Menopoz

Konusu 'Anne-Çocuk' forumundadır ve Pelin tarafından 24 Temmuz 2008 başlatılmıştır.

  1. Pelin Super Moderator


    Menopoz
    GENEL BİLGİ ve TANIMLAR

    Menopoz kelimesi İngilizce; ay (moon) ve sonlanma (pause) kelimelerinden oluşturulmuştur. Tam olarak kelime karşılığı adetten kesilme olup, "menopoz yaşı" kadının en son fizyolojik adet kanamasının olduğu zamanı ifade eder.

    Kadınlarda menopoza bağlı adetten kesilme, yumurtalıkların işlevlerinin sona erdiğini ve artık buralardan kadınlık hormonlarının salgılanamadığını işaret eder.

    Menopoz, genel bilinenin aksine rahimin değil yumurtalıkların işlevinin sona ermesidir. Yumurtalıklarda yeni yumurta oluşumu gerçekleşememekte ve hormon üretimi yapılamamaktadır. Yeterince estrojen ve progesteron hormonları üretiminin olmamasına bağlı olarak adetten kesilme gerçekleşmektedir.

    Menopz yaşı ortalama olarak 50 olarak kabul edilse de bu; 45 yaşına kadar düşebilirken, 55 yaşına kadar da uzayabilir. Menopoza girme yaşını belirleyen pek çok neden olmasına rağmen en önemli nedenler genetik (ırsi) özelliklerdir.

    Adetten kesilmeden önceki döneme "premenopoz", kesilme sonrası döneme ise "postmenopoz" denmektedir.

    "Klimakterium" ise premenopoz ile postmenopoz dönmelerini içine alan ve genelde menopoz şikayetlerinin yoğun olarak yaşandığı bir dönemi ifade eder. Klimakterium genellikle 45 yaşında başlar ve 55 yaşına kadar sürer; bazen yaşlılık döneminin başladığı 65 yaşına kadar uzayabilir.

    "Perimenopoz" kelimesi de klimakteryum dönemi ile eş anlamlı kullanılabilmektedir.

    PREMENOPOZ (Menopoz Öncesi Dönem)
    40 yaşından sonra genel olarak kadınlarda adet düzensizliği problemleri başlar. Hatta bu dönemde adetler devam etse de sıcak basması ve terleme yakınmaları da olabilir.

    Bu dönemde adetler sıklıkla düzensizleşmiştir. Özellikle adet gecikmeleri, bazen da tam tersi olarak fazla miktarda adet görmeler ortaya çıkabilmektedir. Buradaki temel neden yumurtalıklardan salgılanan estrojen hormonunun zaman içinde azalmasıdır.

    Sıcak basmaları ve adet gecikmeleri şikayetleri de estrojen hormonunun vücudun ihtiyacına göre daha az olduğunu göstermektedir. Dolayısı ile menopozdan sonra karşımıza çıkan "Osteoporos" (kemik erimesi) gibi durumlar aslında menopoz öncesi dönemde başlamaktadır.

    Menopoza girildiği nasıl tespit edilir?
    Menopoz öncesi dönemde yaşanabilecek bir önemli durum da geç farkedilen gebeliklerdir. Adet gecikmeleri her zaman menopozun işareti olmayabilir. Bu nedenle menopoza tam olarak girene kadar etkin bir doğum kontrolü yöntemi uygulanmaya devam edilmelidir.

    Kural olarak adet gören her kadın, gebe kalma potansiyeline sahiptir. Yaşa bağlı bu olasılık gittikçe azalsa da teorik olarak hiçbir zaman sıfır değildir.

    40 yaşını aşmış her kadında, adet gecikmelerinin olması durumunda öncelikle bir gebelik testi yapılmalıdır. Eğer gebelik yoksa menopoza geçiş durumu düşünülerek yumurtalık fonksiyonlarını ölçen bir takım hormon testleri yapılır ve bu şekilde bir menopoz durumunun olup olmadığı anlaşılabilir. Böyle bir kadın en az 6 ay boyunca adet görmemişse bu durum menopoz olarak kabul edilebilir.

    Yani, kesin olarak menopoza girildiğini görmek açısından en azından 6 aylık adetsiz bir dönemin geçmesi gerekir.

    Menapoz teşhisinde laboratuvar testleri
    Menopozun laboratuvar yönünden tanımlanması için kanda FSH, LH ve Estrojen hormonları değerlerine bakılır. FSH ve LH artmış, Estrojen azalmışsa bu durum yumurtalıkların (overlerin) tükendiğini göstererek menopoz tanısını koydurur.

    Overlerin (yumurtalıkların) yalnızca estrojen ve progesteron hormonlarını salgılamakla kalmadığı ve daha pek çok madde üretimi ile kadın fizyolojisinde yer aldığı son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarda gözlemlenmiştir. Bir kadın için düzgün olarak çalışan yumurtalıklar en önemli organlardandır.



    CERRAHİ MENOPOZ NEDİR?
    Cerrahi menapoz bir nedenden ötürü yumurtalıkların alımı sonrası gelişen menopozdur.

