Mevlana Celaleddin Rumi Şiirleri

Konusu 'Karışık Şiirler' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 5 Ocak 2016 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Mevlana Celaleddin Rumi Çok Sevilen Şiirleri

    AĞIT


    Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
    gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
    padişah bu acıyı duysaydı;
    göz gece demez gündüz demez ağlardı,
    gökler yıldızlara, güneşle, ayla
    gece demez gündüz demez ağlardı.
    padişah bakardı ününe,
    tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
    gece demez gündüz demez ağlardı.

    Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
    uçan kuş avlanacağını bilseydi,
    gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
    gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
    uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
    gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

    Zaloğlu bu zülmü görseydi,
    ecel bu çığlığı duysaydı,
    cellâdın yüreği olsaydı;
    Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
    ecel bakardı kendine ağlardı,
    cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

    Kumru, başına geleceği duysaydı,
    tabut, içine gireni bilseydi,
    hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
    kumru selviden ayrılır ağlardı,
    tabut omuzda giderken ağlardı
    öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

    Ölüm acılarını gördü tatlı can,
    koyuldu işte böyle ağlamaya.
    Olanlar oldu, gitti dostum benim.
    şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var.
    öylesine topraklar altında kalmışım


    ALLAHIM BU VUSLATI HİCRAN ETME

    Allahım bu vuslatı hicran etme
    Aşkın sarhoşlarını nalan etme

    Sevgi bahçesini yemyeşil bırak
    Bu mestlere bahçelere kasdetme

    Dalı yaprağı vurma hazan gibi
    Halkını başı dönmüş zelil etme

    Kuşunun yuvasının ağacını
    Yıkma da kuşlarını perran etme

    Kumunu ve mumunu karıştırma
    Düşmanları kör et de şadan etme

    Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır
    Onların işlerini asan etme

    İkbal kıblesi yalnız bu halkadır
    Umut kabesin öyle viran etme

    Bu çadır iplerini öyle katma
    Çadır senindir eya sultan etme

    Yok dünyada hicrandan daha acı
    Ne istiyorsan et de onu etme


    BAHAR


    Sevgili tutmuş yularımdan beni,
    develer gibi habire çeker.
    Esrik devesini böyle nereye götürür,
    böyle hangi katara?

    Hem canımı çiğnedi benim o,
    hem bedenimi çiğnedi.
    Gönlümü bağladı benim o,
    kırdı şişemi.

    Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,
    nereye götürür beni.

    Sevgili takar beni oltasına,
    atar karaya balık gibi.
    Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,
    avcıdan yana çeker sürür beni.

    Bakarım tabiat başlar büyük işine:
    Bulutlar gelir uzaktan
    katar katar, küme küme.
    Bulutlar sular ovaları.
    Bulutlar yürür dağlara doğru.
    Uyanır açar gözlerini yeryüzü.
    Gökler çalar davulunu.
    Dalların gönlüne çeker gülün özü
    en güzel kokusunu baharın.
    Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.
    Ağaç durmadan söyler, döker içini.


    BAŞKA YARINLAR


    Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
    bugün dudağında başka bir tad var,
    boyunda başka bir yücelik.
    Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

    Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
    Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
    Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,
    bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
    dünyada bir başka gidiş

    Biz senin gözlerinden gördük
    arslanlara meydan okuyan o ceylanı,
    Başka bir ovası var o ceylanın bugün
    iki cihandan da dışarı

    Seven insanın ayağı mı yok,
    işte ona ölümsüzlük kapandı.
    Yukarlarda onunla uçar gider.

    Gözlerinin denizinde onu arama.
    Oinci bir başka denizde.

    Bakarsın bugün sever bu yürek,
    yarın sevilir bakarsın.

    Yüreğimin özünde başka yarınlar var.


    BEN BENDE DEĞİL


    Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
    Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
    Bir öyle garip hale bugün geldim ki
    Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.


    BİR GECECİK


    Bir gececik uyuma, ne olur.
    Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
    Bir gececik dostların gönlü olsun,
    ne olur sabahı et bir gececik.

    Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun,
    kör olsun şeytan bir gececik.
    Dünyayı güzel kokular sarsın bütün.
    Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.
    Sofrandakiler dirilsin bir gececik.

    Bir gececik uyuma, ne olur.
    Ayrılık kapısını çalma bir gececik.
    Bir gececik ata bin, meydana gel.
    Gönüller bir gececik rahat olsun,
    göğüsler meydana dönsün bir gececik.

    Yeniler giyinelim biz kulların.
    Musa gibi sen bir sopa al eline.
    Sopa bir anda elinde yılan olsun.
    Süleyman gibi sen karıncaların yanına var.
    Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.

    Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.


    BİR OLUR MU?


    Biri geldi, hoca Senai öldü dedi.
    Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim.
    Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim.
    Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim.
    Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim.
    Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim.

    O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü.
    Bir arpaya sayardı iki cihanı.
    Aldı topraktan yaratılan bedeni bir gün,
    fırlattı toprağa attı.
    Aldı götürdü akıl denen şeyi.
    Yanlış laf mı ediyoruz ne?
    Kimsenin bilmediği bir can daha vardı,
    bağışladı gitti o canı sevgiliye.

    Saf şarap tortu koyvermişti.
    Safı tortunun üstüne çıkmıştı,
    arınmıştı tortudan.

    Günlerden bir gün, azizim,
    yolda birbirlerine rastlamışlar,
    birlikte yolculuk etmişlerdi,
    bir kürt, bir maraga'lı, bir rey'li,
    bir de rum ülkesinden biri.

    Biri olur muydu atlas kumaşla kara çul?
    Elbet yollar ayrıldı bir gün.
    her biri kendi yurduna gitti.


    BİZİM CANIMIZA GELSİN


    Hastalıklar senden uzak olsun, ey canlarımızın rahatı,
    ey gören gözümüz,
    kem gözler senden uzak olsun!

    Bedenin sağlam olsun, ay yüzlü güzel,
    gölgen başımızdan eksik olmasın!

    Gül bahçesine benzeyen yüzün,
    o gönül otlağımız,
    ovamızın yeşilliği,
    nasılsa hep öyle kalsın,
    hep öyle taze, yeşil.

    Bizim canımıza gelsin
    senin bedenine gelen ağrı.


    BU AYRILIK


    Kusuruma bakmayın benim, dostlar,
    bağışlayın beni.
    Ben davullara, bayraklara aldırmayan
    bir padişahın yoluna düşmüşüm,
    deli divane olmuşum.
    Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,
    çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
    Ama yok da sayılmam hani,
    var olan bir şeyim ben.

    Haydi ben bensiz geleyim,
    sen sensiz gel.
    Ne varsa şu ırmağın içinde var,
    soyunalım iki can,
    dalalım şu ırmağa, hadi.
    Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,
    bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

    Bu ırmakta ne ölmek var bize,
    bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
    Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
    bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

    Durma, çabuk gel, gelmem deme.
    Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
    senin şânına sadece gelmek yaraşır.


    DEMEDİM Mİ?

    Oraya gitme demedim mi sana,
    seni yalnız ben tanırım demedim mi?
    Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

    Bir gün kızsan bana,
    alsan başını,
    yüz bin yıllık yere gitsen,
    dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

    Demedim mi şu görünene razı olma,
    demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
    onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

    Ben bir denizim demedim mi sana?
    Sen bir balıksın demedim mi?
    Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
    senin duru denizin ben'im demedim mi?

    Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
    Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
    senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

    Demedim mi yolunu vururlar senin,
    demedim mi soğuturlar seni.
    Oysa senin ateşin ben'im,
    sıcaklığın ben'im demedim mi?

    Türlü şeyler derler sana demedim mi?
    Kötü huylar edinirsin demedim mi?
    Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
    Yani beni kaybedersin demedim mi?

    Söyle, bunları sana hep demedim mi?


