Kavramcılık-Kişilikçilik(Personalizm)

Konusu 'Felsefe' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 25 Eylül 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Kavramcılık

    Adcılık ve gerçekçiliğe karşı olarak, kavramların genel düşüncelerden ibaret bulunduğunu ve bunların gerçek olduklarını savunmak kadar gerçek olmadıklarını savunmanın da yersiz olduğunu ileri süren Fransız düşünürü Abaelardus'un uzlaştırıcı öğretisi. İlerici ve aydın adcılıkla gerici ve bilgisiz gerçekçiliğin uzun süren tartışmaları, ortaçağın gelecek aydınlığı hazırlayan en ilginç düşünce olayıdır.

    Gerçekçiler, metafizik tutumlarına uygun olarak genel kavramların gerçek olduğunu ileri sürmüşlerdi. Adcılarsa genel kavramların sadece birer sözden ibaret olduğunu ileri sürerek gerçek olmadıklarını savunuyorlardı. Ortaçağın aydın bilgini Petrus Abaelardus, kavramcılık öğretisiyle, bu çatışmayı uyuşturmaya çalıştı. Tartışma beyhudedir, diyordu, kavramlar elbette gerçek değildirler, ama gerçekliklerden çıkarıldıkları için gene elbette bir gerçeklik taşımaktadırlar.

    Bunlar, adı üstünde, kavramdırlar ve bunların bu anlamda gerçekliklerini tartışmak yersizdir. Kavramların elbette nesne ve eylemlerden bağımsız olarak birer varlıkları yoktur, ama nesnel gerçeklik bilgisinin özel bir biçimidirler, bizler onlarsız (nesne ve eylemlerden soyutlanmış genel kavramlar olmaksızın) nesnel gerçekliği bilip tanıyamayız. Tümeller ne nesneden önce, ne de sonradırlar, nesnenin kendisindedirler.

    Abaelardus (1079-1142) bu savıyla açıkça adcılara katılmakta, ne var ki onlardan biraz farklı olarak tümellerin ya da önsel genel kavramların nesnel gerçekliğin kavranmasında temel öğeler olduklarını ileri sürmektedir. Adcılığın geliştiricisi Oscam'lı William da Abaelardus'un bu savına katıldığından kavramcılık öğretisine son dönem adcılığı adı da verilir. İngiliz düşünürü John Locke da bu anlayışa yatkın görüşler ileri sürmüştür.


    Kişilikçilik (Personalizm)

    İnsan kişiliğini evrensel yapıda en üstün ve en gerçek değer olarak ilerisi üren idealist ve dinsel akım. Kişicilik ve kişiselcilik deyimleriyle de dile getirilen ve kimi sözlüklerimizde Türkçe yazımıyla da kullanılan personalizm terimi ilkin 1863 yılında Amerikalı düşünür Brenson Alcot tarafından ileri sürülmüştür. Daha sonra bu deyim 1901 yılında Fransız düşünürü Renouvier tarafından kullanılmıştır.

    Bireysel insanı en üstün evrensel değer olarak yüceleştiren dinsel ve idealist bir anlayışı adlandıran bu terim, aynı zamanda kişisel bir tanrıya inanma eğilimini, yaşamsal ve tarihsel gelişmeyi kişiliğin oluşmasıyla açıklayan törebilim ve tarih felsefesi anlayışlarını, insanı karşılıklı kişilik ilişkilerinin belirlediğini ileri süren idealist öğretileri de adlandırmaktadır. Terim, özellikle Alman düşünürü Teichmüller tarafından 1889 yılında tanrıyı kişileştiren öğretileri dile getirmek için ileri sürülmüştür. Kişiyi en üstün deşer olarak yüceleştiren ve tanrıya bağımlı kılan anlayışın Amerika'daki kurucusu P. B. Bowne (1847-1910)'dur. R. T. Flewelling'le E. S. Brightman başta olmak üzere G. W. Howison, M. W. Calkins, A. K. Knudson onu izlemişlerdir.

    Renouvier 1902'de, Mounier 1946 ve 1950'de yayımladıkları yapıtlarına bu adı vermişlerdir. Her üç öğreti de insan kişiliğini, evrensel yanı içinde en üstün değer olarak görür ve kişisel özgürlüğünü tanıtlamaya çalışır. Renouvier'e göre insan kişiliği, bu kişiliğin dışındaki her türlü değerden üstündür. Kişilikler, birbirlerine indirgenemeyen ve birbirlerinden kökten ayrı bulunan bireysel değerlerdir. Kişiliklerin ortak yanı sadece algı ve iştahlanma güçleridir. Buysa, Tanrı'nın varlığını tanıtlar.

    Kişilik, kendi kendilerini gerçekleştiren edimlerin bir düzen sistemidir. Kişilik, evrenin bütün varlık biçimlerinden üstündür. Öyleyse kişi, evrenin bir parçası değildir. Kişinin bu yalnızlığı, Tanrı düşüncesini gerekli kılar. Geist, kendisini bütün varlıklardan üstün kılmak suretiyle içine düştüğü yalnızlığa bir sığınak bulmak zorundadır. Öyleyse Tanrı bilinci, kişiliğin kendisini gerçekleştirmesidir.

    Görüldüğü gibi, her üç kişilikçi öğreti, yanlış bir temelden yola çıktıkları için sonunda zorunlu olarak öznel idealizme varmaktadırlar. Her üç Öğreti de nesnel gerçeğin insansal değeri yok ettiğini sanır ve nesnel gerçekten kurtulmaya çalışır. Avrupa'da ve Amerika'da manevi cihazlanma vb. gibi idealist derneklerin kurulmasına yol açan bu akım, toplumu, bireysel kişiliklerin bir toplamı sayar ve dünyanın değiştirilmesi yerine, kişinin değiştirilmesini koyar.
     



Sayfayı Paylaş