Karadır Bu Bahtım Kara Türküsünün Hikayesi

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 26 Haziran 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    Karadır Bu Bahtım Kara Türküsü ve Öyküsü

    1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama ile birlikte anılan sadece geniş halk kesimlerinde değil ciddi musiki çevrelerinde de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı yani mahalli bir sanatçı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır.

    İşte Neşet Ertaş Orta Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten Necati Neşet Ayşe Nadiye ve muhterem adında beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha altı yedi yaşlarında iken kendisini yöre düğünlerinin aranılan sanatçı babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet Ertaş hayatını bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı uzun bir şiirinde şöyle anlatır.


    TÜRKÜ BABANIN HAYAT DESTANI ŞİİRİ

    Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
    Kırtıllar köyünde geldin dediler
    Babama Muharrem anama Döne
    Dediysen Ata’yı bildin dediler

    Dizinde sızıydı anamın derdi
    Tokacı saz yaptı elime verdi
    Yeni bitirmiştim üç ile dördü
    Baban gibi sazcı oldun dediler

    O zaman babamdan öğrendim sazı
    Engin gönül ile Hakk’a niyazı
    O yaşımda yaktı bir ahu gözü
    Mecnun gibi çölde kaldın dediler

    Zalım kader devranını dönderdi
    Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
    Babam saz çalarken bana zil verdi
    Oynadım meydanda köçek dediler

    Anam Döne İbikli’de ölünce
    Tam beş tane öksüz yetim kalınca
    Beşimiz de Perişan olunca
    Babamgile burdan göçek dediler

    Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
    Bu hali görenin yanıyor bağrı
    Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
    Bunlara bir ana bulun dediler

    Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık
    Bize ana yok mu diyerek sorduk
    Adı Arzu dediler bir ana bulduk
    İşte bu anadır buldun dediler

    En küçük kardaşı kayıp eyledik
    Onun için gizli gizli ağladık
    Üstelik babamı asker eyledik
    Yine öksüz yetim kaldın dediler

    Zalım kader tebdilimi şaşırttı
    Heybe verdi dalımıza devşirtti
    Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
    Biraz da burada kalın dediler

    Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
    Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
    Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
    Aferin arkadaş çaldın dediler

    Yarin aşkı ile arttı hep derdim
    Babamı bir yere dünür gönderdim
    Başlık çok istemişler haberin aldım
    İstemiyor yarin seni dediler

    Kırşehir’de yedi sene kalınca
    Düğün düzgün hepsi bize gelince
    Burada herkese yer daralınca
    Ankara’ya gider yolun dediler

    Ankara’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
    Epeyce eğleştim evinde kaldım
    Yüz lirayı verip bir yatak aldım
    Etti isen böyle buldun dediler

    Bir ev kiraladım münasip yerde
    Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
    Bu aşk hançerini vurdu derinde
    Çaresini bulamazsan ölün dediler

    Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
    Arada içerdim yarin aşkına
    Canan acımaz mı garip dostuna
    Buna da içeriye alın dediler

    Bu hasretlik duygusu Türkü babanın sanatına olumlu etki yaparak memleketin taşına toprağına insanına hasret ve özlemle dolu pek çok türkünün doğmasına sebep oldu.

    Ana vatanımsın baba yurdumsun
    Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
    Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
    Hasretin bağrımda derin Kırşehir.
    Feleğin yazdığı kara yazıynan
    Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
    Kara kaşlarıynan kara gözüynen
    Aşık etti beni birin Kırşehir

    Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta tıpkı Yunus gibi Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri...

    Şu garip halimden bilen işveli nazlım
    Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
    Tatlı dillim güler yüzlüm ey ceylan gözlüm
    Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

    Bir başka türküsünde:

    Küstürdüm gönlümü güldüremedim
    Baharım güz oldu yazım kış oldu
    Gönüle yarini bulduramadım
    Baharım güz oldu yazım kış oldu
     



Sayfayı Paylaş