Laik Dünyada İslam

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 22 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    Yazar:Şuheyb BİN ŞEYH

    1. BÖLÜMÜN ÖZETİ :
    Yazar burada öncelikle laikliğin tanımını yapmıştır. Laikliği ne bir ideoloji, ne bir din, ne de bir felsefe olarak kabul etmiyor ve hiçbir kimse veya topluluğun Tanrı adına insanları yönetme yetkisinin olmadığını anlatmak istiyor. Bu fikirden hareket edip, “insanı insan olduğu için sevmeyi ve saymayı gerektiren, hiçbir kimseyi inancı yüzünden farklı görmeyen hukuksal kurallardır” diyerek laikliği tanımlıyor. Laikliğin amacı, ruhban sınıfını yok ederek, tanrı adını kullanarak insanları yönetmek amacı güdenleri durdurmaktır. Ayrıca laikliğin dinin devlet işlerine karışmasını önleyerek devletin gelişmesinin önünü açtığı vurgulanıyor. Ayrıca, ruhbanlığa karşı olan İslam dini aslında laik bir dindir. Laikliğe sataşanların amacı, kendi konumlarını korumak ve insanların özgürlüklerini elde etmelerini önlemektir. Yani, laiklik bizzat gerçek dindarların da sömürülmesini önleyen bir sistemdir. Yazar laikliğin hem din hem de devlet yararına olduğundan bahsediyor. Laikliğin olmadığı Libya ve Cezayir gibi ülkelerden örnekler gösterip İslam’ın siyasete alet olmasının nelere yol açabileceğinden bahsediyor. Ayrıca siyasi İslam’ın ekonomik ve sosyal gelişmelerin yolunu tıkadığından bahsediyor.

    2. BÖLÜMÜN ÖZETİ :

    İslam dininin Fransa’ daki gelişmesi, büyümesi, tarihi inceleniyor. Fransa’ da yaşayan müslüman azınlığa yol gösterilip seçenekler sunuluyor ve bunların tarihsel ve dinsel nedenleri yazar tarafından açıklanıyor. Laikliğin İslam dininin gelişmesi için büyük bir nimet olduğundan bahseden yazar Fransa’ daki müslüman azınlığa “laikliğe karşı olmayın, çünkü sizin geleceğiniz laikliğin ömrünün süresi kadardır” diyerek önemli mesajlar veriyor. Laikliğe dayanılarak yapılan yasaların ileride değiştirilebile-ceğinden ama dine dayanılarak yapılan bir yasanın yanlış bile olsa “kutsaldır” denilerek değiştirilmesinin kolay olmayacağından bahsediyor. Yazar bu bölümde baş örtüsüne de değiniyor. Başörtüsünün o zamanlarda edepli olma anlamı taşıdığını ve İslam’da mecburi bir şey olmadığından bahsediyor. Başörtüsünün artık günümüzde anlamını yitirdiğini ve genç kızların artık baş örtüsünün yerini okulun almasıyla eğitim seviyelerini yükselterek kötü davranışların engellenmesi gerektiğinden bahsediyor.

    3. BÖLÜMÜN ÖZETİ :

    Cumhuriyetle İslam dininin barışamamasının nedenlerini inceleyen yazar bunun nedenin atalarımızdan ve bazı çıkarcılar tarafından öne sürülen fikir ve davranışların din diye benimsenmiş olmasından kaynaklandığını ileri sürülüyor. Laiklik çoğunluğun yanında azınlığın da haklarını korur. Azınlığın serbestçe ibadetlerini yerine getirmesini sağlar. Ayrıca yazar, İslamiyet’in; dünya üzerinde her yerde imajının kötü olduğunu üstüne basa basa vurgulamaktadır. Yazar bu bölümde “İslam çağdışı olmaktan kurtarılıp, tüm dünyaya tanıtılmalıdır” fikrini savunuyor. Yazar özellikle din görevlilerini eleştiriyor. İstismarcı ve cahil din adamlarının camiyi ve kutsal şeyleri kullanarak halkın beynini yıkadıklarını, halkı kandırdıklarını ve bölüp parçaladıklarından bahsediyor ve İslamiyet’in hiçbir dünya ülkesinde doğru öğretilmediğinden bahsediyor. Bu nedenle insanların Kur’an-I Kerim’den faydalanmalarını öğütlüyor.

