Kırım Savaşı Ve Modern Avrupa’nın Doğuşu

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 1 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Kırım Savaşı Ve Modern Avrupa’nın Doğuşu

    KİTABIN ADI Kırım Savaşı Ve Modern Avrupa’nın Doğuşu
    KİTABIN YAZARI Alan PALMER (Meral GASPIRALI)
    YAYINEVİ VE ADRESİ
    BASIM TARİHİ 1999
    KİTABIN YAYIM MAKSADI Uluslararası ilişkilerde bir dönüm noktası olan Kırım Savaşı’nın, Osmanlı tarihi üzerinde çalışmış, alanındaki başarısıyla kendini kanıtlamış bir yazar olan Alan PALMER’ in yorum ve bakış açısıyla okuyucuya aktarılmasıdır.

    KİTABIN ÖZETİ :

    1853-1856 Osmanlı – Rus Savaşı, savaşların çoğu gibi kahramanlık destanları yaratmıştır. Silistre, Kafkaslar ve Kırım Destanları insanın savaşçılığını ve kahramanlığını vurgularlar ama savaş denen ölüm kalım oyununun neden, nasıl oynandığını izah etmede yetersiz kalırlar. Oysa en can alıcı soru budur. Yanıt da siyasetin içinde gizlidir.

    Özgün adıyla “The Banner Of Battle” (savaş sancağı); mızrak ve kılıçlarla yivli ateşli silahların birarada kullanıldığı, ilkel tank ve denizaltı projelerinin ve savaş aracı olarak kimyasal madde kullanımının ilk kez gündeme geldiği, ahşap savaş gemilerinin ise son kez çarpıştığı Kırım Savaşı’ nın, yazarının zekasını ve tarihçi olarak olgunluğunu ortaya koyan kapsamlı bir oyundur.

    Alan PALMER, bu çok değerli Kırım Savaşı incelemesinde İngilizlerin gözde birliği Hafif Süvari Alayının saldırısını “Lambalı Kadın” Florence Nightingale efsanesinin yazılışını, Osmanlı’ nın “Büyük Elçi” dediği Start Ford de Redcliffe’ in ”Savaş Suçu” nun, komutanlar Lord CARDİGON’ la Lord LUCAN arasındaki rekabeti ve İngiltere hakkında görülen vatanseverlik rüzgarına ilişkin mitas ve ön yargıları yeniden ele alarak farklı sonuçlara ulaşmaktadır. İngiltere, Fransa, Osmanlı ittifakının Rusya ile giriştiği bu savaştaki kara ve deniz çatışmalarını incelerken Büyük Devletlerin politika ve diplomasi arenasını dikkatle izlemekte, çarpıcı tespitler yapmaktadır. PALMER, Kırım savaşını yaygın kanıdaki gibi Doğu Sorununun içindeki dramatik bir olay olarak değil; Rusya’ ya yenilgiyi tattıran “kavgadan kaçan” Avusturya’ nın ikinci plana düşmesine yol açan, dolayısıyla da Avrupa’ daki güç dengelerini değiştiren kesin sonuçlu bir savaş olarak görüyor.

    Yazar, Rus, Fransız, İtalyan kaynaklarından ve İngiliz arşivindeki daha önce baş vurulmamış malzemeden büyük ölçüde yararlanmıştır. Kırım’ ı ve Sivastopol kuşatmasını adeta didik didik eden heyecanlı anlatısı Londra’ yla, St.Petisburg, Viyana’ yla Baltık ve Karadeniz kıyısındaki savaş alanları arasında gidip gelmekte, okuyucuya çarpıcı kıyaslamalar sunmaktadır. Kitabın özgün bir yanı da Rus hemşehrilik hizmetlerini, Grandüses Elena PETROVNA’ yla büyük cerrah ve eğitimci Nikola PİROGOV’ un çalışmalarını irdelemesidir. Öte yandan, bir süvari subayı olan kocasının yanında Doğuya giden hayat dolu ve “yola gelmez” kadın Fanny DUBERLY’ nin mektuplarından ise savaşın çok farklı bir görünümü ortaya çıkmaktadır.

