Kayıkçı Kul Mustafa'nın Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği

Konusu 'Türkçe-Edebiyat' forumundadır ve RüzGaR tarafından 5 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Kayıkçı Kul Mustafa'nın Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği
    17. yüzyıl halk şiirimizin asker ozanlarından biri Kayıkçı Kul Mustafa. Cezayir'den Bağdad'a dek çeşitli beldeler dolaşmış, savaşmış, savaşlara destanlar, yenilgilere, şehitlere ağıtlar düzmüş bir Yeniçeri ozanı. Kayıkçı Kul Mustafa'nın doğum ölüm yıllarını bilemiyoruz. Yaşamı üzerine de açıklayıcı bilgilerden yoksunuz. Ölümünün, Abaza Hasan Paşa'nın ayaklanmasını dile getiren destandan 1659'dan sonra olduğu sanılıyor. Böylece Kayıkçı Kul Mustafa'nın 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı ileri sürülüyor. Kayıkçı Kul Mustafa'yla ilgili bilgilerimiz, onun şiirlerinden çıkarıldığınca şöyle özetlenebilir: Murat Reis'in ölümü (1609) dolayısıyla söylediği ağıt. Buradan "Kayıkçı" sanını Cezayir'de bulunduğu sırada, görevinden ötürü aldığı sanılıyor. Padişah 2. Osman'ın bir ayaklanma sonucu öldürülmesini anlatan şiiri, Şah 1. Abbas'ın Bağdad'ı ele geçirişi, 4. Murat'ın 1630'da Bağdad'ı kuşatması üzerine yazdıkları Murat Reis'in ölümünden sonra 4. Murat'a "kul" olduğu, olayların içinde yaşadığını, yaşadığı olayların da şiirini söylediğini açıklıyor. Bunların içinde en ünlüsü "Genç Osman Destanı"dır. "Genç Osman", 4. Murat'ın Bağdad'ı kuşatmasında bir birlik komutanıdır. Yapılan saldırı sırasında kaleden atılan oklarla yaralanıp, Dicle'ye düşmüş, boğularak ölmüştür.

    Kayıkçı Kul Mustafa'nın bu olayla ilgili olarak söylediği "Genç Osman destanı kısa sürede bütün Anadolu'ya yayılmış, büyük ün kazanmıştır. Bugün bile "Genç Osman Destanı"nın etkisinin tümüyle silindiği söylenemez. Aslında, tarihlerin yazdıklarına göre Bağdad ancak 1638 yılında ele geçirilebilmiş, kale bedenlerine sancağı da Zor Mustafa Paşa dikmiştir ama bu olay kamuoyunda, Kayıkçı Kul Mustafa'nın dile getirdiği "Genç Osman Olayı"nın geniş etkisini silememiştir.turkeyarena.net Şiirlerinde kimi söylemelerde zorlamalar görülüyorsa da, döneminde halk beğenilerini zorlamayan, yalınlığı, içtenliğiyle geniş etki bırakmış, ozanları da bir ölçüde bu etki altına alabilmiştir.

    KARA GÖZLÜ DİLBER LEBİN LEZZETİ
    Kara gözlü dilber lebin lezzeti
    Sükker midir şerbet midir bal mıdır
    Dökülmüştür ak gerdanın üstüne
    Kakül müdür sırma mıdır tel midir

    Kudretinden eğnine hulle biçilmiş
    Gerdanına siyah benler saçılmış
    Hüsnünün bağında çiçek açılmış
    Lale midir sümbül müdür gül müdür

    Gönlümdür aşk ile arayup süzen
    Ağyar olur yarin ardınca gezen
    Söyledikçe kara bağrımız ezen
    Ağız mıdır dudak mıdır dil midir

    Alçakları koyup yüksekte uçmak
    Rakib-i naşiye sırrını açmak
    Yadlara meyledip fakirden kaçmak
    Adet midir kanun mudur yol mudur

    Mustafa der acep gördüğüm düşü
    Dilbere meyletmek aşıkın işi
    Yolunda harcolan gözümün yaşı
    Derya mıdır ırmak mıdır göl müdür


