Milli Mücadelede Destan Yazan Çocuklar....

Konusu 'Tarih' forumundadır ve seckinyd tarafından 28 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. seckinyd Well-Known Member


    Destan yaratan çocuklarımız, milli mücadele yılları… ülke parçalara ayrılmış, açgözlü Fransızlar,İngilizler, İtalyanlar, Yunanlılar ülkenin dört bir yanına girmiş, orduları dağıtılmış, Türk ulusu olmaz zulümle karşı karşıya kalmıştı.
    Ama Fransızlar bilmiyorlardı nelerle karşılaşacaklarını, bilmiyorlardı ki Türk’e boyunduruk vurulamayacağını. Bunları bilmeyen Fransızlar Antep, Urfa ve Maraş’ı işgal ettiler. Fransızlar Maraş’ı birkaç yüz kişi ile, Urfa’yı da bir tabur ile işgal ettiler; yiğitçe direnen yöre halkı karşısında Fransızlar pek fazla direniş göstermeden ayrıldılar. Ama Fransızlar, kaderi kara yazılmış Antep’ten ayrılmak istemiyorlar, kuvvetlerini bu şehre yığdıkça yığıyorlardı. Düşman kuvvetleri :
    19 Tabur Piyade
    2 Süvari Alayı
    5 Dağ Bataryası
    1 155’lik Batarya
    1 105’lik Batarya
    1.5 Batarya 65’lik Top
    ½ Batarya 155’lik Top
    1 Uçak Filosu (6 Uçak)
    4 Tank
    6000 Hayvan
    21.500 İnsan ‘dan (1.500’ ü Ermeni gönüllü) oluşan koca bir ordu.
    Gelelim Fransız’a , dünyayı dar eden, Antep kuvvetlerine
    2070 kişi tüfekli
    850 kişi silahsız
    1 adet Ramazan topu ( her atışta parçalanıp yeniden onarılarak ateş eder hale getirilen )
    Çocuk ve Kadınlar

    Tankı, uçağı, topu, atları ve 21.500 kişiden oluşan koca orduya karşı, 2920 kişiden oluşan, özgürlüğü için, namusu için, vatanı için ölümü göze alan, yürekleri bir dünya kadar olan Antep halkı… Çocuğu, kadını, erkeğiyle birlikte.
    Fransızlar 11 ay giremediler Antep’e . Çeteler (Antep savaşında sivil , silahlı halk ) cephelerde çarpışırken geri hizmetlerde bebeler bile görev yaptılar.
    Çocuklarımız, analarının peçesini açmağa çalışan Fransız’a korkmadan taşla saldırdı, süngüyle delik deşik edilen bu çocuk, meşaleyi ateşledi… Şehit Kamil, küçük Kamil annesinin peçesini açmaya çalışan iki sarhoş Fransız askerine karşı taşla saldırdı, annesini kurtardı ama ne çare ki kendisi, Fransız süngüleriyle oracıkta can verdi.
    Çocuklarımız, cepheden cepheye cephane ve erzak taşıdılar, hele hele bunların içinde 14 çocuk vardı ki… Yaşları 10 ile 14 arasında 14 çocuk şehit… Nasıl kıyılır bu çocuklara ? Nasıl yürek parçalanmaz , hunharca kurşanlanan ve süngülenen bu çocuklara ?… Antep’in çocuklarına…
    27 Mart 1920, Antep halkı düşman Fransızı şehre sokmamak için, şehre 28 km uzaklıkta Elmalı köprüsünde, Şahinbey önderliğindeki çeteler can siperane çarpışıyorlar ama cephane azalmış erzak bitmiştir. Antep’ten hemen cephane ve erzak elde bulunan katırlara ve eşeklere yüklenir; yetişkinler cephede olduklarından bu iş bebelerimize kalır. 10 ile 14 yaşları arasındaki bebelerimiz büyük bir sevinç ve heyecanla hayvanları önlerine katarak 28 km uzaklıktaki Elmalı köprüsüne varırlar. Vakit akşam olmuştur, Şahinbey ve çeteler çocukları alınlarından öper ve karınlarını doyururlar. Yavrular Şahin Beyin, çetelerini etrafında toplayıp Kur-an ve silah üzerine el bastırarak yemin ettirmesini büyük heyecan içinde izlerler. Gece yola çıkıp Antep’e dönemeyen çocuklar, geceyi Elmalı Köprüsüne 200 metre uzakta bulunan ‘’ DOKURCUM DEĞİRMENİ’’ nde geçirirler. Sabah uyandıklarında Şahinbey ve çeteleri şehit olmuş, köprü başında al kanlar içinde yatmaktadırlar. İşte o anda alçak Fransız, çocukları görür. Çocuklar silahsız, hepsi ana kuzusu ama yürekleri memleket kadar büyük. Hemen değirmene girer küçük yavrular, kapının arkasına ne bulurlarsa koyarak beklemeye başlarlar. Fransız kapıya dayanır açamaz, hemen kapıyı havaya uçururlar, 14 masum yavruyu ellerini bağlayarak dışarıya çıkarırlar, değirmenin yanındaki dik kayaların altına getirirler. Çocuklar elleri birbirine bağlı halde, tüfeklerini kendilerine doğrultmuş Fransıza bakmaktadırlar, Ali, Hasan, Hüseyin, Bekir, Mamet, Ahmet, Ömer, Cevdet, Hökkeş, Şahin, Abdullah, Mahmut, Kadir ve İbrahim… hepsi birbirlerine baktılar, gözleri ile helalleştiler ve sanki sözleşmiş gibi, hep beraber şahadet kelimesini haykırarak söylemeğe başladılar, daha kelimeler bitmeden sessizlik bozuldu; tak,tak,tak… Yüzlerce mermi sesi dik yamaçlarda yankılandı, yankılandı, yankılandı… Sanki Fransız tüm hıncını bu bebelerden alıyordu, cansız bedenler toprağa düştüler, bununla yetinmeyen Fransız cansız bedenleri süngülemeğe başladı, süngüledi, süngüledi, süngüledi… Çocukların tekrar kalkmalarından korkuyorlardı, sanıyorlardı ki Antep’e Azrail uğramıyor, ölen tekrar diriliyordu.