    BÖLÜM 1

    Yazar birinci bölümde Çar’ ın, Londra’ daki elçisi Baran Philip BURUNNOW’ un 1844 yılında Başbakan Sir Robert PELL ve Dışişleri Bakanı Aberdeen Kontu ile yapacağı görüşme öncesi geçen olayları ve genel anlamda Doğu meselesini açıklamaktadır.Yazara göre Doğu Meselesi, Osmanlı İmparatorluğunun zayıflığından kaynaklanan olası ardılları arasındaki rekabetten doğacak sorunlara verilen addır. 17. yüzyılın başlarındaki doruk çağında Padişah’ ın İmparatorluğu, yalnız Modern Türkiye değil, Balkan yarımadasının tamamını, merkezi Macaristan Ovası, Ukrayna’ yı, Karadeniz Kıyılarını , Ortadoğunun topluca “Levant” diye adlandırılan Arap ülkelerini ve Akdeniz Afrika kıyılarını en büyük bölümünde kapsıyordu. Yazara göre Osmanlıların gücü 18 yüzyıl’da sarsılmıştı. Avusturya, Macaristan’ı Türk egemenliğinden kurtarmış, Karadeniz’ in her iki tarafına sarkan Ruslar, Batıda Tuna’ ya ulaşırken, doğuda Kafkasya’ nın dağlarına kadar girmişlerdi. Ortadoğu Türklerin egemenliğinde kalmış olmasına rağmen, birbiri ardından gelen sultanların Kuzey Afrika’ nın uzak eyaletleri üzerindeki kontrolleri yazara göre aşırı derecede zayıflamıştır. Yazarın en çarpıcı iddiası da henüz gelişmemiş bir Yunan devletinin I. Nikola’ nın tahta çıkmasından sonra 1829 yılında, padişah tarafından tanınmasıdır.

    BÖLÜM 2

    Bu bölümde yazar Çar Nikola’ nın genel özelliklerinden ve takip ettiği sinsi politikalardan bahsetmektedir. Nikola’ nın Rus İmparatorlarında ender rastlanan bir karakter olgunluguna sahip olduğu, gizli ve sinsice politika takip etmekle birlikte, çoğu zaman çabuk parlayan mizacını bastırıp ikinci kez bir düşünmeye sevk ettiğini belirtiyor. Çar’ ın en önemli özelliklerinden birisinin de kendisiyle en son konuşanın etkisinde kalıp karar değiştirmesidir. Yazara göre Çar ailesinin fertlerinin büyük çoğunluğu bunun tersi bir karaktere sahiptir. Yazar Çarla ilgili bu açıklamaları yaptıktan sonra o dönemdeki siyasi gelişmelere değinerek bu bölümü Türk kuvvetlerinin Tuna’ yı geçerek büyük Rus karakollarını gafil avladığı, Çar’ın kız kardeşi Anna’ ya ve halkına, Türklere karşı savaşmanın Ortadoks inancına göre gerekliliğini ve bunun kutsal bir görevi yerine getirmek olduğunu söyleyerek bağlamaktadır.

