Mübarek Ramazan Geliyor...

Konusu 'Dini Sohbet' forumundadır ve abdulkadir tarafından 14 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. abdulkadir Well-Known Member


    Mübarek Ramazan Geliyor...
    Yasanması gereken bir ay RAMAZAN...
    Sene içinde kendini bir türlü mânevi yönden derleyip toparlayamayan ve bu halini beğenmeyip kendinden şikâyet eden, ruhu arayış içerisinde olan; fakat bir türlü bir yerlerden başlayamayan, kendine çeki–düzen veremeyen Müslüman kardeşlerimiz için çok büyük bir fırsat karşımızda:
    Ramazan–ı Şerif...
    Sadece kendisini toparlamak isteyenler için değil elbet, tüm inananlar ve tüm insanlık için her ânı dolu dolu yaşanması gereken bir ay yaklaşıyor:
    On Bir Ayın Sultanı Ramazan.
    İnsan, bazen hata ve kusurlarında hududu aşmaktadır. Bu durumda onun büyük bir rahmete, affa ihtiyacı olur. Bunu da ancak özel durumlarda, mübarek gecelerde, mübarek gün ve aylarda gerçekleştirebilir. İşte onlardan birisi de içerisinde bin aydan daha hayırlı bir gece olan Ramazan–ı Şerif ayıdır.
    Ramazan–ı Şerif ayı nefsin askıya alındığı, şeytanların zincire vurulduğu ve cehennem kapılarının kapanıp cennet kapılarının ardına kadar açıldığı bir aydır. Rahmet, bolluk ve berekâtın kat kat arttırıldığı aydır Ramazan. İnsanlar arasında kaynaşmanın arttığı, insanların birbirini gözettiği, zenginlerin fakirlere yardım elini uzattığı, insanların hayır ve hasenatta yarıştığı mübarek bir aydır Ramazan–ı Şerif. Kısaca bu ayda her şey zirve noktasındadır.
    Bu ayın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden âzaddır. Şunu bilmekteyiz ki Hazreti Allah'ın affına, yaptığımız ibadetlerle değil; ancak onun rahmetiyle erişebiliriz. İşte Ramazan–ı Şerif bu rahmetin bol olduğu bir aydır. Bizim için bir hayır kapısıdır. Çünkü Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
    "Sizin için bir hayır kapısı açıldığında onu ganimet bilin, zira o kapının ne zaman kapanacağını bilemezsiniz."
    Bu ayın kıymetini bilmeyen, bu ayda kendisini affettiremeyen kimse ne zaman o şuura erişecek, kendisini affettirecek? Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifte:
    "Ramazan–ı Şerife girip de bu ay çıkmadan kendini Cenab–ı Hakk'a bağışlatamayan kimse perişan olsun!" buyurmaktadır. O nedenle dilimizden şu duayı eksik etmeyelim: "Allah'ım muhakkak ki sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affet…"
    Bir kişi Ramazan–ı Şerifteki af ve mağfiret, izzet ve ikram, feyiz ve bereketten istifade ederse, o sene içinde mânen derli toplu olup arzu ettiği tecelliyât ve mânevi güzellikleri elde eder. Aksine, bu mübarek ayı değerlendiremez ve halinden pişmanlık da duymazsa, gelecek sene Ramazan–ı Şerife kadar sıkıntılar, üzüntüler ve dağınıklık içinde seneyi geçirmek zorunda kalır. Toparlanması için yeni bir Ramazan–ı Şerifin gelmesini beklemeye mecbur olur. Zira deryadan istifade edemeyen, damladan nasıl istifade edebilir ki? Cenâb–ı Hakk bu duruma düşmekten cümle kardeşlerimizi muhafaza buyurup Ramazan–ı Şerifin berekâtından azamî derecede istifade etmeyi nasip eylesin.
    İmam–ı Rabbani Hazretleri Mektubât–ı şerifinde mübarek Ramazan–ı Şerifle alâkalı olarak bu ayda bulunan feyiz ve esrar–ı ilâhiden gafil olunmamasına dikkat çekerek şöyle buyurmuşlardır:
    "Sene içinde herhangi bir kimseye ne cihetten olursa olsun ulaşan hayır ve berekâtın tamamı, Ramazan–ı Şerifin sonsuz hadsiz ve hudutsuz olan rahmet denizinden bir damladır. Binaenaleyh bu mübarek ayı maddi ve manevî bakımdan derli toplu olarak geçirmek, senenin tamamında derli toplu olmaya vesiledir. Dağınık ve manevî yönden gaflet içinde geçirmek ise, senenin tamamında dağınıklığa sebeptir.
    Ramazan–ı Şerifte manen dağınık olan kişilerin sene içinde toparlanması çok zordur. Bu mübarek ayı kendisinden razı olarak geçiren kimseye müjdeler olsun! Bu ay kendisine gadap edip hayır ve berekâtından mahrum olan kimseye ise yazıklar olsun!"
    Ebu Hureyre'den rivâyet olunan bir Hadis–i Şerifte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
    "Ramazan–ı Şerifin ilk gecesinde Allah–u Teâlâ kullarına rahmet ile nazar eder ve onlara Ramazan–ı Şerifte azâb etmez. Ramazan–ı Şerifin her günü için binlerce insanı Allah–u Teâlâ affeder. Kadir gecesinde ise o geceye kadar affettiklerinin sayısınca insanı affeder. Yirmi dokuzuncu gecesinde ise, o kadar daha insanı affeder."
    Efendimizden yapılan müjdeler bu kadarla kalmamaktadır. Bir başka Hadis–i Şerifte ise şöyle buyurmaktadırlar:
    "Sizden biriniz Ramazan–ı Şerifte geceleyin sâhur yemeğini hazırlamak veya teheccüt için uyanıp yatağında bir tarafından diğer tarafına hareket etse, Allah ona bir melek gönderir ve melek:
    –Allah'ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun ey Allah'ın kulu, kalk, der. Namaz kılmak niyetiyle kalktığı zaman, yatağı onun için dua ederek "Allah'ım, bu Müslümana yüksek ve güzel cennet yataklarından ver" der. Elbisesini giydiği zaman, elbisesi ona; "Ya Rabbi bu kulunu cennet elbiselerinden giyindir" diyerek dua eder. Ayakkabılarını giydiği zaman, ayakkabıları onun için; "Yâ Rabbi! Sırat üzerinde bu kulunun ayaklarını sabit kılıp kaydırma" diye ve ibriğine yöneldiği zaman, ibrik ona; "Yâ Rabbi! Bu kuluna cennet ibriklerinden ve kâselerinden ikram et" diye, abdest aldığı zaman, abdestte kullandığı su; "Ya Rabbi onu hata ve günahlardan temizle" diye, namaza durduğunda, içinde bulunduğu ev; "Ya Rabbi bu kulunun kabrini geniş ve nurlu kıl ve rahmetini ziyade et" diye dua ederler.
    Cenâb–ı Hakk o kuluna rahmeti ile nazar eder. Namazını bitirip dua etmeye başladığı zaman, Cenâb–ı Hakk "Ey kulum! Dua etmek senden, icabet ise benden; istemek senden, vermek ise benden; istiğfar senden, ğufran ise bendendir." diye mukabele eder.

