Korkuyu Beklerken

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    Beyaz Mantolu Adam Korkuyu Beklerken


    Oğuz Atay Hakkında

    Marjinaller...
    Atay'ın kişilerinin bugün bize en yakın gelen özelliklerinden biri, hayat karşısında beceriksiz, "hayatın acemisi" olmaları. Tutunamayanlar' da Selim Işık, Tehlikeli Oyunlar' da Hikmet Benol, düşünmekten yaşamaya fırsat bulamamış, "hayat bilgisi"n den yoksun, bu yüzden de zihinlerindeki doğrularla birlikte evde kalmış, çocuk kalmış kişilerdir. Her şey çok önceden belirlenmiş gibidir: "Kitap kurdu, boş hayaller kumkuması, hayatın cılız gölgesi" Selim çocukken ne futbol takımına girebilmiş, ne sınıf mümessili olabilmiş, ne Korkularını yenip çocukluk aşkının peşinden dut ağacına çıkabilmiş, ne de büyüdükten sonra, kötü yaşarım korkusuyla hayata dahil olabilmiştir. Hikmet'in içindeki çocuk da, "yaşamadığı için büyümemiş"tir. O da Selim gibi düşünmenin kurbanı gibidir: Erkeklerin pijama ve terlikle dolaştığı, duvarlarına takvim asılan evleri gülünç bulduğu için kendine bir hayat kuramamış, sahte olurum ya da kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamamış, bir kere böyle düşündüğü için başka türlü düşünememiş, sırf öyle söylediği için bütün hayatını "kelimeler uğruna" harcamıştır. İçlerinden bir tek "eyyamgüder" Turgut Özben becerikli-dir: Duraklara en kısa yollardan çıkabilir, dolmuşa herkesten önce binebilir; erken yaşta, öğretmenin gözüne girebilmenin bağırarak şiir okumaktan geçtiğini keşfeder; ama o da bu becerisini, "hayat pasosu"nu Selim' i anlamaya çalıştıkça kaybedecek, bir "deliler treni"n de bir istasyondan diğerine dolaşmayı seçecektir. O halde bir kader birliğinden söz edilebilir: Bilinç insan hayatın dışına itecek; beceriksiz, tutuk, acemi ve işlevsiz kılacaktır.
    Atay bu yaşantıyı acıklı bir dille, tutunamamaktan yakınarak ya da tutunamayanları hor görenlere, onları gülünç duruma düşürenlere öfke duyarak -bir tür unutkanlıkla, acı çekenin dışında her şeyi unutarak- anlatabilirdi. Ama bunu yapmıyor; bir şey geri çekiyor Atay'ı; oradaki tutukluğu, beceriksizliği abartmayı, daha komik, daha kırılgan, daha korumasız kılmayı seçiyor. Tehlikeli Oyunlar' da Hikmet, hayattan kaçıp sığındığı gecekonduda, kendisi gibi yaşamasını bilmeyenler için büyük bir boşluğu, "hayat kadar büyük bir boşluğu" dolduracak yüzlerce ciltlik bir "hayat bilgisi" ansiklopedisi çıkarmayı tasarlıyor. Bir insanın günlük hayatta yolunu bulması için bilmesi gereken herşey; soyunurken nasıl bir sıra takip edeceği, pijamalarını nasıl katlayacağı, "Bakkal Rıza'ya gitmek meselesi" dahil günlük hayatta karşılaşabileceği bütün durumlar ayrıntılarıyla, mümkün olan bütün çözüm yolları aydınlatıldığında kimse kararsız kalmayacak, kimse kendini yalnız hissetmeyecek, kimse delirmeyecektir. Kitaplardan edinilmiş bilgiden, kita- bilikten, bilincin karşılıksızlığından, zihinde kurulana tekabül eden bir gündelik hayat olmamasından kaynaklanan yalnızlık, bu kez bu soruna da karşılık verecek dev bir kitapla aşılmaya çalışılıyor. Bir türlü hakim olunamayan günlük hayata dahil olmanın, sürekli bir korku kaynağı olan eşyayı denetlemenin tek yolu, hayatı hep bir hayat bilgisi kitabına danışarak, bir talim olarak yaşamaktan geçecek: Kapının kilidi iki kere çevrilmeli, anahtar- lar vazonun içine konmalı, diş fırçası yıkandıktan sonra lavabonun kenarlarına vurularak suları silkinmeli, sevişirken iyi oluyor, iyi oluyor diye tekrarlamalı, tabiatı sevme talimleri yapılmalı... Hikmet'in yaptığı gibi: "Bütün kötülükler dalgınlıktan çıkıyor. İnsan nerede olduğunu, ne yapmakta olduğunu her an bilmeli. Mesela sen şimdi kahvedesin dedim kendime, çayını içtin dedim, parasını ödeyeceksin dedim. Dışarıda yağmur yağıyor, sen yağmurun dinmesini bekliyorsun. Mevsimlerden sonbahardır ve içindeki bu yavaş hüzün sonbahar yüzündendir. İlkbahar olsaydı böyle hissetmezdin. Mevsimlerin değiştiğini gözden kaçırmamalısın. Kahvede oturup Sevgi'ye gideceğini durmadan düşünüp, sonra da çayını parasını verip vermediğini bilmez bir duruma düşmemelisin. Hızla kapıdan çıkıp, yürümeye karar vermiş olduğun halde yalınayak otobüse binmemelisin. Hiçbir zaman, bir- denbire kendini bilmediğin bir yerde bulmamalısın. Bütün kötülükler hazırlıklı olma- maktan doğuyor."

    (...)

    Kemalizmin Delisi Oğuz Atay,
    Nurdan Gürbilek,
    Defter dergisi, temmuz-kasım 1990, #14.


    Hikaye: Beyaz Mantolu Adam

    Hikayede bir kişiye odaklanmış durumda anlatılıyor. Kullanılan bu yöntemle hikaye yazarın gözünden anlatılmasına rağmen dikkatin dağılmasını engelleyip, baş karak- tere odaklaşmayı sağlıyor. Yan karakterlerin her birinin hikayedeki rollerinin kısa ve öz olması yazarın onlar için olan tasvirlerini fazla uzatmamasını sağlayan birer sebebi olarak gösterilebilir. Kahramanın hikaye boyunca az konuşması kişiler arasındaki etkileşi- min tek seferlik olduğunu gösteriyor ve bu durum hikayenin sonunda bir çözüme ulaşıyor.
    Benim gibi fazla kitap okumayan birini bile içine çeken bu hikaye aslında temel aldığı konu ve daha ilk paragraftan itibaren kendini belli eden dramı ile değer kazanıyor. Çok basit ve halkın içinden birisini anlatması çekiciliğini arttırıyor. Beklenmedik bir sonla bitmesi durumu trajikomik bir hale getirip akılda kalıcı bir hikaye olmasını sağlıyor.
     



Sayfayı Paylaş