Melek Annelerimize Özel

Konusu 'Anne-Çocuk' forumundadır ve Pelin tarafından 9 Mayıs 2008 başlatılmıştır.

  1. Pelin Super Moderator


    turkeyarena
    Melek Annelerimize Özel tpx

    [​IMG]

    1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı;


    Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.


    2 yaşınızdayken size yürümeyi oğretti;


    Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.


    3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı;


    Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.



    4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu;


    Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.


    5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi;


    Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.



    6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü;


    Sokaklarda "gitmiycem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.



    7 yaşınızdayken size bir top hediye etti;


    Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.


    9 yaşınızdayken size piano öğretmeni buldu;


    Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz.


    10 yaşınızdayken doğumgünü partilerinden,


    dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü;

    Arabadan firlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak

    teşekkür ettiniz.




    11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü;


    "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz.



    12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi;


    O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.


    15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi;


    Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz.


    17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi; Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.

    19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı,





    sizi arabayla kampüse götürdü ve eşyalarınızı taşıdı;

    Arkadaşlarınız alay etmesin diye

    kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.




    21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili


    size fikir vermek istedi;



    "Ben senin gibi olmayacağım"diyerek teşekkür ettiniz.



    22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı;

    23 yaşınızdayken Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz. 24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi; "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz.

    25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı,




    sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı;

    Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.





    30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi; "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz.

    40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğumgününü hatırlattı;





    "Anne işim başimdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz.


    50 yaşınızdayken o, çok hastalandı, hafta sonunda


    onu görmeye gittiginizde mutlu oldu;

    Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek

    teşekkür ettiniz




    Derken bir gün... O, öldü...


    O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa,

    o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü...



    EĞER HALA SİZİNLEYSE,


    ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN
     



  2. Pelin Super Moderator

    ANNE

    Burası çok soğuk üşüyorum Anne
    Her taraf beyaz her taraf kar
    Saçlarım ıslandı ayaklarım donuyor kanım çekiliyor
    Sar beni kollarına “Anne”
    ….
    Doğduğuma sevinip
    Basamadın bağrına
    Emzirip ak sütünden
    Doyurmadın beni Anne
    Geceleri uyanmadın hiçbir zaman uykundan
    Almadın minik bedenimi koynuna
    Öylesine hasretim ki…
    Tenimde Anne kokusuna…

    Bir tek gün diyemedim yüreğimden koparak “Anne”
    Sanki doğduğumda yasaklanmıştı o sözcük bana
    Oysa her bebek gibi,
    Benimde ilk sözcüğüm olsun isterdim “Anne”

    Ne görebildin yürüdüğümü
    Ne de düşe kalka büyüdüğümü
    Tek sevincim nedir bilir misin? “Anne”
    Ne ben gördüm, ne de sen görebileceksin öldüğümü …

    Giydiğimde siyah önlüğümü ablamdan kalan
    Sen göremedin “Anne”
    Yakıştı mı bilmem, kimseler umursamadı
    Kimselerde saçımı taramadı
    Gözümde mutluluk parıltısı yerine
    İki damla yaş vardı “Anne”

    Okşanmak isterdi saclarım
    Öpülmek isterdi yanaklarım
    Ana şefkatiyle…
    Ne çantam vardı. ne defterim,kalemim
    Ne de her gün yıkandı çorabım
    Bir tek gün giderken okuluma
    Yavrum deyip uğurlanmadım…

    Ahh.. Anneciğim..
    Ana yüreğiyle sarıp sarmalasaydın
    Geceleri uzanıp yanıma
    Masallar anlatsaydın
    Bir gün sadece bir gün tarasaydın saçlarımı
    Öyle gitseydim okuluma …
    ….
    Biliyorum üzüleceksin “Anne”
    Genç kız olamayacağım
    Pamuk prensesim deyip sarılamayacaksın boynuma
    Düşlerimde olmayacak “Beyaz atlı Prensim”
    Umutlarım hep kalacak yarım

    Görmek isterdin sende her ana gibi
    Kara kızını gelinlikler içinde
    Gözlerinden dökülürken gururla karışık gözyaşın
    Kınalarla süslenmeliydi ellerim
    Şimdi kardan kına yaktım bembeyaz
    Oysa duvağımı sen takacaktın öpüp alnımdan
    Belime bağlayıp kuşağı
    Yolcu edecektin beni göz yaşlarınla
    Bu gelen, düğün alayı değil Anne
    Bir yanımda öğretmenim diğer yanda arkadaşlarım
    Uğurluyorlar beni
    Ölümün koynuna
    Geliyorum yanına beni al kollarına Anne

    Ölmek değil beni üzen,
    Hatta mutluyum geliyorum koynuna,
    Ama hep içimde bir sızı kaldı;
    Bir tek gün göremedim seni dünya gözüyle “Anne”

    Ahh..Anacığım..
    Ana diyemedim,
    Üstelik olamayacağım ana da …
    Senin bana sarılamadığın gibi
    Bende sarılamayacağım çocuklarıma
    Ve en kötüsü..
    Hiç umudum olmadan
    Hiç hayal kurmadan
    Giriyorum toprağa…

    Hiç unutmuyorum,
    Ablam hastalanmıştı bir gün
    Yanarken ateşler içinde
    Sayıklıyordu“ Anne” diye
    Ne olur ayıplama beni
    Kıskandım onu Anne

    Ne mutlu ki ona, gördü seni
    Sarıldı boynuna, yattı koynunda
    Çekti anne kokusun yüreğine
    Doya doya “Anne” dedi sana
    Ben bir kez olsun kopup yüreğimden
    “Anne” diyemedim,
    Bana mı benzerdin, ablama mı?
    Ela mıydı gözlerin kara mı?
    Siyah mıydı yoksa sarı mı saçların?
    Bilemedim …
    Ama güzelmiş sindir her ana gibi

    Anne diyen her çocuğa
    Annesine sarılan her bebeğe
    Giyip temiz önlüklerini,
    Saçları çift örgülü okula gelenlere
    İmrendim,
    Gözlerim nemli
    Hep izledim uzaktan,

    Hadi Anne aç kollarını,al beni koynuna sarıl öp beni
    Kokunu istiyorum,üşüyorum ısıt beni Anne
    Ne olur bir tek gün, bir saat gel Anne
    Sonra gidersin..


