Kıbrıs Gezilecek Yerler

Konusu 'Tourism in Turkey' forumundadır ve GamZe tarafından 25 Ağustos 2010 başlatılmıştır.

  1. GamZe Moderator


    Kıbrıs Gezilecek Yerler
    Büyük Han: Tarih ve mimari değerler bakımından Lefkoşa’daki Türk eserlerinin başında Büyük Han gelir. Büyük Han’ın 1572 yılında adanın ilk Osmanlı Valisi Beylerbeyi Muzaffer Paşa tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Yapı dörtgen bir plan üzerine, iki katlı inşa edilmiş olup, geniş bir avlunun çevresinde sıralanan odalar kemerli ve kubbeli bir sundurmaya açılır. Büyük Han’ın çeşitli yapılardan ve yerlerden alınmış taşlardan yapıldığı bellidir. Aynı şekilde avlunun ortasındaki mermer sütunlar üzerine yapılmış mescidi tutan sütunların da başka bir yapıdan alınmış olması muhtemeldir. Altı şömineleri olan odalar ise yatak odalarıdır. köşeli, konik başlıklı taş bacaklarla, bu kubbeli Anadolu’da sık rastlanan benzerleri gibi küçük mescit, Hanın Türk tarzı mimarisini olmasına rağmen, bir farklılığı da vardır. Bu tip tamamlayan önemli unsurlardır. Hanın zemin han ve kervansaraylar genellikle tek bir ana katındaki odalar dükkan, depo ve ofis olarak kapıya sahip olmasına rağmen, Büyük Han’ın bir kullanılmıştır. Üst kattaki sekizgen bacalı birer girişi daha vardır.

    Büyük Han’ın, iki katlı revaklı avlusu, bitişik dükkanları ve yakınındaki arasta durumunda, diğer dükkanları ile korunması ve değerlendirilmesi gerektiği hemen dikkat çekmektedir. Tamamen kesme taşlardan inşa edilmiş olan yapı, dikdörtgen bir avlunun etrafında teşkilatlanmış, giriş cephesi kademeli olarak iki kattan oluşmuştur. Alt katta depo ve ahırlar yer alırken, üstte ise önünde kubbeler, yanlarda tonozlarla örtülü odalar bulunuyor. Sivri ocak bacaları yan tarafların dış görünüşünü hareketlendirmekte, avlunun ortasında, sütunlara oturan, kemerler üzerinde yükselen, sekizgen planlı ve üzeri kubbe ile örtülü köşk mescit, eski bir geleneği yansıtmaktadır.

    Tarihi Miraslarımızdan Büyük Han’ın ilk restorasyon çalışmaları 1963 yılı başında Kıbrıs Cumhuriyeti Eski Eserler Dairesi tarafından başlatıldı. Ancak toplumlararası çatışmaların başlaması ile birlikte başlatılan restorasyon çalışmaları yarım kaldı. 1982-2002 yılları arasında sürdürülen restorasyonlar sonrasında Kıbrıs Türk Halk Sanatlarının üretilip satıldığı bir kültür merkezi olarak turizm sektörüne kazandırılmıştır. Şu anda bu amaçla hizmete giren Büyük Han’da, el sanatları, zanaatlar, görsel, plastik sanatlar ve etnografik folklorik sanat ürünleri Büyük Han kültürel etkinliklerin yapıldığı ve satılmaktadır.turkeyarena.net birçok turist tarafından da ziyaret edilen en Büyük Han, Vakıflar Idaresi tarafından güzel tarihsel mekanlarımızdan biridir. Işletilmekte ve her yıl çeşitli kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapmaktadır.

    Kıbrıs’a özgü yemeklerin sunulduğu güzel bir lokanta ve çok sayıda sanat galerisinin yer üretilen seramik işleri adeta göz kamaştırıyor.

    [​IMG]
     



  2. GamZe Moderator

    Apostolos Andreas Manastırı
    Apostolos Andreas Manastırı’nın ziyaretçileri adadıkları mumlar eşliğinde tarihsel ve gizemli bir yolculuğa çıkıyor.

    Kıbrıs haritasında yer alan en belirgin burnun en ucuna yakın bir yerde, dünya ortodoks cemaatinin en önemli ibadet yerlerinden olan Apostolos Andreas Manastırı bulunuyor. Her yıl İNANÇ TURİZM’i adı altında gerçekleştirilen özel turlarla adaya gelen turistlerin en önemli uğrak yerlerinden olan bu manastırda cemaat mensupları hem dua ediyor, hemde inançlarına özgü olarak değişik adaklarda bulunuyorlar. Karpaz Yarımada’sının Ay Andrea Burnu olarak bilinen noktasında yer alan manastır, St. Andrew’a (Apostolos Andreas) adanmıştır. Manastıra adını veren St. Andrew’a ait ilgi çekici bilgiler, Hristiyanların kutsal kitabı olan incile dayanmaktadır. Bu da bize manastırın ilgili kesim için ne kadar öenmli bir yer olduğunu açıkça gösteriyor.