    DENİZLERİN ÜZERİNDE


    Pek acayip bir şey bu:
    Güz mevsiminde olduğumuz halde
    birdenbire güneş koç burcuna girdi baktım.
    Baktım birden bire ilkbahar oldu.
    Birdenbire kaynadı kanım.
    Nerdeyse hani
    bulanıp kanıma
    bir deve gibi köpürecek,
    bir deve gibi oynamaya başlayacağım.

    Bir uzaklaşıp bir yakınlaşması kan dalgalarının.
    Kendisinden geçmiş insanla dolu bir ova.
    Ölümsüz gözle görülmez bir içki âlemi.

    Baktım birdenbire canlandı ölü.
    İhtiyarlar baktım genç oluverdi.
    Baktım bakırlar kesildi som altın.
    Daha iyisi geldi yerine,
    daha güzeli geldi baktım,
    şehrimizden ayrılanın.

    İçki, eğlence, tad sarmış şehrimizi.
    Elinde bir kadeh var her sarhoşun.
    Kimi doymuş, rahat, kendinde,
    İçkiye doğru koşmakta kimi.
    Gürül gürül süt ırmağı bir yanda,
    bir yanda gürül gürül bal nehri.

    Pek acayip bir şey bu:
    Bir şehirde padişah bir tane olurdu.
    gökyüzünde ay bir tane.
    Bu şehir padişahlarla dolu,
    gökyüzü aylarla, zuhallerle.

    Sen haydi koş var git hekimlere,
    orda işiniz yok de sizin.
    Orda ne dermansızlık, ne dert var,de.
    Orda ne gam, ne kasvet var, de.
    Orda ne kadı, ne vali.
    Ne bey, ne beyin vergicisi.

    Davalar, düşmanlıklar, kavgalar zaten
    denizlerin üzerinde hiç bir zaman yürüyemedi.
     



  2. EjjeNNa Administrator

    DOSTLAR GÜN BUGÜN

    Toy, düğün kumaş oldu, ölçüldü biçildi.
    Toy, düğün elbise oldu uzun boya.
    Toylar, düğünler tam bizim için,
    toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

    Şekere eş oldu dudu kuşu,
    zühre eş oldu aya.
    Toylar, düğünler tam bizim için,
    toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

    Bugün hayat öylesine rahat.
    Bugün yürekler öylesine ferah.
    Bugün insanlar öylesine kardeş.
    Toylar, düğünler tam bizim için,
    toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

    Ey şehrimizi aydınlatan sultan,
    güvey oluyorsun bir güzele bu gece.
    Ne de güzel yürüyorsun mahallemizde salına salına,
    ne de güzel akıyorsun deremize çağlaya çağlaya,
    ey bizi unutmayan, bizi arayan dost,
    ey bizim suyumuz, ırmağımız.
    Toylar, düğünler tam bizim için,
    toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

    Dostlarım, gün bugün,
    oynayın, raksedin, dönün.
    Bir bölük halk deniz gibi köpürüyor,
    bir bölük halk dalga dalga secdede.
    Bir bölük halk kılıç gibi savaşıyor,
    bir bölük halk kanımızı içmede.
    İşte girdi gerdeğe nergisle gül,
    işte astım davulumu boynuma.

    Toylar, düğünler tam bizim için,
    toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.


    DUY ŞİKAYET ETMEDE HER AN BU NEY

    Duy şikayet etmede her an bu ney,
    Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.

    Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
    Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

    Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
    İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

    Kim ki aslından ayırmış canını,
    Öyle bekler, öyle vuslat anını.

    Ağladım her yerde hep ah eyledim,
    Gördüğüm her kul için dostum dedim.

    Herkesin zannında dost oldum ama,
    Kimse talip olmadı esrarıma.

    Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
    Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?

    Aynadır ten can için, can ten için,
    Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

    Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
    Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

    Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney'e,
    Cezbesi aşkın karışmıştır mey'e.

    Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
    Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

    Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
    Hem verir Mecnunun aşkından misal.

    Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
    Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

    Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
    Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

    Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
    Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.

    Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
    Ey temizlik örneği sen gitme, kal!

    Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
    Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

    Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
    Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.


