Kuraklık ve Sonuçları

Konusu 'Coğrafya' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Kuraklık

    A. Genel Bilgiler

    Kuraklık, canlıların yaşamı üzerinde çok büyük olumsuz etkileri olan, in*sanların çeşitli etkinliklerini sınırlayan önemli ekolojik sorunların yaşanmasına neden olan ve her an afete dönüşebilen bir klimatolojik-meteorolojik doğal tehlikedir.

    Çok yavaş gelişerek belirli bir süreçte oluşan bu doğal olayın, devam süre*si uzadıkça sonuçları da çok tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Esas olarak yağış yetersizliğine bağlı olarak su azlığıyla ortaya çıkan kuraklık, üretim düşmeye, yetersiz beslenmeye, sonuçta kıtlık, açlık ve ölümlere neden olabildiğinden çok önemli sosyal ve ekonomik sorunların yaşanmasına neden olmaktadır.

    Özellikle son yıllarda, yaygın ve şiddetli bir biçimde dünyanın birçok böl*gesinde olduğu gibi, ülkemizin de bazı yerlerinde etkili olan kuraklığın, bugü*ne kadar her yerde geçerli olabilecek bir tanımı yapılamamıştır. Hâlbuki kurak*lıkla ilgili yapılacak çalışmalar için kesin ve yansız bir tanıma ihtiyaç vardır.

    Ancak bütün tanımlarda, iklim dalgalanmalarına bağlı yağış yetersizliği bu olayın temel nedeni olarak gösterilmektedir. Bunun için genellikle yağış ye*tersizliği nedeniyle, doğal su varlığının (yeraltı ve yerüstü suları) belli bir sü*reçte, bölgesel boyutta ve önemli ölçüde ortalama değerlerin altına düşmesiyle oluşan su açığı şeklindeki kuraklık tanımı, bugün için en yaygın ve en geçerli olanıdır.

    Burada belirli bir süre içinde ölçülen yağış değerleriyle, uzun yıllar boyun*ca saptanan yağış değerlerinin ortalaması arasındaki sapma, yağış yetersizliğini belirlemekte ve bir ölçü olarak alınmaktadır. Ancak yalnızca yağış miktarında görülebilecek bir azalmanın, doğrudan su yetersizliğine, dolayısıyla kuraklığa neden olabileceğini söylemek de doğru değildir. Yani her yağış azlığı, her yerde kuraklığa neden olmayabilir. Kuraklığa karar verebilmek için o yerdeki sıcak*lık, yağış miktarı ve yağış rejimi ile zemin özelliğine bağlı buharlaşma koşul*ları, birlikte dikkate alınmalıdır.

    Havanın herhangi bir andaki bulundurduğu nemin ifadesi olan havanın nemlilik derecesi ile, yağış miktarı, buharlaşma + terleme (evapotranspirasyon) sonucu kaybedilen su miktarı arasındaki ilişkiye bağlı olarak ortaya çıkan zemi*nin nemlilik derecesi, kuraklığın belirlenmesinde iki önemli etkendir. Genellikle bunların arasındaki ilişki çeşitli kuraklık indisi ya da yağış etkinliği formül*leri ile belirlenerek; nemli, yan-nemli, yan kurak, kurak ve çöl bölgeleri'nin iklim koşulları tespit edilmekte, ancak ondan sonra bir yerde kuraklığın yaşanıp yaşanmadığı ortaya konabilmektedir Bu yolla dünyanın kurak ve yarı kurak böl*geleri belirlenmiştir.

    Kuraklık konusunun anlaşılabilmesi için, ilk olarak birbirine karıştırılan, kuraklık (drought), kuraklaşma (aridity) ve çölleşme (desertification) kavram*larının ne ifade ettiğinin çok iyi bilinmesi gerekir.

    Kuraklık; yağış azlığına ve diğer görülemeyen bazı nedenlere bağlı olarak belirli bir süreçde gelişmekte ve geçici bir süre devam etmektedir. Bu süreç bir*kaç ay, hattâ birkaç yıl sürebilen su açığı periyodudur. Ayrıca dünyanın kurak ve yarı kurak bölgelerinde görülebildiği gibi, nemli bölgelerinde de görülebilmek*tedir. Kısaca kuraklık veya su yetersizliği, belirli bir süreçte sıcaklık ve rüzgâ*rın kurutucu etkisiyle ortaya çıkan buharlaşma ve terleme (evapotranspirasyon) nedeniyle zeminde su açığının ortaya çıkması ve bu açığı karşılayacak yağı*şın gerçekleşememesidir.

    Kuraklaşma; genellikle ortalama yağıştaki azalma ya da, kullanılabilir su*yun yetersizliğine neden olan ve süreklilik gösteren iklim koşullarının ifadesi*dir. Yani kuraklaşmada, daha kesin bir anlam ve bir devamlılık vardır. Bu koşul lar genellikle çöl bölgelerinde görülmektedir.

    Çölleşme; Çölleşme, insanların yaşadıkları yerlerde, çeşitli doğal beşerî et*kenlerle ortaya çıkan ve yağış azalmasına bağlı olarak beliren kuraklığın ileri boyutlara ulaşması olarak kabul edildiği için, bu kitaptaki "çöl" kavramından sı*cak çöller, çölleşme kavramından da bunların oluşum süreci kastedilmiştir. Çöl*leşme, sürekli bir yaşamın bulunmadığı ve özellikle yağış yetersizliği nedeniyle bolluk ve bereketten yoksun bir bölgenin (çöllerin) oluşumu için geçen süreçtir. Çölleşme, daha çok yıllık ortalama yağışın 250 mm'den daha az olduğu, çöllere komşu, kurak ve yarı kurak kenar bölgelerde, çok uzun bir süre devam eden kuraklık sonucunda oluşmaktadır.