    St. Andrew’ün, Hz. İsa tartafından papazlığa çağrılan ilk kişi olmasından dolayı dini ünvanı “ilk çağrılan” anlamında “O Protoklitos” olmuştur. Şu anda modern kilisenin altında içme suyu bulunan kuyuların bulunduğu odanın eski manastır binalarından kalma bir ŞAPEL olduğu düşünülmektedir. Manastır avlusundaki büstte, bugünkü manastırın Papa Loannis Oicoromus tarafından yaptırıldığı kayıtlıdır. Türkler ve Rumlar tarafından kutsal mekan olarak kabul gören bu manastırı adaklar için her yıl çok sayıda insan ziyaret etmektedir. Kilise içine girdiğiniz zaman görkemli mimarisi yanında göz alıcı avizeler ve ikonlar da buradaki mistizmi tam anlamıyla yaşamanıza yardımcı oluyor. Hiç kuşkusuz manastırın ziyaretçileri için ayinler dışında en önemli olan bir diğer özellik ise adak imkanı bulmaları. Buraya gelenler giriş kapısının yanında bulunan adak yerine sadece bildiğimiz mumlar yakmıyorlar.
    Çok eski bir tarihi yapı olan manastırın hikayesi şöyle; ​
    Aziz Andreas uzun bir gemi yolculuğunda susuzluktan ve hastalıktan kırılan gemi mürettabatına kılavuzluk ederek bu burunun kayalık bir bölgesinde demir atarak karaya çıkmıstır. Tatlı su bulmanın neredeyse imkansız olduğu bu kayalıklarda Aziz Andreas’ın elindeki değneği bir noktaya değdirmesiyle birlikte yerden tatlı su fışkırmaya başlamış. Bu suyu içen mürettebatın tüm hastalıkları iyileşmiş, gözleri görmeyen birinin gözleri açılmış. O gün bu gündür buradaki çeşmeden akan suyun çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenir.​
    Mumda Aranan Keramet, St. Andrew’ün gücüne inanlar gerçekleşmesini istedikleri dileğin şeklinde mumlar yapıp ya yakıyorlar ya da adak yerine bırakıyorlar. Orada, şu anda gödüğümüz en ilgi çekici örnek, çocuğu olmayan bir ailenin bebek şeklindeki mumlarını buraya bırakmalarıydı. Adak adandıktan sonra, dilek sahipleri dualarına daha bir inançla devam edip gerçekleşmesini sabırsızlıkla bekliyorlar. Manastırdaki mistisizm sadece içeride sürmüyor. Apostolos Andreas’ın deniz tarafında bulunan çeşme de bir çok inanışa ev sahipliği yapıyor. Zaman içerisinde çeşitli nedenlerle oluşan mantar, siil ve çeşitli alerjik deri hastalıklarının bu suyla yıkanınca iyileştiğine inanılıyor. Birçok köylüde bu inanışın hala daha sürdüğünü ve bu suyun gücüne inandıklarını belirtiyorlar.

    Özel ilgi turizm sezonu için Kıbrıs’ta inanılmaz bir ortam var. Bu kapsamda bulunan inanç turizmi için adayı ziyaret ediyorsanız eldeğmemiş güzelliklerin merkezi Karpaz Yarımadası’ndan geçerken güzellikleri keşfedebilir, manastırın mistizminde inançlarınızı yerine getirebilir eşsiz mavi sulara sahip Akdeniz’in bu mevsimindeki ılık sularında deniz keyfi yapabilirsiniz.
    [​IMG]
     
  3. GamZe Moderator

    Derviş Paşa Konağı
    19. yy.’da yapılmış bu iki katlı konağın sahibi Kıbrıs’ta ilk Türkçe gazetelerden olan “Zaman” gazetesini yayınlayan Derviş Paşa’dır. Konak, Lefkoşa surlar içinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arap Ahmet Mahallesinde bulunmaktadır. İki giriş kapısı olan konağın esas giriş kapısı üzerinde hicri 1219 (miladi 1807) tarihi okunmaktadır. Konak iki katlı olup, alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Sonradan ilave edildiği belli olan baş odanın süslemeli tavanında miladi 1869 tarihi okunmaktadır. Konak “L” planlı olup, geniş bir iç avlusu vardır. Alt kat odaları iç bahçeyi çevreleyen revaklı galerilere açılmaktadır. Üst kata avludaki haznenin üzerine oturan ahşap bir merdivenle çıkılmakta ve odalar kapalı bir sofaya açılmaktadır. 1978 - 1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, konağın kütüphane, kültür merkezi veya Eski Eserler ve Müzeler Dairesi olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Bir bölümü baş oda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak düzenlenen konağın bir bölümünde de günlük yaşantıda kullanılan eşyalar sergilenmektedir.turkeyarena.com Teşhir ve tanzimi “müze - ev” olarak tamamlanan konak 21 Mart 1988 tarihinde Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
    [​IMG]
     
  4. GamZe Moderator

    Beşparmak’taki Tank
    1974 Kıbrıs Barıs Harekatı zamanında bir Türk tankının Besparmak dağlarının zirvesine kadar tırmanıp orada kaldığı bahsedilir. Resmini görmeyenler hep onun bir savaş efsanesi olduğunu sanır, ama bu gerçektir ve bir de hikayesi vardır;

    Girne Beşparmak dağlarının üzerinde bu savaştan kalma, Türk Ordusu’nun tankı hâlâ hayretle seyredilmektedir. Dünya savaş tarihinin ibret dolu bir tablosudur bu.

    Bu tankı buraya çıkaran, onbaşı Gürler ERDAĞ, Er Abdulkadir KURT, Er Recep Doğan YİĞİT’tir.
    Birliğin komutanı, tankın sürücüsü kahraman askere;
    - Evladım bu tankı buraya nasıl çıkardın? diye sorunca.
    Asker;
    - Komutanım, o anda gözlerimin önünde engelsiz dümdüz bir yol göründü. Rumlar kaçıyordu, ateş ede ede buraya öyle çıktım.
    Komutan mehmetçiğe emreder.
    - Tankı indir.
    Er cevap verir.
    - O yolu görmeden nasıl indireyim komutanım.

    Tank hâlâ o dağın zirvesinde durmaktadır. Dünya durdukça da duracaktır. Bu bir destandır. Dilden dile, gönülden gönüle ulaştırılacak bir destandır. Selam olsun bu destanı yazanlara. Selam olsun bu destan yazılırken can verenlere.

    20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda biz bu vatanı; canlar vere vere, kara günler göre göre kurtardık. Selam olsun. K.K.T.C. semalarında dalgalanan anavatan ve yavru vatan bayraklarına.

    Anıt hitabesinde şu cümleler yer alıyor;
    BU TANK TÜRK’E HAS ATILGANLIK VE CÜRETKARLIĞIN ANITLANMIŞ BİR ÖRNEĞİ VE SİMGESİDİR.

