Kalp Sağlığı -Genel-

Konusu 'Sağlık-Genel' forumundadır ve RüzGaR tarafından 27 Kasım 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    KALBİN ANATOMİSİ

    Kalp, göğüs ön duvarı arkasında, orta kısımda iki akciğer arasında yer alır. Kas dokusundan oluşmuştur. Temel işi kanı pompalamak olan hayati bir organdır.
    [​IMG]
    Kalbin ön taraftan görünümü
    [​IMG]
    Kalbin ön taraftan görünümü; sol ventrikül (karıncık), sağ ventrikül (sağ karıncık) ve sağ atriumun (sağ kulakçık) ön kısımları çıkarıldıktan sonra
    Sağda ve solda birer kulakçık (atrium) ve karıncık (ventrikül) olmak üzere dört boşluktan oluşur. Sağdaki kulakçık ve karıncığı triküspit kapak; soldaki kulakçık ve karıncığı ise mitral kapak ayırır. Kalbin sol karıncığının bitimi ile kalpten çıkan ve insanın en büyük atardamarı olan aort damarının başlangıcı arasında aort kapağı vardır. Benzer olarak pulmoner kapak sağ karıncık ile pulmoner damar arasındadır. Kalbin sağ sistemine tüm vücuttan gelen kanı toplayan damarlar (vena cava inferior ve vena cava superior) açılır. Bu kan akciğer atardamarı (Pulmoner arter) ile sağ sistemden ayrılır. Akciğerlerden akciğer toplar damarları (pulmoner venler) ile dönen kan, sol kulakçık ve sol karıncığı dolaşarak aort damarları ile tüm vücuda pompalanır.
    Kalbin dış yüzünü perikard denilen çepeçevre bir zar kaplar. Bu zar ile kalp arasında, kalbin çalışırken rahat hareket edebilmesi için çok az miktarda kayganlaştırıcı sıvı bulunur.
    [​IMG]

    Kalbin İletim Sistemi

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kalbin kasılarak kendisine gelen kanı pompa gibi davranarak fırlatması elektrik akımları sayesinde kasılması ile olur. Bu akımlar milivoltlar düzeyindedir. Bu akımlar ancak özel cihazlarda yükseltilerek (amplifiye edilerek) kayıt edilebilir hale getirilebilir (elektrokardiyogram veya EKG)[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][​IMG][/FONT]​

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Burada kalbin ön bölümü çıkarılmış halde, sarı ile gösterilen iletim sistemini görüyoruz. İletim sistemini, kalbin içinde elektriksel uyarıların çok hızlı hareket ettiği "otoban yollar" olarak düşünebiliriz. Uyarı ilk olarak sinoatrial düğümden çıkar atriumları (kulakçıklar) dolaştıktan sonra atrioventriküler düğüme gelir ve burada biraz bekledikten sonra aşağı inerek ventrikülleri (karıncıkları) uyarır.[/FONT]​
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bir kalp atımı, kalbin sağ kulakçığının üst taraflarında bulunan ve sinoatrial (veya sinüs) düğüm adı verilen özelleşmiş bir hücre demetinden oluşan bölgenin elektriksel bir uyarı çıkarması ile başlar. Bu bölge kalbin doğal pili olarak bilinir (pacemaker).[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sinüs düğümünden çıkan bu uyarı kalbin her iki kulakçığı boyunca ve aşağıya doğru yayılır ve kulakçıklar kasılarak içlerindeki kanı karıncıklara gönderirler. Daha sonra uyarı kulakçıklar ile karıncıklar arasında bulunan başka bir (turkeyarena.com) özel bölgeye; atrioventriküler (AV) düğüme gelir. Elektrik iletisi karıncıklara ulaştırılmadan önce atrioventriküler düğümde kısa bir süre bekletilir. Böylelikle kulakçıklarla karıncıklar aynı anda kasılmaz.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kulakçıkların kasılması bittikten sonra His-Purkinje sistemi adı verilen bir elektriksel ağ ile uyarı tüm karıncıklara yayılır ve kasılarak içlerindeki kanı akciğerlere ve aort yoluyla vücuda pompalarlar.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sinüs düğümü tekrar başka bir uyarı çıkararak yeni bir döngüyü başlatır. Normalde sinüs düğümünden dakikada 60-100 cıvarında uyarı çıkar. Bu da kalp hızını oluşturur[/FONT]

    Kalbin Atardamarları


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kalp de tıpkı diğer organlarda olduğu gibi hücrelerden oluşur ve oksijenlenmesi / kanlanması gerekir. Her ne kadar kalbin her dört odacığı kanla dolu olsa da kalp beslenmesini kendi içindeki kanla değil; aort damarından ayrılan sağ ve sol kalp atardamarlarından (koroner arterler) beslenir. Başlangıçta 2 ana dal halindedir:[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]sağ koroner arter (right coronary artery veya kısaca RCA) ve [/FONT]


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]sol ana koroner arter. Sol ana koroner arter ise kısa bir segment sonrasında 2 ye ayrılır:[/FONT]
    1. [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]sol ön inen arter (left anterior descending veya kısaca LAD),[/FONT]
    2. [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]s[/FONT][FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]irkumfleks arter (circumflex artery veya kısaca Cx).[/FONT]
    [​IMG]


    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Dolayısıyla, kalbi 2'si solda, biri sağda olmak üzere 3 atardamar besler.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sağ koroner arter kalbin arka yüzünü ve sağ ventrikülü kanlandırır. Kendisinden; akut marjin, sol ventrikül, sinüs düğümü arteri gibi dallar çıkarlar. Bazen posterior descending dalını da verir.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Cx arter ise atrium (kulakçık) ve ventriküllerin (karıncık) arasından dolanıp kalbin arkasına yönlenerek kalbin yan ve arkasını kanlandırırlar. Kendisinden çıkan yan dallara obtus adı verilir. Bazen posterior descending dalını da verir.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]LAD ise kalbin ön yüzünde yukarıdan aşağıya doğru uzanır. Kalbin ön yüzünü kanlandırır. Kendisinden çıkan dallar diagonal ve septal dallar olarak adlandırılır. Kalp kasının en büyük bölümünü sulayan damardır, dolayısıyla kalbin en önemli damarıdır. Bu damara bağlı miyokart infarktüslerinde kalp kası hasarı daha büyük olur.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sağ koroner arter, sağ kulakçık ve karıncığı ve iki karıncık arası bölmenin arka kısmını besler.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sirkumfleks arter, sol kulakçığı, sol karıncığın (turkeyarena.com) yan ve arka kısımlarını kanlandırır.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sol-ön-inen arter ise sol karıncığın ön yüzünü ve iki karıncık arası bölmenin ön kısmını besler.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bu damarlar tıkandığı zaman (miyokart infarktüsü veya kalp krizi) kanlandırdıkları kalp bölgelerinde harabiyet ve buna bağlı kasılma bozuklukları oluşur.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kalbi besleyen bu damarların açık kalması son derece önemlidir. Ateroskleroz (Koroner arter hastalığı) dediğimiz hastalıkta bu damarlarda plak dediğimiz yapılar oluşur ve bunlar zamanla ilerleyip darlık ve tıkanıklıklara yol açarak kalp kasının beslenmesinin bozulmasına ve dolayısıyla ciddi problemlere neden olabilirler. [/FONT]

    Kalp Kapakları

    Kalp dört odacıktan oluşur: üst kısımda iki kulakçık (sağ ve sol atrium) ve kulakçıkların altında iki karıncık (sol ve sağ ventrikül). Kulakçıklar ile karıncıklar arasında ve karıncıklarla buradan çıkan damarlar arasında kapaklar bulunur. Kapaklar, kanın tek yönlü akmasını, dolayısıyla kanın geri kaçışını engellemeye yarar. Kapaklar, kanın karıncıklara tek yönlü girişini sağlarken tek yönlü de çıkışını sağlarlar. Her kapak (2 yaprakçıktan oluşan mitral kapak hariç) 3 yaprakçıktan oluşur. Bu dört kalp kapak şunlardır:

    [​IMG]

    1. Triküspit kapak: sağ kulakçık ve sağ karıncık arasında bulunur.
    2. Pulmoner kapak: sağ karıncık ile pulmoner arter (akciğer arteri) arasında bulunur.
    3. Mitral kapak: sol karıncık ve sol kulakçık arasında bulunur.
    4. Aort kapağı: sol karıncık ile aort arasında bulunur.
    Kalp kapakları nasıl çalışır?


    Kalp kası kasılıp gevşedikçe kapaklar açılır ve kapanır. Bu şekilde kan karıncıklara ve kulakçıklara dönüşümlü olarak dolar. Aşağıda kalbin sol tarafındaki kapakların nasıl çalıştığı anlatılmıştır:
    • Sol karıncık gevşedikten sonra aort kapağı kapanır ve sol kulakçıktan sol karıncığa kan akışını sağlamak için mitral kapak açılır.
    • Sol kulakçık kasılır ve sol karıncığa daha fazla kan akışı olur.
    • Daha sonra sol karıncık kasılır, mitral kapak kapanır ve böylece kanın tekrar sol kulakçığa kaçması önlenir. Aynı zamanda aort kapağı açılır, böylece kan aortaya atılır. Daha sonra sol karıncık gevşer aort kapağı kanın sol karıncığa geri kaçmasını engellemek için kapanır ve böylece döngü devam eder.
    Benzer olaylar sağ tarafta, triküspit kapak ile pulmoner kapak arasında olur.

    Kalp kapak hastalığı nedir?


    Kalp kapaklarındaki hastalıklar büyük oranda romatizmal kalp hastalığı sonucu oluşur. Bunun dışında, kapakların yapısal bozuklukları, kalp boşluklarının genişlemeleri, kalp damar hastalıkları, iltihabi hastalıklar da kapak hastalığına neden olabilir. Kalp kapaklarında iki türlü bozukluk olabilir:
    • Kapak Yetmezliği: Kapakçıklar tam olarak kapanmaz; böyleceyalnızca ileriye doğru akması gereken kanın bir kısmı da geriye doğru kaçar. Dolayısıyla kalbin yaptığı işin bir kısmı boşa gitmiş olur. Böylece kalbin yükü artar. Kapak yetmezliği fazla miktarda olursa kalp yetmezliğine neden olabilir.
    • Kapak Darlığı: Kapaklar arasındaki açıklık daralır, böylece kalbin diğer boşluklara veya damarlara kan göndermesi zorlaşır. Kalp bunu başarmak için daha fazla güç harcar. Darlık oranı fazla olursa kalpten atılan kanın azlığına bağlı şikayetler ortaya çıkar ve yine kalp yetmezliği oluşabilir.
    Bazı durumlarda aynı kapakta hem darlık hem de yetmezlik olabilir.
     



  2. RüzGaR Super Moderator

    Kalp Krizi Tanımı ve Nedenleri


    Diğer isimler: akut miyokard infarktüsü, AMİ, Mİ, miyokard enfarktüsü
    Tanım
    Kalp krizi (miyokard enfarktüsü) kalp kasının bir bölümünün o bölgeye yetersiz kan akışından dolayı ölmesi (kalıcı hasara uğraması) sonucu meydana gelir.
    Nedenler ve Risk Faktörleri
    Kalp krizlerinin çoğu koroner arterlerde (kalp kasına kan ve oksijen taşıyan atardamarlar) oluşan pıhtılar (trombüs) sebebiyle meydana gelir. Pıhtılar genelde ateroskleroz sonucu meydana gelen değişiklikler yüzünden daralmış koroner arterlerde oluşur. Arter duvarının içindeki aterosklerotik plak bazen çatlar ve bu da pıhtı oluşumunu tetikler.
    [​IMG]
    Burada bir damar kesitini görüyoruz. Damardaki aterosklerozun zaman içinde ilerlemesini (A ve B), önemli darlık oluşturmasını (C), ve sonunda tıkanarak (D) miyokard infarktüsüne yol açmasını görüyoruz.
    Koroner arterlerdeki pıhtılar kalp kasına kan ve oksijen akışını engeller, bu da o bölgedeki kalp hücrelerinin ölümüne sebep olur. Hasar gören kalp kası kasılma yeteneğini kaybeder ve kalbin geri kalan kısmı hasar gören bu bölümün işini de yapmak zorunda kalır.
    [​IMG]
    Kalp krizinin ne kadar yaygın olduğunu kesin olarak tahmin etmek oldukça güçtür, yalnız ABD’de her sene 200.000-300.000 insan tıbbi yardıma başvuramadan önce infarktüs nedeniyle ölüyor. Her sene yaklaşık bir milyon hastanın ise kalp krizi şikayetiyle hastanelere başvurduğu düşünülmektedir.
    Koroner arter hastalıklarının ve kalp krizinin risk faktörleri genel olarak kalp damar hastalıkları risk faktörlerinin aynısıdır.
    Belirtilen risk faktörlerinin çoğu fazla kiloyla ilgilidir. Dar olan bir damarın üzerinde pıhtı oluşumunu her hangi bir neden başlatabilir. Bazen ani ve bunaltıcı stres buna neden olabilir.
    Son birkaç senede, koroner arter hastalığı için, artmış homosistein, C-reaktif protein ve fibrinojen seviyeleri gibi yeni risk faktörleri saptanmıştır. Yüksek homosistein, beslenmeye folik asit ilavesiyle tedavi edilebilir. Ancak bu yeni risk faktörlerinin pratik değeri üzerine çalışmalar hala devam etmektedir ve halen homosistein seviyesinin düşürülmesinin olumlu etkileri olduğuna ait kesin kanıtlar yoktur.
    Her 5 ölümün biri kalp krizinden dolayı gerçekleşmektedir. Kalp krizi yetişkinlerdeki ani ölümün başlıca nedenlerinden biridir.