    Yapılan ameliyatlarda yumurtalıkların alımı genel olarak rahimin de alımı (histerektomi operasyonu) ile birliktedir.

    Çoğunlukla 45 yaşından sonra myom (rahimde ur) nedeniyle ameliyata alınan kadınlarda genellikle rahim ile birlikte yumurtalıklar da alınır. Yumurtalıkların alınmasının sebebi, ileride gelişebilecek olası yumurtalık kanserine karşı kişiyi korumaktır.

    45 yaş ve altında yapılan rahim ameliyatlarında ise genellikle yumurtalıklar korunur. Çünkü rahim alınıp adetten kesilme durumu gerçekleşse bile yumurtalıklar belli bir süre daha görevine devam edeceği için bir menopoz durumu söz konusu olmaz. Yani, menopozun sıcak basma, ateş ve terleme gibi durumları olmayacaktır.

    Yumurtalıkları alınarak adetten kesilme durumuna "cerrahi menapoz" denir.

    Cerrahi menapozda adetten kesilmenin verdiği sıkıntılar ve problemler normal menapoza göre çok daha şiddetlidir. Çünkü normal menapozda yumurtalıkların tükenmesi yavaş yavaş olup vücut belli bir şekilde duruma adapte olurken cerrahi menapozda bu süreç ani olarak gerçekleşir.

    Histerektomi operasyonları (rahimin alınması ameliyatı) sonucu menapoza giren kişiler, ameliyattan 15-20 gün sonra hekimlerine başvurarak menapoz tedavilerine başlamalıdırlar.

    ERKEN MENOPOZ NEDİR?
    Adetten kesilme 40 yaşından erken gerçekleşmişse "erken menopoz" olarak tanımlanmaktadır. Tıbbi literatürde "prematür menopoz" olarak da geçer.

    Menopozun 30 yaşından daha erken ortaya çıkması durumuna ise "Prematür Ovaryen Yetmezlik" adı verilir. Bu şekilde yumurtalıkların çok erken dönemde tükenmesi kadınlarda psikolojik ve fizyolojik yönden pek çok problemi de beraberinde getirir.

    Prematür Ovaryen yetmezlik (POF), mutlaka nedenlerin araştırılması ve uygun tedavilerin başlanmasını gerektiren bir durumdur.

    Erken menopoz ve prematur over yetmezliği ile ilgili olarak pek çok neden ortaya sürülmekle birlikte, menopozun yaşını neyin belirlediği konusunda kesin bir görüş yoktur. Ailesel (ırsi) özellikler, bir takım otoimmun hastalıklar (Cushing sendromu, tiroit hastalıkları, SLE gibi), sigara, stres, kanser tedavileri, diabet (şeker hastalığı) ve genetik (kromozomal) problemler sebep olarak ortaya sürülmüştür.

    Bilinen tek şey ise 40 yaşından önce menopozun gelişmesi durumunda tedavi verilmesinin şart olduğudur.

    Erken menopoz eğer tedavi edilmezse kadın vücudu çok erken dönemde menopozun yıkıcı etkilerine maruz kalacak ve menopoza bağlı hastalıklar (kemik erimesi ve kalp hastalığı gibi), erken yaşta ve çok daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkabilecektir.
     



  2. Pelin Super Moderator

    MENOPOZDA BESLENME


    Menopozla birlikte kadın vücudunda çok önemli metobolik değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişikliklerin en önemlisi yağ metobolizması ile ilgili olandır. ​

    Menopozla birlikte damar kolesterol metobolizması değişir. Erkeklerde olduğu gibi bu durum damar sertliği (atheroskleroz) oluşumu ile sonuçlanır. Aynı zamanda bu yaşlarda hipertansiyon gelişimi de başlar. Her iki durum da kalp hastalığı riskinin artışına neden olur. ​

    Kilo, ileri yaş (menopoz), şeker hastalığı (diabet), hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği, sigara, sedanter (hareketsiz) yaşam, stres ve genetik yatkınlık atheroskleroz ve sonrasında gelişebilecek kalp hastalıkları açısından en önemli faktörlerdir.​

    Menopozla birlikte azalan estrojen hormonu nedeni ile kemik metobolizmasında önemli rol oynayan kalsiyum fosfor emilimi azalır ve kemik erimesine zemin hazırlanmış olur. ​

    Yaşın ilerlemesine paralel olarak metobolizma hızı da yavaşlamaktadır. Daha önceleri aldığınız kalori formunuzu korurken ilerleyen yaşla birlikte aynı diyetle aynı kaloriyi alsanız bile vücut ağırlığınızda artma meydana gelmektedir.​

    İşte bu bilgiler ışığında menopozda uygun beslenme, kalori ihtiyacı, vitamin-mineral takviyesi şekillendirilebilir;​

    Obesite var ise kalori kısıtlamasına gidilmelidir. ​

    Alınan kalorinin %40'ı karbonhidrat, %40'ı yağ, %20'si proteinden karşılanmalıdır.​