    RAMAZAN AYI
    DİLE GELDİ KONUŞTU
    Ramazan–ı Şerif ayı, kendisine hürmet eden, ibâdet ve itâatla meşgul olarak kendisini ihyâ eden kişiler için şefâatçi olacaktır. Mev'ıza–i Hasene'de geçtiği üzere:
    "Kıyamet günü, Ramazan–ı Şerif en güzel surette gelip Allah'ın huzurunda secdeye kapanır. Bu esnada Allah–u Teâlâ Ramazan–ı Şerife şöyle buyurur:
    –Ey Ramazan! Başını kaldır ve söyle ne istiyorsun?
    –Ya Rabbi! Benim hakkımı gözeten ve bana hürmet edenleri istiyorum.
    –Peki, git senin hakkını veren kimseleri bulup getir.
    Bunun üzerine Ramazan–ı Şerif ayı, onun hakkını verenleri alarak getirir ve Allah'ın huzurunda dururlar. Bu sefer Allah'u Teâlâ şöyle buyurur.
    –Ey Ramazan! Ne istiyorsun söyle bakalım!
    Bunun üzerine Ramazan–ı Şerif şöyle der:
    –İkramını istiyorum Ya Rabbi!
    Bunun üzerine Allah–u Teâlâ onlara ikramlarda bulunur. Sonra Allah'ın izniyle onların her biri günahkârlardan 70 bin kişiye şefâat eder.
    Sonra yine Allah'u Teâlâ buyurur:
    –Ey Ramazan ne istiyorsun?
    Ramazan–ı Şerif şöyle der:
    –Allah'ım! Bunları Peygamberlerine komşu yapıver.
    Allah–u Teâlâ da:
    –Kabul ettim, buyurur.
    Yine Allah'u Teâlâ şöyle buyurur:
    –Ey Ramazan ayı, daha ne istiyorsun?
    Ramazan–ı Şerif der ki:
    –Ya Rabbi! Sen benim ihtiyaçlarımı giderdin. Fakat onların Ramazan–ı Şerif ayında tuttukları oruçların ve kıldıkları namazların sevapları nerede?
    Bunun üzerine Allah–u Teâlâ, onların her birine cennette kırmızı yakuttan ve yeşil zümrütten yüz bin tane şehir armağan eder. Her şehirde bin köşk vardır.
    Bu Hadis–i Şerifte verilen haberler şu ayet–i kerime ile teyit edilmektedir.
    "Hiç şüphesiz, sabredenlere ecirleri hesapsız olarak verilecektir."[​IMG]1)
    Yani Rabbinin tââtına sabredenlere mükâfatları hesapsız olarak verilecektir. Onların sevaplarının haddi hesabı yoktur, sayısı belli değildir, ardı arkası kesilmez.
    "O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur'ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa, onda oruç tutsun. Kim de hasta yahut yolculukta ise, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz."[​IMG]2)