    Kalp Krizi Belirtileri

    Kalp krizinde şikayetin esasını göğüs ağrısı oluşturur:
    • Göğüs ağrısı:
    Göğüs kemiğinin arkasındaki göğüs ağrısı kalp krizinin en önemli belirtisidir; fakat, özellikle diyabet hastalarında ve yaşlılarda, bu ağrı çok belirsiz olabilir yada hiç hissedilmeyebilir (sessiz kalp krizi). Ağrı sıklıkla göğüsten omuz yada kollara, ense, dişler, çene, karın veya sırta doğru yayılır. Bazen ağrı sadece bu bölgelerden birinde hissedilir.
    [​IMG]
    Kalp krizi ağrısının tipik olarak hissedildiği bölgeler kırmızı ile gösterilmiştir. Ancak tipik olmayan kalp krizi ağrıları bu bölgelerin dışında da hissedilebilir.
    Ağrının özellikleri:
    • Ağrı 20 dakikadan fazla genellikle saatlerce sürer ve genelde dinlenme yada nitrogliserinle geçmez,
    • Ağrı, şiddetli ve künt vasıftadır. Fakat keskin veya belirsiz olabilir,
    • Ağrı, sıkıştıran, ağırlık, baskı yapıcı tarzda olabilir,
    • Göğüste daralma hissi uyandırabilir,
    • “Göğüsde fil oturuyormuş” gibi veya
    • Hazımsızlık olarak da hissedilebilir. Beraberinde sıklıkla soğuk terleme ve ölüm korkusu da vardır.
    Kendi başına yada göğüsteki ağrıyla birlikte hissedilebilen diğer belirtiler şunlardır:
    • Nefes darlığı
    • Öksürük
    • Baş dönmesi ve sersemleme
    • Bayılma
    • Mide bulantısı ve kusma
    • “Kıyametin geldiği” hissi
    • Sıkıntı.
     
  3. RüzGaR Super Moderator

    Kalp Krizi Tedavisi

    Kalp krizi acil bir durumdur. Hastaneye yatmayı ve yoğun bakımı gerektirir. Sürekli EKG takibi hemen başlatılmalıdır, çünkü ölümcül ritim bozuklukları (aritmiler) kalp krizinin ilk bir kaç saatinde ölümün başlıca sebebidir.
    Tedavinin amaçları kalp krizinin ilerlemesini durdurmak, kalp hasarını en az düzeyde tutmak, iyileşebilmesi için kalbin taleplerini azaltmak ve komplikasyonları önlemektir.
    Eğer hasta ilk 12 saat içinde gelmiş ise tıkalı damarın açılması ile kalp kasının ölmesi önlenebilir. Bunun 2 yöntemi var:
    1. Damardaki tıkanmadan sorumlu pıhtıyı eritmek (trombolitik tedavi),
    2. Tıkalı bölgeyi balon+stent ile açmak.
    Aspirin çiğnetilmesi önemlidir. Kanın sulanmasını sağlayan aspirin mutlaka verilir. Hatta şiddetli göğüs ağrısı olanların hastaneye giderken, zaman geçirmemek için mutlaka aspirin (300-500 mg tablet) çiğnemelerinde yarar vardır. Damardan verilebilen kan sulandırıcı ilaç olan heparin tedavisi de başlatılır.
    Hastanede ilaçların ve sıvıların kontrollü bir şekilde verilebilmesi için intravenöz (damar içi) yol açılacaktır. Bazı görüntüleme cihazları gerekli olabilir. Sıvı durumunu yakından takip etmek için bir idrar sondası yerleştirilmesi gerekebilir.
    Kandaki oksijen seviyesi normal olsa bile genelde oksijen verilir. Bu, dokular için hazır oksijen sağlar ve kalbin yükünü azaltır.
    Ağrı kontrolü için ilaçlar: Kalbin oksijen gereksinimlerini azaltmak ve ağrı için dil altı veya intravenöz nitrogliserin gibi ilaçlar verilir. Morfin yada morfin türevleri kalp krizi için de verilebilecek etkili ağrı kesicilerdir.
    Kan sulandırıcı ilaçlar: Eğer kalp krizi EKG’de "ST-segment yükselmesi," şeklinde ise ve balon anjiyoplasti işleminin yapılabileceği anjiyografi laboratuarı bulunmuyorsa, göğüs ağrısının hissedilmesinden sonra 6 saat içinde “pıhtı çözücü” (trombolitik) tedavi başlatılabilir. (Streptokinaz veya tPA). Trombolitik tedavi damar içinde oluşan pıhtıyı eritmek amacıyla verilir. Eğer başarılı olursa hastanın ağrısı geçer, EKG değişiklikleri geriler.
    Ancak trombolitik tedavi her hastaya yapılamaz:
    • Son 6 hafta içerisinde büyük bir ameliyat, organ biyopsisi ya da ciddi bir travma geçirmiş,
    • Yakın zamanda beyin ameliyatı operasyonu geçirmiş,
    • Son bir ay içerisinde kafa travması geçirmiş,
    • Bağırsak kanaması geçirmiş,
    • Beyin tümörü olan,
    • Son 6 ay içinde inme yaşamış,
    • Ciddi şekilde artmış kan basıncı olan,
    hastalar için uygun değildir çünkü; trombolitik tedavinin en önemli komplikasyonu, kanama oluşturabilmesidir.
    Kalp krizi için tedavinin temel taşlarından biri antiplatelet ilaçlardır. Bu ilaçlar, aterosklerotik plaktaki bir çatlak gibi damar duvarındaki hasarlı bir bölgede plateletlerin toplanmasını engellerler. Plateletlerin toplanması ve birikmesi pıhtı oluşumunu sağlayan ilk olaydır. Sıkça kullanılan antiplatelet ajanlardan biri aspirindir. Diğer önemli iki antiplatelet ilaç da tiklopidin (Ticlid) ile klopidogrel (Plavix tb, Pingel tb) dir.
    Diğer ilaçlar:
    Beta-blokerler (metoprolol, atenolol, ve propranolol gibi) kalbin yükünü azaltmak içi kullanılırlar.
    Kalp yetmezliğini önlemek için ACE inhibitörleri (ramipril, lisinopril, enalapril, kaptopril vb)
    Ameliyat ve diğer prosedürler
    Tıkanan koroner arterleri açmak için hasta erken gelmişse tıkalı damarı açmak için öncelikle acil koroner anjiyoplasti uygulanır. Genelde balon anjiyoplastiden sonra koroner arterin açık kalması stent adı verilen çelik bir kafesin yerleştirilmesiyle sağlanır. Bu olanağın olmadığı merkezlerde trombolitik tedavi verilir.
    Hayatı tehdit eden bazı durumlarda acil koroner arter bypass ameliyatı (CABG) gerekli olabilir.
     
  4. RüzGaR Super Moderator

    Kalbimiz nasıl çalışıyor?
    Kalbimiz, atriumlar (kulakçıklar) yoluyla kendisine gelen kanı, kasılarak büyük damarlara atar. Bu damarlar sol ventrikül (karıncık) için aort, sağ ventrikül için de akciğer atardamarıdır (pulmoner arter). Bu kasılma dönemine sistol diyoruz. Kalbin kasılması sağ atriumum üst taraflarında bulunan sinoatrial (sinüs) düğümün belirli aralıklarla düzenli olarak çıkardığı elektrik uyarıları ile olur. Bu uyarılar kalbin her tarafına iletim sistemi ile ulaşır.

    Sistolü biraz daha ayrıntılı olarak inceleyelim:

    Atriumlardan ventriküllere gelen kan geçişi tamamlanınca, ventrikül kasılmaya başlar. Kasılmanın ilk safhasında önce ventriküllerin hacmi değişmeksizin içindeki basınç artar. Bu basınç, kulakçıkların içindeki basıncı geçtiği an, atriumlarla ventriküller arasındaki kapaklar (kalbin sol tarafı için mitral, sağ tarafı için triküspit kapak) kapanır ve 1. kalp sesi (S1) oluşur. Sonra basınç artmaya devam eder ve aort ve pulmoner kapaklar açılır ve kan aort ve pulmoner artere atılır.
    Normalde sistol sırasında ventriküllerin içindeki kanın %55-70'i atılır yani tamamı atılmaz. Bu atılma oranına, ventriküllerin ejeksiyon fraksiyonu (EF) diyoruz. EF, bizler için oldukça önemlidir. Bu oran değişik laboratuar yöntemleri ile hesaplanarak (eko, talyum, ventrikülografi vb) kalbin performansı hakkında bilgi sahibi olunur.
    Diyastol:
    Sistol ile kanın atımı sona erdikten sonra ventriküllerde gevşeme başlar: Bu döneme ise diyastol diyoruz. Diyastolün en başında ventriküllerin hacmi henüz değişmeksizin içindeki basınç gevşeme başladığından dolayı düşmeye başlar. Ventriküllerin içindeki basınç aort ve pulmoner arterin basıncının altına indiği an, aort ve pulmoner kapaklar kapanır ve böylece 2. kalp sesi (S2) oluşur. Daha sonra basınç düşmeye devam eder, mitral ve triküspit kapaklar açılarak içlerindeki kan ventriküllere boşalır ve döngü bu şekilde devam eder gider.

    [​IMG]

    Burada bir kalp döngüsü boyunca olanları görüyoruz: mavi renkli alanlar kalbin sağ, kırmızı renkli olanlar ise sol tarafıdır.
    A: Diyastol safhası: Atrium ve ventriküller arası kapaklar açık (sol tarafta mitral, sağ tarafta triküspid), atriumlar içindeki kan ventriküllere dolar. (Bir önceki döngüde aort ve pulmoner artere atılan kan tekrar ventriküllere geri gelmesin diye aort ve pulmoner kapaklar kapalıdır.)
    B: Diyastolün son safhasında atriumlar kasılarak içinde hala kalmış az miktarda kanı da ventriküllere boşaltır.
    C: Ventriküller kasılarak içlerindeki kanı büyük damarlara (solda aort, sağda pulmoner arter) gönderirler (sistol). Bu arada kan geriye, yani atriumlara kaçmasın diye mitral ve triküspid kapaklar kapanır. Bu arada içindeki kanı ventriküllere atmış olna atriumlara büyük toplardamarlardan (vena kava superior ve vena kava inferior) kan gelir.
     
  5. RüzGaR Super Moderator

    Kalp sesleri

    Kardiyolojide kalp seslerinin dinlenilmesi (oskültasyon) büyük önem taşır. Çünkü bir takım hastalıklarda seslerin özellikleri değişir, ek sesler duyulur veya bazı sesler silikleşir veya kaybolur. Kalbin dinlenilmesi dinleme aleti (steteskop) ile olur.
    Klasik steteskoplarda, dinlenecek odağa konulan çan kısmı ve kulağa yerleştirilen kısım bulunur. Son yıllarda sesleri yükselterek daha iyi duyulur hale getiren dijital steteskoplar da yapılmıştır.

    [​IMG]

    Steteskop: Çan kısmı, kulağa yerleştirilen kısım ve bu iki kısmı birbirine bağlayan ve sesi ileten lastik borudan oluşur.
    Kalp dinlenirken öncelikle kalp hızı ve ritmi incelenir. Sonra birinci ve ikinci kalp sesi ayırt edilerek sistol ve diyastol belirlenir. Birinci kalp sesi ile ikinci kalp sesi arası sistol, ikinci kalp sesi ile bir sonraki birinci kalp sesi arası diyastoldür. Daha sonra sırası ile kalp seslerindeki değişiklikler (ikilenme vb), ek seslerin olup olmadığı (3. ve 4. kalp sesinin varlığı, açılma sesleri, sürtünme sesi -frotman-) ve üfürüm olup olmadığı araştırılır.
    Siz de arkadaşınızın veya yakınınızın kalbini dinleyebilirsiniz. Elinizde steteskop olmasa bile kulağınızı doğrudan kalp hizasına dayayarak (en iyi yer sol meme altıdır) sesleri dinleyebilirsiniz. 1. kalp sesi, 2. ye göre daha alçak frekanslıdır ve dolayısı ile daha bas duyulur. 2. kalp sesi ise daha tiz ve daha kısa sürelidir. Genellikle sistol diyastolden daha kısadır. Dolayısı ile S1-S2 arası, S2-S1 arasından daha kısadır. Ancak kalp hızlandıkça diyastol kısalacağından S1-S2 arası S2-S1 arası eşit hale gelebilir. Normalde S1 ve S2 eşit aralıklarla birbirini izler ve başka bir sesin olmaması gerekir.
    S1 ve S2'yi taklit edecek olursak en iyi örnek "lub-dup" sesidir. lub; 1. ses, dup ise 2. sesin özelliklerini gösterir.

    [​IMG]

    S1 ve S2: Görüldüğü gibi S1-S2 arası sistol (kasılma), S2-S1 arası ise diyastoldür (gevşeme). İstirahat sırasında, yani kalp hızının yüksek olmadığı zamanlarda sistol, diyastolden kısadır.
    Kapak hastalıklarında dinleme bulguları, kapaklara ait seslerin en iyi duyuldukları yerler dinlenilerek anlaşılır. Bu bölgelere dinleme odakları diyoruz. Dinleme odakları, kapaklardan geçen kanın yayılması nedeni ile o kapağa ait üfürümlerin göğüs duvarında en iyi duyuldukları yerdir. Bunlar; mitral odak, triküspid odak, aort odağı, pulmoner odak, mezokardiyak odak'dır.

    [​IMG]

    Kalp bölgesinde dinleme odakları: Kapak hastalıkları hakkında en iyi bilgiyi o kapağa ait olan dinleme odağı vermekle birlikte rutin bir muayenede tüm kalp bölgesi dinlenir.
    Bazı üfürümlerin en iyi bu odaklarda duyulmasına karşın yalnızca bu odakların dinlenmesi yeterli olmaz. Bundan dolayı tüm kalp bölgesi, akciğer alanları, koltuk altları, boyun ve sırt da dinlenir.
     