    Al beni yanına,
    Cennetine al beni,
    Burası çok karanlık korkuyorum Anne
     
  3. Pelin Super Moderator

    MELEK

    Doğacak bebek doğumdan bir gün önce Allah ile görüşür :
    Allahım dünyaya gideceğim ve orada ne yapacağımı bilmiyorum.
    * Ben senin için bir melek yarattım ve o seninle ilgilenecek.
    Allahım onların dilini bilmiyorum. Onlarla nasıl anlaşacağım, nasıl iletişim kuracağım
    *Senin için yarattığım melek, sana onların dilini öğretecektir.
    *Allahım duyduğum kadarıyla dünyada çok kötülükler varmış. Onlarla nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum.
    Senin için yarattığım melek, seni canı pahasına kötülüklerden koruyacaktır. Merak etme.
    Allahım sana tekrar nasıl döneceğim?
    * Senin için yarattığım melek, bana nasıl döneceğini sana anlatacaktır.
    Derken melekler gelir ve dünyaya gitme zamanının geldiğini söylerler ve çocuğu Allahın huzurundan götürürlerken bebek tekrar sorar ;
    Allahım benim için yarattığın meleğin adı ne?
    * Adının önemi yok ; ama, sen ona ;
    ANNE
    diyeceksin
     
  4. Pelin Super Moderator

    Annesiz Bir Güne Uyanmak

    Gece çökünce, uzun beyaz florasanlar ile aydınlatılan koridorlarda, üzerlerine ilaç kokuları sinmiş hasta yakınları, korku, umut ve endişeyle beraber, geceyi sırtlayıp sabaha taşırlardı.

    Hastanenin ikinci katında bulunan yoğun-bakım odasındaki sessizlik, karanlığı bile kıskandırmaya yeterdi. Azrail`in sık sık uğradığı bu yerde, umut zincirlerine sarılmış yaşamlar; insanca bir çaba ile sürdürülürdü. Belki anneme bir faydası olur düşüncesiyle, görevlilerin izin verdiği kadar bu odanın önünde beklerdim. Beni terk etmesine izin vermediğim umudumla...

    Salı gününü çarşamba gününe bağlayan gece de, yoğun-bakım odasındaki hareketlilik gözüme çarptı. Ses avına çıkmış kulaklarımla, tüm olup biteni anlayabilmek için yaklaştığımda, görevlilerin her zaman yaptıkları gibi yaşam savaşını kaybeden birini, sarıp sarmalayıp, zemin katta bulunan morg odasına götürmek üzere çabaladıklarını gördüm. Ölen kişinin annem olabileceği korkusu, yüreğime oturdu. Üzerine bastığım mermer zemin sanki ayaklarımın altından çekildi, dengem bozuldu ve vücudumun her yeri titremeye başladı. Kendimi biraz olsun toparladıktan sonra görevlilere ; ''bu kez kim?'' diye soracakken, birgün önce hastanenin kantininde çay içip, sohbet ettiğimiz hemşirenin dost elini sırtımda hissettim. —Yaşlı amca!'' dedi. —Bir haftalık yaşam mücadelesi sona erdi. Dayanılmaz acılar çekiyordu. Ölüm belki de kurtuluşu oldu.''

    Hemşirenin söyledikleri beni rahatlatmıştı ama her gün birilerinin ölmesi, sıranın anneme de gelebileceği korkusunu üzerimden atmama yetmemişti. Yine de tüm olumsuz düşünceleri beynimin duvarlarından kazımak üzere, hemşireye teşekkür edip yanından ayrıldım.

    Hastanenin karşısında bulunan cami minaresinden yükselen ezan sesi; insanları sabah namazına davet ederken, İstanbul sisli bir sonbahar sabahına uyanıyordu.

    Sigara içmek için kantine geldiğimde, kardeşlerimin ve babamın ayrı ayrı masalarda oturduklarını, sildikçe yenileri gelen gözyaşlarını, nafile çabalarla birbirlerinden sakladıklarını gördüm. Beni fark ettiklerinde, sorgulayan gözleri suratımdaydı.

    İnandırıcılıktan uzak sözcükleri bile bulmamın günbegün zorlaştığı, kimin, kimi kandırdığının bilinmediği, insanca oynanan bir oyunun kim bilir kaçıncı sahnesindeydim. Benimle beraber umut biriktiren bu insanların, morallerini yüksek tutma zorundalığım, beni yalan üreten bir makineye çevirmişti.

    Daha fazla beklemeden aklıma gelen yalanları sıralamaya başladım. ''Yoğun bakım odasında bulunan yaşlı amcayı hatırladınız mı? Hani annemin solunda bulunan. İşte o amca iyileşmiş. Ölüm riskini atlatmış olacak ki, yukarı katta bir odaya aldılar. İnşallah annem de iyileşecek! Hep beraber evimize gideceğiz!''

