Kaba (Vülger) Evrimcilik-Kadercilik

Konusu 'Felsefe' forumundadır ve EjjeNNa tarafından 25 Eylül 2007 başlatılmıştır.

  1. EjjeNNa Administrator


    Kaba (Vülger) Evrimcilik

    Spencer'in evrim anlayışı. İngiliz düşünürü Herbert Spencer'in (1820-1903) evrimcilik öğretisi vülger evrimcilik adıyla anılır. Spencer'e göre evrim kesintisiz ve nicesel artışlarla gerçekleşir, nitesel değişme ve sıçrama olamaz. Önceleri evrimi tümüyle yadsıyan metafizik anlayış, sonraları, gelişen bilimsel başarılar karşısında Spencer'in anlayışına yöneldi ve evrimi tümüyle yadsımaktan vazgeçerek onu sadece nicesel birikmelerle sınırlandırmaya çalıştı. Diyalektik maddecilik, vülger evrimciliğin yanlışlığını tanıtlamış ve evrimin nicelikten niteliğe sıçrayarak gerçekleştiğini göstermiştir.

    Vülger evrimcilik, iyileştirmeciliği (reformizm) doğurmuştur. Nitekim iyileştirmecilik de, vülger evrimciliğe uygun olarak, toplumun nicesel birikmelerle yavaş yavaş ve kendiliğinden değişmekte olduğunu savunmaktadır. Metafizik düşünce, giderek, Spencer anlayışının bilimsel verilerle bağdaşmadığını görmekle başka bir kaba evrim anlayışına, Bergson'un yaratıcı evrimi'ne yönelmiştir.

    Ünlü bir diyalektikçi şöyle der: "Diyalektik maddecilik, gelişmeyi ve evrimi yadsıyan metafizik doğa anlayışına karşı kuruldu. Ne var ki o zamandan beri durum değişmiştir. Özellikle Darwin kuramından sonra metafizik, gelişmeyi ve evrimi yadsımaktan vazgeçmiş, taktik değiştirerek gelişme ve evrimi bilimsel anlayıştan saptırmaya uğraşmıştır. Bu saptırmayı, Spencer'in kaba evrimciliğiyle Bergson'un yaratıcı evrimciliği gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar".

    Kadercilik

    Bütün olayların, tek ve tabiatüstü bir etken tarafından değiştirilmez şekilde belirlendiğini ileri süren teori.

    Kadercilik veya teolojik gerekirciliği bilimsel gerekircilikten kesin olarak ayırmak gerekir. Kadercilik, yüzyıllar boyunca, çeşitli şekillere bürünmüştür; kaderciliğin evrimi karşıt kavramı olan hürlük fikriyle bağıntılıdır.

    Eskiçağdaki birçok öğretiye göre olaylar zorunluluk (anagke) veya kader (fatum) tarafından yönetilirdi. Zorunluluk veya kader de, tanrıların bile boyun eğdiği esrarlı ve hâkim kuvvetlerdi. Gücü her şeye yeten bu kader, Yunan trajedisinde olduğu gibi eskiçağ felsefelerinde ve özellikle stoa'cılarda kendini gösteriyordu.

    Stoa'cılara göre, insanoğlu, dış olayları değiştiremezdi. Kaderden kurtulmanın tek yolu, olayları kabul etmekti («kader, direneni sürükler, razı olanı ise güder»). Demek ki, hürlük, tamamen, bir iç gerçek olarak görülüyordu. Hıristiyanlık ve Tanrı'nın hikmetine inanışla birlikte, bu mesele, büsbütün güçleşti çünkü insan davranışlarında, secme ve karar verme hürlüğünün varolduğunu ve bu yüzden insanın kurtuluşu veya lânetlenmeyi hak ettiğini kabul etmek gerekiyordu. Yani insangücünü bağdaştırmak zorunluydu. Bu ilahiyat meselesine birçok çözüm yolu bulundu.

    Plotinos, Tanrı'nın hür olmayı önceden belirlediğini, Aquino'lu Thommaso, Tan rı'nın ebedi olduğunu, her şeyi hattâ geleceği ve dolayısıyla insanın gelecekteki fiillerini de gördüğünü, bunlar serbestçe kararlaştırılmış olsa bile durumun değişmediğini, Malebranche, Tanrı'nın bizim kararımız «vesilesi»yle etkiyi meydana getirdiğini ileri sürdü. Bununla beraber, önceden belirlenme teorileri, hürlüğü, tanrı hikmetine feda ediyordu.

    Bilimsel düşünüşün gelişmesiyle birlikte, kadercilik, bilimsel gerekircilik karşısında geriledi. Çünkü, bilimsel gerekircilik, tabiat zorunluluklarını daha iyi yenmek için bunları öğrenmeye çalışıyordu. Zorunluluk, bir kere öğrenilince Spinoza'nın belirttiği gibi, kader olmaktan çıkarak hürlüğe dönüşüyordu. Demek ki, önceden kestirilemeyen akıldışı mutlak diye bir şey yoktu; yani kör bir kader söz konusu değildi. Antik çağ kader kavramının son sığınağı olan rastlantı da, yavaş yavaş istatistik hesaba dönüşmektedir.
     



Sayfayı Paylaş