Kuşku Çağı

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 22 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Galbraith'ın bu kitabında, yüzyıllar boyu, ekonomik bunalımlar, devrimler, kıyımlar ve kırımlar yaşamış dünyamızın sosyo-ekonomik tarihini sergilenmektedir. Kitapta bir önceki yüzyılda kapitalistlerin başarılarından, sosyalistlerin ise zaferlerinden emin oldukları, ancak günümüzün "Kuşku Çağı" olduğu vurgulanmaktadır. Toplumları, rejimleri etkileyen, hatta ona yön veren düşünce akımlarının, sistemlerinin yarattığı karmaşa içinde insan yaşamının biçimlenişi ile kapitalist ve sosyalist ekonomik sistemlerin gittikçe birbirine yaklaştığı tezi açıklanmaktadır.
    Galbraith kitabında, iktisadi düşünceye katkıda bulunan büyük düşünürlerin kişiliğini, çevresini, görüşlerini ve etkilerini tanıtmaktadır. Ancak yine de kendi sözleriyle bunlar için, "Bu fikirleri yaratan adamlara çok saygım olsa da, iktisadın temel fikirlerini hiç önemsemiyorum" demektedir.
    Kitap 12 bölümden oluşmaktadır. Galbraith bu bölümlerde, yerleşmiş iktisat teorisinin dışladığı ya da yeterince işlemediği birçok konuyu derinliğine işlemiştir. Çalışmanın ağırlığında ise, dev çaptaki anonim şirketlerin egemen olduğu bir kurumsal yapıda ortaya çıkan sorunlar üzerine yoğunlaşmıştır. Güçlü şirketler - güçlü sendikalar dünyasındaki karşılıklı denge; üretkenlik ya da etkinlikle değil de "güç"le ilişkili olan gelir bölümü eşitsizliği; büyük şirketlerin yarattığı mal bolluğuna karşılık kamu hizmetlerinde yetersiz kalan refah toplumu; anonim şirketlerde mülkiyet ve yönetimin ayrılmasının iktisadi sistemi "sosyalleştirme" etkisi; bunların planlı dünyasında enflasyon olgusu ve bunun geleneksel iktisat politikası araçlarıyla çözülemeyeceği; uluslararası boyutta çokuluslu şirketlerin ortaya çıkması ve dünya ekonomisinde doğurduğu toplumsal - iktisadi ve politik nitelikte sorunlar; güçlü büyük şirketlerin egemen olduğu bir kurumsal yapıda piyasa düzeninin yok olması ve bunun yerleşmiş iktisat teorilerini geçersiz kılması gibi konulara eğilerek, başta A.B.D olmak üzere, kapitalizmin zaman içinde gelişimi ile birlikte, yeni boyutlarını anlamamıza da yardımcı olmaktadır.
    Kitabın belli başlı bölümlerinden bahsedilecek olursa "Klasik Kapitalizmin Umudu ve Peygamberleri" adlı birinci bölümde; 18 nci yüzyılın ikinci yarısında ekonomik yaşamın değişime uğradığı, dokuma devriminin kendini gösterdiği, sanayi devrimine kadar ise herşeye (besin, giyim, konut) tarımın hakim olduğu; gücün devletten toprak sahibine , oradan da kırsal kesim işçisine doğru azalarak geçtiği, buna karşılık işçinin yarattığı gelirin toprak sahibine, oradan da devlete artarak ulaştığı, yani gelir ile gücün aynı ekseni ters yönlerde izlediği anlatılmaktadır. Bununla birlikte; Adam Smith, Voltaire, François Quesney, Turgot, Malthus, Ricardo gibi bilim adamlarının kişiliği, çevresi, görüşleri ve etkileri üzerinde durulmaktadır.
    "Gelişmiş Kapitalizmde Davranış Biçimleri ve Ahlak Anlayışı" adlı ikinci bölümde, 19 ncu yüzyıl kapitalizmindeki düşüncelerin, yurttaşlara sosyal ve politik yönden eşit haklar sağlayan, eşitlikçi bir devlet anlayışını özendirmediği, büyük toprak sahiplerinin zenginleşirken, toprağa emek verenlerin yoksullaştığı anlatılmaktadır. Ayrıca Charles Darwin, Herbert Spencer, Sumner, Veblen gibi bilim adamlarının kişiliği, çevresi, görüşleri ve etkileri üzerinde durulmaktadır.