    Söylediklerimi onaylarcasına başlarını sallayıp, hep bir ağızdan ''inşallah!'' dediler. Beraber, yoğun-bakım odasının sorumlu doktorunun, hasta yakınlarını bilgilendirmek amacıyla, saat 10.30`da yapacağı görüşmeyi beklemeye koyulduk.

    Saati görebileceğim bir masa bulup oturdum. Ismarladığım demli çayımı içerken, bir de sigara yaktım. Zaman genişliyordu, genişledikçe yüreğimden gelen kabul edilmez öfke ve direniş giderek artıyordu. Henüz hayatının baharında olan annem, lanet olası bir odada ölüm-kalım savaşı veriyordu. Şuurunu kaybetmiş, kalbi de bir cihaz yardımıyla çalışıyordu. Sığındığım Allah`a dua etmekten başka elimden hiçbir şey gelmiyordu. ''Ya annem ölürse'' düşüncesi, beynimi kemiren kocaman bir kurt oluyor ve her geçen dakika daha fazla kemirgenleşiyordu. Gözlerimde tıkalı olan yaşlar, bir yol bulup akmaya başladı. Ağladım çokça...

    Saatler 10.30`u gösterdiğinde, yoğun-bakım odasının sorumlu doktoru, bir sonraki günün getireceklerine kendimizi hazırlamamız gerektiğini söylüyordu. Annemin beyninde oluşan ödem, yaşama şansını neredeyse sıfıra indirmişti.

    Günlerdir hastanede uykusuz, sağa-sola koşturan bedenim, doktorun söyledikleri karşısında direncini iyice yitirdi. Göz kapaklarım kendiliğinden kapandı. Eve kiminle geldiğimi, üzerimdekileri çıkartıp, yatağa nasıl uzandığımı hatırlamıyorum. Derin bir uykudan sıçrayarak uyandığımda, kardeşimin -''Hastaneye gitmemiz gerek!'' feryadının yankısı, hastaneye gitmek üzere bindiğimiz taksinin içerisinde bile sürüyordu.

    Hastaneye geldiğimde, annemin parmak uçlarından kayan yaşam yıldızı, veda için bekliyordu. Henüz ısısını kaybetmemiş yanağına bir öpücük kondurduktan sonra, hıçkıra hıçkıra ağlayarak, morg odasından dışarıya çıktım. Adımlarım beni, günlerdir annemi bize bağışlaması için dua ettiğim caminin avlusuna götürdü. Kulağıma fısıldanan, nereden ve kimden geldiğini bilmediğim ''Takdir İlahi'' sözcüğü, beni ne kadar teselli edebilirdi ki?

    Aynı gün, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazından sonra, annemi son yolculuğuna uğurladım.

    Ertesi günü, İstanbul yine bir sonbahar sabahına uyanırken, annesiz geçireceğim ilk gün başlıyordu. Canımın yarısının olmadığı...
     
  5. Pelin Super Moderator

    Aney

    Hasretlik benim tek derdimdi
    Sabretmedin yurdumda Aney
    Bir göçere soru sordum da
    Akıttı gözümden yaşımı Aney

    Gözlerimden kanlı yaşlar aktı
    Göz pınarlarım kurudu Aney
    Bir dert yüreğimi yaktı
    Hıçkırıklara karıştım Aney

    Ağlamaktan yoruldu gözlerim
    Derdime bir merhem bul Aney
    Nice zaman yaramı gizlerim
    Usulca merhemi sür Aney

    Hasretlik bitsin artık özledim
    Kavuşmak tek hayalim Aney
    Yıllarca yolları gözledim
    Vuslat çok yakın Aney

    Murad-i yi götürdüler tabibe
    “Görünürde yarası yok” dedi Aney
    Lakin yaşı küçük bu garibe
    “Bu karasevda çok” dedi Aney
     
  6. Pelin Super Moderator

    Muhterem Annem'e

    Merhamet sende saklı sevgi layık şanına
    Huzuru buluyorum yaklaşınca yanına
    Can koyarsın insanın damarında kanına
    Samimi duygularla olur arkadaş anne

    Senin yerini tutmaz dünyada hiçbir varlık
    Sana duyduğum hürmet yüreğimde nazarlık
    Seni üzen insanı kabul etmez mezarlık
    Senin rızanı alan oluyor bir hoş anne

    “Ana gibi yar olmaz”demiş büyüklerimiz
    Seni mutlu etmektir bütün emeklerimiz
    Hakkını ödemezsek cehennemdir yerimiz
    Çırpınıp ağlamamız elbetteki boş anne

    Ana her yaşta ana o baştaki tacımız
    El vurup okşadıkça hemen geçer acımız
    Ekmeğimiz.havamız,suyumuz,ilacımız
    İyi ve kötü günde en güzel sırdaş anne

    Kalplerimiz buluşur günün her saatında
    Ben cennete talibim ayağının altında
    Mahcup olmak istemem ALLAH’ımın katında
    Rızayı kazanmaktır verdiğim uğraş anne

    Kokuların geliyor cennet bahçelerinden
    Doya doya öpeyim o güzel ellerinden
    Dua et kurtulayım beterin beterinden
    Yoksa perişan eder “ilahi ateş”anne

    Anlatamadım seni kelimeler yetmiyor
    Seni ihmal edince sıkıntılar bitmiyor
    Bir türlü musibetler başımızdan gitmiyor
    Bana duanla güç ver imdada yetiş anne

    Can anne,canan anne,yol anne,yoldaş anne
    Göz anne,sevgi anne,yürek anne,baş anne
    Nur anne,sevda anne,hayat anne,aş anne
    Dilerim ALLAH’tan ol meleklere eş anne.
     