    Suyun bulunduğu vahalar dışında çöl bölgeleri, insanların yaygın olarak yaşadığı yerler değildir. Çünkü buralardaki nem eksikliğinin ve yüksek sıcak*lığın; toprak yapısında, biyolojik varlıklar üzerinde, arazi yapı ve şekli üze*rinde yarattığı olumsuzluklardan dolayı insanların hayatî etkinliklerini sürdür*meleri mümkün değildir.

    Çölleşme kavramıyla kuraklık kavramı genellikle birbirine karıştırılmakta*dır. Kuraklık kısa süreli bir sorun olarak değerlendirilebilir. Çölleşme ise daha knoriktir ve uzun sürelidir. Ancak kuraklık uzun süreli değilse, doğrudan çöl*leşmenin tek nedeni değildir. Çünkü belirli bir kuraklığın yaşandığı dönemden sonra yeterli yağışlar görülmeye başladığında, kuraklık sona ermekte, biyolojik çeşitlilik eski durumuna dönebilmektedir.

    Şüphesiz en önemli ekolojik sorunların başında çölleşme gelmektedir. Bu konuyla ilgili olarak üretilen dünyasal boyuttaki haritalarda, çok geniş alanla*rın, değişik derecelerde çölleşme riski altında bulunduğu görülmektedir.

    Bu konudaki çalışmalardan Dünya'da, çölleşmeden 65 milyon hektarlık bi*rinci sınıf tarım arazisinin etkilendiği, bundan da 1 Milyar civarındaki nüfusun risk altında olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.

    Sık sık kıtlıkla çölleşme arasında da bir bağ kurulmaya çalışılmaktadır. Kıt*lık, doğrudan ve sadece kurak koşulların sonucu değildir. Şüphesiz besin azlığı diğer bazı nedenlerin yanında büyük ölçüde kuraklık ve çölleşmeden de kay*naklanabilir. Ama bunun daha birçok nedenleri vardır.

    Dünyadaki çöller genel olarak beş geniş alanda yer almaktadır.

    Büyük Sahra ile doğuya doğru yayılan Arabistan ve Orta Asya Gobi, Faklamakan çölleri

    Namib Çölü, Karroo, Kalahari (Güney Afrika) çölleri

    Atakama, Patagonya (Güney Amerika) çölleri

    Mojave, Sonoran (Meksika ve Güney Batı ABD) çölleri

    BAvustralya'nın iç kesimlerindeki çöller

    Bütün çöller çok sıcak ve güneşli değildir. Bazı kıyı çölleri kabul edilebilir bir bulutluluğa sahiptir ve özellikle de buralarda alçak bulut ve sis görülür. An*cak yine de bu kıyı çölleri dünyanın en kurak yerleridir. Çünkü bu çöller soğuk su akıntılarının etkili olduğu bölgelerde bulunmaktadır. Bunun için bu tip çöl*ler, soğuk çöller olarak anılır.

    Örneğin; Atakama (Şili-Peru), Kıyı Sahra (Kuzeybatı Afrika) Namib Çölü (Kuzeybatı Afrika) ve Sonaran Çölü (Kaliforniya) bu tip çöllere örnektir.

    Atakama Çölünün bazı bölgelerinde bugüne kadar hiç yağış ölçülmemiş-tir. Son yüzyılda ölçülemeyecek derecede az yağış görülen yerler ise, Afrika ve Şili'deki çöllerin bazı kısımlarıdır. Buralarda yıllık yağış, toplamı 8 mm civa*rındadır.

    B. Kuraklığın Oluşumu ve Dünya'nın Kurak ve Yarı kurak Bölgeleri
    Kuraklık konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için, kuraklığın temel neden*leri ve kuraklığın görüldüğü yerler hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Kurak*lığın en çok görüldüğü yerler kurak ve yarı kurak bölgelerdir. Türkeş (1990)'e gö*re; bu gibi yerlerde görülen kuraklığın nedenlerini aşağıdaki şekilde özetle*mek mümkündür.

    Geniş Boyutlu ve Sürekli Atmosferik Sübsidans

    30° ile 35° kuzey ve güney enlemleri arasında yer alan yüksek basınç ku*şağının genişlemesine bağlı olarak (subtropikal atmosferik subsidansın (çökme) daha geniş alanı etkilemesiyle) görülen yağış azlığı sonucunda daha geniş alan*larda kuraklık yaşanabilir. Meksikadaki, Sonoran çölü, ABD'nin güneybatısın*daki çöller, Sahra-Güneybatı Asya kuşağındaki çöller, Güneybatı Afrika’da ki Kalahari çölü ve Avustralya'daki çöller Kuzey ve Güney yarımkürenin subtropikal yüksek basınç kuşağında oluşan çöl alanlarıdır. Subtropikal yüksek basınç ku*şağının kuzey ve güney kenar bölgelerinde bulunan kurak ve yarı kurak bölge lere doğru yüksek basman genişlemesine bağlı olarak, buralarda belirli süreler*de büyük boyutta kuraklık olayları görülebilir. Örneğin; ülkemiz, 36°-42° kuzey enlemleri arasında yer aldığından, yukarıdaki nedenden dolayı kuraklık afetini sık sık yaşamaktadır.

    Kutup bölgeleri de, soğuk havanın çökmesi sonucu oluşan yüksek basın*cın etkisiyle yağışın çok az görüldüğü, devamlı olarak fizikî kuraklığın yaşan*dığı kurak bölgelerdir. Bunun için buzlarla kaplı bu alanlara buz çölleri denil*mektedir.

