Midas’ın Müritleri

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 1 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Midas’ın Müritleri

    KİTABIN ADI Midas’ın Müritleri
    KİTABIN YAZARI Jack LONDON
    ÇEVİREN Fahri ÖZ
    YAYINEVİ VE ADRESİ Dost Kitabevi Yayınları
    BASIM TARİHİ EKİM 1998
    KİTABIN YAYIM MAKSADI Kültür - Sanatı

    KİTABIN ÖZETİ :

    Her büyük yazar işe iyi bir okur olmakla başlar ve yıllar geçtikçe, tercih ettiği ya da dışladığı okumalarıyla kişisel bir kitaplık yaratır. Buenos Aires’teki Ulusal Kitaplık’ın yöneticisi Jorge Luis Borges bu kitap bolluğundan yararlanarak, şaşırtıcı derecede ilginç derlemeler hazırlayıp sundu. Düşsel edebiyatın mücevherlerini oluşturan metinleri bir araya getirdi ve onun en güzel hikayelerinden biri olan Babil Kitaplığı, aynı zamanda dizinin adı oldu.

    Jack London 1876 yılında Kaliforniya eyaletinin San Francisco kentinde doğdu. İlk yaşam deneyimini San Francisco’nun Barbary Coast adıyla anılan mahallesinde edindi. Şiddet dolu davranışları ona kötü bir şöhret kazandırdı. Daha sonra Alaska’da altın aradı. İlk gençlik yıllarında asker, daha sonra inci avcısı oldu. Mapuhi’nin Evi’nin olay örgüsünü kurgularken bu deneyiminden yararlandı. Gemiyle Pasifik Okyanusu’nu aşarak Japonya’ya gitti ve orada, yasadışı olmasına karşın, fok balığı avcılığı yaptı. Japonya dönüşü bir süreliğine Kaliforniya Üniversitesi’ne devam etti. Bu arada bir gazeteci olarak sivrildi, Rus-Japon savaşına muhabir olarak gönderildi. Dilenci kılığına girerek Londra’nın yoksul semtlerindeki sefaleti ve hayatın güçlüğünü gördü.

    Jack London’un dünyasında birbirine karşıt iki öğreti buluşmuş ve kaynaşmıştır: Yaşam mücadelesinde en güçlü olanın ayakta kalacağını savunan Darwin’in öğretisi ve sonsuz insan sevgisi.

    Bu kitapta yazarın yeteneğini ve yapıtlarındaki çeşitliliği kanıtlayan beş öykü var:

    Mapuhi’nin Evi adlı öykü dar bir mercan kumsalından oluşan Hikueru mercan adasında geçmektedir. Burada yaşayan yerlilerin adaya inci aramaya gelen tüccarlarla olan ilişkileri, Mapuhi adındaki yerlinin bulduğu inciyi tüccarlara hayalindeki evi yaptırmaları karşılığında satmaya çalışması, incinin tüccarlar arasında elden ele dolaşması ve şiddetli bir kasırga ve bu kasırga sonunda adanın yerle bir olması akıcı bir üslupla anlatılmış.

    Hayatın Kanunu; herkes tarafından doğallıkla ve saflıkla kabul edilen acımasız bir kaderi ortaya koyar. Doğa hayata bir görev ve kanun vermişti. Hayatın görevi sürüp gitmekti, kanunuysa ölüm. Doğumla ölüm arasındaki yaşamda her insanın bir görevi olduğu, görevini yapamaz duruma geldiğinde ölmesi gerektiğini işleyen kitapta bir kabile reisinin kabilesi tarafından ölüme terk edilmesi, reisin hayatının son anlarındaki duyguları, eski hayatından anımsamalarıyla örneklenerek anlatılmış.

    Yüz Karası, yuvasına ulaşmaya çabalayan bir güvercin gibi Avrupa’nın başkentlerine varmaya çalışan ve Polonya’nın bağımsızlığını isteyen bir adamın uzun ve usandırıcı yolculuğu boyunca başından geçen olayları, ölümle burun buruna gelmesini, işkence tehdidi altında kalmasını ve bu tehditten korkunç bir oyun sonucunda kurtuluşunu anlatır. Kızılderililerin elinde işkence görerek, acı çekerek yavaş yavaş ölmektense huzurlu bir şekilde bir anda ölmek isteyen adam bir Kızılderili reisine bir oyun oynuyor. Reisi bir insana kurşun geçirmez, bıçak kesmez özelliği kazandıracak bir ilaç yapacağına inandırmaya çalışıyor ve bunun için de ilaç bittiğinde ilk denemenin kendisi üzerinde yapılmasını, bunun karşılığında da hayatının bağışlanmasını istediğini söyleyerek kandırmaya çalışıyor. Bunu Reis’in kabul etmesi ve ilacın onun üzerinde denemesi sonucu adam huzurlu bir şekilde, acı çekmeden ölüyor.

    Midas’ın Müritleri, anarşistlerden oluşan bir örgütün büyük demiryolu patronu ve sermaye baronu Eben Hale’den büyük servetinin 20 milyon dolarlık bir kısmını istemesi ve bu uğurda seri cinayetler işlemelerini anlatarak bu örgütün acımasız işleyişinin ayrıntılarını verir.

    Gölge ve Parıltı, renkleri dışında her yönden birbirinin kopyası, asabi, namludan çıkmaya hazır birer mermi gibi olan iki arkadaş ve onların tam tersi özelliğe sahip üçüncü bir arkadaşları arasında geçen ilginç konuları içinde toplamış bir hikaye. Her yönden birbirinin kopyası olan iki arkadaş hayatları boyunca birbirleriyle bir yarış içindedirler. Birisinin yaptığını diğeri daha iyi yapmaktadır. Bunun üzerine diğeri daha da iyi yapmaya çalışmaktadır. Üçüncü arkadaşları ise onları barıştırıncaya, aralarını buluncaya kadar veya ikisi de mükemmeli yakalayıncaya kadar bu sürtüşme devam etmektedir. Bir seferinde kim daha fazla suyun altında kalacak diye aralarında yarışırken neredeyse ikisi de ölmeye yaklaşırlar. İkisi de aynı üniversiteyi kazanmışlar, aynı dersleri almışlar, aynı kıza aşık olmuşlardır. Ve en önemlisi ikisi de görünmez olmanın sırlarını çözmeye çalışmaktadırlar ve ikisi de bir bakıma bunu başarırlar. Bu sürtüşmeler ikisi de ölünceye kadar devam eder.

    Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.
     



Sayfayı Paylaş