    02 Ağustos 1974 günü yapılan Lapta muharebelerinde, düşmanı yan ve gerisinden vurmak için görevlendirilen Özel Görev Kuvvetine mensup bu tank, St. Hilarion bölgesinden dar ve namüsait bir yolu kullanarak ve karanlığa sarkan bir zamanda (Saat 21:15 sıralarında) buraya kadar gelmiş ve düşmanın yol üzerine döşediği mayına basması sonucu tahrip olmuş, bilahare arkadaki diğer bir tank tarafından da, yolun açılması maksadıyla buraya itilmiştir.turkeyarena.com

    Not: Yukarıdaki bilgiler 02 Ağustos 1974 tarihinde, söz konusu Özel Görev Kuvveti’nde, Piyade Üsteğmen rütbesi ile Takım Komutanlığı yapan ve bölgedeki çatışmaya bizzat katılan, 2004-2006 yılları arasında, KTBK Komutanı olarak görev yapan Korgeneral Sayın Hasan MEMİŞOĞLU tarafından verilmiştir. 07 Ağustos 2006
    Tank Mürettabatı: Tank Komutanı Tank Üsteğmen Mahmut ŞANLITÜRK, Tank Onbaşı Gürler ERDAĞ, Tank Er Abdülkadir KURT, Tank Er Recep DOĞANYİĞİT

    (Bu bilgiler 29 Eylül 1979 tarihinde çatışma gününde tank komutanı olan Tank Üsteğmen Mahmut ŞANLITÜRK tarafından verilmiştir.
    [​IMG]
     
  5. GamZe Moderator

    Mavi Köşk (Kaçakçının Köşkü)
    Girne - Güzelyurt dağ yolu üzerinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi yakınlarındaki Çamlıbel köyü’nde, 1956 tarihli Mavi Köşk, Makarios’un avukatı ve Orta Doğu’nun en büyük silah tüccarı İtalyan asıllı Rum olan Pablo Pavilides’in evi. 1974 Kıbrıs çıkartmasından sonra, bir kaçış tüneli de bulunan bu köşkten kaçmıştı. Geçmiş yıllara kadar bile mobilyalarının bakımı için köşke para gönderdiği söyleniyor.

    Rum Makaryos’un avukatının donemin şartlarında muhteşem bir mimariyle yaptırdığı ve dışarıdan hiç kimsenin göremediği ama içeriden her yerin göründüğü bir köşk, Mavi Köşk. Burası Türk askerinin elinde bir ibret müzesi olarak ziyaretçilere açıktır. Askeri personel tarafından gezdirilirken bazıları şeytanın aklına dahi gelmeyecek sıradışı hikayelerle anlatılan mekan zamanın şartlarına göre oldukça lüks. İçerisindeki eşyalar, değerli tablolar, aksesuarlar, perdeler, banyo ve tuvalet dekorasyonları, bahçesindeki havuz, içerisinden devir-daimli olarak şarap akan mimari olarak estetik musluk, Roma medeniyetinin etkilerini taşıyan havuzlar, o zamanın şartlarında bütün odalarının klimalı oluşu, gizli dehlizler, gizli kasalar, köşkün içerisindeki açıklanamayan sırlar köşk şimdilerde sıradan bir ev havasında olarak gözümüze çarpsa da insanı etkilemekte. Köşkün hemen önünde zamanın şartlarında muhteşem sayılabilecek bir havuzu var.

    Köşkün bahçesinin en son noktasından manzara. Bu noktadan ilerideki bütün boğaz ve dağlar görünüyor. Buradan bütün alanı kontrol edebilen köşkün sahibinin silahları denize açılan bu boğazdan kaçırdığı söyleniyor.
    Mavi köşkün bahçesinden bir görüntü; Buradan gelen gemiler kontrol ediliyormuş zamanında, Kilit nokta ise şu: Köşk bu fotoğrafta görünen dağların tepe noktaları bile dahil hiçbir noktadan görünmüyor. Köşkün sahibi çok yakın bir arkadaşı olan bir mimara bu köşkü yaptırdıktan sonra köşkün yerinin kimseler tarafından bilinmemesi için mimarı öldürtüyor.

    Bu fotoğrafı çekildiği noktanın tam bir kat altında güvenlik noktası (mevzi) bulunuyor. Zamanında burada bulunan Rum askerleri alanda olan bitenleri kontrol ediyorlar. Kıbrıs Barış Harekatı başlayınca köşkün sahibi burayı terkediyor. Burayı ele geçirebilmek için bölgenin ve köşkün bilinmeyişi nedeniyle birçok askerimiz şehit düşüyor.Köşkün içerisinde fotoğraf çekmek yasak.

    Köşk sahibinin oturma odasındaki bütün eşyalar orjinal.
    Mavi Köşk iki katlı. İçerisinde gizli dehlizlerin olduğu; tam olarak ne işe yaradıkları bilinmediği için bazı bölümlerin müzede sergilenmediği söyleniyor. Sözgelimi, köşk sahibinin yatağının hemen baş ucunda gizli bir kapak var. Ama tam olarak ne olduğu anlaşılamamış.

    Bu da salondaki içerisinin süt ile doldurulup banyo yapıldığı iddia edilen ufak havuzu. Hatta askeri personel tarafından dönemin ünlü yıldızlarından Sophia Loren‘in de bir gece bu köşkte misafir kaldığı ve burada banyo yaptığı söyleniyor.

    Köşk büyük bir ihtişamla süslenmiş; bir sürü oda var. Köşkün içerisinde dikkat çeken kırmızı, mavi, sarı olmak üzere üç farklı oda daha var. Kırmızı oda mafya görüşmeleri için gelen arkadaşlarıyla toplantı yaptığı oda, mavi olağan misafirlerini (turkeyarena.com) ağırladığı oda, sarı oda ise misafir çocukların odası. Alt kattaki şömineli yemek odasındaki masalar ve sandalyeler ise dikkat çekici. Her masa ve sandalye kırmızı, mavi ve sarı olarak boyanmış. Nedeni ise kalan misafirlerin kaldıkları odanın rengi olan masalardan başka masaya oturmalarına izin verilmemesi; dolayısıyla herhangi bir kalabalık durumunda evin içerisindeki düzeni ve asayişi sağlayabilmek olarak anlatılıyor.

    Köşkte görülmesi gereken birkaç önemli detay, dinlenmesi gereken birkaç önemli hikaye daha var. Ama genel olarak düşündüğümüzde o zamanın şartları göz önünde bulundurulsa Mavi Köşk bir ibret müzesi olarak günümüzde yerini alıyor.

    Odanın duvarlarında sevdiği kişilerin burçlarını simgeleyen semboller var. Örneğin duvarın birinde boğa sembolü var. Bu arada kendisi de kova burcuymuş. Ayrıca Avukat olan Pavilides mahkemede savunma yapmaya hazırlanırken kullandığı resimde görünen amfi biçimindeki bölümde ilginç bir durum var. Buradatam ortada bulunan siyah bir mermer taşının üzerinde durulup köşke doğru konuştuğunuzda kulaklarınızda sesinizin yankısını duyuyorsunuz, Pavilides bu sayede mahkeme heyetini etkilemek için konuşmasını nasıl yapacağını ses tonunu dinliyordu.

