Jeopolitik ve Sosyopolitik Kavramlar

Konusu 'Coğrafya' forumundadır ve RüzGaR tarafından 19 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    Jeopolitik ve Sosyopolitik Kavramlar

    Jeopolitik ve sosyopolitik gibi bilim dalları, XIX. yüzyıl içerisinde oluşmaya başlamış ve özellikle bu yüzyılın sonlarına doğru büyük gelişme göstermişlerdir. Her iki bilim dalı, birbiriyle iç içe geçmiş ve birçok bakımdan birbirleriyle ilişki içerisindedir. Bu yüzden özellikle tarihsel süreçte yaşanan olaylarla ilgili değerlendirmelerde bu iki bilim dalını birbirinden ayırmamak yerinde olacaktır.

    Jeopolitik
    Jeopolitik kavramı, Yunanca toprak anlamına gelen geo ile politika anlamındaki politeia kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Politik siyaset ve toprak siyaseti (dünya siyaseti) kavramlarını ifade etmek için bu kelime (ge-opolitik) kullanılır. Bu bilim dalı batıda ancak XIX. yüzyıl başlarından itibaren ortaya çıkar ve siyasal bilim dalları arasına katılır.
    Siyasal açıdan neden önem kazandıkları ya da geri kaldıkları konusunda rol oynayan coğrafi etkenlerle bunların mekan dahilinde karşılıklı ilişkilerini inceler. Siyasal coğrafya sahasının esas unsuru, bir bütün olarak dünyadaki siyasal bölgelerin dağılışıdır. Jeopolitiğin çıkması, dünya üzerinde geçtiğimiz yüzyıllarda ortaya çıkan gelişmelerle ilgilidir. Dünya güç merkezlerinin yerine göre, dünya politikası belirlenmektedir. Dünya güç merkezleri de, tarihin çeşitli dönemlerinde ve farklı sebeplerden değişik olabilmektedir. Nitekim, Eski Çağ'da yeni ekonomik yönlenmeyle merkez, Anadolu, Trakya, Yunanistan, Suriye ve Mısır olmuştur.
    Jeopolitik terimini, ilk defa İsveçli bilim ve siyaset adamı R. Kjellen (1864-1922) kullanmıştır. O, devleti özellik ve yeteneklerini toprak ve bölgesinden alan bir organizma ve mekanda beliren bir hayat şekli olarak tanımlar.
    C. Haushofer, jeopolitiği, içinde yaşadığı coğrafi bölgenin ve tarihı gelişmelerin etkisi altında değişen siyasal hayat şekli olan devletin, üzerinde yaşadığı yer ile ilişkisi olarak tanımlar.
    K. Günel ise jeopolitiği "siyasal gelişmelerde yerle ilişkilerin bir doktrin" olarak tanımlar.
    "Siyasi coğrafya açısından devletler, yeryüzünün siyası sınırlarla bölünmüş çeşitli kısımlarına tekabül etmektedir ve bu sınırların içerisinde kalan potansiyel imkanlar, resmi ve hususı teşkilatlar vasıtasıyla kendine has kültür bölgeleri şeklinde gelişmekte ve her devletin içtimai ve iktisadi yapısı bakımından kendine has ülkesi ve bu ülkenin özellikleri ortaya çıkmaktadır".
    Tabii etkenler içerisinde siyasi coğrafyayı birinci derecede etkileyen unsurlar, coğrafi mevki, saha, yer şekilleri, iklim özellikleri, sulardır.
    Jeopolitik, coğrafya ve siyasi coğrafyacıların çalışmalarıyla ortaya çıkmış ve siyaset bilimcilerin de gelişmesini sağlamışlardır. Askeri strateji ise, jeopolitikten yararlanmayı düşünmüş ve gelişmesine katkıda da bulunmuşlardır. Askeri stratejistlerin jeopolitiğe ilgilenmeleri, askeri stratejinin boyutlarının çok genişlemesi dolayısıyladır. Çünkü, dünyadaki global strateji, dünya hakimiyeti peşinde olan ve buna karşı savunan güçler arasındaki ilişkilere göre şekillenmiştir. "Dünya stratejisi veya global askeri strateji ise, dünya politikasının askeri güçlere ve askeri hedeflere dayalı bir alt hareket tarzıdır. Dünya politikası olmadan, diğer bir deyişle bütün dünyayı kavrayan politika olmadan, dünyayı kavrayan askeri strateji olmaz. Dünya politikasından global askeri stratejiye ulaşılır." Jeopolitikte, politikanın bütün unsurları vardır. Askeri stratejistler, jeopolitikten yararlanarak kendi stratejilerini belirler.
    F. Ratzel'in devleti canlı bir organizma olarak görme fikri, yeni bir düşünce değildir. Tunuslu ünlü bilgin İbni Haldun, çok daha önce devleti bir canlı şeklinde düşünmüştür. İbni Haldun'a göre devletler de insanlar gibi doğarlar, büyürler ve ölürler.
    Platon da "tek bir insana benzeyen devlet, en iyi yönetilen devlettir", diyerek devleti insana benzetmektedir. Jeopolitik ve tarih ilişkisi iki kısımda incelenir.