  6. RüzGaR Super Moderator

    Kalp pilleri nedir? ne zaman kullanılır?

    Kalp pilleri (pacemaker), kalbin ritmini oluşturan ve düzenleyen elektronik cihazlardır. İlk çıkış amacı kalbin yavaş atması sonucu gelişen rahatsızlıkları tedavi amacını taşırken son yıllarda ritim bozukluklarında (antitakikardik pacemaker'ler ve takılabilir kardiyoverter-defibrilatör piller -ICD-) ve kalp yetmezliğinde de kullanılmaya başlanmıştır (biventriküler pacemaker'ler).
    Kalıcı kalp pilini gerektiren durumları inceleyelim:
    • Sinüs düğümü hastalığı:
    Hasta sinüs sendromu olarak da adlandırılır. Bu durum, kalbin normal uyarı oluşturan hücreleri (sinoatrial düğüm veya sinüs düğümü) görevini yeteri kadar iyi yapamadığı zaman ortaya çıkar. Kalp hızında çoğunlukla yavaşlama bulunur. Çeşitli aritmiler ve bu arada hızlı ritimler de (takikardi) olabilir. Hastalarda efor ile yeteri kadar kalp hızı yükselmez. Kalıcı kalp pili uygulamasının önde gelen nedenidir.
    [​IMG]
    Hasta sinüs sendromunda EKG. Bu sendromda zaman zaman yukarıda görüldüğü gibi kalp ritminde duraklamalar veya bazen de kalp hızında yavaşlamalar görülür. Bu dönemlerde hastalarda bayılma, bayılacakmış gibi olma, halsizlik, yorgunluk gibi şikayetler olur. Bu şikayetlerin olduğu hastalarda kalıcı pil takılarak yavaşlamış kalp hızı normale döndürülür.
    Eğer kalp hızı dakikada 40’ın altına düşmüş ve belirti ve şikayetler açık bir şekilde bradikardiye bağlanıyorsa kalp pili hemen daima önerilir. Eğer kalp hızı dakikada 40’ın üzerindeyse ve zaman zaman bradikardiye işaret eden şikayet ve belirtiler varsa da kalp pili önerilebilir. Anormal olarak yavaş kalp ritimleri olsa bile şikayeti olmayan hastalar genellikle kalp pili adayı değildirler
    • Kalp blokları:
    Kalp pili uygulamalarının ikinci en sık nedenidir. Kalp blokları, kalpte iletim sisteminin her kademesinde olabilirse de en çok probleme, atrioventriküler düğüme ait olan atrioventriküler (AV) bloklar neden olur. AV bloklar, birinci, ikinci ve üçüncü derece olmak üzere 3 tiptir. En ağır şekli 3. derece olandır. Buna AV tam blok da denir. Bu blok şeklinde sinüs düğümünden çıkan uyarılar AV düğümden aşağı geçemez, ve böylece ventriküllerin kasılması için uyarı aşağı inemez. Eğer AV düğümün ilerisinden başka bir noktadan yeni uyarı çıkışı olmaz ise bu durum hayatla bağdaşmaz. Böyle bir durumda çoğunlukla vücudun hayatta kalma mekanizmaları devreye girer ve bloğun ilerisinde bir odak, uyarı çıkarma görevini üstlenir. Ancak çıkan bu uyarılar, sinüs düğümünden çıkanlara göre az sayıdadır ve insanın yaşamını normal olarak devam ettirmesi için yeterli değildir. Bu durumda kalp pili takılarak uygun kalp hızı sağlanır.
    Sık görülen AV blok nedenleri içinde; kalp krizi, iletim sisteminin dejeneratif hastalığı, ilaçlar, ameliyat veya ablasyon komplikasyonları sayılabilir.
    • Karotis sinüs aşırı duyarlılığı (hipersensitivitesi):
    Boyunda beyine giden atardamarın (karotis arter) 2'ye ayrıldığı yere karotis sinüs denir. Bu bölge, vücutta kan basıncının ayarlandığı yerlerden biridir. Kan basıncı yükseldiği zaman burada bulunan basınca duyarlı hücreler (baroreseptörler), beyindeki basınç merkezi ile haberleşerek atardamarların etrafındaki düz kasları gevşetir ve böylece atardamarlar biraz genişleyerek yükselmiş olan kan basıncını düşürmeye çalışır. Ancak bazen bu hücrelerde aşırı duyarlılık gelişir. Bu durumda boyun bölgesine olan temas veya hafif basınçlarda (dar yakalı gömlek giymek, boyun hareketleri, tıraş olurken bu bölgeye temas vb) bu hücreler yanlış olarak kan basıncı yükseldi zanneder ve kan basıncı ve bazen de ek olarak kalp hızı düşürülür.
    Kalp Pillerinin Yapısı:
    Genel olarak, bir kalp pili 2 bölümden oluşur:
    1. Elektrik uyarılarının oluşturulduğu ve pilin beyni olan kısım: Jeneratör
    2. Elektrik uyarılarını kalpte uyarının gideceği yere kadar ileten tel (veya kablo) kısım: Elektrod
    [​IMG]
    Bir kalp pili 2 ana parçadan oluşur. Jeneratör ve elektrod. Jeneratör ise batarya, elektronik aksam ve bunları kapatan metal bir koruyucudan oluşur.
    Jeneratör yaklaşık olarak 5-6 cm genişliğinde ve 90-100 gr ağırlığında küçük bir kutudur. Hatta Bazı jeneratörler daha küçük olabilir (2.5 cm çapında ve 40-50 gr ağırlığında). Elektrik üreten bu kısım batarya ile çalışır ve çoğu 5-10 yıl giden lityum bataryalar kullanır. Batarya bittiğinde, bütün jeneratör yenisiyle değiştirilir. Jeneratör yavaşlayan kalp atışlarını düzelten elektriksel uyarılarının oluşturulmasından sorumludur.
    Kalbin normal çalışması da minik elektrik akımları ile olduğundan, jeneratörün ürettiği elektrik akımı elektrod ile kalbe (çoğunlukla sağ ventriküle) taşınır ve kalbin uyarılmasını dolayısı ile kasılmasını sağlarlar. Jeneratöre iliştirilmiş bir veya daha fazla elektrod, genellikle platinden yapılmış olup, silikon veya poliüretan kaplama ile izole edilmiştir. Teller, jeneratörden çıkan elektriksel uyarıları taşırlar. Her bir telin ucunda metal bir kısım vardır. Böylelikle, elektriksel uyarılar, jeneratörle oluşturulur ve elektrodlarla kalp ile teması sağlanır.
    1960'larda kalp pillerinin ilk kullanılmaya başlanmasından sonra uzun bir zaman kalp pillerinin tek formu tek odacıklı kalp pili idi (tek kablolu veya basit kalp pili olarak da adlandırılır). Tek odacıklı kalp pilinde elektrod, sağ atriyum veya sağ ventrikülden herhangi birine bağlanabilir ve kalbin yalnızca bir odacığını uyarır.
    [​IMG]
    1990'ların başlarında ise iki odacıklı (iki elektrodlu) kalp pillerinin kullanımları daha yaygın hale gelmiştir. İki odacıklı model, Her iki odacığı uyaracak şekilde, sağ atriyuma ve sağ ventrikülün her ikisine de ayrı ayrı elektrod gönderir. İki odacıklı model, doktorlar tarafından da sıklıkla tercih edilen, kalbin doğal çalışmasına daha çok benzeyen, atriyum ve ventriküllerin senkronize kasılmasını sağlayacak şekilde çalışır.
    Buna karşılık tek odacıklı kalp pillerinin daha kompleks modellerden yaklaşık 6 ay daha uzun sürdüğü tespit edilmiştir. Ayrıca daha ucuzdurlar ve yerleştirilmeleri ve takipleri daha kolaydır.
    Daha yeni olan iki odacıklı kalp pillerinin tek odacıklı olanlardan daha iyi olduklarına dair tartışmalar sürmesine rağmen, çoğu uzman iki odacıklı kalp pillerini çoğu hastasına (kronik atriyal fibrilasyonlu olanlar hariç) tercih etmektedir.
     
  7. RüzGaR Super Moderator

    Kalp pilleri nasıl takılır?

    Kalp pilleri takılış amacına göre 2'ye ayrılır:
    Geçici kalp pili
    Geçici kalp pilleri acil durumlarda veya anormal kalp ritmi altında yatan nedenin düzeleceği bekleniyorsa (örn. ilaca bağlı kalbin yavaş çalışması) kullanılır. Ayrıca kalıcı kalp pili yerleştirilinceye kadar yeterli kalp hızını sağlamak için de kullanılır. Geçici kalp pili uygulaması kalp krizi hastalarında, takikardisi olan hastalarda, açık kalp cerrahisi sonrası ve diğer durumlarda da gerekebilir.
    Geçici kalp pillerinde jeneratör oldukça büyüktür ve vücut dışındadır. Kalp ile bağlantısını elektrod sağlar. Geçici olduğu için uzun süre bırakılmaz. Olayın kalıcı olduğu düşünülüyorsa çıkarılarak kalıcı kalp pili takılır.
    Kalıcı kalp pili
    Pil takılmasını gerektiren olayın kalıcı olduğu düşünülen durumlarda kullanılır. Jeneratör, göğüs veya karına derinin altında bir cep oluşturularak yerleştirilir. Ancak çoğunlukla göğüs duvarının sol tarafına konur. Eğer göğüs duvarına yerleştirilecekse hastaların hangi tarafa pilin yerleştirilmesine ait tercihi sorulabilir.
    Kalp pili nasıl takılır?
    Pil yerleştirilmesi için, hastadan veya yakınlarından bilgilendirilmiş onam alınır.
    • Geçici kalp pili yerleştirilmesi:
    Geçici kalp pili uygulamaları, genellikle hastalar ilişkili kalp rahatsızlıkları nedeniyle hastanede yatıyorlarken gerçekleştirilir (örn. kalp krizini takiben). İşlem hastanın odasında veya kateter laboratuarında gerçekleştirilir. Sakinleştirici (gerekiyorsa) ve bölgesel uyuşturucu uygulandıktan sonra boyun veya kasık bölgesine küçük bir kılıf yerleştirilir. Jeneratörden gelen elektrod bu kılıfın içinden geçirilerek kalbe ulaştırılır. Gerekirse elektrodun kalpte uygun yere yerleştirilmesi x ışınları (skopi) ile sağlanır. Dışarıdaki kalp pili uygun görülen bir yere sabitlenir. Hastalar bu birime dokunmamalı ve geçici pil kullanımda olduğu sürece aktivitelerini sınırlamalıdırlar.
    Nadir ama gerekli durumlarda geçici kalp pili, hastanın göğüs duvarından geçen bir iğneyle veya daha nadir olarak yemek borusundan kalbe bağlanır.
    • Kalıcı kalp pili yerleştirilmesi:
    Kalıcı kalp pili uygulaması daha invazif (kanlı) bir işlemdir ve küçük cerrahi işlem olarak kabul edilir. Kalıcı kalp pili uygulaması, kardiyak kateterizasyon laboratuarında, elektrofizyoloji laboratuarında, hastane ameliyat odasında, ya da ayaktan hasta cerrahisi bölümünde gerçekleştirilebilir.
    [​IMG]
    Kalp pili
    Hastanın kalp hızı ve kan basıncının monitorize edildiği bu işlemde hastaya bölgesel uyuşturucu (lokal anestezik) verilir. Uygulama alanı temizlenir ve tıraşlanır. Kalp pilinin uygulanmak istediği yere göre iki yöntemden biri kullanılır:
    Eğer kalp pili göğüs duvarına yerleştirilecekse (endokardiyal yerleştirme), küçük bir cerrahi cep oluşturmak için köprücük kemiğinin hemen aşağısına küçük bir kesi yapılır. Jeneratörden gelen kablolar üst göğüs kısmındaki bir toplardamardan geçirilerek görsel olarak X-ışını rehberliğinde sağ atriyuma veya sağ ventriküle yerleştirilir. Elektrodun uç kısmı özel vida şekilli ucuyla kalbin iç yüzüne tutturulur.
    [​IMG]
    Pil elektrodları
    Eğer birden fazla elektrod varsa işlem tekrarlanır. Jeneratör, köprücük kemiğinin aşağısında açılan cebe yerleştirilir. Yerleştirme işlemi sonrası deri dikişlerle kapatılır. Böylelikle pile ait hiçbir şey dışarıdan görülmez. Tüm işlem yaklaşık 1 saat sürer.
    [​IMG]
    Burada çok önceden sağ tarafta köprücük kemiği altında deri altına yerleştirilmiş bir kalp pilini deri altında bir kabarıklık olarak görüyoruz. Deri altı yağ tabakası fazla olan hastalarda bu kabarıklık da olmayabilir ve dışarıdan pil takıldığı hiç farkedilmeyebilir.
    Seyrek olarak uygulanan ve epikardiyal yerleştirme (kalbin dış kısmı) olarak bilinen bir işlemde ise elektrod kalbin dış yüzeyine yerleştirilir. Bu yöntem kullanıldığında, cerrah göğüs duvarını açar, elektrod kalbin yüzeyine yerleştirilir ve jeneratör üst karında derinin altına yerleştirilir. Bu alternatif, sadece kalbin iç yüzeyine ulaşmak için kabloların toplardamarlardan geçmesine uygun olmadığı durumlarda kullanılır (örn. bazı doğumsal kalp hastalıklarında veya hasta çocuksa).
    Yerleştirme işleminden sonra:
    • Yerleştirmeden kısa bir süre sonra, cihazın düzgün yerleştirildiğini kontrol etmek için göğüs röntgeni alınır. Göğüs üzerine konan programlama cihazı ile kalp pili programlanması yapılabilir. Bu işlem sırasında hasta hiçbir şey hissetmez.
    • Hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre, kalıcı kalp pili uygulaması sonrası kısa süreli hastanede yatış tavsiye edilir. İşlemden hemen sonraki dönemde hastanın uygun aktivite düzeyine yönelik öneriler doktoru tarafından anlatılır. Elektrodun yerinden oynamaması için hastalar temaslı sporlardan, ağır kaldırmaktan, kalp pilinin bulunduğu taraftaki kolun şiddetli hareketlerinden sakınmalıdırlar.
    • Dikiş yeri kapandıktan sonra dikiş yerinde belli bir süre sertlik olabilir. Ancak yara iyileştikçe sertlik kaybolur. Ancak, enfeksiyona ait her hangi bir işaret ( akıntı, cerrahi yaranın iltihabı) varsa hemen işlemi yapan doktora bildirilmelidir. Dikiş yeri tam olarak iyileşinceye kadar (7-10 gün) hasta dikiş yerine dikkat ederek ve bu bölgeyi kurulayarak yıkanabilir, duş alabilirler.
    • Uygulamadan yaklaşık olarak bir veya iki hafta sonrasında hasta kontrole çağırılır. Kontrolde gerekli ise dikişler alınır, dikiş yeri enfeksiyon bulguları yönünden incelenir.
    • Kalıcı kalp pili olan hastalar, acil durumlarda yanında olması için sürekli bir kalp pili kimlik kartı taşımalıdır. Bu kart, pil takıldığı gün hazırlanır ve hastaya verilir.
    • Sonraki pil kontrolleri yaklaşık iki ay sonra ve takiben her 6 veya 12 ayda bir yapılır. Bu kontrollerde pilin çalışması jeneratörün geri kalan ömrü gibi çeşitli özellikler incelenir.
    Kalp pili yerleştirilmesinin potansiyel riskleri
    Ciddi komplikasyonlar nadir olarak görülür, vakaların %1-2 sinde meydana gelir. Bazıları şunlardır:
    • Ciddi morluk veya kanama
    • Pıhtı oluşumu
    • Kan damarının yırtılması
    • Akciğer veya kas dokusuna iğne travması
    • İnme
    • Kalp krizi
    • Göğüs duvarı ve akciğer arasındaki boşluğa hava kaçması
    • Kalpten bir elektrodun çıkması
    • Enfeksiyon
    • Kalp pili çalışma bozukluğu
    Hastalar şu belirti ve şikayetleri doktorlarına hemen haber vermelidirler:
    • Dikiş yerinde kızarıklık, ısı artışı, hassasiyet veya şişme, ateşle birlikte veya tek başına
    • Yara yerinden akıntı, tek başına veya ateşle birlikte
    • Kollarda bacaklarda, el ve ayak bileklerinde şişme (ödem)
    • Artan nefes darlığı, uzamış hıçkırık veya zor nefes alma
    • Uzamış zayıflık veya yorgunluk
    • Bayılma, baş dönmesi, göz kararması
    • Hızlı kalp atımı (çarpıntı)
    • Kas seğirmeleri
    • Göğüs ağrısı
    • İşlemden önce var olan herhangi bir şikayetin tekrarlaması
     