    Giriş katında şömineli bir yemek odası var. Şöminenin hemen sağı bahçeye açılıyor. Mekan zamanın şartlarına göre oldukça lüks bir biçimde döşenmiş. Oda içindeki aksesuarlardan tutun perdelere kadar hiçbir ayrıntı ihmal edilmemiş.

    Köşk sahibinin yatak odasında gizli bir geçite giden bir bölüm olduğu söyleniyor. Yetkililerden aldığımız bilgiye göre geçitin tam olarak nereye vardığı belirlenememiş; bu yüzden yatağın hemen arkasında bulunan bu kapağın gizli bir mahzene açıldığı ihtimalide göz önünde bulunduruluyor. Bu kapağın bir silah kaçakçısı olan Pavilides’in ölüm korkusuyla yaşadığının bir göstergesi olduğu söyleniyor.

    Köşkte misafirler için ayrılmış bir çok oda var, perdeler köşkün bütün odalarında değişik desenlerle mevcut. Bu perdelerin özelliği ses yalıtımını sağlaması. Yetkililerin anlattığına göre köşkün bahçesinde müzikli toplantılar, partiler verildiği zaman sesin odalara ulaşması bu perdeler sayesinde mümkün olmuyormuş. Ayrıca duvarlarda değerli tablolar gözükmekte.

    Köşkün içinde birde içki salonu var. Duvarlarındada değişik aksesuarlar bulunmakta. Örneğin, köşk sahibinin yakın dostlarının burçlarını temsil ettiği yetkililer tarafından bizlere söylenen bazı demirden objeler mevcut. Bardaki seramiklerin hepsinin orjinal olduğu söyleniyor.turkeyarena.com

    Koltuklar, dönemin şartlarına göre oldukça lüks ve kaliteli sayılacak cinsten; ama zaman içinde eskimiş gibi görünüyor. Tavana baktığınızda döşeli bir soğutma sisteminin kurulu olduğunu göreceksiniz. Bu sistem köşkün bütününe sağlanmış durumda.

    Köşkün bütününde birçok değerli tabloyu, köşk sahibi Pavilides’in ve yakınlarının çalışmalarının duvarlara asılı olduğunu görebilirsiniz. Köşkün üst katında balkona çıkan yemek salonunun duvarında asılı olan Meryem Ana’nın kucağında Hz.İsa’yı taşıdığı bir resim vardır.

    Köşkte ufak bir heykel bulunuyor. Ama özelliği itibariyle önemli bir görev üstleniyor. Bu heykelcik her durumda dengede kalabildiği için yıkılmıyor. Yetkililer, bu heykelciğin olası bir deprem anında bütün köşk ahalisini uyarmak için kullanıldığını söylüyor. Bu da köşk sahibi Pavilides’in köşkte asılı olan kendi fotoğrafı. Oldukça lüks bir hayat sürdüğü fotoğrafından da anlaşılmakta.

    ayrıca kaçakcının çalışma odasında bulunan masası ceylan derisinden yapılmış olup çalışma koltuğu ise insanı rahatsız edecek bir şekilde yaptırılmıştır. Bir oturuşta gece geç saatlere kadar çalışabilmekyemiş.
    Bu odada bulunan perdeyi açtığınız zamansa havuzun sesi gelmekte kapattığınız zamansa sanki orda olan camı kapatmış gibi ses kesilmekte buda çok büyüleyici. Kırmızı odada ise kaçakçının masasının duvar kenarında olması ve toplantıları burdan yönetme sebebiyse arkasından gelecek olan bir saldırıya maruz kalmamaktır. aslanlı fotografta şarap sürekli devir daim oluyor ve aslanın ağzından akıyormuş.

    Köşte birde dilek havuzu var burada arkalarını dönüp dilek tutarak bozuk parayı sol omzundan aşağıya doğru bırakırlarmış havuzun içine düştüğünde eğer tura gelirse dileklerinin kabul olacağına inanırlarmış. Evin heryerinde bu günah çıkartma yerlerinden var fakat bu en büyük günah çıkartma yeri köşkün dışında mevcut.

    Mavi Köşk dünyada eşine az rastlanır belkide tek örnek bi yerdir. Bu ünlü avukat ve silah kaçakçısı hala ortadoğu’nun en büyük silah kaçakçısı. Bu kaçakçının 13′e özel bir ilgisi var. Evdeki havuz da 13 musluk var evde 13 oda, evin şeklinin yada bahçesinin tam hatırlayamıyorum 13 şeklinde olması ve buna benzer bir çok şey 13 rakımı çevresinde odaklanmış.

    Görevliler tarafından anlatılan bilgiye göre havuza doğru bakan balkondan elma atarmış ve o attığı elmayı kim götürürse o gece onunla beraber olurmuş. yatak odasında 2 pencere var bunların biri güneşin doğuşunu diğeri ise batışını görebilecek şekilde inşaa ettirmiş. Evde çok sayıda günay çıkarma köşesi bulunuyor ve bu köşelerin birinde bulunan bir ayna 9 boyutlu günah çıkarma sırasında arkasını göremeyen Pavilides bu ayna sayesinde odanın tamamını ve arkasından gelebilecek tehlikeleri görebiliyormuş. Ölüm korkusu çok hat safhadaymış.

    Mavi Köşk Saat 09:00 - 18:00 saatleri arasında ziyarete açıktır. Sadece Pazartesi günleri bakım nedeniyle kapalı tutulmaktadır.
    [​IMG]
     
  6. GamZe Moderator

    Namık Kemal Zindanı ve Müzesi
    Değişik dönemlerde farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan Kıbrıs’ın her bölgesinde sayısız tarihi eser bulunuyor. Adanın tarihsel yapı itibariyle en zengin şehirlerinden olan Mağusa, tarihi yapılarıyla her yıl birçok ziyaretçiyi ağırlıyor.

    Surlar içinde Lala Mustafa Paşa Camii’nin karşısında bulunan Namık Kemal Zindanı ve Müzesi, Mağusa’da bulunan ziyaret edilmeye değer tarihi eserlerden biridir.