    Sınırlı Boyutlu Orografik Sübsidans
    Yöresel etmenlere bağlı olarak oluşan sübsidans (çökme) sonucu devamlı kurak bölgeler oluştuğu gibi, hava kütlelerinin geliş yönüne göre de bazı yerler*de geçici kuraklıklar yaşanmaktadır.

    Bu tip sübsidans, dağ engelleri ya da diğer fizyografik koşullara bağlı ola*rak oluşmaktadır. Buna bağlı olarak görülen yağıştaki azalma, yaşanan kurak*lığın esas nedenidir. And dağlarının etkisiyle Şili ve Peru kıyılarına paralel ola*rak uzanan Patagonya Çölünün varlığını sürdürmesi, burada görülen subsi-dansla ilgilidir. Böyle alanlar esas olarak, batı rüzgârları kuşağında, kuzey-gü-ney doğrultusunda uzanan sıradağların rüzgâr almayan taraflarında görül*mektedir. Bu dağlann batıya (denize) bakan tarafları bol yağış alırken, doğu kı*sımları subsidansın etkisiyle kuraklığın yaşandığı yerlerdir. Kuzey Amerika'nın batısında, Batı ve Güney Arjantin'de ve Orta Asya'da oldukça geniş alanlar kaplayan, kuraklığın uzun zaman ve çok etkili olarak yaşandığı yerler, daha çok bu mekanizma sonucu ortaya çıkmaktadır.

    Ancak bu durum, etrafı dağlarla çevrili depresyonlar ile denizel etkinin iç kesimlere geçmesini engelleyen sıra dağların bulunduğu yerler için de söz konusudur. Örneğin; ülkemizin kuzeyinde ve güneyinde doğu-batı yönünde uzanan sıradağların rüzgâr almayan tarafları ile, etrafı dağlarla çevrili çukur alanları, rüzgâr altı subsidansı nedeniyle yarı kurak alanlar ve kuraklığın her an yaşanabileceği yerlerdir.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Atmosferdeki hava sistemleri ve bunların hareketi
    Yağış oluşumuna neden olan ve yağışı yönlendiren sürekli, yan sürekli ve gezici alçak basınç merkezleri ile bunlara bağlı cephe sistemlerinin etkileme*diği alanlar, kuraklığın yaşandığı veya yaşanabileceği yerlerdir. Örneğin, Türki*ye'nin büyük bir bölümünde ortaya çıkan yaz kuraklığı, subsidansın hâkim ol duğu Azor yüksek basıncı ile kurak ve sıcak özellik gösteren Basra alçak basın*cının etkisiyle oluşmaktadır.


    Bunun yanında kış kuraklığının yaşanmasının nedeni ise, kışın Akdeniz depresyonları ile İzlanda depresyonlarının ve kutupsal cephe salınımlarının beklenilen periyoda ve sıklıkta etkili olamaması, bunun yerine soğuk ve kurak özellik taşıyan Sibirya antisiklonunun etkili olmasıdır.

    Denizden Uzaklık (Karasallık)
    Kurak bölgelerin oluşmasının ve kuraklık yaşanmasının en önemli neden*lerinden birisi de, yeterli derecede nem taşıyan hava akımlarının çeşitli neden*lerle belirli yerlere kadar ulaşamamasıdır. Özellikle geniş kıtaların iç kesimleri, en önemli nem kaynağı durumunda olan denizlerden, çok uzak oldukları için, bu tip bölgelere örnektir. Bunun için buralarda çok büyük kuraklıklar yaşan*maktadır. Örneğin; Orta Asya'nın çöl ve step bölgeleri, okyanusal nemli rüzgâr*ların (reliefin de etkisiyle) oralara kadar ulaşamaması sonucu oluşmuştur. Bu tip hava akımlarının belirli bir periyotta böyle alanların kenar bölgelerinde etkili olamaması, o bölgelerde de geçici kuraklıkların yaşanmasına neden olmaktadır.

    Soğuk Su Akıntıları
    Soğuk su akıntıları da kurak bölgelerin oluşmasında, ya da kuraklığın ya*şanmasında önemli bir etkendir. Nitekim Şili ve Peru kıyılarında yer alan Ata-kama Çölü ile Güney Afrika'nın batı kıyısında bulunan Namib Çölü, soğuk su akıntılarının etkisiyle oluşmuştur.

    Bu akıntı sistemlerinin bazı yıllarda normalden sapması yağış koşullarını değiştirmekte, çöllere yakın alanlarda da kuraklığın yaşanmasına neden olmak*tadır. Örneğin, El Nino (sıcak dönem)'nun yaşandığı periyodlarda sıcak su akın*tısının daha etkili olduğu dönemlerde oluşan kuvvetli yağışlar, Atakama Çö-lü'nün bir kısmının yeşermesine neden olurken, La Nina (soğuk dönem)'nın ya*şanması durumunda daha etkili olan soğuk su akıntısı ise, yağış azlığına ve ku*raklığa neden olmaktadır.

    C. Kuraklığın Sınıflandırılması ve Kuraklık Tipleri
    Bugüne kadar kuraklık; meteorolojik, tarımsal, hidrolojik, coğrafîk hattâ sosyal ve ekonomik yönden farklı biçimlerde tanımlanmış ve farklı, isimler al*tında değerlendirilmiştir.

    Bu tanımlar bir değişkeni ya da birçok değişkeni içerdiği gibi, bunların za rarlı etkilerini de içeren çok sayıda kritere göre yapılmaktadır. Yani yağış, sıcak*lık, nem, buharlaşma, terleme, toprak nemi, rüzgâr gibi değişkenler ile bunla*rın eksikliği veya fazlalığıyla ilişkili olarak ortaya çıkan tehlikeli olaylar da göz önüne alınmaktadır.