    DUYDUM Kİ BİZİ BIRAKMAYA


    Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
    Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

    Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
    Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

    Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
    Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

    Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
    Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

    Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
    Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

    Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
    Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

    Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
    Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

    Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
    Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

    Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
    Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

    Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
    O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

    Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
    Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

    Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
    Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

    İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
    aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme


    DÜN GECE

    Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi:
    Onunla sarmaşdolaş, dudak dudağa,
    talih kapısı ardına kadar açık,
    güneş kucağımızda.

    Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi:
    Şarap tasını her sunuşunda
    diyordu aklına başına al.
    Hani dün gece aklın da tam sırasıydı ya!


    GEL

    Gene gel, gene.
    Ne olursan ol, ister kafir ol,
    İster atese tap, ister puta,
    İster yüz kere tövbe etmiş ol,
    ister yüz kere bozmuş ol tövbeni...
    Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
    Nasılsan,
    Öyle gel...


    GELDİ

    Güneşim, ayım geldi.
    Gözüm, kulağım geldi.
    Gümüş bedenlim geldi.
    Altın madenim geldi.
    Başımın sarhoşluğu geldi.
    Gözümün nuru geldi.
    Başka bir şey dilediysen
    işte o başka bir şeyim geldi.

    Yolumu vuran geldi.
    Tövbemi bozan geldi.
    gümüş bedenli güzel
    kapımdan ansızın çıkageldi.

    Ey eski dostum benim,
    bak bugün dünden çok iyi,
    Dün ondan bir haber almıştım,
    hemen sarhoş olmuştum.
    Dün gece onu mumla aramış durmuştum.
    Bak bugün bir demet gül gibi
    yol uğrağıma geliverdi.

    Şarap içmeliyim şarap,
    ş,imşekler saçmalı aklım,
    bunun tam vakti.
    Kuş olmalıyım, uçmalıyım,
    kolum, kanadım geldi.

    Bir anda aydınlık içinde dünya.
    Bir anda dünya sabahlar gibi.
    İşte bağırmanın tam zamanı şimdi.
    İşte kükremenin tam zamanı.
    Benim koca arslanım geldi.


    GÖLGE KESİL

    İşte meyhane güzeli geldi,
    bizi alacak, eve götürecek.
    İşte geldi baharlar içinde,
    Geldi yüzümüz gülsün diye,
    içimiz açılsın, ışısın diye,
    olalım diye genç ve taze.

    İşte dağarcığını açtı
    İşte belini sıktı.
    İşte yayını kurdu.
    İşte okunu yastı.
    İşte yolumuzu vuracak.
    İşte bizi yemek, yutmak için,
    bin dereden su getirecek,
    bir nice düzenler kuracak.

    Ama durma gene yürü sen,
    gölge kesil onun içinde boyuna.
    Önünde ardında koş yuvarlan.
    Sonunda taze bir fidan gibi
    Kökümüzden söküp çıkaracaksa da bizi aldırma.
    Mermer bir yürek varsa sende dostum, dayan!

    Gene geldi işte gene geldi.
    İşte o uzun ömür geldi.
    Sultanların şahı geldi.
    Gizli hazine geldi.
    Cihanın canı geldi.
    İşte güneş koç burcuna geldi,
    Gülen yüzümüzü görmek için
    yaradılış ağacının üstünde.


    GÜNEŞE KULUM BEN


    Mademki ben güneşe kulum,
    güneşten söz açmalıyım size.
    Mademki gece değilim ben,
    mademki karanlığa tapmıyorum,
    düşten dem vurmak nafile.

    Mademki tıpkı güneşe benziyorum,
    elimi eteğimi çekmeliyim üzerinden
    ferah, mâmur olan yerin.
    Mademki tıpkı güneşe benziyorum,
    doğmalıyım ortasında harabelerin.

    Gerçi bugün bir kuru elmayım,
    ama değerim ağacımdan çok.
    Gerçi sarhoşum, yıkılmışım ama
    doğru lâf etmedeyim,
    erkekçe konuşmadayım.