    "Karl Marx'ın Yol Ayrımı" isimli üçüncü bölümde, varolan ekonomik, siyasal, toplumsal düşünce ve düzene büyük çapta karşı çıkışın Karl Marx ile başladığı, Marx "Komünist Manifesto" isimli kitapçığında "Tüm ülkelerin emekçileri birleşiniz" çağrısını yaptığında isteklerinin maddeler halinde özetle şunlar olduğu belirtilmektedir:
    § Toprağın özel mülkiyetine son verilmesi,
    § Artan oranlı gelir vergisi,
    § Verasetin kaldırılması,
    § Banka işlemlerini tekeline alan ulusal banka,
    § Ulaşım ve haberleşme araçlarının kamu mülkiyeti,
    § Herkese iş,
    § Tarımın sanayi ile birleştirilmesi, nüfusun merkezileştirilmesi,
    § Parasız eğitim,
    § Çocukların çalıştırılmaması,
    § İşle birlikte yürütülen eğitim,
    § Sanayide kamu mülkiyetinin genişletilmesi, boş toprakların işlenmesi.
    "Sonu Hep Kanlı Biten Girişim: Sömürgecilik" isimli dördüncü bölümde, buraya kadar sözü edilen düşünce akımlarının 19 ncu yüzyılda dünyanın küçük bir bölümünde uygulama alanı bulduğu, bunun yolunun sömürgecilikten geçtiği inancı, klasik kapitalizmin büyük bilginlerinin sömürgeciliği yeryüzünün doğal gerçeklerinden biriymiş gibi kabul ettiği, bunun gelişmiş ülkeler açısından sağlayacağı ilerlemeyle ilgilendiği, sömürge dünyasının ise sadece bu ilerlemeye yaptığı katkı oranında ilgi çektiği vurgulanmaktadır. İspanya, Meksika, Küba, Hindistan'da sömürge maceralarının nasıl sona erdiği, bu ülkelerden çekilindiğinde kalıcı değişikliklerin ve diğer etkilerin neler olduğu anlatılmaktadır. Eski dönemlerde insanları kötü yönetimlerden, geri kalmışlıktan, putperestlikten, tembellikten kurtarmak için sömürgeciliğe başvurulduğu, şimdi ise amacın insanları komünizmden kurtarmak olduğu belirtilmektedir. Bunu belirtmek için de ilginç bir örnek verilmektedir; "Vietnam'ı komünizmden kurtarmak, İstanbul'u Türkler'den, Kudüs'ü dinsizlerden kurtarmak kadar yücedir."
    "Yolsuzluğa En Yatkın İcat: Para" isimli beşinci bölümde paranın ve banknotun doğuşundan, para ile birlikte bankaların doğuşu ve zaman içinde seyri ile mevduat hesabı açmanın (para tasarrufunun), paranın borç olarak verilişinin, faizin doğuşunun, kredinin, banka işlemlerindeki komisyonun nasıl başladığı ve geliştiği, bununla birlikte bankacılık sistemlerinin gelişimi ile merkez bankalarının kurulması, serbest piyasa işlemlerinin başlaması anlatılmaktadır.
    "Lenin ve Büyük Çözülme" isimli altıncı bölümde, Lenin'in de Marx gibi devrimci eylemle gazeteciliği birarada yürüttüğü, devrimci yanının Marx'tan daha kuvvetli olduğu, Marx'ın yazıp kuramı koyduğu, Lenin'in ise uygulayıp yönettiği belirtilmektedir.
    "Aydınlar Devrimi" isimli yedinci bölümde, devrim fikirlerinin kitlelerden doğmadığı, aydınlardan geldiği, dünyanın olduğu gibi kalmasını isteyenler, başka bir deyişle tutucular ile aydınlar arasındaki mücadeleden bahsedilmektedir. Bölümün ağırlıklı konusu ise doğumundan itibaren ele alınan John Maynard Keynes'dir. Keynes'in "Barışın Ekonomik Sonuçları" ve daha sonraki yıllarda çıkardığı "İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Kuramı" isimli kitaplarının dünyadaki yankılarıyla, Churchill ile olan ve sonunda kendisinin zafer kazandığı mücadele anlatılmakta ve Keynes'in yaptıkları ile çağa "Keynes Çağı" adını verdiği belirtilmektedir.