    Bitkisel (nebati) yağlar tercih edilmelidir.​

    Lifli (posalı) gıdalar sık olarak tüketilmelidir.​

    Hayvansal gıdaların tüketiminde kolesterol içeriği göz önüne alınmalıdır.​

    Tuz kısıtlı olarak tüketilmelidir.​

    Osteoporos riski 'nden korunmak için kalsiyumdan zengin beslenme yapılmalıdır. Doğal yolla alınan kalsiyuma takviye olarak 500 mg kalsiyum ilaç olarak ta alınması uygun olacaktır. Süt, yoğurt ve peynir gibi süt-süt ürünlerine ağırlık verilmelidir. ​
     
  3. Pelin Super Moderator

    MENOPOZDA EGZERSİZ


    Postmenopozal yıllardaki en önemli sorunlardan birisi olan Osteoporos (kemik erimesi) , "sedanter yaşam" dediğimiz fiziksel aktivitenin kısıtlı olduğu yaşam tarzında daha şiddetli olmaktadır.

    Fiziksel aktivite kemik kitlesinin kaybını engellerken tam tersi durumda kemik erimesi artmaktadır. Bu nedenle postmenopozal yıllarda belirli bir program dahilinde fizik aktivite gereklidir.

    Ani olarak yapılan ağır fiziksel aktiviteye kalp uyum sağlamayabilir. Bu nedenle fizik aktivitenin dozu yavaş yavaş arttırılmalıdır.

    Kemik erimesi açısından ağırlık egzersizleri özellikle önerilmektedir. Ancak ağırlık yaşa ve vücut durumuna göre ayarlanmalıdır. Yürüyüş herkesin kolaylıkla yapabileceği iyi bir egzersizdir. Özellikle hızlı ve tempolu yapılması gerekmektedir.

    Omurgalardaki kemik erimesine bağlı değişiklikler nedeni ile egzersizler sırasında öne eğilme egzersizlerinden kaçınılmalıdır.

    Her gün yapılacak egzersizler kısa süreli olabilir. Ancak bu kısa süreli egzersizlerde kemik erimesini önlemede en etkin yöntem olan ağırlık kaldırma mutlaka yapılmalıdır.

    Menopozdaki uygun egzersizler için doktorunuzdan bilgiler alınız.
     
  4. Pelin Super Moderator


    MENOPOZ ÖNCESİ GEBELİKTEN KORUNMA


    Menopoz öncesi dönmede adet düzensizlikleri özelliklede adetlerde gecikme sıklıkla olmaktadır. Adet düzensizlikleri yaşansa da gebelik olasılığı hala devam etmektedir. Bu nedenle bu dönemde de etkili bir doğum kontrolü yöntemi uygulamak gerekmektedir.

    Spiral
    Bu dönemde uygulanabilecek etkili bir yöntemdir. Spiral uygulandıktan sonra tam olarak menopoza girene kadar spiral kalmalıdır. Ancak menopoza girildiğine emin olunduktan sonra spiral çıkartılabilir. 6 ay boyunca adet görmeme ve FSH hormonun yükselmesi menopoza girildiğinin işaretleridir.

    Doğum Kontrol Hapları
    Eğer sigara içilmiyorsa, 35 yaşından sonra menopoza kadar doğum kontrol hapı kullanılabilir. Bu dönemde kullanılan doğum kontrol hapları, sizi aynı zamanda kemik erimesine ve yumurtalık kanserlerine karşı da koruyacaktır.

    Doğum kontrol hapı kullanırken yıllık doktor kontrollerinizi mutlaka yaptırmalısınız. Bu kontroller sırasında rutin muayeneler ile birlikte hormon tetkikleri de yapılarak menopoza girilip girilmediği kontrol edilecektir.

    Menopoza girilmişse doğum kontrol hapı kesilerek "Hormon Replasman Tedavisi (HRT)" ne geçilmelidir. Hormon replasman tedavileri doğum kontrol haplarına göre yaklaşık dörtte bir oranında hormon içeren haplardır.

    Menopozda hormon tedavisi ile bir süre daha adet görme sağlanabildiği gibi menopozun şikayetleri de hafifleyecektir.

    Bu dönemde uygulanabilecek diğer yöntemler ise prezervatif (kondom, kılıf) kullanımı, tüplerin bağlanması, vazektomi, cilt altı implantları ve aylık veya üç aylık depo iğneler 'dir.
     
  5. Pelin Super Moderator


    MENOPOZDA CİNSEL YAŞAM

    Menopozla birlikte cinselliğe ilgi azalması olacağı düşünülse de bu olay daha çok menopozla birlikte oluşan psikolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır.

    Kadın, menopozla birlikte vücut imajının kaybolacağının ve kadınlık fonksiyonlarının sona ereceğinin kaygılarını duyar. Bu şekilde artık cinsel çekiciliğinin kalmadığını düşünen kadın cinselliğe olan ilgisini de kaybedebilir.


    Gerçekte menopozla değişen olaylar düşünüldüğü gibi değildir. Menopoz yaşlanmanın başlangıcı olmadığı gibi kadınlığın sonu da değildir. Bu olayların bilincinde olunduktan sonra menopozda cinsellik daha özgürce "gebelik riski de olmaksızın" yaşanabilir.