  8. RüzGaR Super Moderator

    Kalp pili olan hastalar nelere dikkat etmeliler?


    Yerleştirme işlemini takiben, takılan kalp piline ait temel bilgileri ve acil durum talimatlarını içeren bir kart hastaya verilecektir. Bu kart her zaman hastanın yanında muhafaza edilmelidir. İlave olarak, hastalar pillerinin marka ve modellerini ezberlemelidirler. Mekanik problemler nadir olmasına rağmen, bu bilgi üretici tarafından kalp pilinin toplatılması durumunda hastanın işine yarayacaktır.
    Kalp pili fonksiyonunu etkileyen cihazlar ve değiştirilmesi
    Kalp pili ile etkileşebileceğine dair bir çok elektriksel cihaz için söylentiler vardır. Ev güvenlik sistemleri, mikrodalgalar, telsiz telefonlar, elektrikli battaniyeler, elektrikli tıraş makinaları, ısıtıcı pedler, televizyonlar ve uzaktan kumandalar, bilgisayarlar ve saç kurutma makinaları gibi ev eşyaları ve tamirinde kullanılan çok yaygın ev içi uygulamalar kalp pilinin işleyişine önemli bir risk teşkil etmezler. Bu cihazların bazıları nadiren tek atımlarla etkileşime yol açarken, pil ritimlerini engelledikleri veya değiştirdikleri gösterilmemiştir. Hastalar bu ve diğer cihazlarla ilgili sorularını doktorlarına danışmalıdırlar. Ayrıca diş müdahalelerinde veya tıbbi girişim yapılmadan önce hastalar işlem hakkında doktorlarını bilgilendirmelidirler.
    Şu durumlara özellikle dikkat edilmelidir:
    • Metal dedektörler
    Havaalanlarında, adliye binalarında ve diğer bazı yüksek güvenlikli yerlerde hastalar tanıtım kartlarını göstermeli ve elle aranmalarını istemelidirler. Hastalar, kalp pilinin fonksiyonlarıyla geçici olarak etkileşebileceklerinden metal dedektörlerinden geçmemeli ve elle kullanılan tarayıcıların göğüs bölgesine tutulmasına izin vermemelidirler. Dedektör başlığı ile pacemaker arasında en az 60 cm olmalıdır.
    [​IMG]
    Kalp pillerinin metal detektörlerinden uzak tutulması gereklidir.
    Metal dedektörler alışveriş mağazalarının girişlerinde ve görülmeyecek bir şekilde kullanılıyor olabilirler. Bu cihazlardan kaynaklanan problemler nadir rapor edilmesine rağmen, kalp pili olan hastaların alışveriş güvenlik kapısında oyalanmamaları önerilir.
    X ışınları pacemaker fonksiyonlarını etkilemez.
    • Cep telefonları
    Kulağa yakın tutulduklarında nadiren kalp piliyle etkileşmektedir. Yakın zamandaki bir çalışmada, kalp pili üzerine cep telefonu konulan hastaların %13 ünde etkileşim görülmüştür. Etkileşim, telefon ve kalıcı pilin modeline göre değişir. Etkileşim riski çift odacıklı kalp pillerinde ve digital cep telefonlarında daha fazladır. Etkileşimden sakınmak için, hastalar hemen daima cep telefonlarını (kapalı dahi olsa) pil jeneratörlerinden en az 15 cm uzakta tutmalıdırlar. Cep telefonlarının kalp pilinin bulunduğu yerin zıt tarafındaki kulağa tutularak kullanılması tavsiye edilir.
    • Magnetik rezonans görüntüleme testi (MRI)
    Bu tanısal amaçlı tetkik sırasında üretilen radyo ve magnetik dalgalar kalp pili fonksiyonlarını önemli derecede etkilemektedir. Bazı çalışmalarda MRI’nın kalp pilleri üzerinde çok az etkisi olduğu bulunmuş ise de çoğunlukla hastalara bu testlerden ve bu testleri yapan cihazlardan sakınmalıdırlar.
    • Güçlü elektriksel alanlar
    Hastalar güçlü elektriksel alan oluşturan aletlerden ve böyle mıntıkalardan kaçınmalıdır. Bunlar yüksek gerilim hatları, eğlence parkı hatları ve dağılımları, güç kaynakları, büyük mıknatıslar kullanan hurdalıklar veya zayıf korunmuş araba motorlarını içerir. Hastalar hiçbir zaman çalışır durumdaki bir araba motoruyla uğraşmamalıdır. Telsiz bilgisayar ekipmanları (wireless modem, bluetooth), telsiz mikrofon, telsiz telefon, radyo kontrol vericilerinin antenleri (uzaktan kumandalı araba, uçak vb.) pacemaker'dan en az 15 cm uzakta tutulmalıdır.
    • Manyetik alanlar
    Mıknatıs pacemaker fonksiyonlarını geçici olarak bozabilir. Mıknatıs bulunan kaynak ile (örn. büyük hoparlörler) pacemaker arasında en az 15 cm mesafe bırakılmalıdır. Hidroelektrik santrallerinde dolaşılmamalıdır.
    • Hastaların yapmaması gerekenler
    Pacemaker takılmış hastaların elektrikli testere ve kaynak makinası kullanmaması gerekir.
    Kalp pillerinin ömürleri ve tekrar değiştirilmeleri
    Kalp pilinin bataryası jeneratör içinde saklı olduğundan batarya eğer tükenmeye yakınsa tüm jeneratörün değiştirilmesi gerekmektedir. En modern kalp pilleri bile, kalbin pile olan ihtiyacına göre her 5-10 yılda bir değiştirilmeyi gerektiren lityum bataryaları kullanır.
    Kalp pilleri beklenmedik şekilde bitmez ve birdenbire çalışması durmaz. Pil ömrünün sonlarına doğru pil bitme işareti gönderir (end of life -EOL). Eğer bir batarya azalmış olarak çalışıyorsa rutin kontrollerde yapılan testlerle bu işaret algılanır ve jeneratör yenisiyle değiştirilir. Batarya azalmaya başladıktan sonra 6 ay sonrasına kadar kalp pilleri normal fonksiyon görmeye devam ederler. Onun için kontrollere zamanında gitmek son derece önemlidir.
    [​IMG]
    Pil programlayıcısı. Değişik piller için farklı cihazlar olmakla birlikte bu cihazlarda bir bilgisayar kısmı ile bir de pilin üzerine konan ve pil ile programlayıcı cihaz arasındaki haberleşmeyi sağlayan kısım (resimde sağ taraftaki kablolu cihaz) vardır. Programlayıcılar, hem pili sorgulayarak pilin mevcut ayarlarını, bataryasının durumunu değerlendirir, hem de pilin parametrelerinde değişiklik yapılmak isteniyorsa bunu pile iletirler.
    Kalp pillerinde gelecek
    Biventriküler kalp pili: Bu yeni kalp pili spesifik olarak konjestif kalp yetmezliğini tedavi etmek için dizayn edilmiştir ve 2001 yılında Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinden (FDA) onay almıştır. Bu tedavi, kardiyak resenkronizasyon tedavisi olarak da adlandırılır. Kalbin pompalama etkinliğini iyileştirdiği, kalp yetmezliği ile ilgili şikayet ve belirtileri azalttığı gösterilmiştir. Bu piller de diğer kalp pilleri ile aynı tarzda göğüs duvarına yerleştirilir. Ancak her kalp yetmezliğinde bu piller önerilmez, hastanın yarar görmesi için bazı şartlar gereklidir. Bu kalp pilleri bir defibrilatörle kombine edilebilir (ICD).
     
  9. RüzGaR Super Moderator

    Atrial Fibrilasyon Nedir?

    AF en sık gözlenen ritim bozukluklarından biridir. AF'da uyarılar atriumda düzgün bir şekilde yol alacaklarına atrium içinde aynı anda sayısız uyarı dalgası oluşup farklı yönlere hareket eder ve AV düğümden geçmek için birbirleriyle yarışırlar. Bu uyarılar kalbin elektriksel sistemi dışındaki dokulardan kaynaklanır. Bu uyarıların oluşması ile çok hızlı ve organize olmayan bir kalp ritmi oluşur. Atriumdaki uyarı sayısı dakikada 300-600 arasındadır. Ancak AV düğüm ventriküle geçen uyarı sayısını sınırlayıcı özelliğe sahiptir. Sonuçta nabız sayısı genellikle dakikada 150’nin altında olmakla beraber şikayete yol açabilecek kadar da hızlı olabilir.

    [​IMG]

    Atrial fibrilasyonda atriumlarda dakikada 400-600 civarında uyarı çıkar (sarı renk ile gösterilen odaklar)

    [​IMG]

    Monitorde elektrokardiyografik olarak atrial fibrilasyonun görüntüsü. Zeminde düzensiz atrial fibrilasyon dalgaları, kalbin kasılmasını ve dolayısı ile nabzı oluşturacak olan QRS dalgaları ise düzensiz aralıklı olarak görülüyor.
     
  10. RüzGaR Super Moderator

    Atrial Fibrilasyonda Nedenler, Şikayetler ve Tanı

    Atriyal fibrilasyon nedenleri nelerdir?

    AF birçok hastalıkla ilişkili olabilir:
    • Yüksek kan basıncı (hipertansiyon),
    • Koroner arter hastalığı,
    • Kalp kapak hastalıkları (özellikle mitral darlığı)
    • Tiroid bezi hastalıkları,
    • Kalp cerrahisi,
    • Kronik akciğer hastalıklar (amfizem, astım vb),
    • Kalp yetmezliği,
    • Kardiyomiyopati (kalp yetmezliğine yol açan kalp kası hastalığı),
    • Konjenital (doğumsal) kalp hastalıkları,
    • Pulmoner embolizm (akciğer damarları içinde pıhtı gitmesi),
    • Perikardit (kalp dış zarının iltihabı)
    AF’li hastaların en az %10’unda altta yatan bir kalp hastalığı saptanamaz. Bu hastalarda AF, alkol veya aşırı kafein kullanımı, stres, bazı ilaçlar, metabolik bozukluklar veya ağır enfeksiyonlar ile ilişkili olabilir. Bazı hastalarda ise hiçbir neden bulunamaz.
    Atriyal fibrilasyonda şikayetler nelerdir?
    • Çarpıntı (sıklıkla olur),
    • Enerji kaybı ve yorgunluk,
    • Sersemlik hissi, bayılacak gibi olma veya baş dönmesi,
    • Göğüste rahatsızlık hissi (ağrı, basınç veya huzursuzluk),
    • Nefes darlığı (günlük aktivitelerle hissedilen nefes darlığı)
    Atriyal fibrilasyon nasıl teşhis edilir?
    Aşağıdaki tetkiklerle AF tanısı konabilir:
    • EKG
    • Ritim Holter monitörizasyonu
    • Event recorder ve Transtelefonik monitör'dür.
    Bu tetkiklerle doktorunuz düzensiz ritim olup olmadığını, var ise ne türde olduklarını, ne kadar zamandır sürdüğünü ve olası nedenleri öğrenebilir.


