Miraçla Gelen Hediyeler

Konusu 'Dini Günler' forumundadır ve EmRe tarafından 27 Temmuz 2014 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    Miraçla Gelen Hediyeler Nelerdir? Miraçtan Gelen Hediyeler

    Receb-i Şerif ayının en büyük hatırası hiç şüphesiz Miraç mucizesidir. Miraç, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)'e ikram edilen en büyük mucizelerden birisidir. Bu mucize, hicretten birbuçuk yıl önce Receb ayının 27. gecesinde gerçekleşmiştir. Allahu Tealâ, Mirac gecesi Rasulullah (s.a.s) Efendimiz'i üç müjde ve hediye ile birlikte ümmetine göndermiştir.

    Mirac gecesinde Peygamberimize verilen hediyeler

    Miraç günü peygamber efendimiz (s.a.s) hediye olarak üç şey verilmişti: Bunlar; Beş Vakit Namaz, Bakara Suresinin Son Ayetleri, Ve Şirk Koşmamak şartı ile "LA ILAHE ILLALLAH" diyen her Müslümanın cennete girebileceği müjdesi. Bu üç hediye, kıyamete kadar gelecek her mümine verilmiş en büyük hediyelerdir. Bu hediyeler kısaca, iman, namaz ve niyazdır. Bunların bu gecede ikram edilmesinin özel bir manası vardır. Onlar olmadan manevi miraç, yani Yüce Allah’a yakınlık olmaz. Bu hediyeleri tanıyalım:

    İman ve Tevhid

    İman, Yüce Allah’ın kuluna en büyük hediyesi ve emanetidir. İmanın esası tevhiddir. Tevhid, Yüce Allah’ın tek ilâh olduğunu bilmek ve buna iman etmektir. Bu tevhid nuru ve şuuru olmadan Yüce Yaratıcı’yı tanımak, O’na yaklaşmak, sevilmek mümkün değildir. Bu iman ve tevhid, cennetin anahtarıdır. Zerre kadar iman, kulu cehennemden kurtarır, cennete girmeye, orada Yüce Allah’ın cemalini seyretmeye vesile olur. Kendisine böyle bir iman nimeti verilen kul, ebediyyen şükretse azdır.

    Kalbe konan bu iman nurunu korumak için devamlı Yüce Allah’tan yardım istemeli, bunu her şeyden önemli ve gerekli görmelidir. İman cevherini korumanın en güzel yolu sürekli tevbe ve zikirle birlikte farz amellere devam edip, haramlardan kaçınmaktır. Sık sık imanı tazelemeli, lâ ilâhe illallah zikrine dili ve kalbi iyice alıştırmalıdır. Son nefeste bu iman üzere giden kimsenin işi kolaydır. Çünkü imanın meyvesi cennettir.

    Müminin Miracı: Namaz

    Namaz, kul ile Rabbinin özel buluşma anı yapılmıştır. Kul namaza durduğu zaman, onunla Rabbi arasındaki bütün perdeler kaldırılır, Yüce Allah özel olarak kuluna yönelir, onun okuduğu Kur’an’ı dinler, yaptığı zikri över, üzerine bol bol rahmet, feyiz ve nur döker, kulun da bunun farkında olmasını ister. Herkes kalbinin uyanıklığı kadar bu ilâhi yakınlığı ve özel ilgiyi fark eder.

    Efendimiz (s.a.s), kulun Yüce Allah’a en yakın olduğu anın secde anı olduğunu belirtmiştir. (Müslim, Ebu Davud, vd.) Namazın cennetin anahtarı olduğu müjdelenmiştir. (Tirmizî, Ahmed) Namazın bir özelliği, içinde bütün zikir çeşitlerini bulundurmasıdır. Öyle ki, göklerde ve yerde ne kadar melek ve varlık varsa, hepsinin özel olarak yaptığı ibadet çeşidi namazda toplanmıştır. Allah rızası için edebine uygun namaz kılan bir mümin, bu namazı ile bütün varlıkların ibadet şekliyle Yüce Allah’a şükretmiş ve hepsini temsil etmiş olmaktadır. ]“Ben Yüce Allah’a yaklaşmak, sevilmek ve O’na şükretmek istiyorum” diyen bir kulun kılacağı namazdan daha güzel bir zikir ve ibadet yoktur. Onun için namaz dinin direği, kalpteki imanın en birinci alameti ve Allah’a yaklaşmanın vazgeçilmez vesilesi yapılmıştır. Bu dünyada iman ve namaz emanetini koruyarak ölen kimselere Yüce Allah cennetini ve cemalini müjdelemiştir.

    Kulun Rabbi İle Konuşması: Dua

    Miraç’la gelen üçüncü hediyemiz Bakara Suresi’nin son iki ayetidir. Bu ayetler iman esaslarını ve ilâhi duaları içermektedir. “Âmenerrasulü” ile başlayan bu iki ayet, Yüce Rabbimiz’in bu ümmete özel ikramıdır. Bu ümmete gücünün üstünde yük yüklenmemiş ve ibadet emredilmemiştir. Ayrıca bu ümmetin unutarak veya yanılarak yaptığı kusurları affedilmiştir.

    Rasulullah (s.a.s) Efendimiz bu ayetlerin, kendisine Arş’ın altındaki bir hazineden verildiğini, onların daha önceki hiçbir peygambere verilmediğini belirtmiştir. (Ahmed, Hakim, Beyhakî, vd.) Bu ayetleri gece okumak tavsiye edilmiştir. Bu ayette yapılan duaların Allah tarafından kabul edildiği müjdelenmiştir. Onların okunduğu evde şeytanın duramayacağı belirtilmiştir. Rasulullah (s.a.s) Efendimiz bu ayetlerin hem Kur’an, hem dua, hem salât /rahmet olduğunu bildirmiştir. Onları okuyanı cennete götüreceğini ve Yüce Rahman’ı razı edeceğini müjdelemiştir. Bu iki ayetin öğrenilmesi, hanım ve çocuklara öğretilmesi tavsiye edilmiştir. (Bkz: Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr; İbnu Kesir, Tefsir) Kulun samimi olarak yaptığı dua ile Rabbi arasında hiçbir perde yoktur. Gönülden gelen niyazlar hemen ilâhi huzura ulaşır; Yüce Mevlâ, kulu için en hayırlı olacak şekilde dualarına karşılık verir. Yeter ki kul, isterken gafil olmasın, istemekten usanmasın.

    Haya ve Vefa

    Miraç’tan bize kalan iki önemli ders de Hz . Rasulullah (s.a.s) Efendimiz’in hayası ve vefasıdır. Büyük arif İmam Sühreverdî (k.s) der ki: Yüce Allah, Miraç’ta hiç kimseye bahşetmediği tarifi imkansız saltanat ve nimetleri Rasulullah (s.a.s) Efendimiz’e gösterdikçe, O hayasından utanıyor, başını eğiyor, önüne bakıyor, boynunu büküyor, terliyor, iki büklüm oluyordu. O boynunu büktükçe, daha yüksek makamlara çıkarılıyor, daha büyük iltifatlara mazhar oluyordu. Nihayet ilâhi huzura alındı; nihai hedefe ulaştı. “O’nun gözü kaymadı, haddi de aşmadı.” (Necm, 17) ayeti, Efendimiz s.a.v.’in bu edebini anlatmaktadır. Kim bu edebi elde ederse, ona da olduğundan daha güzel haller verilir. Kim de ilâhi ihsan, nimet ve imkanları nefsinden bilir, kibre düşer, vereni unutur, edebi terk ederse, nimet elinden gider, geldiği yere geri döner.

    Allahu Tealâ , Habibini (s.a.s) Miraç’ta huzuruna alınca, Efendimiz Yüce Allah’a selam verdi; Zât-ı Bâri’yi övdü. Yüce Mevlâ da Habibine: “Ey Rasulüm ! Bütün selam, rahmet ve bereketim senin üzerine olsun” buyurdu. İşte o en özel ve mahrem anda Efendimiz (s.a.s), dostlarını ve sevdiklerini unutmadı: “ Ya Rabbi! Selamın bizim ve salih kullarının üzerine olsun” diyerek, hem diğer peygamber kardeşlerini, hem de ümmetinin salihlerini o makamda zikretti. Namazda okuduğumuz “tahiyyat” işte bu dua ve selamlaşmayı anlatmaktadır. Bu tahiyyatı okuyan ümmetin de Yüce Peygamberini hatırlaması, selam verirken kalbini uyanık tutup onun zât-ı âlisine selam veriyor olduğunu bilmesi, O’nun bu vefasına karşı bir vazifedir. Yüce Allah’tan bizi kendisine yaklaştıracak iman, ihlâs, ilim, amel ve edeb isteriz…

    Alıntı: Dilaver Selvi Nasihatlar/com
     



Sayfayı Paylaş