Mevlid Kandilinin Önemi

Konusu 'Dini Günler' forumundadır ve CAN tarafından 31 Temmuz 2014 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Mevlid Kandilinin Mana Ve Önemi

    Muhterem Mü’minler!

    Yüce Rabbimiz, insanları bu dünya âleminde başıboş bırakmamıştır. Onları akıl, idrak, irade gibi melekelerle donatmanın yanısıra kendi içlerinden birini de peygamber olarak seçmiştir. Böylece insanları her zaman hakka ve hayra yönlendirmiştir. Peygamberler zincirinin son halkası ise ahir zaman peygamberi olan Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) Efendimiz’dir. O, hâtemü’l enbiyadır. Artık O’ndan sonra peygamber gelmeyecektir. İşte yaklaşmakta olan “mevlid kandili” Fahr-i Kainat Efendimiz’in dünya alemini şereflendirdiği zamanın ifadesidir.

    Aziz Mü’minler!

    Hayat yolculuğumuzun rehberi olan Allah Rasulü (s.a.s), bizler için üsve-i hasenedir, ideal modeldir. Şu ayeti hatırlayalım: “Andolsun, Allah'ın Rasulünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 33/21) Bu ayetle Cenab-ı Hak bizleri Rasulünü tanımaya çağırmaktadır. Çünkü O’nu tanımadan, O’nun sevgisiyle bezenmeden makbul bir İslam yaşamamız mümkün değildir. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) bereketli hayatı, ihtiyaç duyduğumuz her alanda örnekler sunmaktadır. Her insan, ister ailevi alanda ister toplumsal ve idari konularda, ister ibadet sahasında, ister eğitim-öğretim alanında olsun Hz. Peygamber’in (s.a.s) şerefli hayatı ve sünnet-i seniyyesinde kendisine örnek alabileceği en güzel davranışları bulabilir. O’nun güzel vasıflarından bazılarını ise Hz. Ali’nin ifadesinden dinleyelim: “O (s.a.s), insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendisini ansızın görenler O’nun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise O’nu her şeyden çok severlerdi. O’nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse “Ben gerek O’ndan önce gerek O’ndan sonra O’nun gibi birisini görmedim.” diyerek O’nu tanıtmadaki yetersizliğini itiraf ederdi.” (Tirmizi, Menakıb, 3642)

    Muhterem Müslümanlar!

    O’nu (s.a.s) sevmek imanımızın bir gereğidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizden biriniz ben kendisine anasından, babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça hakiki manada iman etmiş olmaz” (Buhari, İman, 8) buyurmaktadır. O halde Allah Rasulü (s.a.s), herşeyden çok sevilmelidir. O’nun (s.a.s) ümmeti için yüreğinde taşıdığı derin sevgi ise ayeti kerimede şöyle ifade edilmektedir: “Şüphesiz size kendi içinizden öyle bir elçi gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve zor gelir. O, size çok düşkün ve iman edenlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)

    Yine bir ayet-i kerimede “Sen onların içinde olduğun müddetçe, Allah onlara azap edecek değildi” (Enfal 8/33) buyrulmaktadır. Hz. Peygamber’in (s.a.s) ümmetinin içinde olması ne demektir? Araya asırlar da girse O’nun sevdiklerini sevdiğimizde, O’nun sünnetine tabi olduğumuzda, O’na cânu gönülden bağlandığımızda, O’nun haliyle hallenip fikirleriyle hareket edip yolundan gittiğimizde Hz. Peygamber (s.a.s) içimizde olmaz mı?

    Kıymetli Mü’minler!

    Unutmayalım ki kandiller, müminler için manevi rızık kapısıdır. Bu mevlid kandili de Allah Rasulünü (s.a.s) içimize, işlerimize, hayatımıza çağırmanın bir vesilesi olmalıdır.

    Hutbemizi ashab-ı kiramın Peygamberimize “Ya Rasulallah! Sana selam vermeyi biliyoruz fakat salatı nasıl getireceğiz” diye sormaları üzerine Fahr-i Kainat Efendimiz’in (s.a.s) öğrettiği ve namazlarımızın sonunda da okuduğumuz dualarla bitiriyoruz (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, VI, 3923, 3924)
     



Sayfayı Paylaş