    Atrial Fibrilasyon Tedavisi
    AF için birçok tedavi seçeneği mevcut olup, bunlar;
    • İlaç tedavisi,
    • Kardiyoversiyon,
    • Ablasyon tedavisi,
    • Pacemaker (pil) tedavisi,
    • Cerrahi içerir.
    Tedavi seçimi altta bulunan hastalığa ve hastanın şikayetlerine göre belirlenir. AF tedavisini amacı:
    • Normal kalp ritminin tekrar kazanılması,
    • Kalp hızı kontrolü,
    • İnmenin önlenmesidir.
    İlaç tedavisi
    İlaç tedavisi tedavi amacına göre planlanır. Eğer amaç normal ritmin sağlanması ise antiaritmik ilaçlar kullanılır. Eğer bu hedef sağlanamıyorsa doktorlar kalp hızını yavaşlatmaya çalışırlar. Her iki durumda da hastalarda kalp içinde pıhtı oluşumunu engellemek için antikoagülan adı verilen ilaçlar verilir.
    Antiaritmik ilaçlar AF'yi normal ritme çevirmek için veya hastayı normal ritimde tutmak için verilir; Quinidex (Kinidin), Pronestyl (prokainamid), Norpace (disopramid), Beloc, Lopressor, Tambocor (Flekainid), Rythmonorm (propafenon), Darob (sotalol), Cordarone (Amiodaron) gibi ilaçlardır. Ancak bu ilaçlar ile tedaviye karar verildiğinde ritminizin takip edilmesi için hastanede yatmanız gerekebilir. Bu ilaçlarla AF'i normal ritme çevirme şansı yaklaşık %30-60 civarında olup AF süresi uzadıkça başarı şansı azalır.
    Kalp hızı kontrolü: digoksin, beta blokerler veya kalsiyum kanal blokerleri ile yapılabilir.
    Antikoagülanlar (Kan sulandırıcılar): coumadin, AF’li hastalarda inme riskini %60-80 azaltabilir. Coumadin kullanıldığı zaman etkisinin yeterli olup olmadığını kontrol etmek için düzenli aralıklarla PTZ-INR kontrolü yapılmalıdır. Bazı hastalara aspirin de verilebilir. İlaçların etkili olmadığı durumlarda başka işlemlere ihtiyaç duyulur.
    Kardiyoversiyon
    Birçok hastada ilaç tedavisi AF'yi normal sinüs ritmine çeviremez. Bu hastalar için kalbe kısa süreli yüksek enerjili elektrik şoku olan elektriksel kardiyoversiyon uygulanabilir. Bunun için önce, hastanın ritmi ve tansiyonu monitörize edilip kısa etkili bir yatıştırıcı verilir. Sonrasında anormal ritmi durdurup normal kalp ritminin geri dönmesini sağlamak için göğüs üzerinden pedallar vasıtası ile eksternal elektrik şoku uygulanır. İşlem öncesi kan sulandırıcı verilebilir. Ayrıca normal ritim elde edildikten sonra idamesini kolaylaştırmak için ek olarak bazı antiaritmik ilaçlar da verilebilir. Bazı hastalarda işlem öncesi kalp içinde pıhtı olmadığından emin olmak için yemek borusundan ucunda bir ultrason cihazı olan ince bir tüp geçirilerek kalbin boşluklarının araştırıldığı transözefajial ekokardiyografi (TEE) yapılması gerekebilir. Bu yapılan işlem dışarıdan (eksternal) kardiyoversiyondur. Kalp ameliyatları sırasında kalbin içine yerleştirilen elektrodlar yardımıyla yapılan internal kardiyoversiyon da uygulanabilir.
    Ablasyon
    Ablasyon tedavisi, ilaç tedavisini tahammül edemeyen veya ilaçların normal ritmi idamede başarısız olduğu hastalarda uygulanır. İki çeşidi mevcuttur: Her 2’side elektrofizyolojist olarak adlandırılan kalp ritim bozuklukları üzerinde uzmanlaşmış kardiyologlar tarafından uygulanır.
    [​IMG]
    Radyofrekans ablasyon sistemi: kateter ve radyofrekans kaynağı
    1. AV düğüm ablasyonu: Çoğunlukla kasık toplardamarından (ven) girilerek kalbin içine gönderilen yumuşak kateterler aracılığıyla uygulanır. Kateterin ucu AV düğüm üzerine getirilerek enerji verilir ve atriumlardan ventriküllere uyarı geçişi ortadan kaldırılır. Ancak işlem sonucu kalp ritmi çok düşük hızla (veya hiç) devam edeceği için kalıcı kalp pili takılarak hastanın günlük yaşamını rahat bir şekilde sürdürmesi sağlanır. AV düğüm ablasyonu AF’nin birçok semptomunu ortadan kaldırsa da AF devam ettiği için inme riski devam eder, bu nedenle kan sulandırıcıların kullanımına devam edilir. İşlem için hastaneye yatış ve sakinleştirici uygulaması gerekir.
    2. Pulmoner venlerin izolasyonu: Pulmoner venler, akciğerlerde oksijenlenen kanı kalbe geri getiren damarlardır Bunun için yine toplardamarlardan kalbe ilerletilen kateterler kullanılır. Sol atriuma bir iğnenin yardımı ile geçildikten sonra 2 seçenek uygulanabilir: “ablasyon” veya AF'ye yol açan odakları bulmak için “haritalama” işlemi. Pulmoner venlerin sol atriuma bağlandığı bölgelere çembersel şekilde enerji uygulanarak pulmoner venlerin atrium ile elektriksel bağlantısı kesilerek AF sonlandırılır. Bu işlem toplam 4 pulmoner ven girişinde tekrarlanır. Belli bir süreden sonra kan sulandırıcılar kesilebilir. Bu işlem için yine hastanede yatış ve sakinleştirici ihtiyacı vardır.
    Kalp Pilleri
    İmplante edilebilir kardiyoverter-defibrilatör (ICD) cihazlar: Hastaya hastaneye yatmadan tedavi edilme şansı sunar. AF semptomları ortaya çıktığında hasta cihazı aktive edip güvenli bir şekilde kendini tedavi edebilir. Alternatif olarak cihaz otomatik olarak çalışmaya da programlanabilir. ICD’ler hastanın AF atağı geçirdiğini tespit edip gerekli tedavi ile ritmi normal sinüs ritmine çevirebilir. Cihazlar orta boy pil büyüklüğünde olup sakinleştirici ve bölgesel uyuşturucu ile deri altına yerleştirilen cihaz ve kalbe ilerletilen kablolardan oluşur.
    Cerrahi tedavi
    Kronik AF’li hastalara cerrahi olarak maze (labirent) operasyonu yapılabilir. Bu operasyon açık kalp cerrahisi gerektirmekte olup genel anestezi altında yapılır ve hastanede kalış süresi uzundur.
    Teknik: Operasyon sırasında atriumlara birçok çizgi şeklinde küçük kesiler yapılarak atriumlar hem izole edilir hem de fazla oluşan uyarıların oluşumu azaltılır. Uyarılar, oluşturulan kesiler vasıtasıyla normal yolu izler. Kalp dokusu iyileştiğinde skar dokusu oluşur ki bu doku da AF’ye yol açan elektriksel uyarıların kalp içinde iletimini ortadan kaldırır. Bazı durumlarda kalp hızına destek amacıyla kalıcı kalp pili uygulanması gerekebilir.
    Bazı hastalarda AF ile birlikte başka kalp problemleri mevcut olabilir (kapak hastalıkları veya koroner arter hastalıkları gibi). Bu gibi durumlarda hastaya kolaylık açısından cerrah, maze prosedürünü diğer cerrahi müdahale ile aynı seansta yaparak hem AF’yi hem de diğer kalp problemini tedavi edebilir.
    Parsiyel maze prosedüründe de aynı yaklaşım kullanılmasına rağmen kesiler sadece sol atriuma yapılır. Yeni cerrahi tekniklerde alternatif enerji kaynakları kullanılarak (radyofrekans, kriyotermi ve mikrodalga gibi) kontrollü skar dokuları yaratılmakta ve işlem sonunda komplikasyon oranı azalmaktadır.
     
  11. RüzGaR Super Moderator

    Atrial Septal Defekt (ASD)



    Kalpteki kulakçıkların arasındaki duvarda açıklık olmasıdır. Bu yüzden akciğerlerde oksijenlenmiş kanın bir kısmı kısa devre yaparak sağ kalbe geçiş yapar. Bu olay yıllar içinde akciğere giden kanın artmasına bağlı olarak akciğer damarlarında basınç yükselmesine ve kalp kasında hasara ve aritmilere neden olabilir.
    [​IMG]
    Tanı Nasıl Konulabilir ?
    Genellikle uzun yıllar hiç bir belirti vermez. Bu tip hastalarda, ancak tesadüfen başka bir nedenle doktora gidildiğinde, dikkatli bir muayene sırasında kalpte üfürümün ve bazı ek seslerin duyulması ile kuşkulanılır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Doktora ve hastaneye pek gitmemiş kişilerde tanının 30-40 yaşına kadar konulamadığı durumlar vardır. Açıklığın büyük olduğu hastalarda, bu yaşlarda nefes darlığı, ritim bozuklukları (atrial fibrilasyon) ve hatta sağ kalp yetmezliği ortaya çıkar.
    Açıklığın kalp içi boşluklarında ve akciğer atardamarında ne kadar basınç yüksekliğine neden olduğunu anlamak için kalp kateterizasyonu gerekebilir.
    Tedavide ne yapılabilir ?
    İlaç:
    Buradaki hastalık mekanik olduğu için açıklığı kapatmada veya tedavi etmede ilaçların bir yararı yoktur. Ancak ritim bozukluğu veya kalp yetmezliği gelişenlerde, şikayetleri azaltmak için ilaçlar kullanılabilir.
    Açıklığın büyüklüğü ve akciğer atardamarındaki basıncın yüksekliği tedavinin zamanını belirler. Kendiliğinden kapanmayan, akciğer atardamarında basınç yükselmesi tehlikesi olan açıklıklar genellikle 4-6 yaşlarında, yani çocuk okula başlamadan kapatılması gerekir.
    Cilt yoluyla yerleştirilebilen kapatma cihazları (şemsiye):
    Önceleri tek tedavi yolu cerrahi iken son 15 yılda, operasyona gerek kalmadan perkütan olarak (cilt üzerinden) girilip açıklığı kapatan cihazlar (şemsiye) cerrahiye alternatif olarak çıkmıştır Çeşitli marka cihazlar varsa da en yaygın olarak kullanılanlar Amplatzer, (AGA Medical) ve HELEX Septal Occluder (W.L. Gore and Associates, Flagstaff, AZ)'dir.
    [​IMG]
    HELEX Marka kapatma cihazı. Üstte sağ ve solda 2 farklı çapta (15 ve 30 mm) görünüyor. Yerleştirilmeden önceki durum. Kateterden daha ayrılmamış. Alttakinde ise kateter içinden çıkması gösterilmiş.
    [​IMG]
    Amplatzer marka kapatma cihazı. Amerikan İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan bu cihaz oldukça yaygın olarak kullanılıyor.
    Şemsiye kullanımının avantajları:
    • Açıklığı kapatmada başarı oranı cerrahi gibidir.
    • Komplikasyon (istenmeyen olay) oranı cerrahiye göre (%5) daha düşüktür (%2).
    • Hasta kısa zamanda hastaneden çıkar ve 2 gün içinde normal günlük yaşantısına döner. 3-4 hafta içinde de ağır eforları yapabilir.
    Şemsiye kullanımının dezavantajları:
    • Komplikasyon oranı %2'dir: Ölüm, felç, kanama, aritmi, cihazın yer değiştirmesi, açıklığın tam kapanmaması, infeksiyon.
    [​IMG]
    Bununla birlikte bu cihazlar tüm ASD hastalarında kullanılamamaktadır:
    • Eğer ASD cihazla kapatılamayacak kadar büyükse,
    • Hastadaki kalbin anatomik yapısı uygun değilse,
    • Hastanın damar yapısı cihazı taşıyan kateter sistemini taşıyamayacak kadar ince ise,
    • Vücudunun herhangi bir yerinde aktif infeksiyon varsa (infeksiyon tedavi edildikten sonra cihaz takılabilir.)
    • Kalp içi pıhtı varsa,
    • Ameliyat gerektiren başka kalp hastalığı varsa,
    • Aspirin almasına engel durumu veya kanama bozukluğu varsa,
    Yukarıda sayılan durumlarda cihaz takılamaz. Eğer ASD kapatılması için şemsiye kullanılamayacak ise doktor cerrahi önerecektir.