  7. Pelin Super Moderator

    ANNEM' E MEKTUP

    Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
    Her gün biraz daha süzülmekteyim.
    Her gece, içinde mermer döşeli,
    Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.
    Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
    Geceyi koynuma aldığım zaman,
    Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
    Yeniden yollara düzülmekteyim.
    Son günüm yaklaştı görünesiye,
    Kalmadı bir adım yol ileriye;
    Yüzünü görmeden ölürsem diye,
    Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.

    Necip Fazıl KISAKÜREK





    ANNECİĞİM

    Ak saçlı başını alıp eline,
    Kara hülyalara dal anneciğim !
    O titrek kalbini bahtın yeline ,
    Bir ince tüy gibi sal anneciğim !

    Sanma bir gün geçer bu karanlıklar ,
    Gecenin ardında yine gece var ;
    Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar ,
    Yaşlı gözlerinle kal anneciğim !

    Gözlerinde aksi bir derin hiçin ,
    Kanadın yayılmış, çırpınmak için ;
    Bu kış yolculuk var, diyorsa için ,
    Beni de beraber al anneciğim !...

    Necip Fazıl KISAKÜREK (1926)
     
  8. Pelin Super Moderator

    Şarkılar Seni Söyler..


    Yağmur yağıyor. Mutfak camındayım. Nasıl üşüdüğümü

    bilemezsin. Menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.

    Söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…


    Şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
    Hep aynı cümleler; “Babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
    Nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
    Bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. Bazen mutfakta
    dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
    tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
    Özlemek çok fena anne. Anlamak seni; daha da fena…

    Omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
    Benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
    Gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
    “Annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?
    “Baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
    anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
    Omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
    Şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
    çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. Mutsuz değilim de anne,
    yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.

    Evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
    televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
    açtığımı gören olmuyor.
    Pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
    Çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…

    Kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
    Ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
    Eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. Seni çok özlüyorum.
    Bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
    Gidemeyişine ağladın mı sende? Ne zaman eskiyor sevgiler?
    Ödenen bedellerin acısı geçince mi? İşte böyle,


    kalbimde bir acı. Şarkılar seni söyler.
     
  9. Pelin Super Moderator

    ANNE

    merhaba anne,
    yine ben geldim.
    merak etme okuldan çıktım da geldim.
    anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama
    ali, "okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."
    demişti de onun için söylüyorum.
    geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak, sol elimde
    soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu.
    ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi
    ağrıyan yanımın neresi olduğunu.
    şimdi iyi biliyorum anne.
    hani geçen geldiğimde:
    şuram acıyor işte, şuram demiştim de
    bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne
    bak şimdi söylüyorum. şuram işte,
    sol yanım çok acıyor anne.
    hem de her gün acıyor anne her gün.

    dün sabah annesi ayşe'nin saçlarını örmüştü.
    elinden tutup okula getirdi.
    yakası da danteldi.
    zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi.
    ben de ağladım,
    ağladım hiç de utanmadım.
    öğretmen ne oldu dedi?
    düştüm, dizim çok acıyor dedim.
    yalan söyledim anne.
    dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne.

    bugün ben de saçım örülsün istedim.
    babam ördü ama onunki gibi olmadı.
    dantel yaka istedim.
    babam; "ben bilmem ki kızım." dedi.
    bari okula sen götür dedim.
    "kızım, iş..." dedi.
    ben de bana ne dedim, ağladım.
    "kızım, ekmek" dedi babam.
    sustum ama okula giderken yine ağladım anne.
    ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne.

    herkesin çorapları bembeyaz,
    benimkiler gri gibi.
    zeynep, "annem, beyazlara renkli çamaşır
    katmadan yıkıyormuş" dedi.
    babam hepsini birlikte yıkıyor.
    babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
    uffff, babam, her gün domates
    peynir koyuyor beslenmeme.
    üzülmesin diye söylemiyorum ama
    arkadaşlarım her gün kurabiye,
    börek, pasta getiriyor.
    biliyorum babam pasta yapmasını
    bilmez anne.

    hava kararıyor, ben gideyim anne.
    babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi.
    duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum.
    kim bozuyor toprağını,
    çiçeklerini kim koparıyor?
    izin verme anne,
    ne olur toprağına el sürdürme!
    eve gidince aklıma geliyor bi de
    bunun için ağlıyorum anne.
    bak, kavanoz yanımda,
    toprağından bir avuç daha alayım.
    biliyor musun anne?
    her gelişimde aldığım topraklarını
    şu kavanozda biriktirdim.
    üzerine de resmini yapıştırıp
    başucuma koydum.

    her sabah onu öpüyor kokluyorum.
    kimseye söyleme ama anne
    bazen de konuşuyorum onunla.
    ne yapayım seni çok özlüyorum
    anne.
    ha unutmadan,
    öğretmen yarın anneyi anlatan
    bir yazı yazacaksınız dedi.
    ben babama yazdıracağım.
    öğretmen anlarsa çok kızar ama
    bana ne kızarsa kızsın.
    ben seni hiç görmedim ki neyi,
    nasıl anlatacağım anne.

    senin adın geçince sol yanım
    acıyor anne.
    hiç bir şey yutamıyorum.
    bazen de dayanamayıp ağlıyorum.
    kağıda da böyle yazamam ya anne.
    ben gidiyorum anne,
    toprağını öpeyim, sen de rüyama gel beni öp.
    mutlaka gel anne,
    sen rüyama gelmeyince
    sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne.
    sol yanım acıyor anne.
    işte tam şurası,
    sol yanım çok acıyor anne.
    seni çok özledim anne, çooook
     