    RAMAZANIN DEĞERİ BİLİNSEYDİ...

    Hazreti Ebu Hüreyre anlatıyor:
    "Resulullah buyurdular ki: "Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."
    Diğer bir Hadis–i Şerifte ise Peygamber Efendimiz Ramazan–ı Şerif hakkında şöyle buyuruyor:
    "Ümmetim Ramazan–ı Şerifteki esrar–ı ilâhiyi ve fazileti bilmiş olsalardı, senenin tamamının Ramazan–ı Şerif olmasını arzu ederlerdi. Çünkü o mübarek ayda bütün hasenat toplanmış, itaat ve ibadetler makbul, dualar müstecâb, günahlar ise afv edilmiştir. Ve cennet, bu ayı ihya ederek ibadet eden mü'minlere âşıktır."
    Bunu te'yit ve izah eder mahiyette Efendimiz, Selmân–ı Farisi tarafından rivâyet edilen bir hadis–i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
    Resülullah, Şaban ayının son günü bize bir hitabede bulunarak şöyle buyurdu:
    "Ey insanlar! Büyük ve mübarek bir ay sizi gölgelemiş bulunuyor. Öyle bir ay ki, içinde bin aydan daha hayırlı gece bulunmaktadır."
    Öyle bir ay ki, Allah onun orucunu farz; gecesinde terâvih namazı kılmayı da sünnet saydı. Kim hayırdan bir haslet ile rızâ–i ilâhiye yaklaşacak olursa, diğer aylarda bir farzı edâ etmiş gibi olur. Kim o ayda bir farz edâ ederse, diğer başka bir ayda 70 farz edâ etmiş gibi olur.
    Ramazan, ibâdette sabır ve sebat gösterme ayıdır. Sabrın sevâbı ise cennettir. O, ihsan ayıdır. O, öyle bir aydır ki, içinde müminin rızkı artırılır. Kim o ayda bir oruçluya iftar ettirirse, günahları için mağfiret ve ateşten kurtulmasının vesilesi olur. O ziyâfet verdiği kişinin ecrinden hiçbir şey noksanlaşmaksızın, sevâbının bir misli de kendisine verilmiş olur.
    Eshâb–ı Kirâm, Kainatın Efendisine sorar:
    "Ey Allah'ın Resulü, hepimiz iftar verecek şeyi bulamıyoruz" dediler. Bunun üzerine, Rasülü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Selem Efendimiz:
    "Allah, bu sevâbı bir tek hurma, bir yudum süt veya bir yudum su ile iftar ettirene de ihsan eder. Bu ayın evveli rahmet, ortası mâğfiret, sonu cehennem ateşinden kurtulmadır. Kim bu ayda hizmetçisinden işi hafifletecek olursa, Allah onu affederek ateşten âzâd eder.
    Bu ayda dört hasleti çoğaltınız. İki haslet ile Rabbinizi hoşnut edersiniz. Bunlar: Allah'tan başka hiçbir ilâh bulunmadığına şâhitlik etmeniz ve bir de O'ndan mâğfiret dilemenizdir. Diğer iki haslete gelince, ondan hiç biriniz müstağni kalamazsınız. Bunlar Allah'tan cennet istemeniz ve ateşten O'na sığınmanızdır. Kim bir oruçluya su içirirse, Allah da ona benim havuzumdan kana kana içirecektir. Artık o, cennete girinceye kadar asla susamayacaktır."


