Kurtuluş Savaşı İçin İnsanlar Ne Gibi Fedakarlık Yapmışlardır?

Konusu 'Soru-Cevap' forumundadır ve Misafir tarafından 19 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Misafir Guest


    Kurtuluş Savaşı için insanlar ne gibi fedakarlık yapmışlardır?
     



  2. BaRıŞ Well-Known Member

  3. BaRıŞ Well-Known Member

    Türk Kadını savaşta çok büyük bir fedakarlık yapmıştır. Bir rivayete göre Çanakkale Savaşında keskin nişancılık rolüde üstlenmiştir.
     
  4. oguzturk Administrator Staff Member

    Türkiye Cumhuriyeti'nin var oluş mücadelesi, kadınların belirleyici katkısı dikkate alınmadan kavranamaz. Kurtuluşta kadınlar vardı. Bilindiği gibi Kurtuluş Savaşı'nda ordumuzun hayat membaını kadınlarımız oluşturmuş, böylece ülkemizin varlığında çok önemli bir rol oynamışlarıdır.

    Bu nedenle bu büyük ruhlu ve kahraman kadınlarımıza şükran ve minnet duygularımızı bir kere daha ifade etmenin ulvi bir görev olduğunu düşünüyorum.Anadolu'nun düşmana karşı şahlandığı milli mücadele döneminde Türk kadını vatan savunmasında erkekler ile beraber çok anlamlı hizmetler yapmıştır.

    Tarih boyunca Türk kadını hayatın her safhasında erkeklerin yanında her
    türlü sorumlulukları paylaşmış, özellikle Kurtuluş Savaşı'nda, mücadelenin
    her döneminde bu kutsal savaşa destek vermiştir. Nitekim *Mustafa Kemal
    Atatürk "Dünyada hiçbir milletin kadını, *'Ben Anadolu kadınından daha fazla
    çalıştım, milletimi kurtuluş ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar
    himmet gösterdim' *diyemez"* demek suretiyle kahraman kadınlarımızın
    değerini veciz bir şekilde ifade etmiş ve onları hak ettikleri şekilde
    onurlandırmıştır.

    Çatışmaya bilfiil katılanlar
    İstiklal Harbi'nde Türk kadınları yurdumuzun yer yer işgal edilmesine, vatandaşlarımızın uğradığı zulümlere karşı koyarak mitinglerde vatanseverliklerini yansıtan heyecanlı, içten duygularla dolu konuşmalarla,
    protestolarla, Milli Kuvvetler'e, şehitlerimizin dul ve yetimlerine maddi
    yardım sağlamakla kalmamışlardır. İstanbul'un birkaç aydın hanımı dışında,
    muhtelif cephelerde savaşlara katılan, her türlü fedakârlıklara katlanarak
    Milli Kuvvetler'e yardımda bulunmuşlardır.

    1920 yılı ağırlıklı olmak üzere çoğunluğu Gaziantep bölgesinden olan 62
    kadınımız şehit olmuş, 164'ü de yaralanmıştır.

    Bu kutsal mücadelede ön saflarda savaşmış bazı kahraman kadınlarımızdan
    özetle bahsetmek istiyorum.

    Kara Fatma
    Asıl adı *Fatma Seher* , soyadı *Erden* 'dir. 1888 yılında Erzurum'da doğdu. Subay *Derviş* Bey ile evlendi. Balkan Savaşı'na kocasıyla birlikte katıldı. Birinci Dünya Savaşı'nda ailesinden 9-10 kadınla Kafkas cephesine gitti.

    Mondros Mütarekesi'nden sonra eşi Ermeniler tarafından şehit edilmiş
    kadınları etrafına toplayarak Ermenilerle çarpıştı. Mustafa Kemal Paşa'dan
    görev istedi. Kurduğu çetesiyle Bursa ve İzmit'in işgalden kurtarılması için
    çalıştı.