    İlerleyen menopoz yıllarında eğer hormon tedavisi alınmıyorsa cinsel organlarda yaşlanmaya bağlı "atrofik değişiklikler" meydana gelebilir. Bu değişiklikler sonucunda vaginada kuruma, vagen mukozasında incelme ve buna bağlı olarak cinsel ilişki sırasında ağrı ve kanama yakınmaları olabilir.

    Uygulanan sistemik veya lokal hormon replasman tedavileri urogenital sistemdeki bu atrofik değişiklikleri gidererek iyileşme durumu sağlayabilecektir.

    Yine bu ağrılı cinsel ilişki de kadını cinsel ilişkiden soğutabilir. Ancak bu tür şikayetlerin kolaylıkla tedavi edilebileceğini bilmek, bu tür yakınmaları gereksiz yere çekmemek için önemli olacaktır.

    Cinsel isteğin azalmasına bu yaşta ortaya çıkan bazı hastalıklar sonucu olabileceği gibi kullanılan bazı ilaçlarda cinsel isteksizlik yapabilir.

    Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar; istekte azalma, ağrılı cinsel birleşme (disparuni), cinsel cevabın azalması, vajinal ıslanmanın azalması, orgazma ulaşmada zorluk (anorgazmi) ve genital duyarlığın azalması şeklinde özetlenebilir.

    Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir. Testosteron düzeylerinin düşük olması ise cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalmaya sebep olmaktadır.

    Menopozda cinsel yaşamı yeniden canlandırmak ve cinsel isteği arttırmak amaçlarıyla bazı tedaviler uygulanabilir. Bunlar;

    Öncelikle altta yatan kronikleşmiş hastalıklar varsa bunların kontrol altına alınması ve tedavisi gereklidir.

    Psikolojik destek tedavileri verilebilir.

    Vajende kuruluk ve çatlama gibi şikayetleri gidermek için lokal (krem, fitiller) veya sistemik (oral) ilaç tedavileri uygulanabilir.

    Libido (cinsel enerji) güçlendirici bir takım ilaçlar uygulanabilir. Bu ilaçlar genital bölge kanlanmasını arttırarak cinsel isteği arttırabilirler.

    Özellikle bir hekim kontrolünde "Testosteron" hormonu replasmanı yapılarak cinsel arzu ve istekler arttırılabilir.


    Unutulmamalıdır ki; "hayatınızın üçte birinin geçtiği menopoz dönemi, ne hayatınız ne de kadınlığınızın bir sonudur".

     
  6. Pelin Super Moderator

    www.turkeyarena.com
    HORMON REPLASMAN TEDAVİSİ (HRT)


    MENAPOZDA HORMON TEDAVİSİ / GENEL BİLGİLER
    Tıp bilimindeki gelişmeler menapoz hastasının karşılaştığı problemlerin büyük bir kısmının estrojen eksikliğine bağlı olduğunu ortaya çıkarmıştır.

    menepoz tedavisinde de temel prensip kadında eksik olan hormonların dışarıdan karşılanmasıdır. Bu şekilde menopozdaki hormon tedavisi aslında bir "eksik olanı yerine koyma (replasman)" tedavisidir.

    Menopozda hormon tedavisi ilk olarak 1960'lı yıllardan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. İlk başlarda eksik olan estrojen hormonu tek başına verilmiştir. Ancak günümüzde; yüksek dozda estrojenin diğer bir kadınlık hormonu olan progesteronla birlikte verilmemesinin beraberinde çeşitli riskleri getirdiği ortaya çıkmış ve bu aşamadan sonra estrojenin dozunun azaltılması ve beraberinde progesteron hormonunun verilmesiyle bu riskler ortadan kaldırılmıştır.

    Bu şekilde hormon tedavisi protokolü uygulanan kadınlarda menopoz şikayetlerinin ve kemik erimesi problemlerinin daha az görüldüğü tespit edilmiştir.

    Hormon Replasman Tedavisinin (HRT’nin) Yararları Nelerdir?

    Menopoz çağındaki bir kadın için HRT’nin pek çok faydalı etkileri mevcuttur.

    Tüm bu yararları özetlemek gerekirse;

    Estrojen tedavisi etkisini en hızlı şekilde sıcak basmalarında gösterir. Menopoz sıcak basma şikayeti olan hastaların %75'inde düzelme sağlar.

    HRT uyku bozukluklarını düzeltir.

    Menopoz döneminde ortaya çıkan anksiyete (sıkıntı), depresyon (içe dönüklük) ve hafıza bozuklukları gibi sorunlarda da etkilidir.

    Alt ürogenital sistemdeki olumsuz değişiklikleri önlemek amacıyla bu dönemde kullanılan lokal veya sistemik estrojen; vaginal kuruluk, ilişkide ağrı hissi gibi atrofik vaginadan kaynaklanan problemleri ortadan kaldırır.

    Alt idrar yollarında menopoz sonucu gelişen sık idrara çıkma (pollaküri), zor idrara çıkma (disüri) ve idrar kaçırma gibi şikayetlerde düzelme sağlar.