    GELE DİLBER GEL ALLLAHI SEVERSEN
    Gele dilber gel Allahı seversen
    Gel ağlatma beni eller içinde
    Ne acayip olur şu halk-ı alem
    Söyleşirler bizi diller içinde

    Bunca zaman hasretinden gülmedim
    Böyle zalim olacağın bilmedim
    Çok yerleri gezdim amma görmedim
    Bencileyin geda kullar içinde

    Bedir olur doğar artık dulunmaz
    Akar çeşmim yaşı bir dem silinmez
    Umarım ki şunda asla bulunmaz
    Sencileyin gonce güller içinde

    Mustafa söyler sözünü saz ile
    Süregür devranı şevkce şaz ile
    Kırmızılar giy de salın naz ile
    Ko ben görüneyim çullar içinde


    GECE GÜNDÜZ UYKU GİRMEZ GÖZÜME
    Gece gündüz uyku girmez gözüme
    İntizarım ela gözlü yar deyu
    Gündüz hayalimde gece düşümde
    Selamı çok bir efendim var deyu

    Ben bilirim yar sevgisi candandır
    Yarsız bana fena dünya zindandır
    Benim ulu korkum hemen şundandır
    Gayrılara gönül vere yar deyu

    Ne mümkündür yüzüm yardan döndürem
    Yeri göğü aşk oduna yandıram
    Bir sırdaşım yoktur yare gönderem
    Var cananın hatırını sor deyu

    Kul Mustafa kulluğunu bilmez mi
    Varıp dostun bahçesine girmez mi
    Dilber bize bir destimal vermez mi
    Ağladıkça çeşmin yaşı sil deyu


    BUGÜN BEN BİR GÜZEL GÖRDÜM
    Bugün ben bir güzel gördüm
    Yeşiller giymiş ağ üzre
    Bir bakışta aklım aldı
    Dururken ben ayağ üzre

    Mah yüzüne mi bakılır
    Bakanlar yanıp yakılır
    Her söyledikçe dökülür
    Leblerin balı yağ üzre

    Beni mesteden canıdır
    Zülfü gönüller damıdır
    Her biri birer haramidir
    Kirpikleri kapağ üzre

    Der Mustafa geldi ise
    Hak inayet kıldı ise
    Ferhat dağı deldi ise
    Koyam ben dağı dağ üzre


    DESTAN
    Kalktı yelken etti Murad'î Reis
    Başabaş düşmana varjrım demiş
    Vaktinize hazır olun gaziler
    Ya şer verir ya ser alırım demiş.

    Biz şaşırttık düşmanlara yolunu
    Kimse bilmez gazilerin halini
    Hazır eylen kapıdanın birini
    Alırım, yedekte sürürüm demiş.

    Türk pirleri eydür: Kurtarın bizi
    Biz söyledik: Allah kurtarır Sizi
    Ölenimiz şehit, öldüren gazi
    Gün bu gündür beyler, ururum demiş.

    Kul Mustafa daim söyler özünden
    Gazileri cenk eylemiş izinden
    Koyuverin Türk'ü pranganızdan
    Yoksa hepinizi kırarım demiş.


    TELLİ TURNAM
    Telli turnam bizim yerden ne haber
    Aceb bizim yerlerimiz nic'oldu
    Büibül uçtu gurab kondu dallara
    Mor sümbüllü bağlarımız nic'oldu?

    Bu dünyada biz çekelim kahırlar
    Dost elinden hem içelim zehirler
    Issız kalmış han, odalar, ahırlar
    Hükmü geçen beylerimiz nic'oldu?

    Ulu hendeklerden sular akar mı?
    Nazlı dilber arkamızdan bakar mı?
    Hiçbir dağa iki duman çöker mi?
    Zuîümetde kalan yerler nic'oldu.

    Kul Mustafa dediceğin etti mi?
    Felek işimize uğru kattı mı?
    Her birimiz bir diyara gitti mi?
    Ölen öldü sağlarımız nic'oldu?
     



Sayfayı Paylaş