    ORUÇLA İLGİLİ
    VAZİFELERİMİZ
    Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: "Rasulullah Aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
    "Her şeyin bir zekatı (temizlenme vasıtası) vardır, bedenin zekatı ise oruçtur."
    Peygamberimiz diğer bir hadisi şerifinde ise:
    "Kim ramazan orucunu, farz olduğuna ve faziletine inanarak Allah'ın rızasını gözeterek tutarsa, Allah da onun, kul hakkı müstesna olmak üzere, geçmiş günahlarını bağışlar…" buyurmaktadır.
    Tabi ki bu ayda sadece midemize oruç tutturmayacağız; bütün azalarımızla samimiyetine inanarak oruç tutacağız. Aksi takdirde bu bizim için işkenceden, açlıktan öteye gitmez. O nedenle oruçla ilgili vazifelerimizin neler olduğunu çok iyi bileceğiz ve tuttuğumuz oruçları hakkı ile tutmaya gayret edeceğiz.
    Oruç tutmakta dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Dini hükümlere uygun bir biçimde oruç tutmuş olmak için kişi şu cihetleri ihmal etmemelidir:

    ORUCU İHLÂS İLE TUTMAK
    Allah–u Teala'nın rızasını tahsil ve emrini yerine getirmek için oruç tutmalıdır. Ev halkından birinin hatırı için veya aile büyüklerinden birinin emridir diye tutulan oruç, ihlâstan mahrum bırakılmış olur. Bu şekilde tutulan oruç ibadet değil, "perhiz" adını alır. Ceset için ruhun değeri ne ise, ibadet için "ihlâs"ın değeri odur.

    NİYET
    Niyet, oruç ibadetinde farzdır. Bu farzın yerine gelmesi için kalbin, orucu tutmaya kararlı olması gerekir. Niyet için ilk vakit, tan yerinin ağarması; son vakit ise; günün yarısı demek olan "Nısf'ün–nebâr" dır. Bunun için bir ölçü tespit edilmek istenirse, içinde bulunduğumuz günün imsak vakti ile iftar vakti arasındaki saat ve dakikaların toplamı alınıp ikiye bölünür. Bölümden elde edilen saat ve dakika, akşam saatinden çıkarılacak veya imsak vaktine eklenecek olursa "Günün yarı vakti" ortaya çıkmış olur. Mesela, iftar vakti 20:38 de, imsak zamanı 03:28 de ise, ikisinin arasında 17 saat 10 dakikalık bir zaman bulunmakta ve bu zamanın yarısı ise 8 saat 35 dakika etmektedir. 8 saat 35 dakikayı akşamdan çıkarır veya imsak vaktine ilave edersek çıkan 12.03 nısf'ün–nehâr vaktini gösterir.
    Günün yarısını gösteren zamandan sonra oruca niyet edilemez. İmsak vaktinden önce ve hatta iftar sofrasının dua ettiğimiz sırada ertesi günün orucuna niyet edebiliriz. Ancak iftar vaktinin girmiş olması lazımdır.