  10. Pelin Super Moderator

    ANNE SEVGİSİ

    Sakin, ılık ve güneşli bir günde bir melek cennetten kaçtı, yaşlı dünyamıza indi ve tarlalarda, ormanlarda, şehirlerde ve küçücük köylerde dolaşmaya başladı.
    Güneş batar batmaz kanatlarını açtı ve :
    'Ziyaretim sona erdi, artık ışık dünyasına dönmem gerek. Fakat, buradan bir anıyla dönmek istiyorum.' dedi.
    Güzel bir çiçek bahçesine baktı ve :
    'Bu çiçekler kadar güzelini, bunlar kadar hoş kokanını görmedim. Onun için anı olarak bu çiçekleri götüreceğim' dedi.
    O sırada ileride, pırıl pırıl gözleriyle, gül yanaklı bir bebek gördü. Bebek gülümseyerek annesinin yüzüne bakıyordu.
    Bunun üzerine melek şunları söyledi kendi kendine :
    'Bu bebeğin gülümsemesi, bu buketten de güzel. Onu da beraberimde götürmeliyim.'
    Bunları söylerken, bebeğin beşiğini, bebeğe ve beşiğe adeta bir sel gibi akan annenin sevgisini farketti. O anda ağzından şu sözler döküldü :
    'Bu annenin bebeğine olan sevgisi bu dünyada gördüğüm en güzel şey. Bu sevgiyi de beraberimde götürmeliyim.'
    Bu üç hazineyle birlikte inci kapılı cennete doğru kanat açtı. Cennetin kapısından içeri girmeden önce :
    'İçeriye girmeden, anılarıma bir göz atayım' dedi.
    Elindeki bukete baktı, tüm güller solmuştu. Bebeğin yüzüne baktığında, bebeğin gülümsemesi yok olmuştu. Annenin sevgisine baktı, o tüm güzelliğiyle yerinde duruyordu. Solmuş gülleri ve gülümsemeyi cennetin kapısında atıverdi ve kapıdan içeri girip cennetteki herkesi yanına cağırdı :
    'İşte dünyada bulduğum ve cennet kadar güzelliğini yitirmeyen tek şey bu :
    ANNE SEVGİSİ.' dedi.
     
  11. Pelin Super Moderator

    CANIM ANNEM

    Işıl,ışıl merhamet dolu bakışlarınla,
    Sıcaklığın gözlerimde,yanaklarımda ANNE..!
    Hala dudaklarımda ak sütün,
    Sütünü ve hakkını helal et ANNE.

    Hiç büyümedi senin bu bebegin,
    Hala kucaklarındayım ANNE..!
    Şefaatini,duanı esirgeme benden,
    Sütünü ve hakkını helal et ANNE.

    Şimşekler çakan korku gecelerinde,
    Titreyen dudaklarımda,kalbimde ANNE..!
    Sıcak bir dokunuşla,cesarettin bana,
    Sütünü ve hakkını helal et ANNE.

    Yağmurda,karda,çamurda kışta,
    İlim,irfan yollarında ANNE..!
    Bitmez,tükenmez azmimdin bana,
    Sütünü ve hakkını helal et ANNE.
     
  12. Pelin Super Moderator

    Bir Annenin Kızına Nasihatları

    Kızım.

    Akrabalarından, dost veya arkadaşlarından her kim olursa olsun, ona karşı kocanı övme. Sakın onu şikayet de etme. Aile içinde kalması gereken mahrem veya bildik şeyler de olsa anlatma.

    Derler ki, “Söyleme sırrını dostuna, dostunun da dostu vardır o da gider söyler dostuna.” Bir ağızdan çıkan söz, sır olmaktan çıkar. Sırrın ucunu ele veren arkasını getiremez. İlla biriyle paylaşman gerekiyorsa bir günlük tut. Mümkünse onlarında bu tür sana anlatacaklarına fırsat verme. Bu tür söylenen veya anlatılanlar fitneye, dedikodulara ve ailelerin yıkılmasına fırsat ve zemin hazırlar. Her ne kadar sıkılır veya daralsan dahi; anne ve babana bile anlatma. Çözemediklerini akıllı ve kendinden emin olduklarınla istişare ederek çözmeye çalış.

    Aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve merhametle yürütülmesi temel ilkedir. Dinimiz aile reisliği vazifesini erkeğe vermiştir. Erkek ise; fizik gücüne, kuvvetine sahip, cesur ve mücadelecidir. Fizyolojik bakımdan daha zayıf olan kadınları kavvâm; gözetip kollayıcıdırlar. Ailenin dış düşmanlardan korunması, geçim ve ekonomik giderlerin temini öncelikli olarak erkeğe ait olduğundan mallarından bol bol harcamaktadırlar. Kadının; erkekte bulunmayan anneliğin verdiği yüce bir görev olan çocuğun doğumu ve bakımı ile öncelikli olarak; çocukların terbiye edilerek yetiştirilmesi, yuvada huzur ve sükûnun temininde duygusal gayret, aileye içten bağlılık gibi daha birçok üstünlükleri bulunmaktadır.

    Eşinin eve geleceği saati iyi belle. Mümkün mertebe onu kapıda karşılamaya çalış. Kapıda karşılaman onu; ziyadesiyle memnun edecektir. Adamı sakın kapıda bekletme. İçeri girere girmez elindeki eşyaları al. Velev ki; sıkıntı ve moralsiz olsan bile; yumuşak ve tatlı konuş. Söylemen gerekenleri kocana söyle. Anlayamadıklarını ve meselelerini konuşma yoluyla hallet. Konuşma mesellerin yüzde doksan dokuzunu çözer. Konuşurken onun konuşmalarını kesme. Bazı konularda farklı düşünüyor olabilirsiniz. Farklı bile düşünseniz uzlaşmayı tercih et. İçinden seni seviyorum demekle olmaz. Sevgini ona mutlaka o istediği için değil, kendi tarzınla ona hissettir. Zaman zaman onun penceresinden bakmayı dene. Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartma. Bakış tarzın en kötü gününde bile olumlu olsun. Göz yaşlarını asla silah olarak kullanama, bu kadının zayıflığını gösterir. Bilirsin ki, evlilikte dürüstlük esastır. Zaman zaman espri yap; iyi bir espri zor günlerinizi kolay atlatmanızı sağlar. İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinden geleni en iyi şekilde yap. Evini temiz tut. Çocuklarının yeme içmeleri, sağlıklarıyla dersleriyle yekinen alakalan.