    Oğlu, kızı ve kardeşleri de müfrezesindeydi. Müfrezesinin mevcudu, 350'ye
    kadar çıkmıştı. Sakarya ve Başkomutanlık Meydan muharebelerine müfrezesiyle katıldı. Üsteğmen rütbesine kadar yükseldi. Üsteğmenlik emekli maaşını Kızılay'a bağışladı. 1954 yılında TBMM'ce tekrar aylık bağlandı. Ertesi yıl Erzurum'da vefat etti.

    Ayşe Hanım
    Eşini Balkan Harbi'nde kaybeden *Ayşe* Hanım 15 Mayıs 1919'da, Yunanlıların İzmir'e girmesiyle birlikte milli mücadele saflarında yerini almış, İzmir'in Yunanlıların eline geçmesi üzerine Aydın'a geçmiştir. Yunanlılar tarafından 27 Mayıs 1919'da işgal edilen Aydın civarındaki savaşlarda kahramanca dövüşmüş, oğullarından büyüğü bu mücadelede şehit olmuştur. Ayşe Hanım, 21 Şubat - 12 Mart'taki Birinci İnönü, 31 Mart - 1 Nisan 1921'deki İkinci İnönü savaşlarında da bulunmuştur ve oğullarından küçüğü de bu savaşlarda şehit olmuştur. 23 Ağustos - 13 Eylül 1922 tarihleri arasında Sakarya Meydan Muharebesi'nde yaralanmış, tedavisini takiben müfrezesine dönmüştür. Ayşe Hanım 1942 yılında Ankara'da vefat etmiştir.

    Tayyar Rahmiye
    Osmaniye ilinin Kaypak nahiyesi Raziyeler köyündendir. Dokuzuncu tümenin
    1920 Şubat'ında Hasanbeyli civarındaki Fransız kuvvetleri ile yaptığı
    muharebeye müfrezesiyle birlikte *Rahmiye *Hanım da katılmıştır. Muharebe
    esnasında ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için, ileriye
    atıldığından dolayı kendisine Tayyar Rahmiye lakabı verilmiştir.
    Balkan Savaşı'nda iki oğlunu askere gönderen anne, eve dönen oğlunu görünce feryat etti!
    *'Hüsrev askerden mi kaçtın?' * *İstanbul'da Maçka, Zeytinburnu vs. küçük depolardaki top, tüfek ve cephaneler cesurane tedbirlerle kaçırılıyor,
    oradan da hayvan ve insan sırtında Ankara'ya naklediliyordu. İşte Türk
    kadınlarının bu nakliyatta büyük top mermilerini sırtlarında taşıyarak
    gösterdikleri fedakârlık her zaman hatırlanmalıdır.

    Bitlis Defterdarı'nın Hanımı
    Maraş'ta Fransızlar ile savaş 21 Ocak 1920'de başlamış, bu yılın 12
    Şubat'ında Fransızların geri çekilmesiyle sona ermiş, Maraş düşmandan
    kurtulmuştur. 2 Şubat 1920 tarihinde Anadolu Kadınları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Reisi *Melek Reşit *ve Kâtip *Şefika Kemal *imzasıyla yayımlanan bildiri ile Fransızların Maraş'taki zulümleri yurtiçi ve yurtdışında kınanmıştır.

    Maraş'ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenler
    arasında Bitlis Defterdarı'nın hanımı da bulunmaktadır. Bitlis
    Defterdarı'nın hanımı, Maraş'ın Kayabaşı Mahallesi'nde düşmanın
    hazırladığı mazgala yaklaşarak sekiz düşmanı öldürmüş, bilahare erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştır.

    Hatice Hatun
    Adana ve yöresinde Fransızlara karşı göstermiş olduğu mücadeleden övgüyle bahsedilenler arasında Hatice Hatun da bulunmaktadır.
    Bu bölgedeki milis kuvvetlerinde görev yapmakta olan Hatice Hatun, Tekir
    Yaylası'ndan Mersin'e ulaşacak en kısa yolu soran Fransız kuvvetlerine
    yanlış yol göstererek Karboğazı'na sokmuş, askerlerimizin tuzağına düşürerek mağlup olmalarını sağlamıştır.