    SAHUR YEMEĞİNİ
    İHMAL ETMEMEK
    Seher vakti, çok kıymetli bir zaman parçasıdır. O sırada gök kapıları açılır ve gündüzde olandan daha fazla ilahi rahmet ve mağfiret tecelli eder. Halk uykuda iken uyanmak, uyumaktan münezzeh olan Allah–u Teala'ya tövbe, istiğfarda bulunmak, Kur'an okuyup teheccüt namazı kılmak ve sahur yemeği yemek gecenin bereketinden layıkıyla faydalanmaya sebep olur. Peygamber Efendimiz bir hadis–i şeriflerinde biz ümmetini sahur yemeğine teşvik etmekte ve "Sahur yemeği yiyiniz. Çünkü onda bereket vardır" buyurmaktadır.
    İslam Dini, ibadetleri terk ederek veya ibadetlerin eda şekillerini değiştirerek gayr–ı müslimlere benzemeyi yasaklamıştır. Peygamber Efendimizin sahur yemeğini tavsiye etmesinin bir sebebi de Yahudilere ve Hıristiyanlara benzememek içindir. Zira "Bizim orucumuzla ehl–i kitabın orucunu ayıran şey, sahur yemeğidir." buyurmuşlardır.
    Sahur yemeğinin bir başka faydası da, gündüzün aşırı açlık hissi ile oruca karşı aşırı güçsüzlük duymamaktır. Çünkü oruç, nefse eza ve cefa için emredilmiş olmayıp, nefsi ıslah ve terbiye için farz kılınmıştır. Peygamber Efendimiz, ümmetine olan engin merhametinden dolayı, "Sahur yemeği ile gündüzün orucuna; gün ortasındaki uyku ile de gece ibadetine kalkmaya yardım dileyiniz".
    İftar sofrasına oturunca, itina ile hazırlanmış yemekleri, birbirinden farklı meyveleri, çorbasından tatlısına kadar çeşit çeşit nimetler önümüzde dururken bu rızıkları bize ulaştıran Rezzâkımızı şöyle bir tefekkür etmeliyiz ve şu soruyu kendimize sormalıyız:
    "Acaba, Rabbimin rızasına uygun bir oruç tutabildim mi?" Sonra da kalbimizin diliyle vicdan kulağımıza fısıldayıp cevap aramalıyız bu soruya…
    İftar sofrasının başında yapılacak dualar makbul olur. Bu sebeple, o vakitte dua etmeyi ganimet ve manevi bir nimet bilmelidir. Şahıslarımızın ahiret selameti ve dünya saadeti için, din kardeşlerimizin refahı ve İslam âleminin hayırlı ve mesut terakkilere erişmesi için dualar edilmelidir.
    Helal olan her gıda ile iftar edilebilir. Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sünnetlerine uygun bir şekilde iftar yapmak isteyenler şu hadis–i şerifi akıllarından çıkarmamalıdırlar:
    "Biriniz iftar ettiği vakit, hurma ile orucunu açsın. Zira o berekettir. Eğer hurma bulamazsa, su ile iftar etsin. Çünkü su temizdir."
    Önce iftar edip açlık ve susuzluğu gidermeli, daha sonra namaz kılmalıdır. Bir kimse bunun aksine bir yol takip edecek olursa, mideyi işgal etmesi gereken yiyecekler, nazargâh–ı ilahi olan kalbi meşgul etmeye ve namaz içinde gözümüzün önünde yemek tabakları dolaşmaya başlar. Gıdayı mideye indirmeli, füyûzât ve envâr–ı ilahiyi kalbe sindirmelidir. Peygamber Efendimiz, "İnsan iftarda acele ettiği müddetçe hayırda devam etmiş olur" buyurmaktadır.
    İftar etmede gösterilen bu çabukluk, Peygamber Efendimizin sünneti olmakla beraber, Yahudilerin iftarlarında takip ettikleri yoldan bizim iftar etme usulümüzü ayıran mümeyyiz bir davranış olmaktadır. Zira onlar, iftarı tehir etmekte idiler.
    İbadetlerimizin makbul olması için Peygamber Efendimizin sünnetine uygun olarak yapılması lazımdır. Zira ibadetlerin emredilmesindeki asıl maksat sadece borç ödemek değil, dinimizin hükümlerine muvafık bir oruç tutmak ve rıza–i ilahiye nail olmaktır.
    Perhiz yaparcasına tutulan bir oruç ile kulluk zevkine ve tefekkür derecesine ulaşılamaz. İslam dininin emrettiği her vazifede müminlerin ilerlemesi ve yükselmesi değişmez bir husustur. Duya duya ve doya doya ibadet yapabilmek, ancak Resulullah'in sünnete uymakla mümkün olur.