    Genel olarak aşağıda özetlenen dört esas kuraklık türünden söz edilebilir


    Meteorolojik kuraklık
    Bir yerde, belirli bir sürede ortalamaya göre yağıştaki azalmanın kriter ola*rak alındığı kuraklıktır. Meteorolojik kuraklığın belirlenmesinde her bölgeye, hattâ ülkeye göre değişik istatistiksel yöntemler ve yağış için farklı sınır değer*leri kullanılmaktadır. Örneğin; bazı yerlerde 21 günlük yağış toplamı, normali nin 1/3'ünden daha az ise, ya da orada 15 gün yağış olmamışsa, bu durum me*teorolojik kuraklık olarak değerlendirilmektedir (Türkeş, 1990).

    Tarımsal kuraklık
    Bitkiler ile meralar, çayırlar ve diğer tarımsal işletmelerin su ihtiyaçlarının karşılanamaması olayıdır. Bu durum, meteorolojik kuraklığın devam etmesi hâ*linde görülür. Kuraklıktan en fazla etkilenen sektör, tarım sektörüdür.

    Hidrolojik kuraklık
    Yer üstü ve yer altı sularındaki azalmanın ölçü olarak alındığı kuraklık olup hidrolojik açıdan yeterli suyun bulunmasıdır. Hidrolojik kuraklık ve şiddeti, su ortamlarının (akarsu, göl, baraj, yer altı suyu vb) gözlenmesi ve yapılan sevi*ye ölçümleriyle tespit edilmektedir.

    Kıtlık

    İnsanların sosyal ve ekonomik her türlü etkinliklerini olumsuz yönde etki*leyebilecek, ölüme kadar götürebilecek nitelikteki gıda eksikliğidir. Özellikle yaşanan su sorunu ile üretimde görülen azalmaya bağlı olarak yaşanan kıtlık, açlık, bu tip kuraklığa örnek olarak verilebilir. Bu kuraklık tarımsal kuraklığın bir ektsrem tipi olup sosyo-ekonomik kuraklık olarak da adlandırılır.

    Dünyadaki hava olaylarını ve iklimi yönlendiren iklim etmenleri (güneş ışınlarının geliş açısı ve enlemsel değişikliği, karaların ve su kütlelerinin dağılı*mı, okyanus akıntıları, hâkim rüzgârlar, alçak ve yüksek basınçların yerleri, orografi ve yükseklik) çok sayıda iklim tipleri ile iklim bölgelerinin ve kuşakla*rının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dolayısıyla yeryüzünde bu etmenlere göre çok sayıda yarı nemli, nemli, yarı kurak, kurak ve çöl bölgeleri olarak ad*landırılan alanlar oluşmuştur. Bu alanların doğal dengesinin korunması, bu böl*geleri temsil eden iklim koşullarıyla doğrudan ilişkilidir. İklimde görülebilecek dalgalanmalar, buralarda doğal afete dönüşebilecek beklenmeyen tehlikeli olay*ları doğurabilmektedir.

    Nemli, yarı nemli ve yarı kurak bölgelerde belli bir süre içinde görülen yağış yetersizliği kuraklığa neden olurken, kurak bölgelerde ve çöl bölgelerin*de yaşanan yağış azlığı daha da ağır yaşam koşullarına neden olabilmekte ve çöller genişlemektedir.

    Bilindiği gibi Atmosferdeki hava kütleleri ve parselleri sürekli hareket ha*lindedir ve genel dolaşım adı verilen bu hareket bir düzen içinde sürmektedir. Ekvatoral enlemlerdeki enerji fazlalığı ile kutuplardaki enerji açığına bağlı ola*rak gelişen bu hareketin önemli boyutta normalinden sapması, yağış koşulları*nı etkilemekte, bazı bölgeler için yağış fazlalığı, diğer bazı bölgeler için de yağış azlığı söz konusu olabilmektedir.

    Yağıştaki azalma belli bir süre devam ettiği takdirde o yerde kuraklık söz konusu olmaktadır. Ortalama yağışın azalmasında ve kuraklığın daha da büyük boyutlara ulaşmasında insanların bazı etkinliklerinin de büyük rolü olduğunu söylemek gerekir.
    ;

    D. Kuraklığın Sonuçları
    Kuraklık yavaş gelişen tehlikeli bir meteorolojik olay olmasına rağmen, in*sanlara ve çevreye en fazla zarar veren doğal afetlerin başında gelmektedir.

    Çünkü kuraklığın bir yerde ne zaman başladığı ve ne zaman biteceği tam olarak bilinememektedir. İlk aşamada daha önce alman bazı önlemlerle, ortaya çıkan olumsuzluklar atlatılabilecek gibi görünse de, kuraklığın uzaması hâlinde bu önlemler yetersiz kalmaktadır.

    Dünyada gittikçe artan tatlı su açığı nedeniyle, zaten oldukça sınırlı olan mevcut tatlı su varlığı, ihtiyacı karşılamaktan çok uzak kalmakta, üretimde düşme, kıtlık ve açlık yaşanmaktadır. Buna bağlı olarak hem ulusal hem de uluslar arası, sosyal ve ekonomik çok büyük sorunlar doğmaktadır. Bu*nun sonucunda büyük can ve mal kayıplarının olduğu afet boyutunda olaylar yaşanmaktadır.

    Bir yörede, bir bölgede veya bir ülkede görülen kuraklık sadece orada yaşa*yanlar için değil, gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkeler, dolayısıyla dünya*daki bütün insanlar için önemli sorunlar doğuran bir doğal tehlikedir. Çünkü bir yerde, iklim dalgalanmalarına bağlı olarak görülen kuraklık, mutlaka diğer ülkelerde de bir iklim anomalisinin yaşanmasına neden olmaktadır.

