İnkilap Terimler Sözlüğü

Konusu 'Tarih' forumundadır ve Balako tarafından 9 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. Balako Well-Known Member


    Inkilap Tarihi Terimler
    inkilap tarih terimleri sözlüğü
    İnkilap ile ilgili terimlerin "Nedir?" sorusuna cevapları aşağıdadır.

    Not: Ctrl+F yapıp açılan kutucuğa aradığınız kelimeyi yazarsanız daha çabuk ve kolayca bulabilirsiniz.

    - A -

    Ahval: Durumlar, haller, vaziyetler. Davranışlar. Olaylar.
    Antant: Anlaşma, uyuşma, uzlaşma, mutabakat.
    Antlaşma: İki veya daha çok devletin saldırmazlık, savaşta iş birliği vb. konularda kararlaştırdıkları ilkelere uygun davranmayı kabul etmeleri durumu, ahit, muahede, pakt.
    Aşar: Tarım ürünlerinden alınan onda bir oranındaki vergiler.
    Aşina: Bildik, tanıdık, bilinen.
    Ataşemiliter: Bir elçiliğe bağlı askeri uzman.

    - B -

    Bahriye Nazırı: Osmanlı Devleti'nde deniz bakanı.
    Başvekil: Başbakan.
    Batarya: En küçük topçu birliği.
    Bedbahtlık: Mutsuzluk, bahtsızlık.
    Bedhah: Başkasının kötülüğünü isteyen, kötü yürekli.
    Beyhude: Yararsız, anlamsız. Boşuna.
    Beynelmilel: Uluslararası.
    Bilakis: Tersine olarak, tam tersine, tersine, aksine.
    Bildiri: Resmi bir makam, kurum veya resmi olmayan bir örgüt, topluluk tarafından herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı, tebliğ, deklarasyon, manifesto.
    Bilfiil: İş olarak, iş edinerek, gerçekten, eylemli olarak.
    Bitap: Bitkin, yorgun.
    Bolşevik: Bolşeviklik yanlısı kimse.

    - C -

    Cemiyet: Dernek.
    Cenk: Kahramanca mücadele, çarpışma, savaş. Büyük çaba, uğraş, kavga, çekişme.
    Cephe: Üzerinde savaşın sürdüğü bölge.
    Cumhuriyet: Milletin, egemenliğini kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçimi.
    Cülusuhümayun: Osmanlılarda tahta çıkacak şehzadenin padişahlığının ilan edilmesi dolayısıyla yapılan merasim.

    - Ç -

    Çarık: Kurutulmuş sığır derisinden yapılan arkası kapalı terliğe benzer ayakkabı.

    - D -

    Dalalet: Sapınç: sapkınlık, doğru yoldan ayrılma.
    Deha: İnsan zekasının, insan kişiliğinin erişebileceği en yüksek düzey.
    Delege: Kendisine yetki verilerek bir yere veya birinin katına gönderilen kimse, elçi.
    Demeç: Yetkili bir kimsenin bir konuda yayın organlarına yaptığı açıklama, beyanat.
    Diktatör: Büyün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse. Zorba.
    Diplomasi: Uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünü.
    Durağan: Yerini değiştirmeyen, yerli, hareketsiz, sabit. Etkin olmayan, gelişmemiş.

    - E -

    Egemenlik: Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin hepsi, hükümranlık, hakimiyet.
    Emperyalist: Emperyalizm yanlısı olan, yayılmacı, yayılımcı. Emperyalizmi uygulayan.
    Emperyalizm: Bir milletin sömürü temeline dayanarak başka bir milleti siyasi ve ekonomik egemenliği altına alıp yayılması veya yayılmayı istemesi, yayılmacılık, yayılımcılık.
    Emsal: Benzer, eş, denk. Yaşıt. Örnek.
    Erk: Bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar. Sözü geçerlik, istediğini yaptırabilme gücü, nüfuz. Bir bireyin, toplumun, başka birey, küme veya toplumları egemenliği, baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneği.

    - F -

    Fakr-u Zaruret: Fakirlik ve çaresizlik.
    Faşizm: İtalya'da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarna dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi, amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen. Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti.
    Federal: Federasyon durumunda birleşmiş olan.
    Feragat: Hakkından kendi istediğiyle vazgeçme.
    Ferda: Erta, yarın. Gelecek zaman, yarın.
    Figan: Bağırarak ağlama, inleme.
    Filo: Bir arada ve bir komuta altında bulunan savaş gemilerinin veya uçaklarının bütünü.