    TERAVİH NAMAZIN HİKMETLERİ
    "Teravih" kelimesi "Terviha"nın çoğulu olup aslında bu, oturuşun ismidir. Teravih, rahatlama demektir. Peki, bu namaza neden teravih (rahatlama) adı verilmiştir?
    Bu namazı kılanların cennette ebedi rahatlığa kavuşturulacağı için bu isim verilmiştir.
    Gündüz oruçlu bir şekilde hiçbir şey yemeden–içmeden iftar eden, karnını doyuran ve yediği yemeklerle kendisine bir ağırlık, bir rehavet çöken insanın bu namaz ile rahatlamasından dolayı bu isim verilmiştir.
    Daha çok cemaatle kılındığı için sosyal birliktelik, yakınlık, kaynaşma ve muhabbet ortamları da oluşturduğu için insanı psikolojik olarak da rahatlatmaktadır.
    Yirmi rekât olarak kılınan bu namazın aralarında Salâvat–ı Şerifeler getirir, oturur, dinlenir ve rahatlarız. Sonra tekrar kalkar, Huzur–u İlahiyeye yöneliriz… İşte bu nedenden dolayı da bu namaza teravih (rahatlama) namazı denilmektedir.
    Nitekim, iki cihanın serveri Fahri Kainat Efendimiz:
    "Ey Ümmetim! Yediğiniz yemekleri, Allah'ı zikretmek ve namaz kılmak suretiyle eritiniz…" buyuruyor.
    Teravih namazının insan sağlığı yönünden en büyük hikmeti de burada gizlidir.
    Olabilir ya, o kadar acıktıktan sonra bir güzel karnımızı doyuracağız ve bir müddet sonra midemiz bu ağırlığı kaldıramayacak, eritemeyecek. Sonrasında ise bir yığın sağlık sorunlarıyla karşılaşacağız…
    Bunu bilen Yüce Yaratıcımız ise, kendisi adına yapılan bir ibadetin sonunda kullarının problem yaşamasını elbette istemiyor ve oruç ibadetinden sonra bir de namaz ibadetiyle kendisine daha da yaklaşmamızı istiyor. Bu vesileyle insan, hem manen hem de maddeten kazandıkça kazanıyor…
    Ehlisünnete göre bu namaz Efendimizin sünnetidir. Çünkü Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur.
    "Şüphesiz Allah size, (Ramazan ayının gündüzlerinde) oruç tutmayı farz, gecelerini de namaz kılmakla (geçirmeyi) sünnet kılmıştır."