    Yine içinde bulunduğumuz çağda, bütün ülkeler arasında değişik boyutta ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler vardır. Dolayısıyla bir ülkede yaşanan kuraklık, o ülke ekonomisinde kayıplara neden olduğundan, ilişki içindeki diğer ülkelerin ekonomileri üzerinde de olumsuzluklar yaratacaktır.

    Kuraklığın yaşandığı bir ülkeden doğan akarsuyun taşıdığı su miktarı aza*lacak, ancak o ülkeye yetebilecek hale gelecektir. Bunun sonucunda başka bir ül*kenin topraklarına giren o akarsu, bu ülkeye daha az su taşıyacaktır. Bu da iki komşu ülke arasında sorunlara neden olacaktır.

    Görüleceği gibi, kuraklık çok ciddî yaşamsal sonuçlar doğurmaktadır. Çev*rede ve ekonomide düzeltilmesi mümkün olmayacak boyutta tahribat ortaya çıkmakta kıtlık, açlık ve sonuçta büyük can kayıpları yaşanmaktadır.

    İnsanlık tarihi boyunca önemli kuraklıkların yaşandığı dönemlerde, ülke içinde ve ülkeler arasında su sorunuyla ilgili kargaşa ve anlaşmazlıkların yaşan*dığı, kavgaların ve savaşların olduğu, büyük medeniyetlerin yok olduğu ve büyük göçlerin yaşandığı bilinmektedir. Büyük kuraklıklar daha çok Asya kıta*sında görülmüştür. Tarım devrinden beri kıta üzerine yayılan kuraklıktan bunun en önemli sonucu olan kıtlık ve açlıktan büyük can kayıpları olmuştur. Türklerin ana yurtları olan Orta Asya'dan göçü, yaşanan büyük kuraklıkla ilgi*lidir ve buna çok güzel bir örnektir. 20. yüzyılda yaşanan en büyük doğal afet*ler de kuraklıktan kaynaklanmıştır. Ortadoğu ülkeleri, Hindistan, Çin, Rusya, Ukrayna ve Afrika'nın Sahel bölgesinde görülen kuraklıkta, büyük can ve mal kaybı yaşanmıştır. Çin'de 1927 yılında yaşanan uzun süreli kuraklıktan 24 mil*yon 1928-1930, 1936 ve 1941-1942 yılları arasında da milyonlarca kişi yaşamını yitirmiş, çok büyük ekonomik kayıplar yaşanmıştır. 1921-1922 yıllarında Ukray*na ve Rusya'da 250 bin ile 5 milyon arasında insan ölmüştür. Hindistan'da sık sık kuraklık sonucu afet boyutunda olaylar yaşanmaktadır. Örneğin, 1900 ile 1965-1967 yıllarında yaşanan kuraklıkta 5 milyon civarında insan hayatını kay*betmiştir. Büyük Sahra'nın kenarlarında yer alan kısımlarda, özellikle Sahel böl*gesinde 1960, 1970 ve 1980'lerde yaşanan Sahel Kuraklığı, Brezilya'nın kuzey*doğusunda, Avustralya'nın büyük bir kısmında, Endonezya, Rusya, Afganistan ve ABD'nin orta batısında yaşanan, büyük mal ve can kaybı nedeniyle afet hâli*ni alan kuraklık, bu doğa olayının dehşetini gösteren örneklerdir.
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    Örneğin; 1968-1974 yılları arasında Afrika'nm Sahara bölgesinde yer alan Sahel'de yaşanan kuraklıkta bu bölgede sadece, 1973 yılında 5 milyon büyük*baş hayvan, 100 bin dolayında insan ölmüştür (Smith, 1998)

    Kuraklığın verdiği zararlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

    Su kaynaklan azalır, tarımsal üretim düşer

    Sanayide gerileme olur

    Kullanma suyu yetersizliğinden kaynaklanan kirlilik sonucu, salgın has*talıklar da artış olur.

    Enerji üretiminde azalma görülür

    Doğal bitki örtüsü ve hayvan varlığı zarar görür

    Doğal dengenin bozulmasına bağlı olarak büyük ekolojik sorunlar ortaya çıkar.

    Ulusal ve uluslararası boyutta ekonomik ve sosyal dengenin bozulması*na bağlı olarak sosyal sorunlar yaşanır.

    Uzun süren ve çok geniş alanlarda etkili olan büyük orman ve çalı yan*gınları görülür.

    Üretimdeki düşmeye bağlı olarak, yaşanan kıtlık, yetersiz beslenme ve aç*lık sonucu hastalık ve ölüm olayları normal bir olay olarak ortaya çıkar.

    Yeterli bedensel temizlik ve hijyenik ortam sağlanamayacağı için salgın hastalıklar baş gösterir.

    Ülkeler arasında ve özellikle de komşu ülkeler arasında su paylaşımından dolayı büyük sorunlar yaşanır.

    Dünya Gıda Programının hazırladığı Açlık Haritasına göre, açlık sorunu*nun en ağır bir biçimde yaşandığı ülkeler, kuraklığın çok etkili olduğu Afri*ka'nın Sahara bölgesi ile Asya kıtasında yer alan bazı ülkelerdir. Durumu en kötü ülke ise 2000 yılı içinde büyük kuraklık yaşayan Afganistandır. Bu ülke nüfusunun %35'nin çok kötü beslendiği belirtilmektedir. Ayrıca Çad, Yemen ve Moğolistan'ın da bu nedenle açlık sınırında olduğu vurgulanmaktadır.

