Mavi Bir Ölüm Şiir Ömer Çelik

Konusu 'Aşk Şiirleri' forumundadır ve CAN tarafından 13 Mayıs 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Mavi Bir Ölüm

    Yine sana sesleneceğim
    Senin kim olduğunu hiç bilmeden
    Senin kim olduğunu en çok bilerek
    İsyankar zambakların çılgın nilüferlerin
    Dört nala açan kiraz çiçeklerinin
    Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
    Sarı bir hüzün kızıl bir gurur
    Ve siyah bir öfkeyle konuşacağım sana
    Sana oklardan değil yaylardan bahsedeceğim
    Gülün dikeninden değil
    Gülleri ve dikenleri doğurmaktan yorulmayacağım
    Topraktan söz açacağım
    Akan su gelmeyecek kelimelerime
    Suyu şefkatle kucaklayan damlaları dinlendireceğim
    Yine sana sesleneceğim
    Senin kim olduğunu hiç bilmeden
    Bilmek istemeden
    Alaattin'in sihirli lambasından çıkan cin bana gelseydi
    Ve ne dilersem dilememi isteseydi
    Hiçbir şeyi elde etmeyi dilemezdim
    Bir şeyden vazgeçmek isterdim sadece
    Hayatta bir şeyden vazgeçmek lutfedilseydi
    Bedeli her şeyim olsa bile
    Sana seslenmekten vazgeçmek isterdim
    Garip değil mi sana seslenmekten vazgeçtiğimi
    Bundan hoşlandığımı düşünüyorsun belki de

    Oysa sana seslenmek bütün hesaplarımı gördüğüm şu dünyadaki
    Tek geride kalmış hesap benim için
    Bu dünyadaki tek yük
    Bu seslenişin kalbini avucumda tutabilmek
    Kürek mahkumu için kürek neyse
    Benim için de sana seslenmek o
    Bir yandan gemiyi ufka ulaştırmanın tek yolu
    Öbür yandan bileklerimden sızan kanların
    Gönlümü işgale yönlendiği bir rotanın can suyu
    Oysa ben sana kürekten değil gemiden bahsetmek isterdim
    Atalarım bana kadınlara gökyüzünü
    Gemileri ve yelkenleri anlatmayı öğrettiler
    Sen kürekleri yağlı urganları
    Geceyi siyaha gömen fırtınaları öğretmeye çalışıyorsun
    Sana ellerimle dokunarak gözlerimle okşayarak
    Göstermek istedim
    Rüzgarla şişen beyaz yelkenleri
    Ama senin vaktin yoktu
    Ben bunu hiç anlayamadım
    Kavmimin kadınları bana öğretmediler ki
    Bazı kadınların beyaz apletlerden daha çok
    Siyah apletleri sevebileceğini

    Sana sesleniyorum
    Ve gözlerin bileklerimden parmak uçlarına
    Toplanmış kan pıhtılarını seyrediyor
    Kürekleri bırakamıyorum
    Önce yücelttiğin sonra terkettiğin aşkın onuru için
    Kalemi bir an elimden düşürmüyorum
    Ankara Kalesi’nin önünde
    Sana sesleniyorum
    Benden kaçıp cennete gitmek isteseydin
    Seni cennetin kapısına kadar götürürdüm
    Bana gelmek için seni korkutan cehennem olsaydı
    Cehennemle konuşur Seni ona anlatabilirdim
    Oysa sen ne cenneti isteyebilecek kadar aşık oldun
    Ne de cehennemi isteyebilecek kadar ayrılık
    Seviyorum seni ama dedin
    Hoşçakal diye ekledin
    Şimdi gitmeye mecburum
    Belki yine gelirim, umarım gelirim
    Son söz oldu

    Cennet ve cehennemin dillerini
    Savaş naralarını ve aşk şiirlerini
    Gazelleri ve boleroları öğreten atalarım
    Senin sözlerinin anlamını öğretmediler
    Hiçbir şey söylemeden gittin
    Ayrılığın dilsiz olduğunu ben senden öğrendim
    Dilsiz olanın yaşayabileceğini sen öğrettin bana
    Ve kalemimle ilk defa yavan gözlerle baktın
    Yine yeniden sadece sana sesleneceğim
    Müebbet bir aşk dışında
    Bildiğim tüm duygularımı terkedeceğim
    Sana sesleneceğim yine
    Seni sadece kuru bir sevgiyle değil
    Derin bir hüzünle binlerce yıllık bir gururla
    Ve pervasız bir öfke ile sevdiğimi duyuyor musun
    Mütevazi bir sevgiyle değil
    Küstah bir aşkla sevdim seni
    Ben Osmanlı gibi
    Kollarımın yetişmediği bir aşkı kucaklamaya çalışırken
    Ölen köprülerin ülkesindeki Venedikteki son sancağı
    Kışın üşümemek için şal yaptın kendine
    Neden bilmiyorum özlemin artıyor içimde
    Gün geçtikçe eksilir demiştim oysa
    Atalarımın öğrettiklerine de ters düşse de
    Sana inanırım bilirsin
    Zamanla unutursun demiştim
    Niye daha derinleşiyor öyleyse
    Derinleşiyor özlemin
    Ve gönlümde bir iç savaşta dökülen kanları
    Coşturuyor ayrılık sözlerin
    Öfkelerimin kararlılığını
    Aşka katık ederek konuşacağım
    Bedenim bu dünyayı terkedene kadar

    Öyle sanıyorum ki
    Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için
    Benden uzun yaşayacaksın
    Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne
    Onların benden geldiğini bir tek sen bileceksin
    Küstah bir aşkla seveceğim seni
    Ben savaş ve ölümle haşir neşir olan
    Kelimeler dışındakileri unutmaya gayret edceğim
    Ömrün geri kalınında
    Sana sesleneceğim yine
    Ben seni beyrut gibi sevdim ama
    Sana ne Mağribi ne de Manhatten'i anlatamadım
    Bağdat ve Şam'ı işgale yeltenmişken
    Venedik! ten gelen ihanet tarumar etti ordularımı
    Sarı bir keder, kızıl bir kibir, siyah bir isyanla konuşacağım sana
    Senin kim olduğunu hiç bilmeden
    Ağlayan zambakların dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım
    Senin kim olduğunu en çok bilerek
    Kavmimin bana vaadettiği tüm aşkları terkedeceğim
    Müebbet bir aşk, Sarı bir hüzün
    Kızıl bir gurur ve siyah bir öfkeyle konuşacağım
    Bu dünyayı terketme müjdesi gelene kadar
    Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke
    Hüznün beni aşan taşkınlığını
    Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını
    Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
    Anlayabilseydin
    Anlatabilirdim sana
    Seninle yaşanan bir aşktan sonra
    Ayrılığın ölüm bile olsa
    Mavi bir ölüm olacağını

    Ömer ÇELİK
     



Sayfayı Paylaş