    4. BÖLÜMÜN ÖZETİ :

    Yazar bu bölümde özellikle kilise ve İslam dinin yakınlaşmasını anlatıyor. Hıristiyanlık ve Müslümanlığın birbiri ile olan ilişkilerinden bahsediyor. Kur’an-ı Kerim ve İncil’den öğütler vererek Müslüman ve Hristiyanları kardeşliğe çağırıyor. Geçmişte olduğu gibi savaşarak, vurup kırarak bir yere varılamayacağının artık anlaşılması gerektiğini, sorunların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini söylüyor.

    5. SONUÇ BÖLÜMÜ ÖZETİ :

    Bu son bölümde laikliğin tartışılmaz bir kavram olduğundan, yasa gücüyle bütünleşmiş ve özdeşleşmiş hale geldiğinden bahsediliyor. Fransa’ da yaşamayı seçmenin laikliği kabul etmekle mümkün olduğu belirtiliyor. Fransa’ da laikliğin tümüyle uygulanmasını isteyenlerin Fransızlardan çok müslümanların olduğu tespitine yer veriliyor. Müslümanlık Fransa’ da kabul etmek ve ortadan kaldırmak zorunda olduğu birçok zorlamayla karşılaşırken yanındaki kalkanın her zaman laiklik olduğu söyleniyor. Her toplulukta olduğu gibi uygarlık eksiği ve fanatizm nedeniyle kamu düzenini sarsan gruplar varsa bu sorun kanunlar tarafından halledilir. Laiklik olan yerde yasalar herkese eşit uygulanır. Yazar dinsel aşırılığı yok etmek için önce onu besleyen etkenleri yok etmenin gerektiğinden bahsediyor. Bir doktoru örnek verip, ”Hastadan iğrenmeyeceksin, sadece hastalıktan iğreneceksin.” sözünü gündeme getiriyor. Müslümanlarda özellikle müslüman gençlikte görülen bu hastalık ve aşırılık aslında kimliklerini tanımamaktan, temel haklarını bilmemekten, düzgün bir dini eğitim almamaktan kaynaklanır derken, Fransa’da hiçbir müslüman din adamı yetiştiren kurumun olmaması, dinlerinin düzgün öğretilmemesini aşırılığa kaynak gösteriyor.

    Eskiye dayanmışlık ve bu tür yokluklar demokratik olması istenen müslüman bir temsilciliğin ortaya konmasını zorlaştırdığından bahseden yazar şu anda dinsel yaşam karşısında toptan bir yenileşmeye girişen müslümanların arasında bölünmelerin oluştuğunu ilave ediyor. Bunun için Fransa’daki İslam’ın toptan uyarlanmaya ihtiyacı vardır. Dinsel işlerin örgütlenmesinde Fransa’daki siyasal irade tarafından desteklenen Müslümanlardan ve Müslüman olmayanlardan kurulu bir grubun yapacağı hukuksal bir düşünceyi oluşturmak gereklidir. Bunun için vakıf, araştırma ve eğitim kurumu, modern bir temsilcilik, imam statüsünün tanımlanması, Müslüman din adamlarının örgütlenmesi, camilerin kurulması gerekmektedir. Vakfın amacı Fransa’daki İslam dininin yabancı ülkelerden bağımsız olmasını sağlamaktır. Topluluğun dinsel ve siyasal tavırlarının birleştirilmesi için tek bir dinsel otoritenin olması şarttır. İmamların statülerinin belirlenmesi zorunludur. Bağlı olacakları bir otorite tarafından atanmaları gerekir. Bunun da belli bir devlet kurumu tarafından yapılması sağlanmalıdır. Belediyelerin cami inşasına çıkardıkları zorluklar önlenmeli, belediye arazilerinde cami inşası kolaylaştırılmalıdır. Bu binaların mülkiyeti devlete kalır, yönetim dinsel derneklerde bulunur. Bu İslami görüş kamuoyundaki İslamın kötü ününü biraz azaltır.

    Yazarın isteği, gereksiz ayrıntılardan arınmış, babadan kalma adetlerden ayıklanmış, Fransız toplumuna sorun yaratmayan ve kimliğine zarar vermeyen özgün bir İslam inancının Fransa’ya yerleşmesidir.
     



Sayfayı Paylaş