Kişisel Modernlik Yaklaşımları

Konusu 'Sosyoloji-Psikoloji' forumundadır ve RüzGaR tarafından 28 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Kişisel Modernlik Yaklaşımları

    Kişisel modernlik yaklaşımları, sosyal değişme ve modernleşme olgularını, genel olarak bireylerin kişisel özelikleriyle ilişkilendiren görüşlerdir. Dünyanın pek çok ülkesinde görülen sosyal değişme olayının modernleşme olarak tanımlandığına işaret eden Kağıtçıbaşı’ya (1976) göre “modernleşme, hem sosyal yapıda kurumsal değişmeleri, hem de bireysel düzeyde tutum ve davranış değişmelerini içeren” karmaşık bir süreç niteliği göstermektedir.
    Çağdaş değişmelerin, daha önceki örneklerinden farklı olarak, toplumu derinlemesine ve yaygın bir şekilde etkilediğini, ekonomik, teknolojik oldukları kadar da politik ve entelektüel bir nitelik taşıdıklarını belirten Smith (1973) de aynı hususa işaret etmektedir. Ona göre dünya, bu model etrafında dönmekte ve herkes, tek bir dünyada yaşamaya mecbur kalmaktadır.

    Bu tür bir sosyal değişme, kültürel ve psiko-sosyal çerçevedeki değişmeleri de kapsayan toplumsal (societal) bir değişmedir. Tüm bu değişikliklerin insanlar tarafından özümsenmesi ve kişilik özellikleri ve davranış planında yansıması gerekmektedir; modernleşme, ekonomik ve sosyal organizasyon biçimlerinin değişmesi yanısıra, psiko-sosyal boyuttaki değişmeleri de kapsamaktadır.

    Bu nedenledir ki, bir yandan toplum düzeyindeki, öte yandan birey düzeyindeki değişmelerde kendini göstermesi ve ayrıca bu iki düzeyde cereyan eden olayların ilişkisini içermesi dolayısıyla modernleşmenin, sosyal psikolojik bir araştırma alanı olarak ele alınması kaçınılmaz olmuştur.
    Nitekim, çeşitli araştırmacılar modernleşme olgusunu, sosyal psikolojik bir perspektiften ele alıp incelemişlerdir. Bunlar arasında modernleşmeyi birtakım bireysel özelliklere dayandıran görüşler, özellikle dikkati çekmektedir. Örneğin McClelland (1961), modernleşmeyi ‘başarı güdüsü’ne dayandırmış ve bir toplumda başarı motivasyonunun düzeyi ile toplumun gelişme düzeyi arasında bir ilişki bulunduğunu öne sürmüştür. Lerner (1958) ise modernleşmeyi, bir toplumdaki empati düzeyi yüksek kişilerin sayısıyla ilişkilendirmiştir.

    Kişisel modernlik yaklaşımları çerçevesinde yer alan bir başka anlayış, çeşitli toplumlardaki ‘modern insan’ özelliklerinin betimlenmesine yönelmiştir. Bu çerçevede Afrika ülkelerinde çalışan Doob, modern insanın özellikleri olarak zamana önem vermek, geçmişe değil geleceğe yönelik olmak; devlet faaliyetlerine karşı olumlu tutum; iyimserlik ve kendi kaderini kontrole inanç; yurtseverlik; bilim ve determinizme inanç; insanlara güven duygusu; ulusal liderlere karşı olumlu tutum; geleneksel inançları önemsememek. Bunlar değişime açık kişinin özellikleri sayılmıştır.

    Arjantin, Şili, Hindistan, İsrail, Nijerya ve Bangladeş’te yaptığı araştırmasında Inkeles (1969), modern kişilik özellikleri olarak yeni tecrübelere açıklık; ana-baba otoritesinden bağımsızlık; yurttaşlık faaliyetlerine ilgi ve katılma; zamanla ilgili olma (planlama, dakiklik) gibi özellikleri saptamıştır.

    Türkiye’de yapılan araştırmalarda da (Kağıtçıbaşı, 1973), modern kişilik özellikleri arasında kişisel gelecek hakkında iyimserlik, başarı güdüsü, içten kontrole inanç ve yurtseverlik gibi özellikler saptanmaktadır. Kişisel modernlik yaklaşımı çerçevesinde yer alan yazarlar genel olarak, modern kişilik örüntüsünün eğitimle sağlanabileceği görüşünü savunmuşlardır (Kaynak; Kağıtçıbaşı, 1976).
    Kişisel modernlik yaklaşımları paradigması dışında Bilgin (1976) tarafından yapılan bir başka araştırmada da, modernliğin hem kişisel, hem de toplum düzeyindeki temel göstergesinin şeyleri iyi ve işler halde tutma çabası olarak tanımlanan ‘koruyucu bakım anlayışı’ (maintenance) olduğu öne sürülmüştür.

    Onarıcı tutumlara karşıt olarak tanımlanan koruyucu anlayış, zamanda ritmiklik, ilerleme duygusu, zamanı yücelten ve zamanda dakiklik arayan proje temelli bir zaman anlayışı, bir check-list ya da listing zihniyeti, eşyaya bağlılık, eşyada süreklilik ve işlevselliği yüceltme değerleri, sorumluluk duygusu gibi özellikleri kapsamaktadır. Bu özellikler çerçevesinde bakıldığında modern toplum, sanayi toplumunun değerleriyle az çok örtüşmekte ve tüketim toplumuyla karşıtlık göstermektedir.

    Pragmatik Yaklaşım
    Kaynağını dilbilimci Austin’de bulan bu yaklaşım, dilin kullanımının özellikleri (konuşmacıların motivasyonları, tepkileri, söylem tipleri, söylemlerin konuları, vb.) üzerinde durur. Bu yaklaşıma göre, bir ifadenin anlamı iki faktöre bağlıdır: Bir yandan cümlenin anlamına, öte yandan ifadenin içinde yer aldığı dilsel (lengüistik) veya dil-dışı bağlama.

    Bu anlamda, salt dilsel yapıların biçimsel özellikleri (sentaktik boyut) veya dilbilimsel birimler ile dünya arasındaki ilişkiler (semantik boyut) üzerinde duran yaklaşımlardan ayrılır. Austin’e göre (1962) “bir ifade, yanlış veya doğru olmaksızın bir işlev görebilir ve söylemde bir başka anlam tipi araştırmayı başlatır; bu anlam, söylemin dediğiyle değil, yaptırttığıyla ilgilidir ve bu, dilin pragmatik boyutudur”.

    Dilin pragmatik boyutunu vurgulayan çeşitli filozoflar (Ryle, Searle, Rorty, vb.) dilin rasyonellik ve objektiflik temelinde geliştirilen modellerine karşı, dilin günlük yaşamdaki kullanımlarına dikkat çekmişlerdir. Günlük yaşamdaki dil oyunları, Palo Alto Ekolü mensuplarının (Watzlawick, vb.) davranış analizlerinde önemli bir yer tutmaktadır.
     



Sayfayı Paylaş