    Kara Fatma Şimşek
    *Yahya Bey'* in kızı olan *Kara Fatma Şimşek'* in asıl ismi, *Yemine
    Vardarlı'* dır. 1921-1922'de, *"Fahri Milis Üsteğmeni" *rütbesiyle Kocaeli
    Grubu Mürettep Süvarisi emrindeki Müstakil Süvari Müfrezesi'nde görev
    yapmış, İstiklal Harbi'nde, bu mıntıkadaki mücadelelerde bulunmuştur.

    Tarsuslu Kara Fatma
    Asıl adı *Adile *olan, Adile Hala ve Adile Onbaşı diye anılan bu kadın
    kahramanımız, silah arkadaşları arasında Kara Fatma lakabıyla anılmaktadır.
    Sekiz-on kişilik çetesiyle birlikte Afyon Savaşları'na katılmış, Tarsus'un
    kurtarılmasında büyük yararlılık göstermiştir.

    Gaziantepli Yirik Fatma
    Antep'in henüz bütünüyle kuşatılmadığı sıralarda kuşatmaya karşı koymak
    için yola çıkan çete teşkilatına Şaraküstü Mahallesi'nden *Yirik Fatma* da
    katılmıştır.

    Nazife Kadın
    *Nazife* *Kadın* , Yunanlılara karşı mücadele verilirken kendisinden bilgi
    alınmak istenmesine şiddetle direndiğinden düşman tarafından Kavakönü
    Köyü'nde işkence yapılarak öldürülmüş ve müteakiben fırında
    yakılmıştır.

    Gördesli Makbule
    *Makbule Hanım* , *Gördesli Ali Ustazade Abdullah Efendi'* nin kızıdır.
    1921'de Ustrumcalı olan *Ali Efe *ile evlenmiş, onunla birlikte Milli
    Mücadele'de çete savaşlarına katılmıştır. Makbule Hanım, 17 Mart 1922'de
    Akhisar'la Sındırgı hududu üzerinde bulunan Koca Yayla'da, elinde silah,
    düşmanla en ön safta savaşırken başından vurularak şehit düşmüştür.

    Asker Saime Hanım*
    İstanbul hanımlarından *Saime* *Hanım* , Milli Mücadele'ye fiilen katılıp
    cephede silah kullanmış ve yaralanmıştır. Saime Hanım 15 Mayıs 1919'da
    İzmir'in işgali dolayısıyla Kadıköy Belediye Dairesi önündeki mitingde
    konuşma yapmış, tutuklanmış ve daha sonra Anadolu'ya geçerek Milli
    Mücadele'ye katılmıştır. Savaştan sonra ise İstanbul Lisesi'nde edebiyat
    öğretmeni olarak görev yapmıştır.

    Taşıt kollarında görev alanlar

    İstanbul'da Maçka, Zeytinburnu vs. küçük depolardaki top, tüfek ve
    cephaneler cesurane tedbirlerle kaçırılıyor, oradan da hayvan ve insan
    sırtında Ankara'ya naklediliyordu. İşte Türk kadınlarının bu nakliyatta
    büyük top mermilerini sırtlarında taşıyarak gösterdikleri fedakârlık her
    zaman hatırlanmalıdır.

    Öküzü ölen arabalara diğer öküze eş olarak arabayı çeken kadınlarımızın
    fedakârlıklarını bugünkü nesillere nakletmenin de bir görev olduğunu
    düşünüyorum. Kastamonulu *Halime* *Çavuş *bu kahramanlarımızdan biridir.

    İnebolu'da, Milli Kuvvetler'e bağlı askeri teşkilat kurulmuştu. Silah,
    cephane, erzak, giyecek vb. şeyler, İnebolu İskelesi'nden Çankırı'ya, oradan Ankara'ya, cepheye gönderiliyordu. Trabzon'dan vapurla nakliye işleri başlayınca İnebolu yolu, dolayısıyla Kastamonu Ankara'nın bir üssü haline gelmişti. Burada pencere demirlerinden süngü, kasatura, kılıç yapan ustalar bulunduğu gibi, bunlardan bir kısmı da Ankara'ya gönderilmiştir. Kastamonu kadınlarının Silahlı Kuvvetlere çok anlamlı hizmet ve katkıları olmuştur.

    Yine Sakarya Savaşı sırasında, kadın mücahitlerimizin nasıl canla başla
    çalıştıklarını Kurmay Albay *Hulusi Atak'* tan öğrenmiş oluyoruz:

    Sakarya Savaşı'nın başladığı gün, 23 Ağustos 1337'de (1921) yaralanan Hulusi Atak'ı geriye, Keskin Hastanesi'ne göndermişlerdir. Ankara'dan Yahşihan'a giden bir dekovile başka yaralılarla birlikte bindirmişler, daha öteye kağnı ile gitmişlerdir. Etraflarından geçmekte olan kağnı kol ve katarlarının çoğunu kadınların idare ettiğinden bahseden Hulusi Atak, *"Bu katarların birinden hafif bir çığlık duyduk; bunu müteakip bir duraklama ve telaş eseri görüldü. Bir müddet sonra güzel bir müjde ile karşılaştık. Cephane Kolları'nda bulunan hamile bir kadın, bir erkek evladı doğurmuştu. Bu kadını hastaneye yatırmak üzere geriye çevirmek istediler; fakat yorgunluk ve çektiği ıstıraplarla benzi solmuş olan hasta kadın *, 'Cephedeki silahlar' * dedi* , 'cephane bekliyor; oraya cephane yetiştirmeliyim, geri dönemem' *!.." *demiştir.

    *Ali Fuat Cebesoy'* un da Kağnı Kolları ile ilgili, ihtiyar bir mücahit
    kadınla konuşmasını içeren bir hatırası ise şöyledir:

    *"Cephane Kolları'nı ahalinin vasıtaları teşkil etmişti; bunlar esas
    itibarıyla kağnılardır. Kağnıların ekserisi köy kadınları ve on-on beş
    yaşlarındaki çocuklar tarafından idare olunuyordu. Bu, hakikaten asil ve
    ulvi bir manzara idi. Uzun yürüyüşlerde gece ayaz, kar ve yağmur altında
    meşakkat ve acının en fazlasını çekmiş olan bu aziz vatandaşlarımız
    köylülerdi. Bunların içerisinde şiddetli soğuktan yolda ölenler de olmuştu.
    Kütahya ile Gediz arasında yapılan yürüyüş ve hareketlerde kıtalarımızın ve
    muharebenin medar-ı hayatı olan erzak ve cephaneyi hep bu aziz
    vatandaşlarımız taşımışlardı. Bütün meşakkat ve acılara rağmen yüzlerinde
    bir işmi'zac ve fütur görülmemişti. Hiç unutmam, yine böyle bir yürüyüş
    esnasında idi; dondurucu bir soğuk vardı. Kağnısının başında duran bir
    ihtiyar nineye yaklaşmış ve sormuştum: *'Nine üşüyor musun?' *Şu cevabı
    vermişti: *'Hayır oğul, üşümüyorum. Düşman, topraklarımıza bastığı
    günden
    beri içim yanıyor!' *Bu kahraman Türk anasının elini öperken gözpınarlarımda
    yaşlar tanelenmişti." *

    İnebolu'dan Kastamonu ve Çankırı yoluyla Ankara'ya harp malzemesi götüren
    Kağnı Kolları'nda 1921 kışında donanlar da olmuştur; böyle vakalardan en
    acısı, en ünlüsü, Kastamonu şehrinin kapısı sayılan Kışla önünde, bir
    kadının (ki o *Şerife Bacı'* dır) cephane yüklü kağnısı üzerine kapanmış
    halde donmuş olarak görülmesidir. Şehre girmesi nasip olamayan bu mücahit
    kadının, şose kenarında, sabaha karşı donduğu anlaşılmıştır. Öküzleri
    geviş
    getiren bu kağnı arabasındaki kıymetli yükü korumak için üstüne yorganını
    örten bu genç kadının bir elinde üvendire, kollarını açarak, yorganın
    üzerine abanarak kaldığı, vazifeliler tarafından görülmüştür.

    *Rıfat Çavuş *öküzleri koşarken *Cemil Çavuş* da şehidin üzerindeki karları
    süpürmüş ve her ikisi de gözyaşları dökerek kollarından ve bacaklarından
    tutarak kaldırırlarken, yorganın altından birdenbire çığlığı basarak ağlayan
    bir çocuk sesi işitince şaşırmışlar ve şehit anayı yana çekip hemen yorganı
    kaldırmışlar. Otlara sarılı top mermileri arasına yerleştirilmiş çulların
    içinde kundaklı bir kız çocuğunun donmaktan kurtulmuş bir halde bulunduğunu
    görmüşlerdir. Kuşkusuz Türk kadınının fedakârlıkları birkaç sahifede
    anlatılamaz. Ancak iki küçük anekdot ile bu konuyu bitirmek uygun olacaktır:


    Bilecik istasyonunda bir trenin bütün vagonları yarınki zaferleri kazanacak
    olan Mehmetçikler ile hıncahınç doluydu. Yağmurlu ve serin bir sonbahar
    gecesiydi. Trenin kalkışı için kampana çalınmış, istasyon hareketlenmişti.
    Sık sık çakan şimşekler, yaşlı fakat dimdik duran bir Türk anasının
    çehresini aydınlatmaktaydı. Kadıncağız saatlerdir ayakta trenin yanında
    bekliyordu. Yağmura, soğuğa, yıldırımlara aldırış bile ettiği yoktu.
    Kumandan merak ve hürmetini celp eden bu hanıma yaklaşarak kimi uğurlamaya
    geldiğini sordu. Söğüt'ün Akgünlü köyünden *Mehmet *oğlu *Hüseyin* 'in kendi
    oğlu olduğunu, onu selametlemek için geldiğini, kumandanın çağırma teklifine
    memnun olacağını söyledi. Hüseyin çağrıldı. Annesinin elini öptü. Bu
    fedakâr
    ananın sevgili oğlunu bağrına basarken ona şöyle hitap ettiğine şahit
    olundu:

    *"Hüseyinim, aslan oğlum benim... Dayın Şıpka'da, baban Dömeke'de, ağaların
    da 8 ay evvel Çanakkale'de şehit düştüler. Bak, son yongam sensin! Minareden
    ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse sütüm sana haram
    olsun, öl de köye dönme!.. Yolun Şıpka'ya uğrarsa dayının ruhuna bir fatiha
    okumayı unutma! Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin..." *Hüseyin, anasının
    elini öptü ve trenine bindi.

    Bu, bir Türk anasının hayatta kalan son oğluna ettiği nasihatti.

    Bundan çok fazla mütehassıs olan kumandan *Abdülkadir* *Bey* , *"Demek sizin
    ailenin erkekleri hep şehit oldular, öyle mi?" *dedi.

    Cevap şuydu:

    *"Yalnız bizim ailenin değil oğul, bizim köyün mezarlığına elli yıldır
    delikanlı gömülmedi. Vatan dursun da biz hepimiz ölelim, ne çıkar?.."*

    Şaşıran Abdülkadir Bey'in, *"Şimdi sizin köyünüzde hiç erkek yok
    mu?"*sualine cevabı daha da vakurdu:

    *"Köyümüz bütün erkek dolu. Bizi beğenemediniz mi? Hiçbir işimiz geri
    kalmadı. Evvelce nasılsak gene öyleyiz. Bağrımıza karataş bağladık, düşman
    mahvoluncaya kadar dayanacağız. Allah, bana o günü göstermeden canımı
    almasın!.." *

    İmanlı, fedakâr ve kahraman Türk analarının bu müşterek anlayış ve
    hissiyatını aksettiren örnekler pek çoktur. Bunlardan sadece birini daha
    dikkatlerinize sunmak istiyorum... Balkan Harbi'ne iki iyi yetişmiş evladını
    birden gönderen bir Türk kadını, harp bozgunu üzerine başsız kalıp sağa sola
    dağılan askerler arasında her nasılsa evine ulaşabilmiş *Hüsrev *adındaki
    oğlunun bahçe kapısını çizmesiyle itip girmesi üzerine bahçe kuyusundan su
    çekmekteyken onu görür görmez, evladını görmenin ve onun hayatta olduğunu
    müşahede etmenin sevincine kapılmadan, *"Hüsrev, askerden mi kaçtın!.." *diye
    feryat etmiştir. Bu, Türk kadınının, asırlarca devam eden müşterek
    duygularını temsil ve ifade eden bir olaydır.
    *Atatürk'ün Türk kadınları ile ilgili düşünceleri *

    Hayatının her döneminde toplumda yönlendirici ve geliştirici unsurun kadın
    olduğunu veciz bir şekilde ifade eden *Atatürk* , her fırsatta konuya
    ilişkin düşüncelerini açık kalplilikle ifade etmiştir.

    Kurtuluş Savaşı'nda erkeklerin yanında kahramanca savaşan *Kara Adile
    Hanım*, Atatürk Tarsus'a geldiğinde önünde diz çökmüş, Atatürk'ün
    eline sarılmış;
    Atatürk, Adile Hanım'ı yerden kaldırdıktan sonra, gözleri yaşla dolu, şöyle
    demiştir: *"Kahraman Türk kadını, sen yerlerde sürünmeye değil,
    omuzlarımızın üstünde göklere kadar yükselmeye layıksın." *

    Atatürk'ün bu anlamlı sözü, esasen başka bir hususu ifadeye yer bırakmayacak
    şekilde açıktır. Ancak konuya ilişkin bazı hususlara da temas etmek
    istiyorum. Atatürk'e göre; Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli, en
    şefkatli ve en ağırbaşlı kadını olmalıdır. Türk kadınının görevi,
    Türk'ü
    zihniyetiyle, kol gücüyle, kesin kararlılığıyla koruyabilecek ve
    savunabilecek nesiller yetiştirmektir. Milletin kaynağı, toplumsal hayatın
    esası olan kadın ancak faziletli olursa görevini yapabilir. Burada *Tevfik
    Fikret'* in herkesçe bilinen sözünü hatırlatalım: *"Elbet sefil olursa
    kadın, alçalır beşer." *

    Atatürk, *"Türkiye Cumhuriyeti'nde kadın bütün Türk tarihinde olduğu gibi
    bugün de en saygın yerde, her şeyin üstünde, yüksek ve onurlu bir yerdedir.
    Şuna inanmak gerekir ki dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.
    Türk kadını bilimsel, ahlaki, toplumsal, ekonomik hayatta erkeğin ortağı,
    arkadaşı, yardımcısı olmalıdır" *demek suretiyle söylenebilecek her şeyi en
    veciz bir şekilde ifade etmiştir.

    *Sonuç*

    Bu kutsal mücadelede ciddi ve anlamlı katkıları bulunan kadınlarımızı şükran
    duygularımızla yâd ederek onların yaptıkları önünde saygı ile eğiliyoruz. Bu
    konuda duygularımıza tercüman olan en güzel konuşmayı 10 Eylül 1922 günü
    eski Meclis binası önünde *Hamdullah Suphi Bey* yapmıştır:

    *"Hanımlar! *

    *Bu kadar acıdan sonra, bu kadar ayrılıktan sonra, yan yana çektiğimiz bu
    kadar hasretten sonra, kurtuluş günleri geldi. Siz, bu kurtuluş günlerini
    bize kazandıran aziz şehitlerin, gazilerin anaları, arkadaşları, kız
    kardeşleri! Artık sevinin, sevinmek hakkınızdır, bayram edin, en büyük
    bayrama erdiniz; büyük bayramınız mübarek olsun! *

    *Anadolu kadınları! *

    *Bu gaza diyarında bin seneden beri, ateş ve cenk yerlerine oğullarını
    koşturan Anadolu kadınları, bin senedir oğulları daima uzak yerlerde ölen,
    yetiştirdikleri oğulların mezarları nerededir bilinmeyen Anadolu kadınları!
    Kurtuluş günleri, kavuşma günleri geldi; sevinin, bayram edin! *

    *Cihan Harbi'nden beri, ardı arası gelmeyen bir cenk için ağzından bir
    şikâyet sözü çıkmadan, nesi varsa hepsini veren Anadolu kadınları! Erkekleri
    kan ve ateş yerlerinde savaşırken, uzak denizlerin kıyılarından orta
    yaylalara doğru, günlerce, haftalarca, çıplak ayakları, giyimsiz sırtlarıyla
    kurşunları, top mermilerini taşıyan Anadolu kadınları! Batıda, doğuda,
    kıblede, bütün cephelerin arkasında memleketi işleten, tarlaları yeşerten,
    sayısız yetim çocukları yetiştiren, büyüten sensin, ey Anadolu kadını!
    Sırası gelince cephaneyi, yaralıyı taşımak sana yetmedi; silaha sen de
    sarıldın, düşman önünde sen de nevbet bekledin, ateşlere sen de girdin, sen
    de gaza ettin! Erkek arslan arslan olur da dişi arslan arslan olmaz mı,
    diyen sensin. Erkeğinle beraber zafere erdirdiğin gazan mübarek olsun,
    zafere eren gazanın büyük bayramı mübarek olsun! *

    *Biz de İstiklal Harbi'nde vatan topraklarımızı kurtarmak aşkıyla
    maddi-manevi her türlü fedakârlığa katlanarak hayatını hiçe sayan ve artık
    hepsi bir başka dünyada olan kadın mücahitlerimizi minnet ve şükranla
    yüceltiyoruz. Vatan sevgisi uğrunda ve erkeklerinin kâh ardında kâh önünde
    böylesine canla başla çalışan kadın mücahitlerimizden yurdumuzun sonsuza
    değin yoksun kalmamasını temenni ediyoruz." *

    Kahraman Türk kadınları ile ilgili bu kısa çalışmamı Atatürk'ün ve
    *Nâzım*'ın sözleri ile bitirmek istiyorum. Atatürk,
    *"Dünyada hiçbir milletin kadını *'Ben Anadolu kadınından daha fazla
    çalıştım, milletimi kurtuluş ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar
    hizmet gösterdim' *diyemez" *demiştir. Nâzım Hikmet ise vefakâr Türk
    kadınına bir başka açıdan bakarak onun büyüklüğünü kendi üslubu ile şöyle
    anlatıyor:

    *O benim kollarım, bacaklarım, başımdır. *

    *Yavrum, annem, kızım, kız kardeşim *

    *Hayat arkadaşımdır. *

    İstiklal Harbimizde kahraman Türk kadınlarının, bu cennet vatanı bize
    armağan etmek için yaptıkları mücadele ve fedakârlıkları bugünkü nesillere
    hatırlatmak amacıyla özetlemeye çalıştığım bu çalışmamı müzikal bir
    üslup
    içinde toplum ile paylaşmanın uygun olacağını düşünerek *"Kahraman Türk
    Kadınları Kantatı" *yazdım. Bu eserin de bestelenerek fedakâr kadınlarımıza
    armağan edilmesi, benim için anlamlı bir görev olacaktır.Cumhuriyet
     

Sayfayı Paylaş