    Estrojen eksikliği sonucu ciltte incelme ve kırışıklar artmaktadır. Ciltte kuruma, incelme, saçlarda kuruma ve tırnak kırılmaları gibi şikayetler menopozla birlikte ortaya çıkmaktadır. Estrojen tedavisi ile bu şikayetler geriler.

    HRT ile osteoporozun durdurulduğu ve bazı olgularda da tedavi edildiği iyi bilinmektedir.

    40 yaşlarında yaklaşık olarak her yıl kemik kitlesinin % 0.5'ini kaybedilirken menopozla birlikte bu kayıp %3-4’lere çıkmaktadır.
    Bu kayıp kemik metabolizmasında rol oynayan estrojenin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

    Menopozla beraber başlanan HRT ile kemik kaybı azaltılmaktadır. HRT alan kadınlarda kemik kaybı sonucu olan kalça kırıkları % 50 daha az görülmektedir.


    Hormon Tedavileri ile Kalp, Beyin Hastalıkları ve Meme Kanseri İlişkisi

    Menopoz öncesi yaşlarda kadınlarda kalp krizi ve damar sertliği (ateroskleroz) gibi kardiovasküler hastalıklar oldukça nadirken menapozla birlikte artar.

    60 yaşından sonra bir kadının kalp krizine yakalanma riski aynı yaşlardaki bir erkekle neredeyse aynıdır.

    Menepoz öncesinde kalp hastalıkları riskleri kadınlarda erkeklere göre az iken menopoza giriş ile birlikte artması 2000' li yıllar öncesinde estrojen hormonu eksikliğine bağlanmaktaydı ve kadınlara kalp hastalıklardan korunmak amacıyla estrojen hormonu tedavisi uygulanmaktaydı.
    Ancak 2002 yılında yapılan WHI çalışması sırasında menopoz döneminde estrojen tedavisi alan kadınların kalp hastalıklarından korunmadığı, bilakis kalp ve damar hastalıklarının arttığı izlendi. Bu nedenle günümüzde artık menapoz dönemindeki kadınlara kalp hastalıklarından korunma amaçlı (prolaktik) estrojen tedavileri verilmemektedir.
    Yine aynı çalışmada menopoz döneminde kullanılan östrojen tedavilerinin kadınlarda serebrovaskuler olay (inme, felç) riskini arttırdığı gösterilmiştir.
    W.H.I çalışmasının belki de en göze çarpan sonuçlarından bir tanesi de menopozda 5 yıl süreyle estrojen kullanımı ile normalde 10.000 kadının 30'unda görülen meme kanserleri olasılığının 10.000 'de 39 'a çıkartmasıdır.
    Bu çalışmanın tüm sonuçları kadınlarda menopoz dönemindeki östrojen tedavilerindeki cazibeyi oldukça azaltmıştır. Bu nedenlerle menopozda hormon tedavisi alan kadınlarda rutin takipler son derece önemlidir.

    Hormon tedavisine ne zaman başlanmalıdır?
    Klasik yaklaşım, adet kesilmesinden hemen sonra veya cerrahi menopoza giren hastalara ameliyatlarından 10-15 gün sonra Hormon Replasman Tedavisine (HRT) başlanmasıdır.

    Ancak bir çok kadında menopoz öncesi dönemde henüz adet görüyorken sıcak basmaları ve terleme başlamıştır. Bu gün iyi biliyoruz ki estrojen eksikliğine bağlı vucut değişiklikleri özellikle kemik erimesi son adeti görmeden 1-2 yıl önce başlamaktadır. Bu nedenle menopozlu yıllara yaklaşmış gecikmeli adet gören ve sıcak basması gibi yakınmaları olan kadınlara HRT adet kesilmesinden önce de başlanabilir.

    Premenopoz yıllarında doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda menopoz tedavisine geçme zamanı da önemlidir. Çünkü doğum kontrol hapları da estrojen ve progesteron içerse de hormon dozu menopozlu yıllara göre fazladır. Bu ilaçlar kullanıldığı sürece adetler düzenli olarak görülecek ve menopoza girilse de fark edilmeyecektir.

    Bununla birlikte tam olarak menopoza girmemiş bir kadında menopoz hormon tedavisinin gebelikten koruyucu etkisi yoktur. Bu nedenle 40'lı yılları aşmış olan ve doğum kontrol hapı kullanan kadınların yılda bir kez hormon ölçümü yaptırarak menopoza girip girmedikleri öğrenmelidirler.

    Menopoza girildiği hormon testleri ile gösterilen kadınlarda doğum kontrol hapları kesilerek çok daha düşük dozda hormon içeren HRT başlanmalıdır.

    Menopozda HRT amacı ile kullanılan ilaçlar doğum kontrol haplarına oranla yaklaşık olarak dörtte bir oranında hormon içerirler.
    Hiç tedavi almamış ve menopoza yıllar önce girmiş olan bir kadında da HRT (Hormon Replasman Tedavisi) başlanabilir.

