Modern Hikaye Ve Halk Hikayeleri Arasındaki Farklar Ve Benzerlikler Nedir?

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 1 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    MODERN HİKAYE

    Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.
    Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır. Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları , felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer
    Öyküler,romanlara göre daha kısadırKahramanları bir ya da birkaç kişiden meydana gelir. Öykü kahramanlarının kişilikleri derinliğine incelenmezHayatlarının tamamı yerine kısa bir bölümü anlatılırTek bir olay etrafında gelişir.
    Öykülerin serim (giriş),düğüm (gelişme) ve çözüm (sonuç) olmak üzere üç temel unsur üzerine kurulmuştur.
    Öykü konusu bulmak için iyi bir gözlemci olmak ve çevrede görülenler üzerinde kısaca düşünmek yeterli olacaktır. Önemli olan ilgi uyandıracak konuları seçmektir. Bunun için seçilen öykü konusunun ayrıntılarına, heyecan ve ilgi uyandırmasına dikkat etmek gerekir. Bu da ayrıntıların yerinde ve yeterince verilmesine bağlıdır. Ayrıca nakledilen olayın kimin ağzından ve dikkatiyle verilmesi de önemlidir. Olay,bir mektup,bir anı defteri türünde ise birinci şahsın ağzından,yerine göre ikinci ve üçüncü şahıs ağzından verilebilir.
    Olay ilerledikçe olayda yer alan kişilerin tanıtılmasına geçilirTasvirler ya konuşmaları vasıtasıyla ya da yeri geldikçe yapılırYine öykü kişilerinin düşünceleri konuşturularak açıklanırYani çözümleme yapılırSöz gelişi iki arkadaş yıllar sonra karşılaşsınlar. Davranışları,se vinç çığlıkları atmaları,heyecanlı konuşmaları,eski anıları tazelemeleri yazıda ayrıntılı olarak verilmelidirYahut bir manzaranın kişide bıraktığı tesir;intiba,renk,görünüm,duyg u yoğunluğu bakımından verilmelidir. Bu durumlar,davranış ve konuşmalarla verilirse de kimi zaman yazarın açıklamasını gerektirirAyrıca çözümleme,olayın akışını engelleyecek tarzda yoğun ve fazla olmamalıdır.

    Öykülerin başlangıçları birbirinden farklı olabilirYa yaşanılan yerin tasviri ile,ya kişilerin tanıtılması ile ya onların birbirleriyle olan ilişkilerinin verilmesi ile,ya da çatışmaya konu olan olayın anlatılması ile başlanır. Kimi zaman da kişiler ve onların ilişki içinde bulundukları kimselerin hayatlarından bölümler sunulur. Böylece öykü ortasından başlanır,sonra başa dönülürKimi zaman ise öykü diyalogla başlar. Konuşmalar vasıtasıyla mekan ve kişiler hakkında kısa bir açıklama yapılır ki buna dramatik metot adını veriyoruzYa da konu bir olayın dramatizasyonu yahut anlatımıyla başlar,olay zincirleri birbirine eklenerek temel olay çevresinde bir halka oluştururlar ve nihayet bir olay ile sona erer.
    Başlangıçta verilen olay,bir denge üzerine kurulmuştur. Sonra bu denge asli kişinin aleyhine bozulur ,birtakım mücadeleler sonunda yeni bir denge kurulur ama bu yeni dengede asli kişinin konumu, başlangıçtaki durumundan tamamen farklı olur.

    Öyküyü monotonluktan kurtarmak için aynı olayı farklı kişiler ağzından nakletmek de mümkündür. Bazen bir olayda yer alan ve olaya tanık olan ikinci dereceden önemsiz bir kişinin ağzından da nakledilebilir. Verilen bilgilerin anlatımının kültür seviyesi,söyleyiş tarzı,bilgi ve görgüsü de öykü ederken dikkate alınmalıdır.

    Öykülerde olayın sunuş biçimi kadar,olayın ne zaman,nerede geçtiği de önemlidir. Olayın geçtiği yere mekan denir. Mekanda gereksiz tanıtımlar yerine olayın oluşundaki önemine göre belirgin ve ayırıcı vasıfları verilmelidir.
    Öyküde kişi yahut kişilerin tanıtımı olayın akışı durdurularak ayrı ayrı değil,diyaloglar içinde verilmelidir. Zira diyaloglar öyküyü tekdüzelikten kurtarır ve okuyanların ilgisini çeker. Ancak diyaloglar da “dedim”,”dedi” gibi tekdüze konuşmalardan ziyade konuşmanın ruh halini ve hareketlerini verecek nitelikte olmalıdır.

    Başarılı öykü yazarları sonuç bölümüne okuru hazırlarlarSonuç bu yüzden pek sürpriz olmazKonu iyi hazırlanmış ve planlanmışsa sonuç bir sürprizle değil,olayların ve konuşmaların tabii bir sonucu olarak ortaya çıkar.
    Öykü umulmadık bir olay ile bitecekse yine okur buna hazırlanmalıdırKimi zaman olay bittikten sonra okur öykü kişilerinin ne olacağını düşünmeye terk edilirHatta kimi zaman sorularla sona erer

    Kimi öykü yazarları öykülerini bir sonuca bağlarken;kimileri hayatın akışını ve bütün olayların sürekli yaşandığı intibaını vermek için,öykünün başlangıcını ve sonunu vermemeyi yeğlerlerHayatın bir noktasından kesit halinde alınan olay bittikten sonra da hayat devam eder

    Edebiyatımıza Batı edebiyatından geçen öykü zaman zaman geleneksel anlatma formu içinde yer alan kıssa ile karıştırılmaktadırİç ve dış gözlem yapılmadan anlatılan,sadece insanlara faydalı bir ders çıkarma amacı taşıyan böyle kısa öykülere,geleneksel kültürümüzde kıssa adı verilmektedir. Geleneksel öykücülük ve kıssa kültürümüzün en belirgin özelliği,olayın geçtiği yer ve zamana önem verilmemesidirBu tür öykülerde ağırlık kazanan tek şey,olay ve bu olaydan insanlara faydalı olacak bir ders çıkarmaktır. Modern tarzda yazılmış öykülerde ise iç ve dış gözlemlerden yararlanılır;kişi,zaman ve yer tasvirleri önem taşırKıssalar,bu yönleriyle de modern öykülerden ayrılırlar.

    Öyküler,konularını yazarın tasarladığı bir olaydan aldığı gibi,anılara da dayanabilirBu tür öykülere anı öykü,öykülerin manzume şeklinde yazılmış olanlarına ise manzum öykü adı verilir
    Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır Hikâyeler Batı’da romanla aşağı yukarı aynı dönemde oluşmaya başlamıştır Özelikle Realizm döneminde hikâye türü başlı başına bir tür olarak yetkinlik kazanmıştır

    Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:
    • Hikâye türü, romandan daha kısadır
    • Hikâyede temel öğe olaydır Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur
    • Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir
    • Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir biçim-de, hemen her yönüyle tanıtılır Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz
    • Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır
    • Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır
     



Sayfayı Paylaş