İstanbul Bir Masaldı

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve RüzGaR tarafından 21 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    TurkeyArena

    ÖZET:

    Birinci bölüm diyebileceğimiz bölümde yazar kitapta geçen kendisine özgü kavramların anlamlarını tasvirler yaparak yine kendisine özgü biçimde açıklıyor. Bu arada yazar kavramları açıklarken kendi ruh dünyasının portrelerini çiziyor. Kitaptaki masalların ya da hikayelerin (kimi zaman masal,kimi zaman hikaye olarak kullanıyor)nasıl okunabileceği ve kimlerin ne neler bulabileceğinden bahsediyor. Daha sonra “Sığırcıklar” başlığı adı altında geçmişe fotoğraflarla yolculuk yapıyor. O , fotoğrafların anımsattığı hadiseler üzerine yorumlar yaparak yeni kavramlar etrafında dönmeye ve o kavramların açmaya çalışıyor. Bu kısımlar en çok fotoğraflar ve o fotoğrafların çağrıştırdığı hüzün üzerinde duruyor.

    İkinci bölümde ise yazar hikayelerde geçen kişileri, kahramanları okura kısaca önemli özelliklerini ve ruhi portrelerini bir fotoğraf karesine sığdırmaya çalışarak takdim ediyor. Tiyatroların sonunda rolleri oynayan oyuncuların takdim edildiği gibi. Yalnız burada bir fark var; bu takdim sonda değil başta yapılmış. Herhalde okuyucuların dikkatini çekmek, hikayeleri daha kolay anlamasını sağlamak için yapmış. Hikayeler ilerledikçe bu bölüm yerine oturuyor. Anlam kazanıyor.

    Üçüncü bölümde ise yazar anlatmak istediği hikayelere ve masallara yani kitabın esasını oluşturacak olan kısımlara geçiyor. Hikayelerine bir ölüm töreninden başlayan yazar; bu törende bulunan insanların ve odada bulunan çeşitli eşyaların çağrıştırdığı hatıralardan yola çıkıyor ve gitgide hikayeler girift bir hale geliyor. Başlangıçta kullanılan imgeler ve onların çağrışımları okur için ilk anda bir şey ifade etmiyor. Ancak ilerledikçe hikayeler açıldıkça, hikayeler derinleştikçe anlam kazanıyor. Hikayeler başka hikayeleri doğuruyor. Başka bir ifadeyle hikaye içinde hikaye tarzıyla yazılmış hikayeler, masallar sizi karşılıyor. Yazar başladığı hikayedeki kahramanın hayatını anlatırken, o kahramanın hikayesini bitirmeden onun tanıştığı ve hikayede karşısına çıkan diğer kahramanın, ikinci kahramanın hikayesine başlıyor. Ancak yazar ikinci kahramanın hayatındaki insanların hikayelerine de giriyor. Böylece birinci kahramanın, birinci şahsiyetin hayatındaki insanların, diğer insanların hayat hikayelerini anlatarak birinci şahsiyetin davranışlarının temeline inmeye çalışarak davranışların göründüğü gibi anlamsız olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Ancak bu durum hayat içinde hayat şeklinde olduğundan bir kişinin hikayesine sayfalarca sonra tekrar dönebiliyor. Hikayeler şahısların kahramanların önemine göre başka alt hikayeleri doğuruyor. Aslında anlatılan bir hikaye iç içe girmiş bir çok hikayelerden meydana geliyor. Bu da hikayeleri girift, karmaşık bir hale sokuyor. Çünkü asıl merak edilen konuya sayfalarca sonra geri dönüyor. Hikayeler, yeni doğan hikayeler genellikle ölüm anlarından, ya da ölüm törenlerinden başlayarak devam ediyor. Hikayelerde hüzün ağır basmakta, tamamlanmamış hayatlar yarıda kalmış aşklar bununla birlikte devam ettirilmeye çalışılan yaşantılar hikayelere yön vermektedir.

    Dördüncü bölüm ise; yazarın sevgi üzerine yazdığı bir sonuç bölümüyle sonuçlandırılıyor. Yazar bu bölümde yalnızlıktan ve ilişkilerde örülen duvarlardan bahsediyor. Herkesin günün birinde bir yerlerde yitirdiği sanısına kapıldığı, hayatı bir biçimde sürdürme adına parçalarını, kırıntılarını toplamaya çalıştığı bir hikayesi olacağına, istenmemiş hep yabancı kalınmış insanlarla yıllar boyunca yaşamak, sevilmemiş, sevilememiş okullarda okumak ya da bir türlü benimsenememiş mesleklerde, uzun günleri geceleri, bizleri bir yerlerde beklediğine, bekleyeceğine inanılan uğraşların hayaliyle yaşanılan bir sürgünden bahsederek yine de sevgi ve ümitle yeni hikayelerin başlayabileceğinden ya da bir yerde hayallerin gerçekleşeceğinden bahsediyor. Kim bilir belki ölümden sonra...

    Sonuç olarak yazar hayatın hep sürprizlerle ve beklenmedik olaylarla dolu olduğunu, beklentilerin, isteklerin bir şekilde engelleneceğinden, insan ilişkilerinde atılacak adımların önceden belirlenemeyeceğinden, gönül serüveni beklenmedik limanlar ve fırtınalarla değişik anlamlar kazanabileceğini her gülen, her mutluluğun göründüğü gibi olmadığını vurgulamaktadır.

    Hikayelerdeki olaylar konu ve sonuç bakımından birbirine benzemektedir. Başlangıçta mutlu başlayan ilişkiler işler herhangi bir nedenle bozuluyor. Neticede hayal kırıklıkları, umutsuzluklar, umutsuzca bekleyişler, içine kapanmalar... Buna rağmen fenomeni mutlu görünen ilişkiler ve bu tatsız sıkıcı ilişkiler içinde ölümü bekleyişler. Kitaptaki hikayeleri okurken okuyucu bu seferki ilişki nasıl bir hüzünle ve ölümle bitecek diye meraklanıyor.

    Kitap dil bakımından sade diyebileceğimiz bir niteliktedir. Yazarın kendi ürettiği ya da kendisinin yeniden anlam yüklediği kelimeler de bulunmaktadır. Ancak yazar kitabın başında bu kavramların neyi ifade ettiğini belirtiyor. Cümleler oldukça uzun. Hikayelerin özellikleri cümlelere de yansımış. Tamamlanmamış, bitmemiş cümlelere oldukça yer verilmiştir. Cümlelerde yoğun bir şekilde kelime tekrarları var. Bazen sayfalarca tasvirler, ruhi portreler karşımıza çıkmaktadır.

    Kitap insana moral verici bir yapıda değil. Daha çok insanı hüzünlendiren ve biraz da karamsarlaştıran bir havası var. Okuyucuya verdiği mesaj hiçbir davranış, hiçbir görüntü, fotoğraflardaki gülümsemeler göründüğü gibi değildir. O görüntüler, her şeye rağmen devam ettirmek zorunda olduğumuz hayatın görüntüleridir. Zaten bundan başka çaremiz de yoktur.
     



Sayfayı Paylaş