    Hormon tedavisine başlamadan önce hangi tetkikler yapılmalıdır?
    Aslında Hormon tedavisine başlamadan önce yapılan tetkiklerin bir çoğu, bu yaş grubu içindeki kadının risk altında olduğu hastalıkları taramak amacıyla yapılmaktadır.

    Tedavi öncesi tüm hastaların ayrıntılı bir anamnezleri (tıbbi öykü) alınarak; şeker hastalıkları, hipertansiyon gibi sistemik rahatsızlıkları, kanser öyküleri, ailedeki kanser öyküleri, daha önce HRT alıp almadıkları, kullandığı ilaçların olup olmadığı açılarından detaylıca sorgulanır.

    Daha sonra olabilecek gizli veya aşikar bir hastalığı ortaya koymak için genel bir sistemik muayeneye geçilir. Bu fizik muayenenin içersinde;

    Boy kilo ölçümü
    Tansiyon ölçümü
    Akciğer ve kalp muayenesi
    Karın muayenesi yeralır.

    Sistemik muayeneyi takiben hasta jinekolojik muayene ve değerlendirmeye alınarak üreme organlarına ait herhangi bir patoloji varsa saptanmaya çalışılır.

    Jinekolojik muayenede ilk önce Vulva, vagina ve serviks olası patolojiler açısından incelenir. Bu arada rahim ağzı (serviks) kanserinin tarama testi olan servikal "Pap smear testi" için örnek alınıp patoloji laboratuarına gönderilir.

    Rahim ve yumurtalığa ait herhangi bir tümör muayene sırasında saptanabilse de yapılan transvaginal ultrason (vajen içi ultrasonu) ile kesin netlikte ortaya konur.

    Transvaginal ultrason ile uterusun (rahimin) kas tabakası değerlendirilir, buradan gelişen myomlar varsa saptanır. Ayrıca rahim kanserinde ultrason bulgusu olarak "endometrium" denilen rahim iç zarında kalınlaşma olur. Bu nedenle endometrium kalınlığı ölçülerek rahim kanseri taraması yapılır.

    Endometrium kalınlaşmış şekilde gözleniyorsa buradan yapılacak bir biyopsi (parça alımı) ile patolojik yönden değerlendirilir.

    Yumurtalıklar da yine transvaginal ultrasonla net bir şekilde değerlendirilir. Yumurtalığa ait kist tümör gibi patolojiler rahatlıkla tespit edilir.

    Kadın üreme organlarının muayenesinden sonra "meme muayenesi" de yapılarak muayene bitirilir. Daha sonra hastadan çeşitli laboratuar ve görüntüleme tetkikleri istenir. Bunlar:

    • Tam kan sayımı
    • Tam idrar tetkiki
    • Sedimantasyon
    • Lipid profili (total kolesterol, trigliserid, HDL, LDL)
    • Açlık kan şekeri
    • Karaciğer fonksiyon testleri (SGOT SGPT)
    • Böbrek fonksiyon testleri (BUN, Kreatinin, Ürik asid)
    • Kemik markerları (Kalsiyum, Fosfat, ALP, Osteokalsin)
    • Gaitada gizli kan
    • Kemik Mineral Dansitometrisi (KMD)
    • İki taraflı mamografi ve meme ultrason tetkikidir.

    Hormon tedavisi özellikle kimlere uygulanmalıdır?
    Günümüzde menopoz patofizyolojisinin daha iyi anlaşılması ile birlikte menopozda estrojen ve progesteron hormonu kullanım alanlarını genişletilmiştir.

    Sıcak basmaları ve terleme şikayeti olanlarda
    Ruhsal değişimler, anksiyete (sinirlilik), irritabilite, hafıza zayıflığı ve konsantrasyon güçlüğü çekenlerde
    Alt ürogenital yollarda atrofiye bağlı, vaginal kuruluk, cinsel ilişkide ağrı, idrar yolu problemi olan kadınlarda
    Libido kaybı (cinsel isteksizlik) şikayeti olan kadınlarda
    Cilt incelmesine bağlı şikayetleri olanlarda
    Osteoporos riski veya problemi olanlarda menopoz döneminde hormon tedavisine başlamak uygun olacaktır.

    Bütün bu durumların dışında hiç bir yakınma olmasa da menopoza girmiş olan bir kadına hormon tedavisi başlanabilir.

    HRT Kimler İçin Uygun Değildir?
    Bazı durumlarda ise HRT kullanımı sakıncalıdır:
    • Nedeni saptanmamış vaginal kanamalar
    • Aktif karaciğer veya böbrek hastalığı olanlar
    • Akut derin ven trombozu, kalp hastalığı ve tromboembolik hastalık öyküleri olanlar
    • Meme kanseri öykülüler
    • Rahim kanseri geçirmişler
    • Endometriozis rahatsızlığı öyküsü bulunanlar
    • Hipertrigliseridemi hastalıkları olanlarda HRT uygun değildir.

    Kadında bulunan bazı durum ve hastalıklar ise HRT kullanımını engellememektedir. Bunlar;
    Migren, sigara kullanımı, obesite, hipertansiyon ve Alzheimer hastalığı olanlardır.