    Benim gönlümün kokusu
    yöresindeki topraktan gelir.
    Ben o topraktan utanırım da
    nedense bir tek söz söyleyemem
    suya dair.

    Güzel yüzünden kaldır perdeni,
    böyle konuşmayı yakıştırma bana.
    Taş gibi kaskatıysa senin kalbin,
    bak benim kalbim yanmış, ateş haline gelmiş.
    Bir iyilik eder, şişeyi alırsan eline,
    bir de bakacaksın ki kadehle şarap bende dile gelmiş.


    HALİMİZ TAMAM

    Tekmil medreseler, minareler bir gün yıkılmayacaksa,
    iman küfür olmayacaksa bir gün,
    küfür bir gün imanın yerine geçmeyecekse,
    işte o zaman halimiz tamam.
    Bir daha ne kalenderliğin yolu yordamı bulunur,
    ne dünyamıza layık bir adam.


    HANGİSİYİM BEN

    Şu insanlardan hangisi ben'im?
    Hele sen şu kavgayı, gürültüyü dinle,
    ağzıma, sözüme kulak asma.
    Hem sen beni elden çıktı bil.
    Yoluma kadeh madeh koyayım da deme.
    Önüme ne çıkarsa tuzla buz ederim.

    Hem ben tıpatıp sana benzerim.
    Ağlarsan ağlarım,
    gülersen gülerim.
    Asıl sen vardın ortada,
    ben senin elinde bir ayna.
    Sen yeşillikte bir ağaç,
    ben senin gölgen.

    Ben senin gôlgen olduktan sonra
    hemen gider kendime bir dost ararım
    kurmak için yanında çadırımı,
    ararım bir taze gül fidanı.

    Sonra sâkinin kapısına varır,
    vurur testimi kırarım.
    Sonra oturur bardak bardak içerim
    ciğerimden akan kanı
     
  3. EjjeNNa Administrator

    HATIRLA AMA

    Bir tatlı ömür gibi gitmeye niyetlendin,
    ayrılık atına eyer vurdun inadına.
    Ama bizi unutma, hatırla ama.

    Sana temiz dostlar, iyi dostlar, bağdaş dostlar
    yeryüzünde de var. gökyüzünde de var.
    Eski dostla ettiğin yemini, hatırla ama.

    Sen her gece ay değirmisini
    başına yastık edince yollarda,
    dizimde yattığın geceleri hatırla ama.
    Sen ey, hüsrev'i kendine kul,
    Şirin gibi bir nice güzeli esir eden,
    aşkının ateşiyle tıpkı Ferhat gibi benim
    ayrılık dağını delmede olduğumu, hatırla ama.

    Bir deniz kesilen gözlerimin kıyısında
    bir aşk ovasını görmüştün hani;
    sarfan dallarıyla, ağustos gülleriyle sarmaşdolaş.
    Bunu unutma, hatırla ama.

    Ey Tebrizli Şems,
    dinim aşktır benim, senin yüzünü gördüm göreli,
    benim dinim senin yüzünde övünür, ey sevgili.
    Bunu unutma, hatırla ama.


    HEP O


    Aşk geldi, kan gibi
    Damarlarıma derime doldu.
    Beni benden aldı,
    Varlığımı sevgiliye doldurdu.
    Kısaca;
    Bana benden kalan bir ad;
    Ancak ötesi hep o...


    HERGÜN BİR YERDEN GÖÇMEK


    Her gün bir yerden göçmek
    Ne iyi

    Her gün bir yere
    Konmak ne güzel
    Bulanmadan, donmadan
    Akmak ne hoş

    Dünle beraber
    Gitti cancağızım

    Ne kadar söz varsa
    Düne ait
    Şimdi yeni şeyler
    Söylemek lazım


    KARDEŞİM


    Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
    Geriye kalan et ve kemiksin,
    Gül düşünür gülüstan olursun,
    Diken düşünür dikenlik olursun.


    KENDİ KENDİNE


    Kişinin kendine ettiğini
    Edemez kişiye hiçbir fani
    Bu kahpe hırsı.ne kıskanç kini,ne şarap
    Nede haşhaş edemez..
    Kişinin kendine ettiğini Tayfun, boran
    Dağ , taş edemez.