    - G -

    Gaflet: Aymazlık.
    Galip: Bir yarışma, karşılaşma, çatışma vb. sonunda yenen, üstün gelen, başarı kazanan.
    Gayrı Safî Millî Hâsıla: Bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde, üretilen tüm nihal mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeridir.
    Genelge: Yasa ve yönetmenliklerin uygulanmasında yol göstermek, herhangi bir konuda aydınlatmak, dikkat çekmek üzere ilgililere gönderilen yazı, tamim, sirküler.

    - H -

    Harbiye: Savaşla ilgili işler.
    Harp Okulu: Türk Silahlı Kuvvetleri'ne subay yetiştiren yüksekokul, harbiye.
    Hezimet: Yenilgi.
    Hurafe: Dine sonradan girmiş yanlış inanç.

    - İ -

    İdadi: Lise derecesindeki okul.
    İdeoloji: Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dini, moral, estetik düşünceler bütünü.
    İhlal: Bozma, zarar verme. Yasa ve düzene uymama.
    İhtilal: Bir ülkenin, siyasal, sosyal ve ekonomik yapısını veya yönetim düzenini değiştirmek amacıyla kanunlara uymaksızın cebir ve kuvvet kullanarak yapılan geniş halk hareketi.
    İkmal: Eksik bir şeyi tamamlama, daha iyi duruma getirme, bütünleme.
    İlhak: Egemenlği altına alma.
    İmtiyaz: Başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak veya şart, ayrıcalık.
    İntibah: Uyanma, uyanış.
    İstihkâm: Düşman saldırısını durdurmak, düşmana karşı savunma yapmak amacıyla düzenlenmiş yer.
    İstiklal Mahkemesi: Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun çabuk ve etkili bir biçimde işlemesini sağlamak için Büyük Millet Meclisi'nin kurduğu özel mahkeme.

    - J -

    Jeopolitik: Coğrafya, ekonomi, nüfus vb. bir devletin politikası üzerindeki etkisi. Bir devlette bir bölgede uygulanan politikayla o yerin coğrafyası arasındaki ilişki. Bir devletin saldırgan nitelikteki genişlemesini, ekonomik ve siyasi coğrafya açısından haklı kılmaya yönelik siyasi öğret.
    Jeostratejik: Bir coğrafyanın bölge ya da dünya üzerinde askeri açıdan taşıdığı önem.
    Jeotermal: Yer altında bulunduğu veya yer altından geçtiği için ısısı yüksek olan.

    - K -

    Kabine: Bakanlar Kurulu, hükümet.
    Kalpak: Kesik koni biçiminde deri, kürk veya kumaştan yapılmış başlık.
    Kamuoyu: Bir konuyla ilgili halkın genel düşüncesi, halkoyu, amme efkârı,efkârı umumiye.
    Kapitülasyon: Bir ülkede yurttaşların zararına olarak yabancılara verilen ayrıcalık hakları.
    Katafalk: Önünden geçilerek kendisine saygı gösterilmek istenen ölünün tabutunun konulması için yapılmış yüksek yer.
    Kilikya: Bugünkü Seyhan (Adana) ve Mersin illeri ile Konya ilinin güneyini ve Antalya ilinin doğusunu içine alan bölgeye eskiden verilen ad.
    Kolağası: Osmanlı ordusunda yüzbaşı ile binbaşı arasında yer alan rütbe.
    Kolordu: Değişik sayıda tüme ve savaş destek birliklerinden kurulu büyük askeri birlik.
    Komite: Siyasi bir amaca ulaşmak için silah kullanan gizli topluluk.
    Komünizm: Bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni, koministlik. Böyle bir düzenin kurulmasını amaçlayan siyasi, ekonomik ve toplumsal öğreti.
    Kongre: Çeşitli yerlerden yöneticilerin, elçilerin, delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı.
    Konjonktür: Geçerli durum. Her türlü durumun ve şartın ortaya çıkardığı sonuç.
    Kumandan: Komutan.