    Hormon tedavisi kullanma yöntemleri nelerdir?
    Hormon tedavisi (HRT) bir çok farklı şekilde uygulanabilmektedir. Hastada yöntemi kullanmaya başlamadan önce bazı sorular cevaplanmalıdır.

    Kişinin uterusu (rahmi) var mı? Yani daha önceden bir operasyonla rahmi alınmış mı?
    Seçilecek ilacın içeriğinde bulunan hormonlar kişide yan etki yapabilir mi? Yani mide, barsak, karaciğer veya böbrek rahatsızlıkları var mı?
    Kişi tedavi ile bir süre daha adet kanaması (çekilme kanaması) görmek istiyor mu? Yoksa artık adet görmekten sıkılmış ve adetsiz bir şekilde mi yaşamak istiyor?

    Hormon replasman tedavileri;
    Oral (ağızdan)
    Transdermal (cilde yapıştırılan flasterler şeklinde)
    Transvaginal (hazne içi) yollarla uygulanabilir.

    ORAL (Ağızdan alınan) HRT
    Ağızdan kullanılan menopoz ilaçlarda, kadının ihtiyacı olan hormonlar tablet içersinde ve barsaklardan emilecek şekilde düzenlenmiştir.

    HRT'de kullanılan ilaçlar estrojen (E2), Progesteron (P) hormonunu içerir. Bu hormon deriveleri HRT tedavisinde tek başlarına veya birbirleri ile kombine olarak kullanılırlar.

    Menopoz etkilerini önlemek için kullanılan esas hormon estrojendir. Ancak progesteron ilave edilmeden kullanılan estrojen rahim üzerinde kanser yapıcı etki gösterebilir. Bu nedenle rahimi alınmamış menopoz hastalarında estrojenin kanserojenik etkisini önlemek için progesteron hormonu da tedaviye eklenir.

    Daha önce rahim operasyonu (histerektomi) ile rahimi alınmış kişilerde ise progesteron hormonu ilavesine gerek yoktur. Ağızdan veya yapıştırma şeklinde yalnızca estrojen hormonu yeterlidir.

    Oral (ağızdan) tedavilerde hormonlar sürekli veya kesintili olarak verilmektedir. HRT alan kadında bir adet siklusu (dönemi) 30 gün olarak kabul edilir.

    Henüz tam olarak menopoza girmemiş kadınlarda vücutta bir miktar daha estrojen salgılandığı için 21 günlük (siklik) ilaçlar da kullanılabilir. Bu ilaçlarda 21 günün sonunda aynı doğum kontrol haplarında olduğu gibi 7 gün ara verilir ve bu arada adet kanaması olur.

    Rahmi alınmamış hastalarda ağızdan kullanılan ilaçlar genelde E2 (estrojen)+P (progesteron) şeklindedir. Estrojene progesteron ilavesi iki şekilde olabilir:

    Siklik HRT
    Devamlı kombine tedavi (sürekli HRT)

    SİKLİK (Aralıklı) HRT
    Siklik hormon replasman tedavisinde estrojen 30 veya 21 gün süresince devamlı olarak alınırken progesteron tedaviye son 10-12 gün boyunca eklenir. Bu şekilde menopoz öncesi hormonal düzeyler aynen taklit edilir. Bu tedavi metodunda hastalar düzenli olarak adet kanaması görürler.

    Siklik HRT metodu genel olarak menopozun ilk yıllarında olan kadınlar için uygundur. Bu ilk dönemlerde kadınlar genellikle adet kanaması görmek istemektedirler. Bu tedavi metodunda da doğal siklus taklit edildiği için doğal siklus adetlerine benzer yakınmalar olabilir. Örneğin adet öncesi gerginlik hissi, memelerde hassasiyet gibi şikayetler olabilir.

    Siklik HRT uygulanması düşünülen hedef kitle halen adet görmek isteyen ve menopozla yeni tanışmış olan kadınlardır. Bu kadınlar bu şekilde bir süre daha düzenli olarak yaşamlarının bir bölümünde adet görmeye devam ederler.

    DEVAMLI KOMBİNE TEDAVİ (Sürekli HRT)
    Devamlı kombine tedavi protokolünde ise estrojen ve progesteron her gün aynı dozlarda alınır. Bu yöntemde kadın ihtiyacı olan hormonu alırken adet kanaması görmez. Çünkü her gün alınan progesteron endometriumun (rahim iç zarının) kalınlaşmasını ve dolayısıyla kanamayı engeller.

    Devamlı kombine tedavi, postmenopozdaki dönemde ileriki yıllarda istenen tedavi şeklidir. Çünkü bu yıllarda adet görmek tedirginlik yaratabilir ve bu dönemdeki kadın adet görmeyi tercih etmez.

    Ancak devamlı kombine tedavinin başlangıcında (özellikle ilk 3 ay) düzensiz lekelenme tarzında adet kanamaları olabilmektedir.

    TRANSDERMAL HRT (Cilt Flasterleri)
    Bu yöntemde hormon emdirilmiş flasterler cilde belirli aralıklarla yapıştırılır. Bu flasterden her gün belirli miktar hormon kana geçmekte ve bu şekilde hormon ihtiyacı karşılanmaktadır.