    BÖLÜM 3

    Yazar bu bölümde Türklerle Ruslar arasındaki savaşın resmen başladığını ve İngilizlerin bu savaşı durdurmak için yaptıkları siyasi girişimlerden bahsetmektedir. Bu amaçla Londra, Glasgow ve başka kuzey kentlerinde yapılan kitlesel mitinglerde Polonya’ yla, Macaristan’ da özgürlük mücadelesinin bastırıldığı dile getirilerek, Çar’ın barbarlığı kınanıyor ve Padişah’ a hemen yardım yetiştirilmesi için çağrılar yapılıyordu. Lord Ouhn RUSSEL 4 Ekim’ de Dışişleri Bakanına yolladığı bir notada, Rusya adil bir uzlaşmayı hemen kabul etmediği takdirde, İngiliz birliklerinin Türkiye’ ye yardımcı olmaları gerektiğini ileri sürüyor, böylece İngiltere’ yle Fransa’ ın savaşa resmen katılmalarını gündeme getiriyordu. I.Nikola bir asker olmasıyla övünüyor, Rus ordusu geçit törenlerinde çok etkileyici görünüyordu. Süvari sınıfının özenle tımar edilmiş atları, at koreografisine dayalı geometrik bir düzenle ilerliyordu. Rus askerleri kaz adımlarında çok dikkatli ve silah talimlerinde çok çeviklerdi. Rusya’ nın askeri takvimini her ay dolduran törenlerde selam verirken ayaklarının istenen açıyı oluşturmasına çok dikkat ediyorlardı. Fakat savaş alanları için gerekli eğitimi ihmal etmişti, piyadelerin büyük çoğunluğu etkin bir hizmet verebilmek için çok yaşlıydılar.

    BÖLÜM 4-16

    Yazar bu bölümler içerisinde, savaş öncesi Avrupa, Osmanlı ve Rusya’ daki siyasi gelişmeleri detaylı bir şekilde irdelemektedir. Daha sonra da savaşın cereyanını ve savaş esnasındaki içler acısı durumları göz önüne sermektedir. Savaş değişik cephelerde olanca hızıyla devam ederken Çar Nikola’ nın rahatsızlandığı haberi yayıldı. Bu arada Prens Mersikov’ un yerine 15 Şubat 1855 yılında Prens Mihail Gorçakov Beserabya’ daki Güney ordusunun ve Kırım ordusunun başına getirildi. Mersikov’ u görevinden alan emir, I.Nikola tarafından değil büyük Grandük Aleksandr tarafından imzalandı. Grandük, gözden düşen Başkomutana “Hükümdarın sağlık durumu iyi değil” diye izah etti. Nikola 2 Mart Cuma günü zatüreden öldü. Rusya’ nın yeni hükümdarı Çar I.Aleksandr, tahta çıktığı sırada otuzaltı yaşındaydı. Mizaç olarak babası kadar diktatör değildi. Aleksandr diplomatlarına savaşın son bulmasını uzlaşmadan yana olduğunu ancak şerefli bir uzlaşma sağlanamadığı için savaşa devam edileceğini bildirdi. 15 Mart 1855’te konferansı başlattı. Fakat konferansta (Viyana Konferansı) fazla bir umut yoktu. Yazar bu bölümlerde barış için yapılan çaba ve siyasi gelişmeleri ayrıntılı olarak ele almaktadır. Ayrıca yazar bu bölümlerde çeşitli cephelerde devam etmekte olan çetin savaşlarla ilgili gelişmeleri de bildirmekte ve kendi yorumlarını da ilave etmektedir.

    BÖLÜM 17

    Yazar bu bölümde savaş sonrasında yapılan barıştan ve savaşın sonuçlarından bahsetmektedir. Lordlar Kamarasından yapılan açıklamaya göre Kırım’ a yapılan çıkarma günüyle Sivastopol’ un zaptının 1855 Eylül’ lünün sonunda tamamlamasına kadar İngilizler, 158 Subayı ve 1755 eri savaş meydanında kaybetmişler. 51 subayla 1548 er ise aldıkları yaralar sonucu öldüler. Bunlarla birlikte 35 subay 4244 er koleradan, 26 subay 11.451 er ise başka hastalıklardan öldü. Fransızların ölü sayısı en ılımlı rakamlara göre savaş meydanlarında 10.240 ölü, hastalıktan dolayı ise 70.000 ölü olarak açıklanmaktadır. Rusların ve Türklerin verdikleri kayıp ve ölülerin sayısı ise bilinmiyor.