    Kişinin kendine ettiğini
    Edemez Kişiye hiçbir fani
    tutmassa gerçek dost elini
    kendi kendiyle baş edemez.
    Kişinin kendine ettiğini
    Sarhoş edemez,ayaş edemez
    Mezar soyan nebbaş edemez..


    KENDİME YEDİREMEM

    Düşman saçmasapan lâflar eder,
    duyar can kulağım.
    Benim için kötü şeyler düşünür,
    görür can gözüm.
    Üzerime köpeğini salar,
    ısırır köpek ayağımı,
    çok acılar çekerim, çok acılar.
    Köpek değilim, onu ısıramam,
    ısırırım dudağımı.

    Büyük kişilerin sırlarına ortağım,
    gene de na şu kadar övünemem.
    Bütün ayıplar bende ama,
    ne yapıp yapmalı,
    ulaşmalı dostlara,
    geride kalmayı kendime yediremem.


    MESNEVİ'DEN

    Aşkın şerarı ateşi ta bağrıma düştü,
    Ahım işiden yandı deyu başıma üştü,
    İmdadıma eşkim ile dide yetişti,
    Hepsi kalıp acz dediler: 'eyvah',
    Yansın ko dedim, sönmeye söndürmeye Allah.


    NE ZAMAN

    Ne zaman bu addan sandan geçeceğiz, ne zaman?
    Can meclisinin halkasına ne zaman hep birden girip
    oturacağız?
    Dudağımıza bir tek kadeh dokundurmadan
    ne zaman içeceğiz büyük dostumuzun huzurunda
    can şarabını,
    ne zaman içeceğiz, ne zaman

    Ne zaman diyeceğiz can sâkisine, uzat elini.
    biz bu yana göçtük artık,
    armağanlar getirdik sana.

    Ne zaman diyeceğiz can sâkisine, ne duruyorsun,
    tutulduk bikere, düştük ocağına senin,
    gurbet elde üşüdük,donduk kaldık,
    selâm ver, hatırımızı sor, kucakla, ısıt bizi,
    bize kırmızı şarap sun.

    Ne zaman bize cevap verecek o, ne zaman?
    Ne zaman diyecek, nem varsa sizin,
    buyurun, âfiyetler olsun?


    NİCE İNSANLAR GÖRDÜM

    Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok
    Nice elbiseler gördüm içinde insan yok!


    OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN


    Güneş gibi ol şefkatte,merhamette.
    Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
    Akarsu gibi ol keremde,cömertlikte.
    Ölü gibi ol öfkede ,asabiyette.
    Toprak gibi ol tevazuda,mahviyette.
    Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol.


    RÜBAİLER

    465
    Göğsünün içindekini gerçek gönül sanan kimse,
    Hak yolunda iki üç adım attı daherşey oldu bitti sandı
    Aslında tesbih, seccade, tövbe, sofuluk, günahdan sakınma bunların hepsi yolun başıdır.Hak yolcusu aldandı da, bunları varacağı yer sandı.
    97
    O eşsiz, parlak incinin hayali, gözümün önüne geldi.
    O anda kendimi tutamadım, ağlamaya başladım.
    Gözyaşlarım akarken içim yanıyordu.
    Heyecandan şaşırmıştım.Gizlice gözümün kulağına dedim ki;
    biliyormusun? 'Gelen konuk, çok değerlidir, çok azizdir'
    Ona bol bol aşk şarabı sun.


    SELAM TEBRİZ'E

    kulağını ver, dinle,
    bak asesbaşı ne diyor:
    bu mahallede bizden bir gönül eri kayboldu, diyor,
    derken ansızın biri yolda izini buldu, diyor.
    Belirtilerini görün işte, diyor.

    Ne zamandır onu aradık, yandık yakıldık.
    Ne zamandır onu arayanlar her yanda dövündüler.
    Ne üst kodular, ne baş.