    Venedik Sarayı’nın kalıntıları üzerine Osmanlı Döneminde kurulan iki katlı dikdörtgen şeklindeki bu zindan, kesme taştan yapılmıştır. Tek olan hücrenin kapısı Venedik Sarayı’nın avlusuna açılmaktadır. Üst kattaki dikdörtgen planlı odanın önünde bir sahın bulunmaktadır. Tek mekandan oluşan alt katın, Venedik Sarayı avlusuna açılan bir kapısı ve demir parmaklıklı bir penceresi vardır. Ust kısma dik taşlı bir merdivenle çıkılmakta, iki penceresi olan bu odada Namık Kemal ile ilgili belgeler sergilenmektedir.

    Tanzimat edebiyatının meşhur gazeteci, siyasetçi, şâir ve yazarı olan Namık Kemal, 21 Aralık 1840′ta Tekirdağ’da doğdu. Bütün yazılarında gelişme, vatanseverlik, hürriyet, meşrutiyet, siyâsî bağımsızlık, Osmanlıcılık, İslamcılık, maârif, iktisat, kahramanlık gibi sosyal konular üzerinde durdu. Vatan, millet, milliyet, hürriyet kelimelerini, bugünkü, Fransız ihtilâlinden doğmuş mânâlarıyla ilk defa kullandı. Tiyatroyu yeni fikirlerini yaymak için iyi bir vasıta kabul eden yazar, altı tiyatro eseri yazdı. Bunlardan en çok tutulan Vatan Yahut Silistre’de vatanseverlik temasını işledi.

    Namık Kemal, 9 Nisan 1873 tarihinde İstanbul Gedik Paşa tiyatrosunda “Vatan Yahut Silistre” oyununun oynanmasından sonra 5 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs’a sürülmüştü. Önceleri alt kattaki zindana kapatılan şair, bir süre sonra Kıbrıs Mutasarrıfı Veyis Paşa’nın izni ile üst kata çıkarıldı. Bu binada 38 ay kalan Namık Kemal, 3 Haziran 1876 tarihinde de V. Murat tarafından affedilerek İstanbul’a geri döndü.

    Osmanlı Devletinin son devresinde yaşayan Namık Kemal Tanzimat prensiplerini Osmanlı Devleti’nin kurtuluşu olarak gören Batı kültürü hayranı Şinâsi, Ziya Paşa gibi yazarlarla birlikte çalıştı. Heyecanlı, kavgacı mizacı, akıcı, parlak üslûbu ile, diğer Tanzimat yazarlarından daha fazla tanındı. Kendinden sonra gelen yazarları etkiledi.turkeyarena.com Şinâsi ile tanışıncaya kadar divan tarzında şiirler yazan Namık Kemal siyâsetten uzak durdu. 1889′da mutasarrıflık yaptığı Sakız Adası’nda ölen Namık Kemal, vasiyeti üzerine Bolayır’a gömüldü.

    Mağusa hayatı, rahat ve verimli geçen Namık Kemal, burada serbestçe dolaşabiliyor, dışarısıyla mektuplaşabiliyor, ziyaretçilerini ağırlayabiliyordu. Roman, tiyatro, tarih ve tenkide dair birçok eserini Mağusa’da yazan sanatçı, edebî çalışmalara ayıracak en çok zamanı burada bulabildi.

    Namık Kemal Zindanı ve Müzesinin onarma ve çevre düzenleme çalışmaları 1993 yılında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Rölöve ve Restorasyon Şubesi tarafından gerçekleştirilerek ziyarete açıldı.
    [​IMG]
     
  7. GamZe Moderator

    Selimiye Camii / St. Sophia Katedrali
    Kıbrıs’taki en büyük, en görkemli ibadethane ve en önemli Gotik mimari eser olarak kabul edilmektedir. Daha önce aynı yerde bulunan Hagia Sophia adlı bir Bizans kilisesinin üzerine kurulduğu söylenmektedir. Latin Başpiskoposu Eustorge de Montaigu tarafından 1208 yılında yapımına başlanmış ve 1326 yılında katedral kutsanarak ibadete açılmıştır. Kıbrıs’ın en önemli kilisesi olduğundan, Luzinyan krallarının taç giyme törenleri burada yapılmaktaydı.

    Yapı, 1373 yılında Cenevizliler, 1426 yılında Memlükler tarafından yağmalanmış ve bir kaç depremde zarar görmüştür. 1491 yılındaki yer sarsıntıları sonucu, Katedralin doğu bölümü yıkılmış ve Venedikliler tarafından onarılırken, eski bir Lüzinyan kralının (2. Hugh) mezarı ortaya çıkmıştır. Bozulmamış durumda olan cesedin başında altın bir taç, üzerinde de altından eşya ve belgeler bulunmuştur. Fransız mimar ve ustaları tarafından inşa edilen katedral Orta Çağ Fransız mimarisinin çok güzel bir örneğidir. Katedral, anıtsal bir kapıyla başlar. Kapının üzerindeki taş oyma pencereler, eşsiz bir Gotik sanatı örneğidir. Girişin iki yanında bitirilememiş olan çan kulelerinin üzerine, Osmanlılar tarafından cami minareleri oturtulmuştur. Katedralin içi, üç koridor (turkeyarena.com) ile altı yan bölmeden oluşmuştur. İçinde küçük ibadethaneler vardır. Bunlardan kuzeydeki St. Nicholas’a (Noel Baba), güneydekiler Meryem Ana ve St. Thomas Aquinas’a adanmıştır. Caminin kadınlar bölümü olarak bilinen kısmı eskiden hazine dairesi olarak kullanılmıştır.

    St. Sophia’nın içinde, birçok Luzinyan soylusu ve kralları gömülüdür. Bunların mermer mezar taşları hala döşeme kaplamasının bir bölümünü oluşturur. Bu taşlar hasır ve kilim altında kaldıkları ve cami içinde ayakkabı giyilmediğinden üzerlerindeki yazı ve resimler bozulmadan kalmıştır.
    [​IMG]

    [​IMG]
     
  8. GamZe Moderator

    Soli Harabeleri
    Lefke bölgesinde yer alan Soli, Kuzey Kıbrıs’ta ziyaret edilebilecek antik çağ şehirlerinden bir tanesi. Verimli topraklar üzerinde yer alan Soli, bölgede bulunan bakır yatakları ve limanıyla, adada önemli bir konuma sahipti. Bugün, koruma altına alınıp ziyaretçilere açılan bu yerleşim yeri, tarihin korunmaya değer miraslarından bir tanesi.