    Kim unutabilir, fedai çocukları, Şehit İsmail ve Gazi Mehmet’i ; Antep kuşatma altında iken, merkez komutanı Arslan Bey, kuşatmanın dışında bulunan 2. Kolordu Komutanı Selahattin Adil Bey’e bir haberin acele gönderilmesi gerekiyordu. Hiçbir kimsenin şehrin dışına çıkma imkanı yoktur. Arslan Beyin yanında bulunan 11 yaşında iki çocuk, İsmail ve Mehmet , biz gideriz dediler ve mektubu alıp kuşatılmış şehirden çıkmak için yola koyuldular. Tam kuşatmayı yaracakları sırada dürbünleri ile etrafı gözleyen düşman askerleri, çocukları görür ve süvarileri gönderirler. Süvarilerin geldiğini gören Mehmet elinde bulunan haber kağıdını hemen yanında durduğu üzüm bağının dibine gömer, İsmail ve Mehmet sorgularında; öksüz oldukları için dilenmeye çıktıklarını söylerler. Akşam vakti çocuklar serbest bırakılır, şehre dönmek için hareket eden çocuklara yolda başka bir Fransız grubu ateş açar, iki çocuk da vurulur, 11 yaşındaki İsmail şehit olur. Mehmet yaralıdır, Fransızlar hastahanede Mehmet’in yaralı ayağını keserler. Mehmet’i ziyaret eden Fransız komutanı Abadi sorar: ‘’Şehre döndüğün zaman bize karşı tekrar savaşacak mısın ? ‘’ 11 yaşındaki Mehmet hiç korkmadan ‘’ emin olabilirsiniz’’ der. Mehmet şehre döndükten sonra, tek bacağıyla seke seke savaşın sonuna kadar hizmet eder.

    Tilki Mamet’in oğlu Şerif, o da henüz 11 yaşında, bir bombardıman esnasında, siperlerle, Heyet-i Merkeziye arasındaki bağlantı kesilir, telefon kablosuna ihtiyaç vardır ama elde mevcut kablo hiç yoktur. Bağlantı kopukluğundan ötürü siperdekiler ne yapacaklarını şaşırırlar. O esnada siperdeki babasına ve diğer şehir halkına yemek ve su getiren Şerif, konuşmaları duyar, ‘’ bana bir tel kesen makas verin size tel getireyim’’ der. Bu işin nasıl olacağını bilemeyen çeteler, 11 yaşındaki Şerif’e güvenerek tel makasını verirler.
    Gece geç vakit Şerif omzuna doladığı telefon telleriyle geldi.
    - ‘’ Nereden buldun bunu ?’’ dediler. Başını okşadılar, öptüler, karnını doyurdular.
    Şerif yaptığı işi anlattı:
    - ‘’ Bağların içinden, doğru Alleben deresi’ne indim. Dere çukurda olduğu için düşmanlar beni görmedi. Yürüyerek Mağanoğlu Köprüsü’ nün altına vardım. Akşam oldu, köprünün ayağının dibindeki telefon direğine çıktım, teli kestim sonra diğer direğe çıkıp onu da kestim ve kimseye görünmeden aynı yoldan geri döndüm ‘’ dedi. Ne yazık ki bir süre sonra çetelere yemek taşıyan Şerif, yemek taşıdığı sırada şehit oldu.

    Şahin Bey’in oğlu Hayri,
    Babası şehit olan Mamet Ali, bunlar 11 ve 12 yaşlarında elde tüfek cephelerde savaştılar, babalarının intikamını aldılar.

    İlk işgal günlerinde, şehrin içine giren Fransızların komutanı, bir okulu ziyaret eder, okuldaki çocuklara yanında getirttiği şekerleri vermek ister ama ilkokul çocukları kendilerine uzatılan şekerleri almazlar. Bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran komutan şekerleri kapının önüne bırakıp gider. Çocuklar şekere dokunmazlar bile, okul idaresi şekeri düşman karargahına geri gönderir ve görevli müstahdeme tembih ederler
    ‘’ eğer şekerleri almazlarsa kapılarının önüne bırak gel ‘’ diye. Nitekim hademe şekerleri karargahın önüne bırakıp gelir.


    (Hasan Fuat Göçer'in 19 Nisan 2007 tarihli Ulus Gazetesindeki yazısının bir bölümüdür.)
     
    1 kişi bunu beğendi.



  2. oguzturk Administrator Staff Member

    [​IMG] Büyük destanın küçük yaştaki BÜYÜK KAHRAMANLARI, teşekkurler seçkin paylaşım için, + rep
     

Sayfayı Paylaş