    Görevlerini bil ve yaptıklarından dolayı asla şikayet etme. Eşinin gelen eş dost ve akrabalarına güler yüz, tatlı dille hüsnü muamelelerde ve izzeti ikramlarda bulun. Eşin eve geldiğinde sakın üstün pis ve pas içinde yani çamaşır ve bulaşık kokusu olmasın. Evin içindeyken mümkün mertebe mutfakta ve banyoda, bulaşık, çamaşır gibi şeylerle oyalanma. Yapacaklarını ya onun gelmesinden önce yada mümkünü olanları tehir et. Daima yanında olmaya çalış. Hal ve hatırını sor. Onun anlattıklarını dinliyormuş gibi yapma. Onu canı gönülden dinle. Onun derdiyle dertlen, sevincine ortak ol. Sevdiklerini sev, değer verdiklerine değer ver.

    Eve getirdiklerini yerinde değerlendir, çöpe atma. Ondan izinsiz oraya buraya dağıtma. Neyi sevip, neyi sevmediğini bil. Bilmiyorsan uygun şekilde sorarak öğren. Sevdiklerini yap, sevmediklerinden kaçınmaya çalış. Canı neyi çekiyorsa, onları getirip ikram et. Bazen elma armut gibi meyveleri dilimleyip bizzat ağzına koy. Çocuklarının yanında onları ona şikayet etme.

    Özürlü olmadığın sürece yatarken de abdest al. Okuyacağın şeyleri biliyorsun, bilmediklerin varsa en kısa zamanda öğren. Okuyarak eksik olduğun yönlerini tamamla. Onun sıkıntılı günlerinde sözle, tatlıkla yardımcı ol. Böylesi anlarda zaruri olmayan isteklerini ertele. Yatağı yatacağı zamana doğru hazır et. Yatınca da lambayı hemen söndür. Eşinin yatakta beklemesi onu huzursuz eder. İkide bir hastayım deme. Halinden şikayetçi olma. Sürekli canlı ve dinamik ol. Sabahleyin mutlaka ondan önce kalk.. Namazdan sonra yatmayın. Onu da yatırma. Buna alışın. Özürlü bile olsan abdest al. Özürlü değilsen kuşluk namazını sakın ihmal etme. Her namazın arkında yaptığın dualarına mutlaka kocanı da ekle.

    Eşine kahvaltısını erken hazırla. Onun yemesi için sende iştahla ye. Ve yine tatlı sözlerle onu görevine yolla. Eşinin bütün istek ve arzularını ima etmesine gerek kalmadan yerine getir. Onu çok sevip saydığını söyle ve hem uygula. Her fırsatta süslenip öyle çık karşısına. Cuma, bayram, mübarek geceler ve evlilik yıl dönümlerinizde mutlaka özel bir hazırlık yap. Her şeyinle adamın gözünü de gönlünü de doldur.
     
  13. Pelin Super Moderator

    Anneciğim!

    Evlatlar vardır başarılarını, zaferlerini yazarlar...
    Sana yazacak bir başarım, bir ödülüm yok anne.
    Keşke olsaydı da, seni sevindirebilseydim.
    Keşke, benim de anneme yazacak, anlatacak başarılarım olsaydı.
    Ama yok anne...

    Sevdiğin, okşadığın saçlarıma aklar düştü anne.
    İlk evvel saçlarım hayat mücadelesinde yenildi.
    Düşmanlarım hep benden güçlü oldu anne.
    Onların tahta kılıçları benim çelikten kılıcımı paramparça etti.
    Onlar beni yenmek için ne senaryolar yazdı, ne iftiralar attılar.
    Ben, ‘masumum’ bile diyemedim.
    Düşmanlarıma hep yenildim anne.

    Ve ne yazık ki, dostlarıma da... Dostlarım da beni hep yendi...
    Ben onları dost bilirken onlar beni meydanlarda tuş ettiler.
    Arkamda hep bir hançer yarası oldu anne.
    Senin anlayacağın, dostlarım beni düşmanlarımdan daha beter etti!
    Kahkahayı unuttum, tebessümle dost oldum.
    Yüzümde acı bir tebessüm var şimdi.
    Bahtıma yenildim anne!

    Çocukluk yıllarımın özlemiyle seni aradım anne...
    Senden daha şefkatlisini,
    daha merhametlisini bulamayacağımı bilerek...
    Her şey küçükken güzelmiş anne.
    Şimdi büyüdüm ve yenilmeyi öğrendim anne.

    Gülü çok sevdim, hele alını, pembesini...
    Bahtıma hep beyazı düştü anne...
    O çok sevdiğim güllerin, dikenlerine yenildim anne...
    Açlığa-tokluğa, hastalığa-sağlığa, dosta-düşmana...
    Hepsine ama hepsine yenildim...

    Senin anlayacağın hayata yenildim anne...
    Yenildim...
     