    Cerrahi:
    Operasyon sırasında ise açıklık büyükse yama konularak kapatılır. Küçükse direk olarak dikilip kapatılabilir. Göğüsün orta kısmında ameliyata ait bir iz kalır.
    Cerrahi avantajları:
    • Şemsiyenin kapatamayacağı veya başarılı olamayacağı ASD'leri başarı ile kapatır.
    Cerrahi dezavantajları:
    • %5 oranında komplikasyon görülür: Ölüm, felç, tekrar ameliyat, kanama, aritmi, sinir hasarı, kalp yetmezliği, infeksiyon
    • Ameliyat için hasta 5-7 gün hastaneden kalır. Tam iyileşme 45 günde olur.
    İleriye dönük yapılması gerekenler?
    Şemsiye konulan hastalar 3-6 ay civarında aspirin ve plavix gibi kan sulandırıcı ilaç alırlar. 6 ay boyunca diş müdahalelerinden kaçınmak gerekir. 12 ay boyunca ise diş müdahalesi gerekirse antibiyotik verilmelidir.
    Hastaların beklenmedik komplikasyonlardan korunabilmeleri için yaklaşık 1 yıllık aralıklarla doktor kontrolünde olmaları gerekir. Bu ameliyat olmuş hastalar için de 3-4 yıl süreyle geçerlidir.
     
  12. RüzGaR Super Moderator

    Ventriküler Septal Defekt (VSD)

    Kalbin iki karıncığı arasındaki duvarda açıklık (delik) olmasıdır. Bu açıklık vasıtasıyla sol ventriküldeki temiz kan (oksijenlenmiş kan) sağ kalbe, buradan da akciğerlere gider.
    Delik değişik çaplarda olabilir. Deliğin büyük olduğu durumlarda geçen kan, bir taraftan akciğer atardamarlarında basınç yükselmesine sebep olur, diğer taraftan artan kan akımı kalbin daha fazla çalışmasına ve daha fazla yorulmasına sebep olur.

    [​IMG]

    Şikayetler?
    Deliğin çapı şikayetlerde önemli rol oynar. Küçük VSD’li hastalarda genellikle hiçbir şikayet görülmez.
    Geniş olduğu durumlarda ise bebeklerde hızlı nefes alıp verme, özellikle emerken aşırı terleme, yeterli kilo alamama ve emme sırasında yorulma dikkati çeker.

    Tanı nasıl konulur?
    Tanı, küçük defektlerde genellikle herhangi bir nedenle doktora gidildiğinde muayene sırasında üfürümün duyulması ile tesadüfen konur.
    Büyük defektlerde ise muayene sırasında üfürüm duyulur ve birlikte kalp yetersizliği bulguları vardır. Bu hastalarda sık sık zatürree, bronşit gibi akciğer hastalıkları da sık görülür. Genellikle çocuk doktora hasta olduğunda götürüldüğünden, böyle ağır hasta ve huzursuz bir bebekte diğer bulgular zor fark edilir. Bu hastaların bir kısmı akciğer enfeksiyonu tedavileri ile kısmen düzelmekle birlikte, kesin tanı konulması bu nedenle çok gecikebilmektedir. Erken tanı için ülkemizde sağlıklı çocukların da doktor kontrolüne götürülmesi alışkanlığının kazanılması şarttır. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

    Tedavide ne yapılabilir

    Küçük defektlerde genellikle tedavi gerekmez. Ancak sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu tedaviye ihtiyaç gösterirler.
    Büyük defektlerde ise kalbin çalışma gücü ilaç tedavisi ile arttırılmaya çalışılır. Çocuk büyüdükçe açıklığın küçülüp küçülmediğine bakılır. Düzelme saptanmayan hastalarda bu açıklığın cerrahi olarak kapatılması gerekebilir. Bazı hastalarda cerrahi öncesinde kalp kateterizasyonu yapılması gerekebilir. Cerrahi için uygun zaman genellikle 6 ay civarıdır. Açıklık bir yama ile kapatılıp, kan kaçağı engellenir. Ameliyatın az da olsa risk taşıdığı bilinmelidir.

    İleriye dönük yapılması gerekenler?
    Sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi cerrahi girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu antibiyotik tedavisi verilir. Bu, ameliyat olmuş hastalar için de 4-5 yıl süre geçerlidir. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olması gerekir.
     
  13. RüzGaR Super Moderator

    Fallot Tetralojisi

    [​IMG]

    Bu hastalıkta birkaç problem bir arada bulunur:
    1. Akciğer atardamarındaki (pulmoner arter) kapakta darlık,
    2. Sol ve sağ karıncıklar arasında açıklık (ventriküler septal defekt –VSD-)
    3. Aortun uygun yerde olmayıp, sağ karıncığa doğru yer değiştirmesi.
    4. Sağ ventrikülün kalınlaşması (hipertrofisi)
    Bu hastalığın en önemli bulgusu morarma olup, hastaların bir kısmında doğduğunda fark edilir, bir kısmında ise doğduğunda yoktur, aylar içinde ortaya çıkar. Ayrıca 1 yaşına doğru parmak uçlarında kalınlaşma da bulgulara eklenebilir.

    Tanı nasıl konulabilir?
    İlk dikkati çeken, bebekte aylar içinde dudaklarında morarma oluşmasıdır. Morarma çocuğun ağlaması sırasında daha belirginleşir. 3-9 ay arasında nefessiz kalma atağı başlayabilir. Özellikle uykudan uyandıktan sonra veya ağlamayı izleyerek bebeğin renginde belirgin koyulaşma, hafif dalgınlaşma veya ağır durumlarda tam bayılmaya kadar giden derecelerde şuur değişiklikleri ortaya çıkar. Eğer böyle bir durum başlamışsa, hemen çocuk kalp hastalıkları uzmanının bilgilendirilmesi gerekir. Bu atakları engellemek için koruyucu ilaç başlamak, ilaç yeterli olmazsa ameliyat gerekli olabilir. Tanı genellikle muayene sırasında morarmanın fark edilmesi ve üfürüm duyulması ile konur. Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur. Ameliyat zamanına kadar mutlaka 2-3 ay arayla izleyerek, kansızlık yönünden ve bayılmalar için kontrolü şarttır. Gerektiğinde mecbur kalındığında ameliyat zamanı erkene çekilebilir.

    Tedavide ne yapılabilir?
    Bu hastalıkta kendiliğinden düzelme veya açıklığın kapanması söz konusu olmadığından, cerrahi olarak düzeltme ameliyatına kesin gerek vardır. Ameliyat öncesi hastalara genellikle kalp kateterizasyonu uygulamak gerekir. Ameliyat zamanı için ülkemizde genellikle 1 yaşından sonrası tercih edilmektedir. Bazı bebeklerde akciğer atardamarı (pulmoner arter) iyi gelişmemişse, düzeltici ameliyattan önce yardımcı bir şant ameliyatı ile bu damarların gelişmesi sağlanmalıdır.

    İleriye dönük yapılması gerekenler?
    Düzeltme ameliyatı başarılı olan hastalarda sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi bazı girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu antibiyotik tedavisine ihtiyaç gösterirler. Ritim bozukluğu açısından izlenmeleri gerekir, hastalar belli aralıklarla doktor kontrolünde olmalıdırlar.
     
  14. RüzGaR Super Moderator

    Patent Duktus Arteriozus


    [​IMG]

    Normalde anne karnında açık olup doğumu takiben kapanması gereken, kalpten çıkan iki büyük atardamar (aort ve pulmoner arter) arasındaki açıklığın (duktus arteriozus) doğumdan sonra kapanmayıp açık (patent) kalmasıdır.
    Çocuk anne rahminde iken oksijeni anne kanından sağladığı için kanın oksijenlenmesi için akciğere gitmesine gerek yoktur. Bunun için pulmoner artere (akciğer atardamarı) gelen kan, pulmoner arter ile aort arasındaki bu kanaldan (ductus arteriozus) aorta geçer. Doğumdan sonra ise bebek kendi akciğerlerini kullanmak zorunda olduğu için, kanın bebeğin akciğerlerine gitmesi ve bu açıklığın kapanması gereklidir. Normalde bebek doğup da ilk nefesini aldığı an bu açıklık kapanır. Eğer 3 gün içinde kapanmazsa PDA tanısı konur. Normalde aorta içinde basınç (ortalama 120 mmHg) pulmoner arter içindeki basınçtan (ortalama 25 mmHg), yüksek olduğu için kan, aorttan pulmoner artere doğru akar. Bu açıklık vasıtasıyla vücuda gitmesi gereken temiz (oksijenden zengin) kanın bir kısmı bu açıklık yolu ile akciğerlere gider. Bu olay bir yandan akciğer atardamarında basınç yükselmesine (pulmoner hipertansiyon) sebep olurken, diğer yandan artan kan akımı kalbin daha fazla çalışmasına ve daha fazla yorulmasına sebep olmaktadır.
    Fakat neyse ki PDA’ların çoğu zamanla kendiliğinden kapanabilmektedir.

    Tanı nasıl konulabilir?
    Açıklığın küçük olduğu vakalarda tanı genellikle muayene sırasında üfürümün duyulması ile tesadüfen konur. Büyük açıklığı olan bebeklerde hızlı nefes alıp verme, özellikle emerken aşırı terleme, yeterli kilo alamama ve emme sırasında yorulma dikkati çeker.
    Tanı, muayene sırasında üfürüm duyulması ile ve kalp yetersizliği bulgularını belirleme ile konur. Bu hastalarda sık sık zatürree, bronşit gibi akciğer hastalıkları da sık görülür. Genellikle çocuk doktora hasta olduğunda götürüldüğünden, böyle ağır hasta ve huzursuz bir bebekte diğer bulgular zor fark edilir. Bundan dolayı, kesin tanı konulması bu nedenle çok gecikebilir.
    Erken tanı için,ülkemizde sağlıklı çocukların da doktor kontrolüne götürülmesi alışkanlığının kazanılması şarttır.
    Kesin tanı çocuk kardiyoloji uzmanınca yapılan muayene ve ekokardiyografi ile konur.

    Tedavide ne yapılabilir?
    Kendiliğinden kapanmayan vakalarda, tedavide birinci seçenek ameliyata gerek kalmadan, açıklığın coil veya şemsiye ile kapatılmasıdır.
    Açıklığın çok geniş olduğu hastalarda, ameliyatla açık kalan damar bağlanarak kan geçişi engellenir.

    İleriye dönük yapılması gerekenler?
    Sünnet, diş çekimi, diş dolgusu gibi cerrahi girişimler öncesinde endokardite (kalbin iç tabakasının iltihabı) karşı koruyucu antibiyotik tedavisi yapılmalıdır. Hastaların belli aralıklarla doktor kontrolünde olması gerekir.
     
  15. RüzGaR Super Moderator

    Kalp Damar Hastalıkları Nedir?
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Gerçekler[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Organlarımızın çalışmaları için gerekli olan maddeleri taşıyan kanı pompalamakla görevli olan kalp, bu görevini yapmak için dakikada ortalama 70 kere kasılır ve her defasında ortalama 70 ml kanı organlarımıza gönderir. Ortalama bir insan ömrü boyunca, kalbimiz yaklaşık 2.5 milyar kez kasılmakta ve bu süre boyunca 180 milyon litre kanı vücudumuza pompalamaktadır.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Organların canlılığını koruyabilmeleri ve görevlerini yapabilmeleri için besin maddelerine ve oksijene gereksinimleri vardır. Bunlar organlarımıza kan ile ulaştırılır. Kan ise organlara atardamarlar (arter) yolu ile taşınır. Kanın atardamarlara pompalanması işini kalbimiz yapar. Her organ gibi kalbin de beslenmesi gereklidir. Kalbin kendisini besleyen damarlara “koroner damar” (koroner arter) denmektedir. Koroner damarlarda olabilecek hastalıklar doğrudan kalbin çalışmasını ve verimini etkileyeceğinden dolayı hayati öneme sahiptir.[/FONT]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ateroskleroz
    Koroner damarların en çok görülen ve en önemli hastalığı koroner aterosklerozdur (damar sertliği). Bu hastalıkta, koroner damarlarda yer yer, başta kolesterol olmak üzere bir takım maddeler birikmekte ve buralarda darlıklar ve tıkanıklıklar oluşmaktadır.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]
    [​IMG]

    Burada kalp damar kesitlerinde ateroskleroz (damar sertliği) gelişmesini görmekteyiz. Damardaki ateroskleroz sonucu oluşan plak dediğimiz yapılar zaman içinde büyüyebilir ve damar boşluğunu daraltır. Damardaki daralma da, içinden geçen kan miktarını azaltacağından dolayı kalbin beslenme bozukluğuna bağlı problemler gelişir.
    Oluşan tabloya, koroner arter hastalığı veya koroner kalp hastalığı denir. Bunun sonucu olarak kalbin beslenmesi bozulmakta, kalbin ritmik çalışmasında ve kasılmasında hastalığın ciddiyetiyle orantılı olarak bozukluklar oluşmaktadır. Koroner arter hastalığı, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de erişkinlerde başta gelen ölüm ve işgücü kaybı nedenidir.
    [/FONT]
     
