Kıbrıs'ta Kanlı Noel-1963

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Sürekli gündemde bulunan Kıbrıs sorununu yeni kuşaklara aktarmak ve adada gelişen olayları tüm tarafsızlığı ile bir daha açığa vurmak üzere yazılmış Kanlı Noel-1963 son yarım yüzyılı ile Kıbrıs'ı sorgulama amacı gütmüştür.
    Kıbrıs, Türkiye'nin yumuşak karnına dayanan sivri bir süngü. Günümüz Türkiye'sinin önemli meselelerinden birisi. Kıbrıs meselesi, daha doğru bir ifade ile Türk-Yunan münasebetleridir.
    Her vesile ile Türkiye ile olan münasebetlerinde 'mesele yaratmakta' eşsiz olan Yunanistan, tarihi ve siyasî hiçbir hakkı olmadığı halde Kıbrıs'ı da Türkiye ile arasında yeni bir mesele haline getirmeyi başarmakta gecikmemiştir. Kıbrıs'ın son yüzyılı; Kıbrıs'ta işlenen vahşi cinayetler, Kıbrıs Türkünün dramı, küçük Yunanistan'ın emperyalist politikasının bir aynası olmuştur. Özellikle 1963 yılı Kanlı Noeli, Kıbrıs Rumları ile Yunanistan'ın düşmanlıklarını hangi noktaya kadar götürebileceklerini ortaya koymuştur.
    ENOSIS, yani Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı emellerine tek engel teşkil eden Kıbrıs Türk toplumunu ani bir saldırı sonunda yok etme teşebbüsü Rum-Yunan ikilisinin insanlık adına lanetlenmesi gereken bir davranışı niteliğinde idi. Ancak 1963-1974 arası adadaki vahşeti görmeyen ya da görmezlikten gelen, Kıbrıs Türklerinin seslerine ve yalvarma çığlıklarına kulaklarını tıkayan, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bazı devletler ve uluslar arası camiadaki kuruluşlar hâlâ bu ısrarlı tutumlarından vazgeçmemekte diretmekte ve sürekli gerçeklerden uzaklaşmaktadırlar. Yunan yayılmacı politikası denilebilir ki bu gibi tutum ve davranışlar yüzünden çılgınca bir biçimde gündemde kalmakta ve Yunanistan, medeni saydığımız bu camianın desteğiyle sıklıkla sonuçlarını dahi düşünemediği savaş çığırtkanlıklarına teşebbüs etmede kendinde cüret bulabilmektedir. Nitekim tarihe 1963'ten 1974'e kadar ne olduğu sorusunu soracak olursak Akdeniz'in ortasındaki bu adada yıkılan ve yanan köyleri, şehirleri, yollarda gezen cesetleri, tecavüze uğramış genç-yaşlı kadınları, küvetler içinde kurşunlanmış çocukları ve bebekleri ve insan dahi denemeyecek bir ulusun gözünü bürümüş kan zerrelerini; adaya çıkan Türk Mehmetçiğini ve Kıbrıs semalarında uçan Türk jetlerini Tanrı'nın kurtarıcı melekleriymiş gibi bekleyen ve kucak açan masum gözleri, asker postallarını öpen seksenlik ihtiyarları tarih acaba hangi köşesinde sakladı. Kıbrıs gerçeği bu bakımdan Türk-Yunan münasebetlerinin küçük bir kesitidir. Bu kesitte Kıbrıs Türkünün yaşama kavgası kadar Türkiye'nin komşu Yunanistan'ın emperyalist politikasına dur demesi de yer almaktadır.
    Tarih bir bakıma insanlığın "ortak bellek''idir. Bu yapısı ile millî tarih, ait olduğu milletin hafızasıdır. Tarihini unutmak, bilmemek o milletin hafızasını kaybetmesi demektir. 1974 Barış Harekâtı sırasında adada bulunan bir Almanın "Yunanlıların kasaplığını insan zekası kavrayamaz'' ifadesinde belirttiği gibi; iki aylık bebeklerden, doksanlık ihtiyarlara kadar en vahşice saldırılarda bulunabilen bir toplumla değil bir arada yaşamak, sınır komşuluğu yapmak dahi ne kadar riskli ve tehlikelidir .
    Nitekim adayı sürekli alevlendiren Yunanistan, tarihte Türk ırkına karşı olan hıncını ve sürekli yenilmişlik kompleksini içine sindirememekte, sinsice masum sivilleri katlederek bu yarayı sürekli açık tutmaya ve deşmeye gayret etmektedir. 1963 yılında Kanlı Noel'le başlangıcı tarihe geçen adanın Yunanistan'a ilhakı projesi hala geçerliliğini korumakta sandığımız gibi Türk Kuvvetleri'nin icra ettiği 1974 harekâtı ile sona ermemektedir.
    Günümüzde fiilen bir EOKA örgütü, bir resmî ENOSIS düşüncesi ve ilkesi Yunan kanunları ve anayasasında yer almamakla birlikte bunu dolaylı vasıtalarla, Avrupa Birliği, Nato, Birleşmiş Milletler gibi Türkiye'nin dış politikası ve diplomasisinde hayat sahası olarak tanınan uluslar arası her ortamda bir silâh olarak kullanabilmekte, zaten kendine hedef ve hasım olarak KKTC'yi değil tüm Türk ırkını görmekte ve diş bilemektedir.
    Aynı zamanda Yunan ve Rum ikilisi ada hakkında her türlü diplomatik uzlaşma arayışlarına kendi mantıkları çerçevesinde sürekli bahaneler bularak sorunu içinden çıkılması oldukça güç hatta imkânsız kısır bir döngü içine sokmaktadırlar. Yıllar geçtikçe ortaya çıkan her yeni şahit adada sadece Türklere değil, ada topraklarında savaş istemeyen kendi soydaşlarına da yaptıkları çılgınlıkları bir bir uluslararası camianın gözleri önüne sürmekte, artık Avrupa devletlerinin bir zamanlar yaptıkları hatanın nerelere vardığını, kısacası gerçekleri anlayıp görmeleri gerekmektedir.
    Ada, Türkiye için herşeyden önce milli bir dava olmakla birlikte bulunduğu jeostratejik konumu ile de Türk devletine Akdeniz gibi uluslar arası bir denizde artı puanlar sağlamakta, adanın Yunanistan'a bırakılması ise adeta Türkiye'nin yumuşak karnı altındaki bu süngüyü ne zaman saplayacağını tedirgince beklemek anlamına gelmektedir.
    Millî davalar, uğruna kan dökülen, tüm bir milletin etrafında kader birliği oluşturduğu, gerektiğinde ölümün üzerine düşünmeden atlanacağı hususlardır ki ölünür ama bu yoldan dönülemez. İşte Kıbrıs hususunda bu duygumuzu kaybetmediğimiz, ada topraklarında yatan şehitlerimizi unutmadığımız sürece Kıbrıs daima Türk'tür ve Türk kalacaktır.
     



Sayfayı Paylaş