyid Fehîm bin Abdülhamîd Arvâsî hazretleri ile Muhammed Mazhar, Mekke-i mükerremede buluştular. Aynı yolun bağlıları olan bu iki büyük velî, muhabbetle birbirlerine sarılıp kucaklaştılar, sohbet ettiler.

    Zamânındaki evliyânın en büyüklerinden olan Muhammed Mazhar hazretleri, aklî ve naklî ilimleri kendinde toplamış, ilimlerin usûl ve fürû'u ile birlikte, anlaşılamayan, mübhem yerleri çok iyi bilen, bütün ilimlerde mâhir, ihtisas sâhibi, büyük bir âlim, yüksek bir velî idi. Tevekkül sâhibi ve kanâatkâr idi. Çok cömertti. Dünyevî alâkalardan soyulmuş, arınmıştı. Yâni dünyâ ile alâkalı herşey ile meşgûl olmaktan berî ve uzaktı. Eline geçen dünyâlıkları, o beldede bulunan fakir ve muhtaçlara tasadduk ederdi. Medîne-i münevverede, Bâb-ül-Bakî' denilen yerde, sırf kendi gayretiyle, gâyet büyük bir medrese yaptırdı. Birinci katı kütüphâne, ikinci katı dershâne ve üçüncü katı da sohbethâne olarak kullanılan bu medrese uzun müddet ilme çok hizmet etti.

    Muhammed Mazhar hazretleri, Peygamber efendimizin tam bir âşığı idi. Kerâmetler ve fazîletler hazînesiydi. Çok ibâdet ve tâat yapardı. Kur'ân-ı kerîmi haftada bir defâ hatmederdi.Her Pazartesi ve Perşembe günleri ile eyyâm-ı biyd (her arabî ayın, on üç, on dört ve on beşinci günleri) günlerinde oruç tutmak ve bu esnâda hadîs, tasavvuf kitapları ve bilhassa İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât-ı Şerîf'ini çok okumak ve okutmak, onun güzel âdet ve edeblerinden idi. Hicrî 1277 senesinde yazdığı Makâmât-ı Sa'îdiyye kitabı Fârisî olup, babası Ahmed Saîd'in ve hocalarının hallerini ve yüksek makamlarını bildirmektedir. Kitap hicrî 1281'de Delhi'de bastırılmıştır.

    1) Hadîkat-ül-Evliyâ 1. Kısım; s.162
    2) Makâmât-ı Ahyâr; s.90
    3) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.18, s.138
     



Sayfayı Paylaş