    - L -

    Lejyoner: Lejyon asker. Paralı asker. Yabancı uyruklu sporcu.
    Levha: Bir yere asılmak için yazılmış yazı.
    Liyakat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu.
     



  2. Balako Well-Known Member

    - M -

    Maarif: Öğretim ve eğitim sistemi.
    Mahiyet: Nitelik, vasıf, öz, asıl, esas. İçyüz.
    Manda: I. Dünya Savaşı'ndan sonra bazı az gelişmiş ülkeleri, kendi kendilerini yönetecek düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Birleşmiş Milletler Cemiyeti adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekilik.
    Mandater: Mandacı.
    Manevra: Silahlı kuvvetler terimi olarak tatbikat.
    Mania: Engel.
    Masuniyet: Korunmuş olma durumu. Dokunulmazlık.
    Medeniyet: Uygarlık.
    Medrese: İslam ülkelerinde genellikle İslam dini kurallarına uygun bilgilerin okutulduğu yer.
    Mektep: Okul.
    Metrepolit: Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerine başkanlık eden din adamı.
    Meşrutiyet: Hükümdarla yönetilen bir ülkede hükümdarn başkanlığı altında parlamento yönetiminde dayanan hükümet biçimi.
    Mezalim: Zulümler, haksızlıklar, kıyımlar.
    Milis: Savaş sırasında orduya yardımcı olarak toplanan silahlı halk gücü.
    Monarşizm: Monarşi yanlılarının siyasi öğretisi, tek erkçilik.
    Muahede: Antlaşma.
    Muasır: Çağdaş.
    Muhalif: Bir tutuma, bir görüşe, bir davranışa karşı olan, aykırı olan kimse. Aykırı.
    Mukadderat: Yazgı.
    Musibet: Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey. Uğursuz.
    Müfreze: Türlü askeri görev ve hizmetlerin yapılması amacıyla küçük birliklerden, belli bir kuruluşa bağlı kalmadan geçiçi olarak oluşturulan grup.
    Mühimmat: Savaş gereçleri.
    Mülki İdare: İl ve ilçe yönetimi.
    Mülkiye: Devlet yönetimindeki sivil görevliler sınıfı.
    Müsavat: Eşitlik, denklik.
    Müstebit: Zorba.
    Müstenit: Dayanan, yaslanan.
    Müstevli: Bir yerli istila eden, yönetimi altına alan (kimse, devlet, ordu vb.)
    Müteakib: Sonra, arkadan, ardı sıra.
    Mütekabil: Karşılıklı.
    Mütareke: Ateşkes.

    - N -

    Nâmüsait: Uygun olmayan, elverişsiz.
    Nasyonal: Ulusal.
    Nazır: Bakan, vekil.
    Nizam: Düzen. Kural.

    - P -

    Pakt: Antlaşma.
    Panislamizm: Bütün Müslümanları aynı yönetim altında toplama amacını güden politik akım ve hareket.
    Pantürkizm: Türkçülük.
    Pozitivizm: Olguculuk, araştırmalarını olgulara, deneylere, gerçeklere dayanan, fizik ötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız ve yararsız gören Auguste Comte'un açtığı felsefe çığırı.
    Propaganda: Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma.
    Protesto: Bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme. Herhangi bir davranışın haksız, yersiz, gereksiz görülerek onaylanmadığını bildiren resmî açıklama.

    - R -

    Rakım: Yükselti.
    Rejim: Yönetme, düzenleme biçimi, düzen. Bir devletin yönetim biçimi.
    Riayet: Sayma, saygı, ağırlama, itibar etme. Uyma, boyun eğme.
    Ricat: Gerileme, geri çekilme, geri kaçma.
    Rücu: Bir kişinin, hukuken diğerinin yerine geçerek üçüncü kişiler karşı onun haklarını ve sorumluluklarını devalması durumu.
    Rüştiye: Ortaokul derecesinde olan eğitim kurumu.