    VE BİN AYDAN DAHA HAYIRLI
    OLAN BİR GECE: KADİR GECESİ
    Enes İbnu Malik Radıyallahu anhuma anlatıyor: "Ramazan ayı girmişti. Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
    "Bu mübarek aya girmiş bulunuyorsunuz. Bu ayda bir gece vardır ki bin aydan hayırlıdır. Bu gecenin hayır ve bereketinden mahrum kalan bir kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış gibidir. Onun hayrı ise, sadece (uhrevi saadetten) mahrum kimseye haramdır."
    Bizden önceki hiçbir ümmete verilmeyen, yalnızca Rasul'ü Enbiya'nın ümmetine ihsan edilen ve bin aydan daha hayırlı olan bir gecedir Kadir gecesi.
    Fahri Kainat Efendimiz, nübüvvet vazifesine bil fiil bu gece başlamış, ilahi hitap insanlığa bu gece teveccüh etmiştir. Bu gecenin büyüklüğünü, yüceliğini bir başkası değil; bizzat Hazreti Allah, Kur'an'ı Azimüşşân'da beyan ediyor, buyuruyor ki:
    "Zâtımızla, sıfatımızla, kudret ve azametimizle Biz o Kur'ân'ı Azimüşşân'ı Kadir gecesinde indirdik. Habibim! Kadir gecesi nedir, nasıl bir şerefe sahiptir, bunu sana kim bildirebilir? Elbette ki hiç kimse bildiremez. Öyleyse ben bildireyim: Kadir gecesi, kendisinde Kadir gecesi olmayan bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir."
    İnsan hayatında bir Kadir gecesi 83 sene 4 aya bedeldir. Bu, aşağı yukarı bir insan ömrüdür. Bir insan ömründe kazanılamayan şey, Kadir gecesinde kazanılabiliyor.
    İmam Rabbani diyor ki "İnsan ömründeki hayırlı bir an, hayırsız binlerce güne tercih edilir. Bir geceyi Allah ile dopdolu yaşamışsak, ızdırapla, gözyaşlarıyla geçirmişsek, bir ömre bedel olacaktır."
    Tefsircilerin çoğundan vârid olan rivayetlere göre Kur'ân Ramazan ayının Kadir gecesinde dünya semasına, Beyt–i Mamur'a bir defada indirilmiş, sonra yirmi üç senede tedricen, parça parça yeryüzüne indirilmiştir. Demek ki Kur'ân'ın gerçekleri, yeryüzüne inişinden önce kâinat âleminde ve yeryüzüne en yakın olan gökte bir Ramazan gecesi toptan tecelli etmiş ve yeryüzüne inişi onu takip etmiştir.
    Ramazan'ı Şerifin önemini arttıran, içerisinde Kadir gecesi gibi bin aydan daha hayırlı bir geceyi barındırmasıdır. Zira Kadir gecesi, hidayet rehberimiz olan Kuran'ı Kerim'in dünya semasından indirilmeye başladığı bir gecedir. Bu gece içerisinde ibadetlerimizi diğer gün ve gecelere oranla daha da arttırmalıyız ve şu duayı çok okumalıyız:
    "Allah'ım, şüphesiz sen affedicisin, ikram sahibisin, affetmeyi seversin, beni affet."
    Hazreti Allah bizleri o gece ile şereflendirsin inşallah.
    Ramazan–ı Şerif hakkında bildirilen o kadar çok Hadis–i Şerif ve müjdeler var ki, burada bunlardan bazılarını zikredebildik. Hatta bu haberler arasında seçim yapmakta zorlandık. Faziletini dillerle ifade etmek mümkün olmayan, sevabı ve mükâfatı hesapsız olan bu mübarek ay, bütün hayırları içinde topladığından, Kur'ân–ı Kerim de her şeyi içinde ihtiva ettiğinden, aynı zamanda bu mübarek ayda inzal buyrulduğundan Kur'ân–ı Kerim ile bu mübârek ay arasında İmam–ı Rabbâni Hazretlerinin ifâdesiyle tam bir münâsebet vardır. O nedenle bu mübarek ayda bol bol Hatm–i Kur'ân yapmak ve mukâbele etmek, sünneti müekkededir.
    Ramazan ayına kavuşmanın heyecanı ne kadar asil ise; ondan hakkıyla faydalanmak da vazifemiz olmakta ve bazı hususlara dikkat etmemiz icap etmektedir. Bir Müslüman; dükkânda, fabrikada, çarşı ve pazarda bulunurken oruçlu olmanın gerektirdiği dikkati göstermeli; elini harama, dilini yalana bulaştırmamalı ve yasaklanmış bakışlardan gözlerini sakınmalıdır.
    Allah cümlemizi bu ayda kendisini affettiren kullardan eylesin! (Amin.)
    1:Zümer Suresi 10
    2:Bakara Suresi 185


    ALINTI
     



Sayfayı Paylaş