    "Ölümcül Rekabet: Silahlanma" isimli sekizinci bölümde, A.B.D ile Sovyetler Birliği arasındaki silahlanma rekabetinin öneminden bahsedilmekte ve bu rekabetin iki büyük fikir akımına dayandığı açıklanmaktadır. Bunlar:
    § Yapıları nedeni ile birbirine karşıt ekonomik, siyasal ve sosyal sistemlerinden doğan çatışma - kaçınılmaz çatışma - kavramının varlığı. Komünizm ve kapitalizm, otoriter disiplinle kişisel özgürlük, tanrıya inançsızlıkla inanç arasında uzlaşmanın olamayacağı,
    § Gerek A.B.D.'de gerekse Sovyetler Birliği'nde askeri kuruluşların ve silah yapımcılarının kamu yaşamı üzerindeki etkisi ve nüfuzu. Silahlı kuvvetlerin istediği silahların A.B.D'de silah yapımcıları tarafından hemen yapılabildiğidir.
    "Yaşamımızı Biçimlendiren Çağdaş Kurum: Dev Şirket" isimli dokuzuncu bölümde, şirketlerin, tüketicilerin hizmetinde bir kuruluş olduğu, kendi hizmetinde olamayacağı, ancak gerçekte ise bu durumun böyle olmadığı, gerçekler dünyasında şirketlerin "fiyat üreten oligopoller" olduğu anlatılmaktadır. Çokuluslu şirketlerin amaçlarının, ulusal özellikleri asgariye indirerek tüm sanayileşmiş ülkeleri tek tip ülkeler durumuna getirmek olduğu, bu şirketler için ulusal sınırların ve gümrük duvarlarının ticaret kısıtlaması ile birer köstek oluşturdukları, AET'nin kuruluş nedeninin ise bu engelleri ortadan kaldırmak olduğu açıklanmaktadır.
    "Toprak-İnsan İlişkisi ve Üçüncü Dünya" isimli onuncu bölümde, yoksulluğun nedenlerini açıklayan görüşlere ve yoksulluğun ortadan kaldırılması için bazı önerilere yer verilmektedir.
    "Metropol Ya da Büyük Kent" isimli onbirinci bölümde, 4 büyük kent tipi tanımlanmıştır. Bunlar siyasal karargahlı kent, tüccar kenti, sanayi kenti ve sayfiye kentidir. Siyasal karargahlı kentte, hükümdarın simgesi en üst düzeydeki ifadesini sarayın yapısında bulurken, ticaret kentinde bu ifadeye tüccarların evleriyle, meslek loncalarında ve ticaret odaları binalarında rastlandığı, sanayi kentinde ise insanların bir mekanizmanın uşakları oldukları, giyimlerinin ve evlerinin kötü olduğu, keyif ve gösteriş için değil, ekonomik nedenlerle kurulduğu, sayfiye kentlerinin ise herhangi siyasal ve ekonomik bir işlevinin bulunmadığı, buralarda siyasi yönetim ya da ticaretin söz konusu olmadığı, buralara sadece yaşamaya gelindiği anlatılmaktadır. Siyasal karargahlı kente; tarihin uzun dönemi boyunca hükümdarın ikametgahının uzantısı olan Roma, Persepolis, Angkor, İstanbul, Paris, Versailles, Pekin, Viyana, Washington, Yeni Delhi ve sonradan Leningrad olan St.Petersburg ticaret ya da tüccar kentine; Venedik, Cenova, Amsterdam, Bruges sanayi kentine; Essen, Pittsburg, Sheffield, sayfiye kentine ise A.B.D'de Detroit'li zenginlerin gidip yaşadıkları Birmingham örnek olarak verilmektedir.
    "Demokrasi, Liderlik, İnanç" isimli onikinci ve sonuncu bölümde ise, İsviçre'de demokrasinin güç kaynağının, sorunlar üzerine doğrudan oy kullanma olanağı veren referandum olduğu, seçimlerin çoğunun başka ülkelerde olduğu gibi parti ya da politikacı seçmek için değil, yeni vergiler, yeni harcamalar gibi konuların karara bağlanması için yapıldığı vurgulanmaktadır. Liderin niteliklerinden bahsedilirken; liderin, zamanının korku ve kaygılarına karşı durabilmesi ve bunlar değiştikçe değişime uğrayabilmesi gerekliliği açıklanmakta ve bu konuda; Roosevelt, Nehru, Kennedy ve Martin Luther örnek olarak verilmektedir. Bu insanların zaferi, başarıya olan inançlarıyla kazandıkları vurgulamaktadır.
     



Sayfayı Paylaş