    Aşıkların kanı hiç eskimiyor, unutulmuyor.
    Aşıkların kanı nasılsa hep öyle kalıyor.
    Hep öyle taze, sıcak.

    Bu eski bir kan davasıdır deme sakın
    Atma kulağının arkasına sen şu lafı:
    Kan bir kere eskidi mi kararır, kurur ama,
    aşıkların kanı durmayacak, gönüllerinden biteviye akacak.

    Bu bucağa sığınan senin bakışındır.
    O büyük sağrağı sunan senin nerkis gözlerin.
    Sarhoşa gelen de onlar, gönüller çalan da ınlar,
    adamı canevinden vuran da onlar


    ŞİAR EDİNDİK

    Bu dünyada ne kimseye uymuşluğumuz var,
    ne şu atlas kubbe altında ev kurmuşluğumuz.
    Biz susuz kalmışız,
    içtikçe içiyoruz.
    Güzel bir sarhoşluğumuz var,
    güzel, hiç doymayan.
    Rahmet denizinin dalgasıdır bu;
    bir saman çöpünden başka bir şey değildir
    bu dalganın üstünde düşman.

    Aşşağılık kişinin peşine düşmemeyi şiar edindik biz.
    Gönül dalgasını bırakmamayı şiar edindik.
    Şu yokluk yurdunda
    Nuh veHalil gibi,
    ölmezlik denen yerde aşk çardağı kurmak varken,
    burnu büyük Âd ve Smud gibi köşkler kurmamayı,
    Kafdağı'nda avlanmak duruken
    Gerkes gibi leş avlamamayı,
    iyi yürekli, tertemiz dostları bırakıp
    kahpeleri aldatan dev'e yönelmemeyi,
    şu kara toprağa
    meyvası cefa olan fidanı dikmemeyi,
    kafiye de, şiir de önem vermemeyi,
    bizden olmayan şeylere pek aldırış etmemeyi
    şiar edindik.


    VERDİM CANIMI GİTTİ

    Nerde bir topluluk görürsen, tellal,
    hiç durma, bağır:
    Kaçan bir kul gördünüz mü ey insanlar, de,
    tertemiz kokan bir kul gördünüz mü,
    ay parçası bir yüzü var,
    baştanbaşa fitne.

    Savaş vakti tez gider, de , tellal,
    barış vakti uysal olur, de.

    Nerde bir topluluk görürsen, tellal,
    hiç durma, bağır:
    İnce boylu, güler yüzlü, tatlı sözlü,
    tez canlı, çevik bir kul gördünüz mü?
    Sırtında bir al kaftan taşıyor.

    Kucağında bir rebap, elinde bir yay var, de , tellal,
    Çaldığı hep güzel, hep sıcak havalar, de.

    Nerede bir topluluk görürsen, tellal,
    hiç durma, bağır:
    Onun bağından bir meyva devşiren var mı ey insanlar, de,
    onun gül bahçesinden bir demet gül deren var mı?

    İş ki çıksın bir habercik getirsin biri ondan bana, tellal
    çıksın biri ondan bana bir şeyler desin iş ki,
    söyle, verdim canımı ona gitti, telal,
    verdim ona gitti.


    YERLİ YERLİ YERLİ YERLİ

    Yine gel sen dinle benden
    Yerli yerli yerli yerli
    Hep Çalarım ten ten tenen
    Yerli yerli yerli yerli

    Yerla ve yerlem yerlela
    Yerla ve terlem terlela
    Bir söz söyle sessiz durma
    Yerli yerli yerli yerli

    İçki sunan sun içkiyi
    Çalgı çalan çal şu neyi
    Söyle telala talela
    Yerli yerli yerli yerli

    Ten ten tenen ten ten tenen
    Söylenirsin kuş gibi sen
    Uveys gibi ender Karen
    Yerli yerli yerli yerli

    Şems gibi kendini sustur
    Git kinden kibirden kurtul
    Şems-i Tebrizi'yle otur
    Yerli yerli yerli yerli
     

Sayfayı Paylaş