İslamda Reci Olayı Nedir

Konusu 'Sorularla İslam' forumundadır ve EmRe tarafından 21 Aralık 2013 başlatılmıştır.

  1. EmRe Well-Known Member


    İslamda Reci' Olayı Nedir?

    On kişilik bir müslüman öğretici grubunun müşrikler tarafından hile ile pusuya düşürülerek şehit edildikleri olay.

    Hicrî 4/Milâdî 626 yılında gerçekleşen ve başta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere bütün müslümanları üzüntüye sevkeden bu olayın cereyan tarzı, kaynaklarda şöyle anlatılır:

    Medine civarında yerleşik Adal ve Karra adlarında iki kabile vardı. Bu kabilelerin ileri gelenleri, Hz. Peygamber (s.a.s)'e müracaat ederek müslüman olmak istediklerini, kendilerine Kur'an-i Kerim'i ve İslâm dinini öğretecek muallim ve mürşidler göndermesini istediler. Resulullah (s.a.s), İslâm'ın yayılması için hiç bir fedâkârlıktan kaçınmadığının bir göstergesi olarak, öğretmen isteyen kabilelere, Asim b. Sâbit başkanlığında on kişi gönderdi. Bu on kişi, başlarına gelecek şeylerden habersiz olarak İslâm'ı öğretme heyecanı ile yola çıkmışlardı. Sözü edilen heyet Mekke ile Usfan arasında Hüzeyl kabilesine ait "Reci" adı verilen yere ulaştıklarında, birdenbire, yüz'ü okçu olmak üzere ikiyüz kişilik bir çetenin hücumuna ugramışlar ve henüz ne olduğunu anlayamadan kendilerini savunmak amacıyla bir dağa iltica etmişlerdi. Gerçekten de, mürsid ve muallim isteyenlerle Hüzeyl kabilesi gizlice anlaşmış ve yakalayacakları müslümanları Mekkeli müşriklere para karşılığında satma konusunda aralarında karara varmışlardı.

    Köseye sıkıştırılan müslümanlara okçular, teslim olmaları halinde hayatlarını bağışlayacaklarını söyleyerek kendilerine sığınmalarını istemişlerdi. Ancak kafile başkanı Âsim, müminlerin müşriklere iltica edemeyeceklerini ve teslim olmayacaklarını karşı tarafa bildirdi. Hemen akabinde de, durumun Hz. Peygamber (s.a.s)'e malum olması için Allah Teâlâ'ya niyazda bulundu. Çıkan çarpışmada, Âsim'in da içinde bulundugu sekiz kişi sehit oldu. Olayı daha önceden haber alan Kureyş, Âsim'in kafatasını getirmeleri için bazı kişileri özel olarak görevlendirmişti. Fakat arıların şehidin cesedine üşüşmesi sebebiyle, Âsım'a düşündüklerini yapma imkânı ortadan kalkti. Bununla birlikte Âsım'ın arkadaşlarından Zeyd ve Hubeyb, çetenin, "Teslim olursanız sizi öldürmeyeceğiz" sözlerine inanarak teslim oldular. Müşrikler de, bu iki müslüman teslim olur olmaz, bağlayarak Mekkelilere sattılar.

    Mekke'nin önde gelenlerinden Safvan b. Umeyye tarafından satın alınan Zeydin, Kureyşlilerin katılımıyla meydanda öldürülmesine karar verildi. Mekke'nin ileri gelenlerinden Ebû Süfyan, Kureyşli müşriklerin huzurunda Zeyd'e, "Hayatının bağışlanması karşılığında Muhammed'in öldürülmesini ister miydin? Söyle bakalım!" dediğinde Zeyd'in cevabı şu olmuştu: "Kesinlikle böyle bir şey istemem! Benim canım O'nun yoluna feda olsun! Değil burada öldürülmesine, Medine'de ayağına bir diken batmasına bile razı olmam". Zeyd'in bu cevabı karşısında Ebu Süfyan, "Muhammed kadar, arkadaşları tarafindan sevilen başka biri yoktur" demekten kendini alamadı. Zeyd'in bu cevabından hemen sonra, Safvan'ın kölesi Kistas tarafindan acımasız bir biçimde sehit edildi.

    Diger müslüman Hubeyb, Uhud'da öldürdügü Hâris b. Âmir'in ogulları tarafindan satın alınmiş ve birkaç gün sonra öldürülmek üzere Harem-i Şerif'in sınırına gönderilmişti. İdam edileceği için, iki rekât namaz kılmak üzere izin istedi ve verilen izin doğrultusunda namazı kıldı. Bu arada ona, dininden dönmesi halinde idam edilmeyeceği söylendiğinde su beyti okuduğu nakledilmektedir:

    Ben Allah yolunda müslüman olarak öldürülürken,

    Canıma ne suretle kıyılacağına ehemmiyet vermem;

    Benim ölümüm Hak Teâlâ uğrunadır ve O dilerse,

    Benim tarumar olan vücudumu mübarek kılar.

    Hubeyb'in idamdan önce kıldığı iki rekât namaz, o zamandan beri idam edilecek olan müslümanların kıldıkları geleneksel bir namaz halini aldı: Hubeyb de acımasızca, müşrik caniler tarafindan şehit edildi. Hz. Peygamber (s.a.s) ve diğer müslümanlar bu olaya çok üzüldüler. Sâir sahabilerden Hassan b. Sâbit de yanık mersiyeler söyleyerek olaydan duyduğu acılari dile getirmisti.

    (Bu konuda daha genis bilgi için bkz. Ibnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih Tercümesi, çev. M. Besir Eryarsoy, Istanbul 1985, II, 156 v.d; Ibn Hisam es-Siretü'n-Nebeviyye, çev. Hasan Ege, Istanbul 1985, III, 240 vd; Mevlânâ Sibli, Asr-i Saadet, çev. Ö.R. Dogrul, sad. Ö.Z. Mollamehmedoglu, Istanbul 1977, I, 270-271; Hüseyin Algül, Islâm Tarihi, Istanbul 1986, I, 389-390).

    Aıntı: Mefail HIZLI
     



Sayfayı Paylaş