    Avantajı kullanım kolaylığı nedeni ile tercih sebebi olmasıyken, dezavantajı ise ciltte allerjik reaksiyon yapabilmesidir.

    Uterusu (Rahimi) ameliyatla alınmış ve trigliseridi yüksek olan hastalarda kullanımı idealdir.

    TRANSVAJİNAL HRT

    Estrojen eksikliğine bağlı "urogenital atrofi" şikayeti olan kadınlar için uygun bir yöntemdir. Emilen dozun ayarlanamaması nedeni ile uzun süreli kullanımı önerilmez.

    Transvajinal HRT lokal olarak (vajen içine) fitil, jel ve krem formlarında kullanılabilir. İdrar problemleri, vajinal kuruluk ve çatlamalar ile cinsel ilişkide ağrıları gidermede oldukça etkindirler.

    Hormon tedavisi kullanımı sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
    İlaçlar düzenli olarak kullanılmalı doktor kontrolü dışında başlanmamalı ve bırakılmamalıdır.
    İlaç kullanımı sırasında düzenli olarak doktor ziyaretleri yapılmalıdır. Kontroller başlangıçta 3. ve 6. ayda, daha sonra ise yıllık takipler şeklinde olmalıdır.
    Düzenli meme muayenesinin yapılması şüpheli bir durumda doktora başvurulmalıdır.
    Düzenli olarak mamografi çektirilmelidir.
    Düzensiz vaginal kanamalarda doktora başvurulmalıdır.

    HRT ne kadar kullanılmalıdır?
    Hormon tedavisi (HRT) kısa süreli menopoz şikayetlerini önlemek amacı ile kullanılıyorsa 2-3 yıl süreyle kullanılır ve doz azaltılarak kesilir. Ancak menopoza bağlı kardiovasküler hastalık riski ve kemik erimesi riskleri ilaç bırakılınca devam edilecektir.

    Günümüzdeki yaklaşım ise en azından 65 yaşına kadar doktor kontrolü altında hormon replasman tedavisinin kullanılmasının faydalı olacağıdır.

    Hormon Tedavisinin (HRT) Olası Yan Etkileri
    Memelerde irileşme ve dolgunluk hissi: Hormon tedavisinin başlangıcında alınan hormonun memeyi de etkilemesine bağlı olarak memelerde hafif bir gerginlik hissi olması normaldir ve bu durum zamanla azalacaktır.

    Düzensiz vaginal kanama: Alınan hormon ilacının türüne bağlı olarak düzenli veya düzensiz kanama olabilir. Üç aylık tedaviden sonra düzensiz kanama şikayeti büyük ölçüde ortadan kalkar.

    Mide şikayetleri: Her gün alınan ilaçlar bazı kadınlarda mide yanması gibi şikayetlere neden olabilir.

    Kan basıncının yükselmesi: Çok nadir de olsa hormon replasman tedavisi kan basıncını yükseltebilir. Ancak genel olarak ilaçların tansiyonu düşürücü etkisi vardır.

    Şiddetli baş ağrıları: Bazı hastalarda şiddetli baş ağrılarına neden olabilir. Bu gibi durumlarda ilaç kesilebilir.

    Safra kesesi hastalığı: Hormon tedavisi içindeki estrojen safra kesesindeki taşın büyümesini hızlandırır. Ancak yeni taş oluşumuna neden olmaz. Bu nedenle safra kesesi taşı olanlarda HRT başlamak sakınca yaratabilir.

    Hormon tedavisi kanser yapar mı?
    Hormon tedavisi ile en çok yapılan spekülasyon ilaçların kanser yaptığı iddiasıdır. Bu iddia doğal olarak hormon tedavisinin uzun süre kullanılmamasına da neden olmaktadır.

    Hormon tedavisinin kanser yapıp yapmadığı konusunda yapılan çalışmaları özetleyecek olursak, Hormon Replasman Tedavisinin (HRT’nin);

    Yumurtalık kanserleri ile ilişkisi yoktur.

    Rahim kanseri riskini arttırmaz. Çünkü hormon tedavisi için alınan ilaçların içersine progesteron hormonu konmaktadır. Progesteron rahim kanserini önleyici etkidedir.

    Hormon tedavisi ile meme kanseri riskinde bir miktar artış olabileceği düşünülmektedir. Ancak bu etki yukarıda belirtildiği üzere 5 veya daha uzun bir zaman diliminde kullanımı ile ortaya çıkmaktadır.

    Yapılan çalışmalar sonucunda hormon tedavisi ile yeni bir meme kanseri oluşturulmadığı ancak gizli durumdaki çok küçük boyutlardaki meme kanserinin erken dönemde açığa çıkmasına neden olduğu ortaya konmuştur.

    Gizli durumdaki meme kanserinin erkenden ortaya çıkması da aslında istenilen bir durumdur. Böylelikle yıllarca gizli kalarak vücuda iyice yayılacak kanser dokusunun erkenden tanınması mümkün olacaktır.
     

Sayfayı Paylaş