İstiklal Marşının Kısa Açıklaması Kıta Kıta

Konusu 'Güncel Konular' forumundadır ve BaRıŞ tarafından 21 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. BaRıŞ Well-Known Member


    İstiklal Marşı Kıta Kıta Kısa Açıklaması
    İstiklal Marşımızın Kısa Açıklaması Kıta Kıta

    Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.

    Şair, burada milletine seslenerek, ona, korkmamasını, sadece Türk milletinin daima parlayan yıldızı olan bayrağın, yurdumuzun üstünde son ocak tütünceye kadar dalgalanacağını söylemektedir.

    Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl!
    Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl…
    Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

    Bu kıt’ada, şâir, gayet hiddetli bir şekilde, aynı zamanda da yalvararak, bayrağa sesleniyor Ey nazlı hilâl, Hakk’a tapan, istiklali İçin hiçbir milletin dökmediği kadar kanını dökmüş bulunan, bu “kahraman ırkıma” suratını asma, şiddetli davranma, bir kere-cik de olsa gül…’ demektedir.

    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

    Şâir, kendi şahsında milletine seslendiği bu kıf ada, kendisinin (yani milletinin) çok büyük boyutlarda kükremiş bîr sel olduğunu, tarihin hiçbir döneminde, kendisine zincir vurulamadığını, bunu düşünmenin bile çılgınlık olduğunu; çünkü dağlan yırtacak, enginlerden taşacak, önüne çekilecek her türlü bendi çiğneyerek aşacak derecede bir yapıya ve özelliğe sahip olduğunu vurguluyor.

    Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
    Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
    “Medeniyyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar?

    Şair, yine kendisine ve milletine sesleniyor ve diyor ki: O garbın topu, tüfeği, teknolojisi, çelik zırhları, bütün uçsuz bucaksız gökleri varsın sarmış bulunsun. Ve batı, böyle bir güce sahip olduğu için, köpek gibi havlayıp dursun. Korkma ve sakın aldanma, o, tüm bu ihtişamina rağmen, tek dişi kalmış, ömrünün son günlerini yaşayan yaşlı bir canavardan başka bir şey değildir. Ve o, benim iman dolu savunma gücüne sahip olan milletimle başa çıkamaz.

    Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
    Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
    Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…
    Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

    Şâir, milletine sesleniyor: Arkadaş, yurduma karşı yapılan bu alçakça, namussuzca, şerefsizce saldırıya karşı gövdeni siper et. Sakın ha mücadeleden vazgeçme. Hakk’ın sana vadettiği günler mutlaka gelecektir. Belki yarın, belki yarından da yakın.

    Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı:
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

    Milletine seslenmeye devam ediyor Bak diyor, bu topraklar var ya, bu topraklar, hani her gün üzerine bastığın, sıradan bir toprak değildir. Bu topraklar altında, binlerce şehit kefensiz olarak yatmaktadır. Sen ki, bu şehitlerin evladı olarak, sana dünyaları dahi verseler, bu cennet vatanından asla vazgeçmeyeceğini de sakın unutma.

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
    Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
    Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

    Yine milletine sesleniyor: Vatanım, her karış toprağından şehit kanı fışkıran cennet gibi bir ülkedir. Allah, benim canımı, sevdiklerimi, neyim var neyim yoksa hepsini alsın razıyım. Yeter ki beni bu cennet vatanımdan ayrı düşürmesin.

    Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli:
    Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
    Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

    Mehmet Akif Ersoy, burada Allah’a sesleniyor. Vatanımın camilerinde okunan ezanlar, bu milletin senin yolunda olduğunun en açık delilidir. Ezanlar bunun şahididir. Onun İçin, senin yolunda olan bir kulun olarak, Allah’ım, tüm ruhumla ve bedenimle senden şunu diliyorum: Bu mabetlere yabancı eli değmesin.

    O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
    Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,
    Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
    O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

    İşte o zaman, yani mabedimin göğsüne yabana eli değmediği zaman, şayet, ölmüşsem ve mezarımın başında bir taşım varsa, o taş sana şükranla, huzurla dolu olarak bin kere secde eder. Bu secde etme esnasında, Allah’ım, her yaramdan kanlı yaşlar boşanır. Ve yine o zaman cesedim, bir ruh gibi fışkırarak göğe çıkar ve belki de başım arşa değer.

    Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

    Bu kıtada şair, zafer gününün heyecanını yaşayarak, ay yıldızlı bayrağımızın artık gururla dalgalanması gerektiğini ifade ederek, Türk milletinin artık yok olmayacağını, tarih boyunca hür yaşamış olan milletimizin yine hür olarak yaşayacağını, bağımsızlığın, Allah’a inanan ve güvenen Türk milletinin hakkı olduğunu anlatmıştır.
     



Sayfayı Paylaş