    - S -

    Salahiyet: Yetki.
    Saltanat Şurası: Savaş, barış gibi fevkalade konularda devlet adamlarıyla ilim irfan sahibi insanların görüşlerini almak üzere bizzat padişahın da hazır bulunduğu üst düzey toplantıdır.
    Seferberlik: Bir ülkenin silahlı kuvvetlerini savaşı hazır duruma getiren, ülkenin ekonomisini, yönetimini ve savaş gereklerine uyacak duruma sokan hazırlık ve önlemlerin tümü. Bu durumun ilan edildiği veya savaşın sürdüğü dönem.
    Sempatizan: Duygudaş.
    Senato: Bazı ülkelerde yaş ve eğitimlerine göre seçilmiş parlamento üyelerinden oluşan meclis. Üniversite yasasına göre seçilen ve rektör başkanlığında toplanan yüksek karar organı. Senatörlerin toplandıkları yer. Eski Roma'da özellikle soylulardan oluşan yöneticiler meclisi.
    Seyrisefain: Dolanma, dolaşım. Gemicilik, denizcilik.
    Söylev: Bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak amacıyla söylenen uzunca çoşkulu ve güzel söz, nutuk, hitabe.
    Statü: Bir kimsenin, bir kurum veya bir toplum içindeki durumu. Kadro bakımından bağlı olduğu durum, pozisyon. Tüzük.
    Statüko: Sürer durum.
    Statükocu: Süregelen durumu korumaya meyilli olan. Değişime direnen.
    Stratejik: İzlemsel. Önemli.
    Suistimal: Görev, yetki vb. kötüye kullanma.

    - Ş -

    Şeamet: Uğursuzluk.
    Şerait: Şartlar, koşullar.
    Şeyhülislam: Osmanlı Devleti'nde, kabinede sadrazamdan sonra yer alan ve genllikle din işlerinden sorumlu olan üye.

    - T -

    Taahhüd: Söz verme, yüklenim.
    Taarruz: Saldırı.
    Taassup: Bağnazlık.
    Tahkik: Soruşturma.
    Tahvil: Devletin veya özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı, değişik dönemlerde bellirli oranlarda faiz getiren yazılı senet. Değiştirme, çevirme, döndürme, dönüştürme.
    Tasarruf: Bir şeyi istediği gibi kullanma yetkisi, kullanım. Tutum. Para biriktirme, artırım.
    Taziye: Ölen kimsenin yakınlarına başsağlığı dileme, taziyet.
    Teali: Yükselme, yücelme.
    Tecelli: Belirme, görünme, ortaya çıkma, zuhur etme, meydana çıkma.
    Teçhizat: Silah dışındaki savaş gereçleri, donatı.
    Tehcir: Göç ettirme, göm etmesine sebep olma, sürme.
    Temerküz: Bir yerde toplanma.
    Terhis: Askerlik ödevini bitirenleri ordudan bırakma.
    Tevhit: Allah'ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma. Tek tanrıcılık. Birkaç şeyi bir araya getirme, birleştirme.
    Tezahür: Belirme, görünme, gözükme, ortaya çıkma, oluşma. Belirti.
    Topyekün: Eksiksiz, toplam, toplu olarak.
    Totaliter: Demokratik halk ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan (devlet düzeni), bütüncül.
    Turancılık: Osmanlı Devleti'nin son yıllarında ortaya çıkmış olan, Osmanlılık ve İslamcılık akımları karşısında bütün Türklerin tek vatanda ve bayrak altında birleştirilmesini amaçlayan akım, Panturanizm.
    Tümen: Tugayla kolordu arasında yer alan birlik, fırka.
    Tüzük: Herhangi bir kurumun veya kuruluşun tutacağı yolu ve uygulayacağı hükümleri sırasıyla gösteren maddelerin hepsi, nizamname, statü.

    - Ü -


    Üniforma: Aynı işi yapanların giydikleri, tüzükle belirtilmiş, bir örnek giysi. Silahlı kuvvetlerin resmi giysisi.
    Üniter: Birlikçi, birlikten yana, birleştirici (siyaset). Merkeziyetçi.
    Ültimatom: Bir devletin başka bir devlete verdiği ve hiçbir tartışma veya karşı koymaya yer bırakmaksızın, tanıdığı sürede isteklerinin yerine getirilmesini istediği nota.

    - V -

    Veladetihümayun: Padişahın doğum günü kutlamaları.

    - Y -

    Yegâne: Biricik, tek.
     
  3. Misafir Guest

    8.Sınıf inkılap tarihi terimler sözlüğü için yardım araken buldum çok çok saolun allah razı olsun
     

Sayfayı Paylaş