  16. RüzGaR Super Moderator

    Kalp Damar Hastalıklarında Risk Faktörleri
    Koroner arter hastalığı ile mücadelede en önemli adım, hastalıktan korunmaktır. Hastalık bir takım risk faktörleri varlığında çabuk ortaya çıkmakta ve hızlı ilerlemektedir. İyi kolesterol düzeyinin yüksek olması (60 mg/dl'den fazla) hastalık riskini azaltmaktadır.
    Risk faktörleri nelerdir?
    1. Yaş: Erkeklerde 45 yaşın üstü, kadınlarda 55 yaşın üstü veya erken menopoz
    2. Cins: Erkeklerde daha sık
    3. Aile öyküsü: Birinci derecede (anne, baba, kardeş) erkek akrabalarda 55 yaşından, birinci derecede kadın akrabalarda 65 yaşından önce kalp damar hastalığı, kalp krizi (infarktüs) veya ani ölüm bulunması
    4. Sigara içiyor olmak
    5. Hipertansiyon (140/90 mmHg veya daha fazla veya hipertansiyon için tedavi alıyor olmak)
    6. İyi kolesterolün (HDL kolesterol) 40 mg/dl'den düşük olması
    7. Total kolesterolün 200 mg/dl'den fazla olması (kötü kolesterol olan LDL-kolesterolün 130 mg/dl'den fazla olması).
    8. Hareketsizlik: Haftada en az 3 gün ve günde en az 30 dakika egzersize zaman ayırmalısınız (tempolu yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans, bahçe işleri vs.).
    9. Şeker hastalığı (diabetes mellitus)
    10. Kilo: Bu konuda en değerli kriter, vücut kitle indeksi ve bel çevresidir. Vücut kitle indeksi, kg olarak ağırlığın, metre olarak boyun karesine bölünmesiyle elde edilir (VKİ: kg/m2). Vücut kitle indeksinin 25’in üzerinde olması veya bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm’nin üzerinde olması, yalnızca kalp damar hastalığı riskini artırmakla kalmayıp şeker hastalığı, yağ yüksekliği ve tansiyon yüksekliği riskini de artırmaktadır.
    11. Stres: uzun bir zaman sürekli strese maruz kalma, hastalığın gelişmesini kolaylaştırmaktadır.
    12. Depresyon: özellikle son yıllarda depresyon da kalp damar hastalıkları yönünden risk faktörü olarak kabul edilmeye başlandı.
    Ne yapalım?
    Bu risk faktörlerinin bazıları değiştirilebilir iken bazıları değiştirilemez (yaş, cins, aile öyküsü gibi).
    Kalp damar hastalıkları, soğuk algınlığı, grip gibi geçici ve iyileştiği zaman arkasında iz bırakmayan hastalıklar değildir. Hastalık geliştiği zaman devamlı ilerlemeye ve problem çıkarmaya eğilimlidir. Ondan dolayı bu risk faktörleriyle mücadele, hastalığın ortaya çıkışını önlemesi, hastalık gelişenlerde ise hastalığın ilerleme hızının yavaşlatılması hatta durdurulmasını sağladığından dolayı son derece önemlidir. Dolayısıyla kalp damar hastalıkları ile mücadele, değiştirilebilir risk faktörleriyle mücadele demektir.

    Kalp Damar Hastalıklarında Şikayetler

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kalp damar hastalıklarında görülebilen şikayet veya klinik bulguları şu şekilde özetlemek mümkündür: [/FONT]
    • [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Göğüs ağrısı (angina pectoris)[/FONT]
    • [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Miyokart infarktüsü (kalp krizi)[/FONT]
    • [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ritim bozuklukları (aritmiler)[/FONT]
    • [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kalp yetmezliği[/FONT]
    • [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ani ölüm[/FONT]
    • [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Bazen de kalp damar hastalığı önemli derecede kalbin beslenmesini bozduğu halde hiç şikayet olmayabilir (sessiz iskemi)[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Koroner damarlar önemli ölçüde daraldığında göğüs ağrısı oluşur (angina). Bu ağrı, çoğunlukla yorulmayla, sinirlenmekle veya soğukla gelen, göğüs ön tarafında, sol kola, boyuna ve çeneye yayılabilen, 10-15 dakika süren, istirahat ile veya koroner damarları genişleten ilaç almakla geçen, sıkıştırıcı, baskı yapar tarzda bir ağrıdır (kararlı angina). Ancak bazı durumlarda darlık yerinde dinamik değişiklikler olabilir ve bu durumlarda, ağrı istirahatte de gelebilir, daha uzun sürebilir ve istirahate veya ilaca kolay cevap vermeyebilir (kararsız angina). Bu tür angina kolaylıkla infarktüse yol açabildiğinden daha tehlikelidir.[/FONT]
    [​IMG]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Kalbe bağlı göğüs ağrısının (angina) hissedildiği vücut bölgeleri. [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Damardaki darlığın ilerleyip tam tıkanıklığa yol açması halinde, kalbin o damar tarafından beslenen bölgesinin hücreleri çalışamaz hale gelir. Damarın tıkalı kalma süresinin 6 saati geçmesi halinde, o bölgenin hücreleri canlılığını koruyamaz ve geriye dönüşsüz olarak harap olur. Böylece kalbin o bölgesi kasılma görevini yapamaz, ritim bozuklukları oluşabilir ve ölüme kadar gidebilen ciddi problemler oluşabilir. Buna kalp krizi (miyokart infarktüsü) diyoruz.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]İnfarktüste, yeri ve yayılımı anginaya benzeyen, ancak ondan çok daha şiddetli ve uzun süren göğüs ağrısı olur. Kalp krizi tanısında, şikayetlerden başka kalp elektrosu (EKG) ve kan testlerinden de yararlanılır. Miyokart infarktüsünde ilk 6 saat içinde damar tıkanıklığının balon veya pıhtı eritici ilaçlarla açılması halinde kalp kası harabiyetinin önlenmesi mümkün olabilir, onun için erken tanı çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki, kalp krizinden olan ölümlerin %50’si 1 saat içinde olmaktadır. Bu ölümlerin çok büyük bir kısmı, hastanede kolaylıkla tedavi edilebilecek olan, ritim bozukluklarından kaynaklanır. Bundan dolayı, benzer ağrısı olan hastalar, özellikle de kalp hastası olduğu biliniyorsa, en kısa zamanda bir sağlık merkezine başvurulmalıdır.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ancak tıpta her zaman alışılageldik kurallar geçerli olmayabiliyor. Bazen, özellikle yaşlılarda ve şeker hastalığı (diyabet) olanlarda, angina veya infarktüse bağlı ağrı hiç olmayabilir. Böyle hastalar sessiz infarktüs geçirebilir. Yine bazı hastalarda göğüs ağrısı yerine, hazımsızlık, karın ağrısı, nefes darlığı, sırt ağrısı, kol ağrısı, çene ağrısı ve hatta diş ağrısı gibi şikayetler olabilir.[/FONT]
     
  17. RüzGaR Super Moderator

    Kalp Damar Hastalıklarında Tedavi
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Koroner damarlarda önemli darlık ve/veya tıkanıklık görüldüğünde, eğer uygunsa, aynı seansta veya daha sonra balon anjiyoplasti yapılabilir. Balon anjiyoplastide, damar içindeki dar olan bölgede, özel olarak yapılmış balon, kısa süreli olarak şişirilerek darlık genişletilir. Balon, aynı damarda birden fazla darlığa veya birden fazla damardaki darlıklara aynı seansta veya farklı seanslarda yapılabilir. Gerekli durumlarda balona ek olarak o bölgeye, yine balon yardımıyla stent (kafes) konur.[/FONT]

    [​IMG]

    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Balon işleminde darlık bölgesine ucunda şişebilir bir balon olan kateter yerleştirilir (A), darlık yerine yerleştirildikten sonra balon şişirilerek darlık açılır (B). [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Balon anjiyoplastiye uygun olmayan durumlarda, bypass cerrahisi veya ilaç tedavisi önerilebilir.

    Bypass cerrahisinde ise damardaki darlık bölgesinin öncesi ile sonrası arasına köprü görevi gören bir damar konulur. Bu konulan damar, hastanın kendisinin bacak toplardamarı veya göğüsten alınan bir atardamar olabilir. Böylece kan, bu köprü yardımıyla, dar veya tıkalı olan bölgenin ilerisine geçebilir.
    [/FONT]
    [​IMG]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Burada sol ön inen artere (left anterior descending -LAD-) yapılan LİMA bypasını ve sağ koroner artere (RCA) yapılan safen bypasını görüyoruz. [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Koroner damar hastalığında kullanılan ilaçlar; koroner damarları genişletici, kalbin yükünü azaltıcı, o bölgede pıhtı oluşmasını önleyici veya ateroskleroz üzerinde çok olumsuz etkileri olan kolesterolü düşürmeye yönelik ilaçlardır. İlaçlar doktor kontrolünde ve sürekli olarak kullanılmalıdır.[/FONT]
    [​IMG]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Burada ise sol ön inen artere (LAD), bacak toplardamarının (safen greft) bağlanmasını (anastomoz etmek) görüyoruz. Önce greftin bir ucu LAD'ye dikiliyor, sonra öbür ucu da aort damarına dikiliyor. böylece aorttan gelen kan tıkalı olan bölgeyi atlayarak (bypass yaparak) damarın öbür tarafına geçip kalbi besleyebiliyor.[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Ne yazık ki, gerek koroner arter hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, gerekse balon ve bypass, damar hastalığını ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısı ile koroner damarın aynı bölgesinde veya farklı bölgelerinde yeni darlıklar ortaya çıkabilir veya hafif olan darlıklar daha da ilerleyerek ciddi darlık haline gelip, probleme yol açabilir. Bundan dolayı hastaların risk faktörlerini uzaklaştırması, ilaçlarını düzenli kullanması, problemlerin erken saptanması açısından doktorunun önerdiği zamanlarda ve bunun dışında şikayeti olduğu her zaman, kontrollere gelmesi çok önemlidir.[/FONT]
     
  18. RüzGaR Super Moderator

    TurkeyArena

    KORONER ANJIYO (ANGIOPLASTI)

    Daralmış veya kendisine kan gelmeyen arterler kalp krizi, anjina veya öteki problemlerin meydana gelmesine sebep olurlar. Bazı yakalarda özel diyet ve ilaçlar bu tür arteryel sorunların önlenmesi için iyi bir tedavi yöntemi olabilirler. Diğer vakalarda ise by-pass ameliyatı ve koroner anjiyoplasti ameliyatı en iyi çaredir.

    Koroner Arter anjiyoplastisinin tam adı Perkütan Transluminal Koroner Angioplasti (PTCA) dır. Bu deri içine (percutaneous) ve kalp damarları içinde (koroner transluminal) ameliyatın yapılması ve bu şekilde damarların genişletilmesi (angioplasti) anlamına gelir. Bu yöntem ismi kadar zor bir yöntem değildir ve lokal anestezi (uyuşturma) altında uygulanır. Bu yöntem "Koroner Anjiografl denilen ve teşhis koymaya yarar yönteme benzer.
    Uygulama Yöntemi
    Omuz veya kasık bölgesine uyuşturucu verildikten sonra doktor rehber kateter i (ince boru) bacak ve kol damarına sokar. Doktor televizyonlu röntgen ekranından kateter (boru) ve kan damarlarının durumunu izlerken kateteri daralmış arterin içine sokar. Çok küçük bir Radyoopak boya bu kateterden o bölgeye bırakılır. Bu şekilde anjiyogramdaki tıkalı kalp damarları belirlenir. Daha sonra daha küçük bir kateter (boru), rehber kataterin içine yerleştirilir. Bu küçük kateterin ucu balon şeklindedir. Bu uç koroner arter içindeki tıkanık sahaya vardığında yarım dakika için arterin tıkanmış kısmında şişirilir. Bu genişleme (şişme) esnasında kişi, göğüs ağrısı duyar. şişlik indirildiğinde ağrı azalır. Bu şişirme ve indirmenin birkaç kez tekrarlanması gerekir. Balon kateter hareket ettirildiğinde kan akışının nasıl hızlandığı anjiyogramdan görülebilir. Bu yöntemin tamamlanması 30-90 dakikada olur.
    Bu yöntem bacak da dahil olmak üzere vücudun tüm tıkanmış arterlerini tedavi etmek amacıyla kullanılır.
    Sonuçlar
    Kan akışında artma, ilgili arterdeki kan basıncında artma, damardaki tıkanmanın ezilmesi veya parçalanması, arter duvarının gerilerek genişlemesi bu yöntemin istenilen sonuçlarıdır.
    Vakaların çok düşük bir yüzdesinde bu yöntem başarısız olup by-pass ameliyatı gerekir. Genelde by-pass ameliyatını yapan cerrahlar takım halinde çalışırlar. Anjiyoplasti tek başına başarılı olduğunda daha büyük ameliyatlara gerek kalmaz. Yukarıda anlatılan ameliyatın maliyeti oldukça düşüktür ve kişinin hastanede kalış süresini birkaç haftadan birkaç güne düşürür.
    İyileşme ve Rehabilitasyon
    Bu yöntemi takiben 24 saat süreyle kalp atışı ve ritmi ile diğer bulgular ekrandan takip edilir. Bu yöntemin deri altından damarlara boru yerleştirme olayını kapsaması dolayısıyla yara yeri çok küçüktür ve çoğu insanlar bu yöntemden 1 hafta sonra işlerine tekrar dönebilmektedirler.
    Kimlere PTCA Yapılması Gerekir?
    İlaçlarla geçmeyen anjina pektorisli kişiler PTCA yapılacak olanlardır. PTCA birçok tıkanmış arteri iyileştirebilmesine rağmen bunun için ideal kişi sadece tek arteri tıkanmış olan kişidir. By-pass ameliyatından ziyade PTcA nın yapılmasına karar verdiren faktörler, arterde tıkanmanın lokalizasyonu, tıkanan arter sayısı, tıkanma şiddeti ve kalbin bütün fonksiyonlarıdır.
    Bununla birlikte PTCA yöntemi tıkanmayı yapan hastalıkları tedavi edemez.
    Ayrıca bu yöntemin aynı tıkanık arteri veya başka bir arteri tekrar genişletmek için tekrarlanması gerekebilir. Gelecek yıllarda doktorlar damar içindeki birikmeleri lazer ışını veya mekanik aletler kullanarak yok edebileceklerdir.
     