    Soli’nin orjini İ.Ö. 700 yıllarına ait ve Asurluların haraç aldıkları kentleri içeren bir listeye kadar izlenebilmiştir. Bu listede kentin adı Si-il-lu olarak geçmektedir. Eski yazılı kaynaklara göre İ.Ö. 580 yılında adadaki krallardan Philokypros, hocası Atinalı filozof Solon’un tavsiyesi üzerine, başkentini Aepia adle kentten Si-il-lu’ya taşımış ve buraya hocasının adını vermiştir. İ.Ö. 498 yılında adadaki öteki kırallıklarla birlikte Soli de kıbrıs’ın hakimi olan Perslere baş kaldırmış ve yenilmiştir. Soli, en parlak yıllarını Roma döneminde yaşamıştır. Ancak İ.S. 4. yy’a gelindiğinde, liman gemilerin giremeyeceği kadar dolmuş ve bakır madenleri kapanmıştı. 7.yy’daki Arap korsanlarının akınları kentin sonu olmuştur. Araştırmalardan Soli’de de tiyatronun sırtını verdiği tepeyi kaplayan akropoliste Vuni’deki gibi kral sarayı olduğu anlaşılmıştır. Kazılarda Helenistik döneme ait altın ve gümüş takılar, İ.Ö. 1.yy’da yapılmış mermer bir Afrodite heykeli (Kıbrıs Müzesi - Güney Kıbrıs) ve İ.Ö. 2.yy’a ait Amazonlarla savaşı gösteren bir kabartma ele geçirilmiştir. Viyana Tarih Müzesi’nde Fugger lahdi olarak bilinen lahdin de Soli akropolisinden çıkmış olabileceği ileri sürülmüştür. Kazılarda, Helenistik döneme ait, agoraya açılan sütunlu caddenin ve agoradaki mermer anıtsal çeşmenin kalıntıları da açığa çıkmıştır. Tatlı su kaynakları, verimli topraklar ve korunaklı bir liman, ayrıca bakır yatakları ve bakırı işleyecek bol miktarda odunun bulunması Soli’nin burada kurulan ilk yerleşme olmayabileceğini göstermektedir. Nitekim arkeolojik kazılarda İ.Ö. 11.yy’a tarihlenen biryerleşmenin izlerine rastlanmıştır.

    SOLİ BAZİLİKASI
    Soli bazilikasının 4.yy’ın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Kıbrıs’ta inşa edilen ilk kiliselerden olup kendine özgü yanları vardır. 200 metre uzunluğundaki bazilika üç kapılı bir giriş ve bir giriş mekanıyla başlıyordu. Bunu dört tarafı sütunlarla çevrili ve çeşmesi olan bir avlu izliyordu. Bundan sonra gelen gene üç kapılı bir giriş ve narteksten sonra asıl kiliseye giriliyordu. Kilisenin içinde iki sıra halinde dizilmiş onikişer taştan yontulmuş dev sütunlar nefi üçe bölmekteydi. Bu sütunların altlıkları bugünde yerlerindedir. Nefin sonunda üçlü bir apsit vardı. Ortadakindeki sıralar piskoposlara ve rahiplere aitti. Kilisenin döşemesi tamamen tessera (dört köşe kesilmiş ufak taşlar) mozaikle kapalıydı. Bu mozaiklerin büyük bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Başlangıçta hepsi geometrik desenli olan mozaiklere zamanla hayvan figürleri ve bundan sonra da opus sectile (kesilmiş taş parçalarından yapılmış) mozaikler eklenmiştir. Hayvan figurleri arasında etrafı bir bitki örtüsü ve dört küçük yunusla çevrili, kaza benzeyen kuğu figürü dikkat çeker. Apsitin önündeki mozaikte Yunanca “Ey İsa, bu mozaiği adayanları koru” yazısı okunmaktadır. Hıristiyanlık geleneğinde Soli, Saint Mark’ın Saint Auxibius tarafından vaftiz edildiği yer olarak kabul edilmiştir. Buna göre 1.yy’da Soli’ye sığınan Hıristiyan bir Romalı olan Auxibius sonradan Soli kilisesinin ilk piskoposu olmuştur.

    SOLİ TİYATROSU
    Soli’deki Roma tiyatrosu, bir tepenin denize bakan yamacında bir zamanlar aynı yerde olan bir Yunan tiyatrosunun yerine yapılmıştır. İ.S. 2.yy’ın sonu ile 3.yy’ın başından kalmadır. Seyircilere ayrılan yarım daire şeklindeki oturma sıralarının olduğu bölüm kısmen tepenin kayasına oyulmuştur. Burası ortadaki orkestra (koro yeri) denilen kısımdan kireç taşı bloklardan yapılmış alçak bir duvarla ayrılıyordu. Orkestraya ve oturma yerlerine geçiş, sahne binasının önünde, iki yandaki geçitle sağlanmaktaydı. Oturma yerlerinin taşları ve mermerlerinden sağlam kalanlar 19.yy’da Port Sait rıhtımının yapılmasında kullanılmışlardır. Aslında kapasitesi 4000 kişi olan bu kısım günümüzde yarı yüksekliğine kadar restore edilmiş durumdadır. Sahne binası iki katlı olup, mermerle kaplı ve heykellerle süslüydü. Günümüzde görülebilen kısım sahne binasının üzerine inşa edildiği platformdu. Tiyatronun batısındaki bir tepenin üzerine İsis ve Afrodit’e adanmış bir tapınağın izlerine rastlanmıştır.