    E. Kuraklık ve Türkiye

    a. Genel Bilgiler

    Türkiye, makro ölçekte yazlan sıcak ve kurak, kışlan ılık ve yağışlı geçen Akdeniz ikliminin özelliklerine sahiptir. Bu özelliğiyle dünyanın yarı kurak ik*lim kuşağında yer almaktadır. Ancak daha önce de belirtildiği gibi, yerel fizikî coğrafya özellikleri nedeniyle de çok değişik iklim tiplerinin görüldüğü bir ül*kedir. Bunun sonucu olarak, çöl benzeri alanlar (çok sınırlı olmakla beraber), kurak ve yarı kurak alanlar geniş yer tutmakta, çok sık olarak ve değişik boyut*ta kuraklıklar yaşanmaktadır. Bu nedenle Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına yıllık su varlığı A.B.D. ve Kanada'da 10.000 m3 iken bu değer Türki*ye'de 1000 m3 civarındadır.

    Türkiye'de yaz kuraklığı normal bir iklim özelliğidir. Ancak kış ve bahar mevsimlerinde görülen kuraklığın uzaması ve yaygınlaşması sonucunda, eko nomik etkileri yıllar süren, ağır sorunlar yaşanmaktadır.

    Daha önce açıklanan ve kuraklığa neden olan genel etmenlerin (soğuk su akıntılarının etkisi dışında) hemen hepsi, ülkemizdeki kurak bölgelerin oluş*masında ve kuraklığın sık ve yaygın bir biçimde yaşanmasında etkili olmak*tadır. Bunların etkileri aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

    Belirli bir dönemde 30°-35° kuzey enlemleri arasında yer alan sübsidans alanı (yüksek basınç kuşağının)nın kuzey enlemlere doğru genişlemesi

    Orografik özellikleri nedeniyle birçok yerde sınırlı sübsidansın oluşması,

    Yağışa neden olan gezici alçak basınçların ve cephe sistemlerinin orog*rafik engeller nedeniyle etkili olamaması,

    İç ve doğu bölgelerimizin denizden (denizel etkiden) uzak olması.

    b. Türkiye'nin Yağış Koşulları
    Türkiye'de kışın görülen yağışların ana kaynağı, Atlas Okyanusu kökenli denizel kutbî (mP) ve Akdeniz oluşumlu Akdeniz hava kütlesi (Med)dir. Bu nemli hava kütleleri; İzlanda alçak basıncı ve buna bağlı cephe sistemleri, Akdeniz depresyonları ve bunlara bağlı cephe sistemleri ile taşınmakta ve farklı fizikî coğrafya etmenlerine bağlı olarak da ülkenin değişik bölgelerinde farklı biçimde ve miktarda yağışa neden olmaktadır. Ayrıca Sibirya antisiklo-nuyla Akdeniz'e inen Sibirya kökenli karasal kutbi (cP) hava kütlesinin Akde*niz'de tropikal hava kütlesiyle karşılaşmasıyla oluşan alçak basınç ve cephe sis*temleri de ülkemizde görülen yağışların bir diğer kaynağıdır.

    Bu sistemlerin soğuk mevsimde beklenilen yerde, zamanda ve biçimde et*kili olmaları durumunda, kuraklık söz konusu olmamakta, istenilen etkinlikte ve zamanda görülmemeleri nedeniyle ise, kış kuraklığı yaşanmaktadır.

    Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri, bu nemli hava kütlelerinin etkisine daha kapalı olduğu için, genel olarak kuraklığın sık ve yaygın olarak görüldüğü bölgelerdir.

    Türkiye'de yaşanan yaz kuraklığının asıl nedenleri ise genel hatlarıyla aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

    Kutupsal cephe ile İzlanda depresyonlarının 50° N enleminin kuzeyine
    çekilmesi ve Azor yüksek basıncının Akdeniz ve Orta Avrupa üzerinden Türki ye'yi etkilemesi sonucunda Akdeniz depresyonlarının etkili olamaması.

    Yaz süresince Muson rejimine bağlı olarak oluşan Asya termik alçak ba*sıncının bir uzantısı olan, sıcak ve kuru özellik gösteren Basra alçak basıncının etkili olması.

    Yaz süresince Basra alçak basıncı ile Azor yüksek basıncının birlikte et*kili olması.

    Kışın ve İlkbaharda yaşanan kuraklık ise, hem Azor yüksek basıncının, hem de Sibirya yüksek basmanın, ya da ikisinin aynı zamanda Türkiye'ye yer*leşerek (bkz. Yaz Poyrazı Modeli) yağışın beklendiği bir dönemde, çeşitli kaynak*lı depresyonların Türkiye'ye girmesine engel olmalarının sonucudur. Bu du*rumda cephesel yağışlar görülmediği gibi, kararsızlık (konvektif) yağışları da beklenilen seviyede değildir. Böylece, sözü edilen yüksek basınçların etkisiyle yağış azlığına bağlı olarak bir kuraklığın yaşanması söz konusudur.

    Türkiye'nin yağış ve kuraklık koşullan üzerinde etkili olan ve yukarıda açıklanan küresel etmenlerin yanında, yağış şiddeti ve dağılımı üzerinde büyük etkileri olan fiziki coğrafya etmenlerinden ve bunların etkileyiş biçiminden de kısaca söz etmek, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu konuyu aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.

    Üç tarafının denizlerle çevrili olması

    Kuzey ve güneyden kıyıya paralel olarak uzanan dağların bulunması

    Batı Anadolu'da dağların kıyıya dik uzanması

    Ortalama yüksekliği 1100 metre dolayında (Doğu Anadolu Bölgesi'nde 2000 m) derin vadilerle yarılmış bir plato özelliğinde olması

    Çok sayıda, etrafı dağlarla çevrili depresyonların ve geniş düzlüklerin bu*lunması.