    1.Tarihin jeopolitik unsurlar dikkate alınarak incelenmesi ve yorumlanması
    2.Günümüzün jeopolitik yapısında tarihin etkilerinin incelenmesi

    Jeopolitik unsurlar, tarihi olaylarda birer etkendir. Olaylar, jeopolitik unsurlara dayalı olarak meydana gelen güç merkezlerine göre gelişmiştir. Bir olayın cereyan ettiği tarih kesiti, o dönemdeki genel ve özellikle bölge güç merkezlerinin incelenmesi ile değerlendirilebilir.
    Günümüzde de, jeopolitik durumun değerlendir-mesini yaparken her jeopolitik unsur ve bütünüyle geçmiş değerlerin tarihi gelişimi dikkate alınmalıdır. Çünkü, tarihi değerlendirme, jeopolitiğe zaman derinliği kazandırır ve sebeplere yaklaştırır. Bunun yanı sıra tarih, toplumlarda mekan duygusu oluşturur. Bir toprak kaybından ve kalfalardan, Yeni Çağ'da işçilerden oluşmaktaydı. Bunun yanında, sabit gelirli halk tabakaları da vardır. İlk Çağ'da, hemen bütün ülkelerde çalışma, özgür insanlar için alçaltıcı bir durum olarak kabul edilmiştir. Üretim, köleler veya halkın aşağı kabul edilen sınıfları tarafından yapılmaktadır. Eski Yunan'da ve Roma'da II-III. yüzyıllara kadar da insanlar vatandaşlar ve köleler olmak üzere iki sınıfa bölünmüştü. Halk, devlet görevlileri ve hatta filozoflar, köleleri, düşünen, duyan ve her insan gibi bir ruha ve hakka sahip bulunan kimseler olarak kabul etmiyorlardı.
    Sosyal politikanın gelişmesinde, politik faktör önemli bir rol oynar. Bir ülkenin politik ve ekonomik rejimiyle bünyesi sosyal ilerlemelere sıkı bir şekilde bağlıdır.
    R. Hennig, Platon'un "devlet" nazariyesine değinerek, onun düşüncelerinde modern jeopolitik fikirlerin ilk izlerinin görüldüğüne işaret eder. Ondan aldığı "Toprak bir zamanlar ahalinin geçinmesine kafi geliyordu.
    Jeopolitik, günümüzdeki ve gelecekteki güç ve hedef ilişkilerini fiziki ve siyasal coğrafyayı esas alarak inceler. Yani, bütün güç unsurlarının coğrafi platform ve verilerle politikaya verdiği yönü belirler. Siyasal coğrafya, fiziki coğrafya, biyolojik coğrafya, beşeri coğrafya, antropoloji, kültür ve uygarlık tarihleri, sosyal ve siyasal bilimler gibi birçok bilim dalını kendi metotlarına göre inceleyen ve bunlardan yararlanıp güncel olaylar üzerine hüküm vermeye çalışan jeopolitik ampirik bir bilim dalı olarak kabul edilir.
    S. Göney, siyasi coğrafyanın konusunu şöyle tarif etmektedir:

    "Siyasi coğrafya, her şeyden önce, yeryüzünde siyasi bölgelerin dağılışı, siyasi bakımdan neden önem kazandıklarını veya geri planda kaldıkları hususunda rol oynayan coğrafi amiller ile bunların mekan dahilinde karşılıklı münasebetlerini incelemektedir Bir bütün olarak, dünyadaki siyasi bölgelerin dağılışı, siyasi coğrafya sahasının esas unsurudur".

    Sosyal ekonomi, amacı sosyal adalet ve barış olan, genel iktisadın doğal yasalarını düzenleme ve sınıf farklılıklarının hafifletilmesini öngören bir sosyal eşitlik ve uzlaşma bilimidir. Bu bilimin ana merkezini, sosyal politika oluşturur.
    Prehistorik bir yerleşmedeki ihtiyaçlarla, Orta Çağ insanının talepleri arasında çok büyük uçurumlar yoktur. Sosyo-ekonomik ve jeopolitik değerlerdeki ana unsurların farklılaşması, ancak son 200 yılda olmuştur. Sanayi devrimi ve onu izleyen bilgi toplumuna geçiş süreci büyük bir değişimi beraberinde getirmiştir. Hitit Devleti'nin Anadolu'da uyguladığı toprak rejimi ile daha sonra, Roma, Arap, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin uyguladığı toprak sistemleri arasındaki benzerlikler de bu durumdan kaynaklanmaktadır. Tarımsal ağırlıklı bir ekonomik yapının hakim olduğu devletlerde, buna uygun toprak rejiminin uygulanması kaçınılmazdır.
     



Sayfayı Paylaş