  14. Pelin Super Moderator

    ANNEM

    Bebekken dökülen göz yaslarimi
    Günese sererek kuruttum annem
    Senin sevkatinden uzak büyüdüm
    Sevilmek ne demek unuttum annem


    Seni beklemekti gecem gündüzüm
    Seni dilemekti en güzel sözüm
    Kim bilir yetimim belki öksüzüm
    Ben neden dogmustum unuttum annem


    Gittigin yerlerde çiçegin var mi
    Onlarda ben gibi yaramazlar mi
    Terk edip gidersen aglamazlar mi
    Çocuklar güler mi unuttum annem
     
  15. Pelin Super Moderator

    Çaresizlik mi Yasadigim Annem


    cektigim cilemi degil mi bilmiyorum
    yasimin kücük olmasina ragmen gördügüm cok seyler oldu dost bildiklerim beni sirtimdan vurdu
    karardi hayatim gözlerim kapaniyor yavas yavas uyumak istiyorum dalip gitmek istiyorum uzak diyalara kimsenin beni bulamayacagi yerlere göcüp gitmek istiyorum ama olmuyor
    bir türlü basaramiyorum anne nerdesin nerdesin canim ici beni neden yalniz biraktin neden eskisi gibi degiliz hani hep beraber kalacaktik
    öyle hasret kalmisim ki kokuna bilemezsin ne acilar cektigimi bi ben birde yüce allahim bilir neler yasadigimi nelerle karsilastigimi bu can ona emanet merak etme annem kötü olduguma bakma benim ,kizin degismedi sadece icinde az umutluzluk var kim bana umut verecek bilmiyorum ama yavas yavas daim olarak gözlerimi kapattip uyumak istiyorum.......
     
  16. Pelin Super Moderator

    Anne

    Kan ter içinde gece
    Kan ter içinde her yanım
    Her yanım bu gece vurgun içinde
    Kurşun yemişim, sürgün yemişim
    Bu sana ilk gelişim
    Vur emriyle düşmüşüm kapına
    Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana

    Yok elimde bir demet menekşe
    Yok elimde sevdiğin gül şekeri
    Yok işte sana bir şey
    Bilmem ki ne demeli
    Bir tek ağır yaralı özlemim
    Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
    Anne benim, aç kapıyı
    Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
    Ölmeyesin, bitmeyesin
    Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
    Anne benim, aç kapıyı
    İşte geldim, işte bu sana ilk gelişim

    Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim
    Hep senin için bulutları isterdim
    Ellerimi açtırıp dua ettirirken
    O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece
    Hani her gece sorduğumda
    Anne babam nerde
    Nerde kuşların dilinden anlayan adam
    Ve menekşelerle konuşan adam
    Nerde anne
    Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını
     
  17. Pelin Super Moderator

    ANNEM

    Sevgili Anneciğim,
    Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki,
    çocukları anne olunca çocuklaşıyor anneler...
    ... Ve insan, zamanın nasıl insafsız
    bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.
    Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta doktorların
    'Bundan sonra ağır kaldırmak yok' müjdesinden
    beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı...

    Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca
    değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın istedin.
    Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin
    iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz geçirdin,
    kaç emzirme seansında bitkin uyuyakaldın.

    O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar
    ortak üretiyor, tüketiyoruz.
    Yolboyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin,
    yeteneklerimizi abarttık karşılıklı; toz
    kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...
    Ben dünyanın en iyi evladıydım, sense; tarihin
    en iyi annesi... Her çığlıkta
    başucumda biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm.
    Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin
    o bencil alışkanlığıylaayakta kaldım.

    Sevginle donandım...
    Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi
    ve yaşamın acımasız kuralı işledi ;
    Büyüdüm... Senin kollarında 'sen'den habersiz,
    bambaşka bir 'ben' çıktı ortaya. Bazen o eski 'ben'e
    hiç benzemeyen bir 'ben'... Çünkü farkettim ki,
    anlattığın masalların yaşamda karşılığı yokmuş.
    Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun,
    ben her yalanda burnumu yokladım.
    Şaşırdım. Bostandaki lahanaların,
    ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin
    modasının geçtiğini gördüm sokakta...

    Söyleyemedim sana...
    'Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık
    eskisi kadar geçerli olmadığını' anlatan kitapları
    salonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın diye...
    Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeniden;
    'Devir de amma değişti' diye yakınırken sen;
    ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.
    Bir yerim yaralandığında 'Anam görürse
    ne kadar üzülür' diye gizlemeye çalışmak
    küçük bir çocuk için nasıl bir yüktür bilir misin?
    Acından çok onda yaratacağın acı, acıtır canını...

    Oysa ne çok acılar paylaştık seninle...
    Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber...
    Nasıl dar günlerde yardıma koşup,
    kaç şenliğine ortak olduk birbirimizin?
    ...Lakin artık kafesten uçma vaktiydi.
    'Danaların girdiği bostan'da ayakta kalabilmenin yolu,
    tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

    Yargıladık birbirimizi bir dönem...Sorguladık...
    ...Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe,
    ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.
    Sen her sohbete 'Bizim çocukluğumuzda...'
    diye başladıkça ben, değişen
    takvim yapraklarını koydum önüne...

    Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?
    Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde
    yuvadan uçacağını bile bile
    koca bir ömrü karşılıksız veriyorsun...
    Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.
    Sonrası kâh bir kapı zili beklentisi,
    kâh bir mektup, kâh bir telefon sesi...
    Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...
    Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzaklaştıkça
    yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...
    Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda...Bakışlarla anlaştık.
    Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acılarımızı...
    Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuştuk.
    Ben büyürken seni de büyüttüm.

    Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...
    Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor geceleri...
    Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyorum.
    Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu;
    yalancı çocukların burunları uzuyor masallarda,
    öpülen kurbağalar prens oluyor.