    Akdeniz ve Karadeniz üzerinden gelen nemli havanın, kıyıya paralel olarak uzanan dağların rüzgâr alan yamaçları boyunca yükselmesiyle buralarda kuv*vetli orografik yağışlar görülmektedir. Buna karşın İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin iç bölümlerindeki alçak plato ve ovalara ulaşan ve dağ sı*ralarını aşarken subsidans (çökme) sonucu adyabatik olarak ısınan ve kuru bir özellik kazanan hava, buralara çok daha az yağış bırakmaktadır.

    Subsidansa bağlı olarak görülen yağış azalması, nemli havanın, etrafı dağ*larla çevrili olan çukur alanlara ve vadi yamaçlarından vadi tabanlarına doğru inmesi sırasında da görülmektedir. Bu nedenle, Karadeniz dağlarının güney eteklerindeki derin vadiler, Toros dağlarının kuzey eteklerinde yer alan alçak plato ve ovalar, kuytu yamaç subsidansının etkisiyle oluşan kurak / yarı kurak alanlardır. Karadeniz dağlarının kuytu güney yamaçları, Kelkit çayı ve Çoruh ır*mağı vadi boyları, yağmur gölgesi alanları adı verilen az yağışlı yörelerdir. Torosların Kuzey yamaçları ve Konya ovasında da bu tip alanlar oldukça yaygın*dır. Aynı nedenlerle Doğu Anadolu bölgesi'nin çukur yerlerinde de kurak ve yarı kurak alanlar oldukça geniş yer tutmaktadır. Iğdır Ovası ve Van Gölü havzası bu tip yerlere örnek alanlardır.
     
  4. RüzGaR Super Moderator

    C. Türkiye'de Kuraklıkla İlgili Yapılan Çalışmalar ve Sonuçları

    Ülkemizde kuraklık konusunda yeterli olmamakla beraber çok sayıda çalış*ma yapılmıştır. Başta coğrafyacılar ve ziraatçılar olmak üzere değişik meslek gruplarına mensup kişiler tarafından yapılan bu çalışmaların bir kısmı Türki*ye'nin tamamını, bir kısmı da, belirli bölge ve yörelerini kapsamaktadır.

    Bu çalışmaların esasını, değişik kuraklık indisleri kullanılarak çizilen ku*raklık haritaları oluşturmaktadır. Örneğin; Tümertekin (1956) Türkiye'de ku*raklık süresinin Coğrafî Dağılışı adlı çalışmasında DeMartonne ve Thorntwaite formüllerini kullanarak kuraklığı incelemiştir. Buna göre aşağıdaki sonuçlar çıkmıştır.

    Kurak iklim koşulları, yılın önemli bir bölümünde etkili olmaktadır.

    Kuraklığın süresi ve şiddeti göz önüne alındığında; kuraklıktan en çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Akdeniz ve Ege bölgelerinin kıyı kuşağı, İç Anadolu Bölgesi, Trakya ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin bazı çukur alanları et*kilenmektedir.

    Nişancı (1976-1977) Türkiye'de Kurak (ya da nemli) Alanların Dağılışı ad*lı çalışmasında Türkiye'nin kurak alanlarının dağılışını gösteren bir harita hazır*lamıştır. Yine Nişancı (1977) yapmış olduğu bir başka çalışmada kurak yerlerde alınması gereken önlemleri belirtmiştir.
    Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Aydeniz metoduyla kuraklığı incelemiş; kuraklığın dağılımıyla ilgili haritalar üretmiştir.
    Türkeş (1990) Türkiye'de Kurak Bölgeler ve Önemli Kurak Yıllar adlı ça*lışmasında, Erinç formülüne göre kuraklık haritaları çıkarmıştır. Burada Erinç indisine göre Türkiye'deki kuraklık incelendiğinden önce bu formülle ilgili kısa*ca bilgi verilmesi uygun olacaktır.
    yağış Etkinliği
    P= yıllık yağış tutan (mm)
    Tom= Ortalama maksimum sıcaklık (°C)
    Erinç, indis sonuçlarını vejetasyon formasyonlarının yayılış alanları ile kar*şılaştırarak, yağış etkinliği bakımından aşağıdaki sınıflara ayırmıştır.
    Jm_ Sınıf Vejetasyon
    <8..................... Tam kurak.......................... .... Çöl
    8-15..................... Kurak............................... Çölümsü step
    15-23................... Yarıkurak......................... ...... Step
    23-40.................. Yarınemli......................... Park görünümlü kuru orman
    40-55.................. Nemli............................... ...... Nemli orman
    55 <.................. Çok nemli......................... Çok nemli orman

    Yıllık kuraklık üzerinde yapılan bu çalışmanın sonuçlan aşağıdaki şekil*de özetlenebilir. Türkiye'de tam kurak (Im<8) alan bulunmamaktadır. Tuz Gö-lü'nün güneyinde genişçe bir alanda, Güneydoğu Anadolu'da ve Iğdır çevresin*de küçük alanlarda kuraklık (Im=8-15) görülmektedir (Şekil 98).

    İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun büyük bir kısmı, İğdır civan ve bazı depresyonlar yan kurak (Im=15-23) alanlardır.

    Türkiye'nin büyük bir kısmını yan nemli (23-40) alanlar oluşturmaktadır.

    Batı Torosların ve Karadeniz dağlarının denize bakan yamaçları ve doğu Anadolu Bölgesi'ndeki dağlık alanlar, nemli ve çok nemli (Im= 40-55) alanlar Aylık kuraklık indis haritaları incelendiğinde ise aşağıdaki sonuçlar çık*maktadır.

    Haziran ayında kabaca Ege ve Akdeniz kıyı kesimi tam kurak olmak üze*re yurdumuzun güney yarısı kurak görülmektedir (Şekil 99).