    BÖLÜM 18

    Yazar bu son bölümde Kırım savaşı sonrasında Rusya ve Avrupa ülkelerindeki gelişmeleri açıklamaktadır. 1873-74 kışında yani Kırım savaşından 20 yıl sonra Kraliçe Wictoria’ nın İngiliz ve Rus hanedanlarını birleştiren ilk evliliği onaylamasıyla iki ülke arasındaki savaşı tamamen tarihin sayfalarına gömdü. Bu arada dünya yüzündeki karaların üçte birini kaplayan İngiliz ve Rus İmparatorlukları 1856’ dan sonra bir daha savaşmadılar. Kırım savaşının en ünlü kadın savaşçısı ise yazara göre, Florence Nightingale’ dir. Nightingale, sağlığı bozulmuş olarak İngiltere’ ye dönmüş, fakat bundan sonra yeterli hemşirelik hizmetleri için uzun süre mücadelesine devam etti. Ölümünden üç yıl önce 1907’ de “Order Of Merit” Yararlılık Nişanını alan ilk kadın oldu.

    Savaştan sonra hayatta kalanlar bu yirminci yüzyılın ortalarına kadar yaşadılar. Kırım savaşının pembe ve beyaz kurdelesi Haziran 1918’e kadar Donanma Bakanlığı’nda görevli Sir Arthur Wilson’ ın göğsündeydi. Wilson bir zamanlar seçkin bir filo komutanıydı, ileri yaşında da I.Dünya savaşı sırasında deniz kuvvetlerinin hemen bütün harekatlarında danışmanlık yaptı. Yazar o dönemin diğer önemli komutanlarıyla ilgili açıklamalarında bu bölümde yer vermektedir., Yazara göre Prusya’ nın hakimiyetindeki bir Almanya’ nın doğuşu Kırım savaşı sırasında Müttefik Devlet adamlarının hiçbirinin hesaplarında yer almamıştı. Savaşmaktaki amaçlar basitti; Donanmalarıyla ordularının Rusya’ nın saldırı gücünü yok edeceğini ümit ediyordu. Ancak henüz Paris Kongresi sürmekteyken, daha küçük kazançlarla yetinmek gereğini kavradılar. Aleksandr’ ın çeyrek yüzyıldan daha kısa bir zaman sonra Türkiye’ ye karşı ikinci savaşında Rus kuvvetlerinin Marmara kıyılarında kamp kurduklarına bakılırsa, müttefik asker ve denizcilerin özveriyle ıstırapları boşuna olmuştu. Fakat yılların geçişiyle birlikte Kırım’ daki zafer yeni bir anlam kazandı. Bolşevik devrimi eski Rus devletini yok ettikten sonra, Çarlık geçmişindeki bazı tarihler, felakete giden yol üstündeki dönüm noktaları olarak sivrilmeye başladılar. Çar I.Aleksandr’ ın zafer kazanmış Rus ve Prusya ordularının başında Paris’ e girdiği 1814’ ten kırk yıl sonrasına kadar Çarların İmparatorluğu Avrupa anakarasındaki en büyük güç olarak saygı kazanmıştı. Ama Rus kuvvetleri, 1855 Eylül’ünde Karadeniz’ in kıyısındaki tahrip edilmiş kaleden çıkıp teknelerle oluşturulmuş köprüden geçilmeye başlayınca, bu unvan anında yok oldu. İmparatorluk Rusya’ sı etkisini altmış yıl daha bir devin gölgesinde Balkanlar’ın, Orta Asya’nın ve Uzakdoğu’nun üzerine düşürmeyi sürdürdü. Ama St.Petersburg’ daki hükümdar, bir daha hiç o taçlı jandarma I.Nikola’ nın 1830’ larda ve 1840’ larda yaptığı gibi Serne’ den Urallar’ a kadar Avrupa Ana Karası’na hükmetmeye kalkışmadı. Yazara göre güçlü çarlık efsanesi, Sivastopol savaşının dumanının içinde eriyip gitmiştir.
     



  2. serseri_aşık Well-Known Member

    ellerine sağlık güzel paylaşım
     

Sayfayı Paylaş