    ...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin
    geçersizleştiğini anlatan kitapları
    kaldırıyoruz salondan gizli gizli...
    O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye
    devam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...
    İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor
    sevginin değerini...
    Bense sevginden mahrum kalmaya
    fazla dayanamayacağımı biliyorum.

    O yüzden
    sana upuzun bir ömür diliyorum.
    Hem biliyor musun?
    'SENİ ÇOK SEVİYORUM'......
     
  18. Pelin Super Moderator

    Anne ve Çocuklar

    Anne öldü mü çocuk
    Bahçenin en yalnız köşesinde
    Elinde siyah bir çubuk
    Ağzında küçük bir leke

    Çocuk öldü mü güneş
    Simsiyah görünür gözüne
    Elinde bir ip nereye
    Bilmez bağlayacağını anne

    Kaçar herkesten
    Durmaz bir yerde
    Anne ölünce çocuk
    Çocuk ölünce anne
     
  19. Pelin Super Moderator

    Annem’e

    Yaşamak istedim anne,
    Vurdular.
    Sevmek istedim anne,
    Çaldılar.
    Ben şimdi ölümün keskin karanlığında
    Senle sensiz yaşıyorum
    İşkencenin doruğunda senle gülüyorum anne
    Affet beni anne
    Sana oğul tadında bir hayat yaşatamadım…
     
  20. Pelin Super Moderator

    Ayrılık

    Ayrılıkların burada başlayıp bitmişti, banklar üstünde oturup soğuk raylara bakmıştın. Canın simit çekmişti, kocaman kızdın, yemek de yemiştin yenice. Sonra oturup simit yemiştik iki bardak çayla. Seksek oynamak da geçti içinden, gözlerinden okudum, çocuklara bakarken öyle içliydin, öyle istekli. Çocuktun o zamanlar, sokağımızı beyaz çizgilere bölerdin arkadaşlarınla, zıplayıp dururdunuz akşama kadar. Bu peronun yer karoları, hep bu oyunu hatırlatır çocuklara, sana da.

    Bir ayrılığın eşiğinde yanında olmasını istediklerin vardı. Valizinde götürebileceğin ne kadardır bir şehirden? Gidersin ve sevdiğin şehir valizinde bir fotoğraf gibi kalır. "Gitme!" diyen ne kadar çok kaldırım tanımıştın oysa. Öyle ya büyümüştün, bunu bana söylerken aklına ayrılık gelmiyordu değil mi? "Büyüdüm ben artık baba, lütfen yaşadığım şehri bana öğretmek huyundan vazgeç artık!" Şimdi bu istasyon köşesinde, "Benim küçük kızım." Desem, yine kızabilir misin bana? İnsanlar büyümez bunu anlatmaya çalıştım sadece. İnsan çocukken büyür. "Ne kadar çelişiksin baba." derdin. Çelişki bizim besinimiz. O olmasaydı nasıl olurdu da bu koca bedene bir çocuk sığdırabilirdik?
    Güzel bir şehre gidiyorsun, bunları daha önce de konuşmuştuk bağışla. Ancak, dünyanın bütün şehirleri güzeldir, bunu da unutma. Bir şey daha var, burası, yani doğduğun, olduğun bu yer daha güzeldir. Asfalt, her yerde aynı maddeden yapılır, tuğlalar uygun dizilince her yerde ev olur, bahçelere gül dikilince her yerde kırmızı açar... Ya sokağındaki çakıl taşları? Onlar, her yerde aynı mıdır? Minicik dizlerindeki kan izleri, sadece onların üzerinde durmaktadır. Çocuklar sadece kendi topraklarına düşerler. Gidiyorsun, git, kalmanı istemem. Yeni şehirler, yeni insanlar, yeni okullar gör. Bizi ve bu şehri unutmayacağını bildiğim için "Unutma!" demeyeceğim.
    Yarım saatin daha var, tren rötarlı. Bu istasyon, istasyon caddesi aslında pek de buralı değildir. Bakınıp duruyorsun, son bir kez şehri içine almaya çalışıyorsun boşuna. Burası ayrıldığın yer, ayrılıkların yeri. Her şeyin bir kötü tarafı vardır. Şehirlerin de kötü tarafı burası işte. Bu istasyon, ayrılığın başlangıç yeri. "Seni özleyeceğiz." "Ben de sizi özleyeceğim." Aradan yıllar geçince, dört yıl, yine burada kavuşacağız. O zaman şehrin en güzel yerinin yine burası olduğunu bileceksin.
    "Cep telefonunu şarj etmeyi unutmadın değil mi?" "Hayır baba." Bana mektup yaz demek ne kadar zor şimdi. Konuşmak ne kadar acı. Üç beş kelimeyle konuşmak, ne kadar acı. Binlerce kelimeyle özlediğim sana, üç beş kelimeyle kavuşmak ne kadar acı. Uzun mektuplar yazmalısın. Belki yazarsın. "Vakit geliyor."
    Tren geliyor.
    Ayrılık vakti...

    Koltuğuna otur, oradan bana el salla, sen son bir kez şehre bak ben gözlerine, gözlerindeki şehre. Valizini ben yüklerim, hasretle doludur içi, ağır olur. Bir avuç leblebi koydum, bir tutam kömür tozu karıştı sonra valizine. Ciğerlerim gibi. Ağırdır şimdi bu valiz, ben de seninle gelse miydim acaba? "Her şeyin tamam mı kızım?" Bakma öyle yüzüme, elbette tamam değil. Bilirim ben de, ben de bilirim bir annenin gözyaşıyla ütülenmiş mendilin eksikliği nedir. Nedir bir şehrin eksikliği, bilirim. "Güle güle."
     

Sayfayı Paylaş