    Temmuz ve Ağustos aylarında kuraklığın etkili olduğu sınır, tam ku*raklık etkili olmak üzere Kuzey Anadolu dağlık kuşağına kadar kaymaktadır (Şekil 100).

    Eylül ayından itibaren kuraklık sının tekrar güneye kaymakta ama hem tam kurak, hem de kurak alanlar çok geniş yer kaplamaktadır (Şekil 101).

    Ayrıca 1956 -1985 yıllan arasında yapılan kuraklık İndis haritalarına da*
    yanarak kuraklığın 1956, 1970, 1973, 1984................................ yıllarında geniş alanlarda etkili
    olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Yıllık ve aylık kuraklık çalışmalarının sonuçlarına göre Türkiye'deki tam kurak, kurak, yarı kurak, yan nemli, nemli ve çok nemli alanlar;

    Yıllık ortalama indis değerlerine göre, Türkiye'de tam kurak sayılacak
    yerler yoktur. Ancak bu sınıra yakın yerler; Akçakale, Ceylanpınar, İğdır, Tuzlu*
    ca (Iğdır), Karapınar, Ereğli (Konya) ve çevreleridir.

    Yarıkurak alanlar; İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleriyle Doğu-beyazıt-Tuzluca çevresi ve Merzifon-Amasya-Tokat çevrelerinde yer almaktadır. Bu yerler kuraklığa karşı hassas alanlardır.

    Yarı nemli alanlar Ege, Marmara Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Göller yöresi, Karadeniz Bölgesi'nin güney yansı, Yukarı Kızılırmak Bölümü ve Van çevresi*dir. Buraları, yan kurak alanların etrafında yer alan, kuraklığa karşı hassas olan bölgelerdir.

    Aylık indis değerlerine göre; Kasım-Mart periyodunda Türkiye'nin he*
    men her yeri yarı nemli, nemli ya da çok nemlidir. Ancak Iğdır, Akçakale, Cey*
    lanpınar, Konya Ereğli, Niğde ve Karapınar çevrelerinde yağışlı mevsimde bile,
    yağış açığı görülmektedir.
    Ülkemizde Nisan ayı ile birlikte kuraklık, etkisini göstermeye başlamakta*dır.

    Yukarıda belirtilen durumlar, ortalama sonuçlardır. Şüphesiz bazı yıllarda genel atmosfer dolaşımına bağlı olarak kuraklığın görülmeye başladığı tarihler de değişebilmektedir.
    Meteoroloji Genel Müdürlüğünce yapılan bir çalışma 1960-1990 yıllan ara*sında yaşanan kuraklıkların, en çok İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde, en az ise, Akdeniz ve Marmara Bölgelerinde yaşandığını gösteriyor.

    E Kuraklıktan Korunma
    Kuraklık esas olarak, sürekli ve gittikçe artan bir yağış azlığına bağlı olarak ortaya çıkan bir meteorolojik süreçtir. Bu nedenle meteoroloji kuruluşları, ku*raklık afetinin etkisini azaltmak için ulusal ve uluslar arası boyutta büyük çaba*lar harcamaktadır. Bunlardan bir tanesi yapay yolla, bulutun sağılmasına daya*nan yağış (yapay yağış) oluşturma çalışmalarıdır. Bu çalışmalar halen devam et*mektedir. Bu konuda bazı ilerlemeler kaydedilse de, bugün için uygulanabilir bir yol olarak tavsiye edilmemektedir.

    Günümüzde, iklimdeki bozulma ve dalgalanmalara bağlı olarak oluşacak kuraklıktan kaçılması mümkün görülmemektedir. Ancak kuraklıktan daha az zarar görmek için ilgili kurum ve kuruluşlar ile bireylerin aşağıda özetlenen ön*lemleri alması gerekir.

    Meteoroloji kuruluşlarınca geçmiş yıllara bakılarak yaşanan kuraklık*lar incelenmeli, kurak dönemlerin periyodik olup olmadığı araştırılmalıdır. Bir sonuç elde edildiği takdirde ilgililer ve kamu bu konuda bilgilendirilmeli, uyarılmalı ve bu konuda hazırlıklı olunması ve gerekli önlemlerin alınması sağlanmalıdır.

    Eğer yaşanacak kuraklık yapılan çalışmalarla bir yıl öncesinden tahmin edilebiliyorsa, ürün seçiminde su eksikliğine dayanıklı ve az su isteyen bitkile*rin tarımı teşvik edilmelidir. Bu konuda ilgili kurumlar ve kuruluşlar ve halk uyarılmalı, devlet üreticiye her türlü desteği sağlamalıdır.

    Kuraklığa duyarlı, her zaman kuraklığın yaşanabileceği bölgelerde (ku*rak, yarıkurak) su yönetimine ayrı bir önem verilmelidir. Uygun yerlerde baraj ve gölet gibi su yapıları inşaa edilmelidir.

    Kuraklığın su yetersizliğine neden olması yanında, diğer bazı boyutları*nın da olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, toprak neminin belirli bir değerin altına düşmesi ve bitkinin su ihtiyacını karşılamayacak duruma gel*mesi de bir kuraklık belirtisidir. Bunun için kritik dönemlerde toprağın nem kaybını azaltacak önlemlerin alınması da kuraklıkla mücadele kapsamına alın*malıdır.

    Buharlaşmanın yağışlardan fazla olması da kuraklığı doğuran önemli bir etken olduğundan, su ortamlarından olan buharlaşmayı azaltan önlemler alın*malıdır.

    Bireyden başlamak üzere, toplumun her kesiminin ve devletlerin bu sı*nırlı doğal kaynağı (suyu) çok iyi bir biçimde kullanması ve değerlendirmesi te*mel görev olmalıdır.
     

Sayfayı Paylaş