    Ayrıca Soli Tiyatrosunda her yıl Lefke Avrupa Ünversitesi’nin mezuniyet törenleri ve yine her yıl düzenlenen L.A.Ü. Bahar şenliklerinin ünlü sanatçı konserleri yapılmaktadır.
    [​IMG]
     
  9. GamZe Moderator

    Barbarlık Müzesi
    Barbarlık Müzesi, Başkent Lefkoşa’nın Kumsal Mahallesi İkinci İrfan Bey Sokak’ta bulunuyor. Müze tek katlı, bahçeli ve tam köşede şirin bir ev aslında. Lefkoşa Belediyesi sonradan bu sokağın adını Nihat İlhan’ın eşi “Mürüvvet İlhan Sokak” olarak değiştirmiş. Müze 1 Ocak 1966 tarihinde açılmış. 1975 yılında onarım görmüş. 1980 yılında Bakanlar Kurulu Kararı’yla kamulaştırılmıştır. Müzenin duvarlarındaki siyah-beyaz fotoğraflar Rumların 21 Aralık 1963’teki katliamları sonucunda kadın, erkek, genç, ihtiyar Kıbrıslı soydaşlarımızın şehit edilişlerini, bu soydaşlarımızın evlerinin, köylerinin yakılıp yıkılışını yansıtıyor bugünlere…

    Murat Ağa, Sandallar, Atlılar ve daha birçok bölgede soykırımlar yapıldı. 1963-74 arasında 103 Türk köyü yerle bir edildi. Her kare fotoğrafta, ayrı bir öykü var. Bu öykülerin ortak adresi ise Kıbrıs Türkü’nü “ya ölümle”, “ya da göçle” yok etmek, adayı tamamen ele geçirip, Yunanistan’a iltihak etmek.

    21 Aralık 1963, yani “Kanlı Noel” bunun en açık ifadesidir. Noel demek Hırıstiyan inancına göre Hz.İsa’nın Doğumunun kutlanması demektir. Hırıstiyanlık kan dökmeyi, katliam yapmayı emretmiyor. Ama Rumlar tıpkı bir vampir misali liderleri Papaz Makarios’un öncülüğünde Hz.İsa’nın bile doğum yıldönümünde bile insanlık dışı bir davranışla kan döküyorlar.

    Araştırdığımız tarihi kaynaklara göre; “Kıbrıs’ta dinamiti patlatan ilk kıvılcım, 4 Aralık 1963′te Lefkoşe’deki EOKA eylemcisi Markos Dragos’un heykeline konulan bomba oluyor. EOKA bombayı Türkler’in koyduğunu ileri sürüyor. Ardından iki Türk öldürülüyor. Artık ok yaydan çıkmıştır… 24-25 Aralık’taki acı katliama işte böyle başlanıyor.”

    Rumlar bu tarihte saldırıya geçerek, Türkler üzerinde müthiş bir soykırıma giriştiler. Sırada Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay doktoru Elazığlı Binbaşı Nihat İlhan’ın evi de vardı. Eli silahlı gözü dönmüş Rumlar gecenin bir vaktinde evin kapısına dayandılar. Binbaşı Nihat İlhan, evde yoktu… 18 Aralık günü evden çıkarak Alay’a gitmişti. Günlerce gecelerce eve dönememiş, Gönyeli ve Küçükkaymaklı’daki yaralı Türklerin yaralarını sarıyor, onlara sevgi, şefkat ve şifa dağıtıyordu. Nihat İlhan 6 ay önce Amerika’dan Türkiye’ye dönmüş, Haydarpaşa Askeri Hastanesinde göreve başlamış, çok geçmeden de tayini Kıbrıs’a çıkmıştı. Geldikten 2,5 ay sonra da çocuklarını yanına aldırmış, güvende olsunlar diye Kıbrıslı Türk Ailelerin yanındaki bu evi tutmuştu.turkeyarena.com

    Rumlar kapıya dayandığında, sokaktan gelen yüksek sesteki Rumca konuşmaları duyan Mürüvvet İlhan, çocukları Murat, Kutsi ve Hakan’ı yanına alarak, evin banyosundaki küvetin içine girerler. O sırada evde bulunan ev sahibi Ferdiye Gudum adlı yaşlı kadın da tuvalete saklanır. Evin sokak kapısı açılmayınca silahlı caniler tarafından kırılır. İçeri giren Rumlar Binbaşı’nın ailesini banyodaki küvetin içerisinde kurşun yağmuruna tutarlar. Ev sahibi kadını da tuvalette tararlar. Bu baskın sırasında Rifle otomatik mavzerlerle 15, Storn otomatik tabanca ile 12, mavzerlerle 6 olmak üzere toplam 33 el ateş edildiği, şehitlerin vücutlarındaki yaralardan ve duvarlarda hala yeri belli olan kurşunların izlerden anlaşılmaktadır.turkeyarena.com Eşinin ve çocuklarının şehit edildiğini Binbaşı Nihat İlhan, ancak 4 gün sonra öğrenecektir.

    Müze’de Neler Var?
    Müzenin kapıdan girişte sağ tarafta kırmızı boya ile tavandan aşağıya doğru insanın üzerine akan kan motifi verilen “Aralık 1963” yazısı göze çarpıyor. Tavanda, baskından kalma kurşun izleri siyah çerçeve içerisinde gösteriliyor. Bir odada 1963-1964 yıllarında yaşanan “Rum Katliamları”yla ilgili yabancı basında yayınlanan haberler sergileniyor. Bir diğer odada şehit edilen Türkler, yok edilen kültürel miraslar, bir başka odada Mürüvvet İlhan ve çocuklarına ait eşyalar, son odada ise toplu katliamlarla ilgili siyah beyaz fotoğraflar, izleyenleri yeniden o günlere götürüyor.

    Barbarlık Müzesi’nin bahçesinde de aynı yılda yaşayan “Kumsal Katliamı”nda şehit edilen 11 Kıbrıs Türk vatan evladının anısına bir anıt yaptırılmış. “Kumsal Şehitleri Anıtı”da bu evi ziyarete gelenler tarafından açık havada ziyaret edilerek, hatıra fotoğrafları çektirilen önemli bir mekan. Anıt üzerinde şehitlerin fotoğrafları da bulunuyorlar. Bu anıt “Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği”nin katkılarıyla yapılmış. Barbarlık Müzesi’nin bahçesindeki bu anıtta Kumsal Şehitlerinin isimleri; Hakan İlhan, Kursi İlhan, Murat İlhan, Mürüvvet İlhan, Feride Hasan, Erdoğan Rifat, Tuncer Hasan, Mustafa Hasan, Mustafa Mehmet, Muhip Hüseyin ve Aziz Güner olarak yazılıyor. Rumlar, Kıbrıs’ta Türkler üzerinde çok sıkı bir soykırım politikası uygulamıştır. Barbarlık Müzesi 42 yıl önceki bu soykırımın delili ve belgesidir.
    [​IMG]
     
  10. GamZe Moderator

    Boğaz Şehitliği
    Lefkoşa’dan Girne’ye doğru giderken Boğaz bölgesinde yer alan bir Şehitliğimiz vardır, bu şehitliğimiz 1974 Mutlu Barış Harekatı’nda bölgede şehit olan subay, astsubay, erbaş ve erler ile mücahitlerden bir kısmının yattığı Boğaz Şehitliği, şehitlere layık bir anıtsal yapı, GKK Komutanı Tuğgeneral Galip Mendi’nin girişimleriyle anıtsal bir hale getirildi.
    326 şehitin mezarının bulunduğu Boğaz Şehitliği’ne anıtsal özellik kazandırılması, Tuğgeneral Galip Mendi’nin girişimleriyle Prof. Dr. Tankut Öktem’in yaptığı heykellerle gerçekleşti.

