Kurtuluş Savaşı Destanı Şiiri

Konusu 'En Güzel Şiirler' forumundadır ve SeçiL tarafından 9 Mart 2016 başlatılmıştır.

  1. SeçiL Well-Known Member


    Kurtuluş Savaşı Destanı

    Altmışındaydı Asiye Teyze,
    Kocasını kaybedeli yıllar olmuştu.
    Oğlu Çanakkale savaşında şehitti,
    Torunu daha on beşinde,
    Bıyıkları yeni terlemiş Yahya
    Şimdi sırtını vermiştir Kocatepe’ye.
    Böyle durmak olmaz, dedi
    Yurt toprağı giderken elden.
    Çekti kara öküzü kağnıya,
    Yükledi ne varsa yiyecek içecek evde.
    Düştü yola öğle sıcağında.
    Gündüzleri çöl sıcağı
    Geceleri Sibirya soğuğu olurdu
    Buralar bu mevsimde.
    Ama dinler mi Asiye Teyze.
    Yürü der kara öküze
    Kocasından kalan tek yadigârdır kendisine.
    Yürü der de!
    Yaşlanmıştır artık kendisi gibi kara öküz de
    Yürü der Asiye Teyze.
    İnat ve inanç dolu içindeki ateşle
    Yürü bre kara öküz yürü be!
    Kağnının her yeri yıkık dökük,
    Tekerleri patlak üstelik.
    Bu kara öküz bu kağnıyı taşıyamaz
    Emir Dağının yokuşu, bu halde aşılmaz.
    Etrafına bakınır Asiye Teyze çaresiz,
    Yardım edecek kimseler bulunmaz.
    Ne yapsam der Asiye Teyze,
    Ne yapsam da aşsam şu Emir Dağını,
    İletsem şunları Kocatepe’ye.
    Sonra çıkarmaya başlar üzerinde ne varsa
    Yırtık pırtık fistanını, yazmasını, göyneğini
    Ama utanır mahremiyeti ortadadır.
    Ya beni böyle bir gören olsa ne yaparım, der.
    Namus denilen şey nedir?
    Diye sorar kendi kendine.
    Altmışında bir kadının mahremi mi?
    Şuracıkta ölsem beni böyle çıplak,
    Yıkayıp kefensiz koyacaklar toprağa.
    Çıplaklığımdan utanamayacağım belki;
    Ama bu yurt toprağı alacak mı beni koynuna?
    Vurmayacak mı yüzüme,
    Ezilirken düşman ayağı altında?
    Utanmayacak mıyım o zaman?
    İşte namus; vatan işgal altındaysa
    Atmaktır düşmanı yurttan, deyip
    Doldurur kağnının tekerine
    Tüm elbiselerini.
    Ve geçer karşısına kara öküzün
    Asıl der asıl kağnıyı
    Asıl da aşalım yıkılası Emir Dağını.
    Güneş kızgın demir gibi vurur,
    Asiye Teyzenin saf beyaz tenine.
    Bir yandan dikenler dolar,
    Taşlar keser miadı dolmuş ayaklarını.
    Diğer yandan keskin bir kılıç olur güneş,
    Parça parça yarar her yanını.
    Aldırır mı Asiye Teyze hiç,
    Yürü der gurban olduğum
    Yürü tek yadigârım!
    Ve çaresiz Emir Dağı yıkılır,
    Asiye Teyze’nin kanlı ayakları altında.
    Aşılmıştır Emir Dağı aşılmasına da
    Karanlık çökmüş gece yarısı olmuş
    Buza keser şimdi yarılan her yer.
    Gözlerinden yaşlar gelir,
    Daha kirpiklerinde donar.
    Sıcağa dayanan soğuğa da dayanır, der.
    Yürü der kara öküze
    Yürü Yahya’mın olduğu
    Ulu Mustafa Kemal’in olduğu Afyon’a!
    Yürü gün doğumuyla düşelim Kocatepe’ye!
    Ve yürür kara öküzün yanında Asiye Teyze.
    Kanlar akarken bedeninden
    Donan yerlerini kurtuluş ateşiyle dağlar,
    Yürüdüğü yollar bir kahramana tanıktır.
    Kocatepe’deki tüfek seslerine,
    Çanakkale Türküsü karışır.
    Ve Yahya Tanır bu sesi,
    Babası şehit olduktan sonra
    Nenesi her gün söylerdi:
    “Çanakkale içinde vurdular beni
    Kimimiz nişanlı………………….”
    Ses gittikçe kayboluyordu
    Bir şahin gibi fırladı yerinden Yahya,
    Sanki bir adımda vardı kağnının yanına.
    Bir yana yığılmış kalmış kara öküz,
    Asiye Teyzenin beyaz teni mosmor,
    Üzerinde kıpkırmızı kan lekeleri,
    Düşmüş öbür tarafa dirençsiz.
    Yahya’nın verdiği suyu içmez,
    Oğul der “Bu su cephedeki kahramanların
    Bu su bağımsızlığa susamış yiğit evlatların”
    Götür der beni “Sarı Saçlı Mavi Gözlü Dev’e”
    Örter üstünü Asiye Teyzenin Yahya,
    Çeker kağnıyı Kocatepe’ye…

    Ağustos 2008
    Yenisu Köyü / Silifke
    Vedat Akdeniz
     



Sayfayı Paylaş