  19. RüzGaR Super Moderator

    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]KALP YETMEZLİĞİ[/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica][​IMG][/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica][/FONT][FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]Kalp yetmezliği kalbin kanı pompalama yeteneğinin kaybolması yani dokulara yeterli kan ve oksijenin gitmemesi durumudur. Kendi basma özgül bir hastalık olmamakla birlikte, yaygın ve ciddi sorunlara yol açabileceği için önemlidir.Kalp yetmezliği kalbin yeterince çalışmaması anlamına gelir. Kalbin işlevsel yeteneklerinin azaldığı bazı kalp hastalıklarında kalp yeterli çalışabilmek için düzenleyici süreçler geliştirir. Bu durumda kalp yetmezliği engellenmiş olur. Örneğin taşikardi, yani kalbin dakikada atım sayısının hızlanması böyle bir süreçtir. Her kasılmada gerekli miktarda kanı vücuda pompalayamayan kalp, bu yetersizliği karşılamak için daha sık kasılır. Bir başka düzeltici süreç
    de kalp karıncıklarının genişlemesidir. Böylelikle karıncıklardaki kan miktarı artar. Bu durumda, güçsüz kalmış olan kalbin, normal miktardaki kanı bile atmakta zorluk çekerken, daha çok kanı vücuda pompalamakta yetersiz kalacağı düşünülebilir. Oysa kalp kası liflerinin gerilmesi daha büyük bir güçle kasılmalarına yol açar. Başka bir deyişle kalp boşluklarının genişlemesi sonucunda gerilen kalp kası lifleri yüksek bir güçle kasılır. Ayrıca kalp boşluklarının genişlemesine her zaman aşın büyüme (hipertrofi) eşlik eder. Olağan koşullara göre daha çok güç harcaması gereken kas lifleri büyüyüp kalınlaşırlar; böylece kasılabilme yetenekleri önemli ölçüde artar. Kalp boşluklarının genişlemesi, bir açıdan kalbin yeterli çalışmasını sağlasa da, birçok sakıncayı da birlikte getirir.
    ikincil önem taşıyan bir başka düzenleyici süreç ise, karaciğer ve dalak gibi organlarda depolanmış durumdaki kanın genel dolaşıma aktarılmasıdır. Dokulara az miktarda kan gelmesi durumunda, kılcal damar ağı bakımından zengin organlarda depolanmış kırmızı kan hücreleri genel dolaşıma aktarılır. Bu süreç de, sonuçta kalbin daha çok çalışmasına yol açar.
    [/FONT]​

    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
    Tedavinin zamanında başlamasını sağlamak ve hastalığın ağırlaşmasını önlemek açısından başlangıç belirtilerim bilmek önemlidir.
    Hastalık ani ve şiddetli bir güç harcandıktan sonra ortaya çıkabilir. Önceleri belirtisiz seyreden hastalık, şiddetli güç harcanması sonucunda dengelerin altüst olmasıyla belirti vermeye başlar. Ama genel olarak yavaş ilerleyen hastalığın önceleri hafif olan belirtileri giderek şiddetlenir. Sağlık durumu iyi olan bir kişi güç harcamayı gerektiren işleri başarıyla tamamlayamaz. Hastalar soğuk havada bir merdiven çıkarken ya da yokuş yukarı yürürken zorlanmaya başlarlar. Solunum zorlaşır ve hasta ya adımlarım yavaşlatmak ya da durmak zorunda kalır. Bu durum önceleri hastayı biraz şaşırtsa da, pek önem vermez, olayı bir anlık yorgunluğa bağlayarak geçiştirir. Bundan sonra, uyarıcı bir başka belirti ortaya çıkar: Yorucu bir günün sonunda ayak bileklerinde şişme (ödem) ortaya çıkar. Şişler hamur kıvamındadır ve sabah saatlerinde kaybolur. Nefes darlığı ve şişme önceleri hafiftir;
    ileri dönemlerde ise çok şiddetli ve ağır bir tablonun gelişimine yol açarak kalp yetmezliğinin en önemli iki belirtisin! oluştururlar. Daha sonra tabloya eklenen morarma özellikle yüz, el ve ayakların kırmızı-mor bir renk almasına yol açar. Zamanında tedavi edilmezse belirtiler giderek şiddetlenir. Nefes darlığı artık basit hareketlerde de görülür;
    ayaklardaki şişlikler giderek artar ve bacaktan yukarı doğru yayılır, morarma da iyice belirginleşir. Kalp yetersizliğinin en ileri aşamasında nefes darlığı dinlenme sırasında da görülür; şişme, bacakların dışındaki bölgelere de, örneğin kama, erkeklerde cinsel organlara ve hatta göğse yayılır; morarma ileri derecede yoğunlaşır.
    Bu belirtilerle birlikte ikincil olarak, kalp astımı ya da akciğer ödemi (akciğerlerde sıvı birikimi) görülür. Ani gelişen bu durum boğulmaya benzer bir izlenim yaratan ciddi bir tablodur.
    Belirtilerin nasıl ortaya çıktığım anlayabilmek için, yetersizlik halindeki kalp ve dolaşım sisteminin hangi koşullar altında bulunduğunu açıklamak gerekir. Kalp, içerdiği kanın tümünü pompalayamaz. Her kasılmada gerekenden daha az miktarda kanı damarlara vererek daha az enerji harcar. Sonuçta kanın dolaşma hızı giderek azalır ve morarma gelişir. Hastalığın ağırlığına göre, kalbin pompalayamadığı az ya da çok miktarda kanın karıncık içinde kalması sonucunda karıncık içi basınç artar. Bu basınçtan ötürü, dokulardan gelen toplardamar kanının sağ karıncığa, akciğer toplardamarından gelen kanın da sol karıncığa boşalması engellenir. Sonuçta büyük dolaşımın toplardamar sisteminde basınç artışı ve ödemler ortaya çıkar. Küçük dolaşımdaki basınç artışı ise akciğer ödemine ve nefes darlığına neden olur.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]
    -Nefes Darlığı
    Kalp yetmezliğinin hastalık tablosunu başlatan ilk belirti nefes darlığıdır. Hastanın kalp-dolaşım sistemindeki bozukluk açısından büyük önem taşır. Bazı olgularda ise oksijen azalması ve karbon dioksit artışının (çok ağır olgular dışında kan gazları değerleri normaldir) solunum merkezlerim uyarması da nefes darlığına yol açabilir.
    Ama nefes darlığının temel nedeni, akciğerde kan göllenmesi, yani akciğer damarlarında aşın kan birikmesidir. Benzer bir durum olan, büyük dolaşımın toplardamar sistemindeki basınç artışı da, daha önce belirtildiği gibi, kalbe gelen bütün kanın vücuda pompalanamamasının sonucudur. Aynı süreç kanın küçük dolaşımdan kalbe gelmesini de engeller. Solunum sistemindeki gaz alışverişi ve akciğer hareketleri de önemli ölçüde engellenir; solunum güçleşir. Kalp hastaları akciğerdeki sıvı birikimim azaltmak için daha uygun bir duruş seçer, yan oturur ya da oturur bir konum alırlar (ortopneik durum). Ağır kalp yetmezliğinde hastalar, geceleri yatakta yatmak yerine koltukta oturmayı tercih ederler.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]
    -Akciğer Ödemi
    Akut sol karıncık yetmezliği nöbetidir. Kalp yetmezliği, hastalığın nedenine göre, karıncıklardan birinde ortaya çıkar. Kasılma yeteneğinin azalması öncelikle sol karıncığı ilgilendiriyorsa, kalbe toplardamarlar ile vücuttan önemli miktarda kan geldiğinden sağ karıncık bu kam akciğerlere yollamayı başarabilir, akciğer engelim aşan kan sol karıncığa ulaşabilir, ama sol karıncık bu kanın hepsini aorta pompalayamaz. Böylece sol karıncığın gerisinde yani akciğer ağacında kan göllenmeye başlar, yani akut akciğer ödemi (göllenmesi) gelişir.
    Bu koşullarda kalp astımı adı verilen bir nefes darlığı nöbeti ortaya çıkar. Bu nöbet hemen durmazsa, aşırı miktarda kan birikiminden ve oksijen eksikliğinden ötürü çok büyük bir yük altında bulunan akciğer damarlarından açığa çıkan sıvı hava keseciklerim (alveol) doldurur ve kan ile hava arasındaki normal alışverişi önemli ölçüde bozar; böylece kanın oksijen içeriği daha da azalır. Bu duruma akciğer ödemi denir. Solunum giderek zorlaşır ve hastanın boğulmaya karşı verdiği korku dolu bir mücadeleye dönüşür.
    Vücut yatar durumdayken toplardamarlardan kalbe dönen kan miktarı arttığından, nefes darlığı nöbetleri daha çok geceleri görülür. Aynı koşullarda vücudun alt bölümüne giden kan miktarı da azalır ve hasta bu durumu gidermek için oturur vaziyet alarak ayaklarını yatağın kenarından sarkıtır. Nöbet oldukça ağır seyretmekle birlikte, uygun ilaçlarla denetlenebilir niteliktedir. Altta yatan kalp yetmezliği ne kadar hafifse tablonun düzeltilmesi de o ölçüde kolaydır. Belirtiler olguların çoğunda kısa sürede düzelir ama hasta bitkin düşer.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]
    HASTALIĞIN NEDENLERİ
    Daha önce belirtildiği gibi kalp yetmezliği, kalbi olumsuz etkileyen çeşitli hastalıklar sonucunda gelişmektedir. Bunların en önemlileri doğrudan kalbi ilgilendiren mitral kapak (sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki kapak) yetmezliği ve darlığı ile aortun (daha doğrusu aortun yarımay kapağının) yetmezliği ve darlığıdır. Bu kapak bozukluklarının nedeni genellikle frengi ya da başka enfeksiyon hastalıkları, özellikle de akut romatizmal ateştir. Uygulanacak tedavinin amacı kalp yetmezliğim yenmektir.
    Günümüzde önlenmesi oldukça zor olan bir rahatsızlık da vücudun bütünü-nü etkileyen damar sertliğidir. Bu hastalık atardamar duvarlarının sertleşmesi-ne, damarların esnekliklerinin azalma-sına yol açar. Kalbin bu sert damarlara kanı pompalaması güçleşir. Ama damar sertliğinin en önemli etkisi kalp kasım besleyen atardamarların (kroner atardamarlar) etkilenmesiyle kalbin kan akımının ve kalbe gelen oksijen miktarının azalmasıdır.
    Kalp kası iltihapları ve tiroit bezinin aşın hormon salgılaması da (hipertiroidizm) belli oranlarda kalp yetmezliğine yol açan hastalıklardır.
    [/FONT]
    [FONT=Verdana, Arial Tur, Helvetica]
    HASTALIĞIN TEDAVİSİ
    Kalp yetmezliği olgularında kullanılan oldukça etkili ilaçlar vardır. Bu ilaçlar birçok insanın yaşamım kurtarmıştır. Bunların en önemlisi dijitaldir.
    Kalp yetmezliği hastaları için beslenmenin büyük önemi vardır. Öncelikle alınan besin miktarı az olmalıdır. Hekimler ilk günlerde daha çok şekerli su, portakal suyu, açık çay, sebze sulan gibi sulu besinler önerir. Alınan besinler daha sonra aşamalı olarak artırılır ve günlük besinler birkaç öğüne bölünerek verilir. Sindirim işlevi, kalbin yükünü önemli ölçüde artırdığından besinlerin iyice çiğnenerek ve az miktarda alınma-sı gerekir. Öncelikle yağlar önemli ölçüde kısıtlanmalıdır ve hekim gerekli görürse ödemli olgularda tuz sınırlama-sı uygulanır. Beslenmede tuz sınırlama-sı uygulandığında idrarla atılan su miktarı artar, ödemler kaybolur ve kalbin yükü azalır. Kalp kası dokusunun oksijenlenmesini engelleyen sigara bütünüyle kesilmelidir; kahveye izin verilebilir.
    Hekimin önerilerin! düzenli olarak uygulayan ve ilaçlanm alan bir hasta başanyia tedavi edilebilir. Tedavi başa-nlı da olsa, kalpte hastalık olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla kalp yetmezliğim ağırlaştıracak ağır bedensel güç
    harcamaktan kaçınmak gerekir. Gerekli önlemleri alan hasta uzun yıllar yaşayabilir.
    [/FONT]
     
  20. RüzGaR Super Moderator

    Kalp Yağlanması


    iki türlü yağlanma olur. Birisi kalb ada*lesi içine yağ yerleşmesi. İkincisi bizzat kalb adalesinin yağlı de-jeneransıdır. Birincisinin sebebi vücuttaki umumî yağlanma tema*yülüdür ki irsî bir istidada dayanmakla beraber aşın derecede gı*da almaktan ve vücut ataletinden ileri gelir. Yanamayan yağ vü*cudun şurasına burasına ve bu meyanda kalb adalesi lifleri ara*sına yerleşir. İkinci şekli ise başka hastalıkların bir neticesidir. Meselâ kalb kapak hatâları, adale iltihapları ve ihtiyarlıkta taç damarlarının kireçleşmesi gibi. Ağır seyreden intanî hastalıklar, fosfor alkolle zehirlenme de aynı âkibete götürebilir. Bu hastalık*ta kalbe adale dokusu eriyerek yağa tebeddül eder. Ve yağlı bir manzara alır. Hastalığın ileri safhalarında çarpıntı ve nefes dar*lığı ile umumî kalb zaafı meydana gelir. Kalb atımı yavaşlar. Vü*cutta su biriktirmeye başlar. Baş dönmesi, göz kararması, bu*lantı olur.

    Tedavi : Şikâyetlerin çoğu kalbden ziyade şişmanlıktan ileri7 geldiği için tedricî bir suretet kilo kaybetmelidir. Bu zayıflama kürleri zamanımızda çok suiistimal edilmektedir. Hekime danış*madan harekete geçmemelidir. Umumî hıfsızzıhha tedbirleri ya*nında kalbin ihtiyat kuvvetlerini uyandıracak ilâçlara başvurulur.
     

Sayfayı Paylaş