    Bursa’nın Küçük Kumla Beldesi’ndeki atölyesinde çalışan Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tankut Öktem, Boğaz Şehitliği için büyük bir Mehmetçik, 4 aslan, 4 adet kompozisyon içeren anıtsal türden heykel ve 5 adet rölyef yaptı. Eserlerin KKTC’ye gelişini de, Türkiye Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt sağladı.

    Tuğgeneral Mendi Boğaz Şehitliği hakkında, Mutlu Barış Harekatı’nda bu vatanı kurtarmak, Kıbrıs Türkü’nün varlığını korumak ve özgür olarak barış, huzur ve güven içerisinde ayyıldızlı bayrak altında yaşaması için seve seve canlarını feda eden mehmetçik ve mücahidin yan yana yattığını sözleriyle vurguluyor.turkeyarena.com

    Yüce bir ülkü, kutsal bir amaç uğruna en değerli varlıklarını feda eden, bu suretle büyük Türk milletinin ve Kıbrıs Türk halkının ebediyen varoluşunun sebebini oluşturan, yıllar süren ızdıraplarını dindiren, özlediği özgürlüğe kavuşturan Barış Harekatı’nda bu toprakların vatan yapılması uğrunda canlarını feda eden şehitler için yapılan herşeyin yetersiz kalacağını vurgulayan Tuğgeneral Mendi, onların aziz hatırlarını sonsuza kadar yaşatmak ve milli mücadele tarihini yeni nesillere öğretmenin öncelikli görevlerinden biri olduğunu ifade ediyor.
    [​IMG]
     
  11. GamZe Moderator

    Bellapais Manastırı
    Girne’de bulunan Bellapais Manastırı 1158 ve 1205 yılları arasında inşa edilmiş. Kuzey sahillerinin tümüne hükmedebilen görüşü ve güzel dağ manzarası ile Kıbrıs’ta gotik mimarî tarzının görülmesi gereken en önemli yer ve eserlerinden biridir. Manastır’da bugün konser salonu olarak kullanılan bir de salon mevcuttur, ki bu salon savaş yıllarında kurşun yağmuruna tutulmuş, bugün halen kurşun izleri bulunmaktadır.

    Beşparmak dağlarının eteğinde bir kayalık üzerinde kurulmuş olan manastırın bugünkü adı Franızca “Abbaye de la Paix” den (Barış Manastırı) türemiştir. Manastır, Gotik sanatın bir şaheseri ve Yakın Doğu’daki en güzel örneği olarak bilinmektedir. Bellapais’in ilk sakinlerinin Selahaddin Eyyubi 1187 yıında Kudus’ü ele geçirdiği zaman Kıbıs’a göç eden Augustinian mezhebi rahipleri olduğu bilinmektedir. İlk manastır binanın yapımı (1198 - 1205) yılları arasında olmuştur. Günümüzde ayakta kalan yapının büyük bir kısmını Fransa Kralı III. Hugh (1267 -1284 )inşa ettirmiştir. Manastırın ortasındaki avlunun dört yanını çeviren revakalar ve yemekhane Kral IV. Hugh döneminde (1324 - 1359) yapılmıştır. Ada Osmanlıların eline geçtikten sonra bina Yunan Ortodoks Kilisesi’ne verilmiştir.

    Bellapais Manastırı bir kapı ve ön avlu ile başlar. Kapının kulesi daha sonra yapılmıştır. Bu avlunun öteki ucundaki kilise, manastırın günümüze en iyi durumda ulaşmış kısmı olup 13. Yüzyıldan kalmadır. Ön yüzünde görülen İtalyan üslubundaki freskler daha sonra, 15. Yüzyılda yapılmıştır. Manastırın ortasında çevresi revaklı bir avlu bulunmaktadır. Bir köşede üst üste duran Roma döneminden kalma iki mermer lahit, bir zamanlar rahiplere lavabo vazifesi görmüştür. Lahitlerin arkasındaki kapıdan yemekhaneye geçilir. Kapının mermer üst sövesinin üzerinde sırayla Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan krallıklarının armaları asılıdır. Geniş, dikdörtgen şeklinde tonozlu bir salon olan yemekhane Gotik sanatın kusursuz bir örneği olarak kabul edilmektedir. Gündüz deniz tarafındaki altı büyük ve doğu duvarındaki gülpencereden ışık almaktadır. Papazlara yemek yedikleri sırada vaaz vermek için kullanılan kürsü hala yerinde durmaktadır. Batı duvarındaki kapı, alt kattaki mutfak , mahzen ve tuvaletlere inen merdivene açılır. Orta avlunun doğusunda rahiplere ayrılan yerler ve meclis odası bulunur.turkeyarena.com

    Manastırın idari işleri meclis odasından yürütülürdü. Gotik taş işçiliğinin başarılı örnekleri kabul edilen dış kabartmalarının arasında sırtında bir merdiven taşıyan adam, iki deniz kızı arasında bir adam, kitap okuyan bir kadın, iki vahşi hayvanın saldırdığı bir adam, tesbihli bir kadın, dallarında bir kedi ve bir maymun olan armut ağacının altında kalkanlı bir adam, pelerinli bir rahip gibi figürler göze çarpmaktadır. Meclis odasının ortasındaki sütunun erken dönem bir Bizans kilisesinden geldiği sanılmaktadır. Rahiplerin yatakhaneleri çalışma odalarının üst katında yer almaktaydı. Yine üst katta ve kuzeybatı köşesinde küçük bir hazine odası vardı.
    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş