İngilizcede used to Adlı Konuyu Hiç Anlamadım

Konusu 'Soru-Cevap' forumundadır ve Misafir tarafından 1 Mayıs 2011 başlatılmıştır.

  1. Misafir Guest


    ewet konuyu açayım ben ingilizce konusundan used to adlı konuyu hiç anlamadım öğretmen ders verdi cümleler yazın diye ama yapamıyorum yardım etsenizde şu dersimi beraber yapsak .
     



  2. ot-gu Genel Sorumlu

    Used to (-erdi, -ardı)
    Bu yardımcı fiil geçmişte düzenli olarak yapılmış olan ama şimdi yapılmayan eylemleri ya da geçmişte varolmuş olan ama şimdi artık varolmayan durumları anlatmak için kullanılır. İçinde “used to” kullanılmış olan cümlede bahsi geçen eylemin artık yapılmadığını ifade etmek için ayrıca “artık” (anymore) kullanılmaz. Fakat anlam kendiliğinden, bahsi geçen eylemin artık yapılmadığı şeklinde oluşur.

    - I used to be a student at that school five years ago[a1] .
    (Bu cümleden, kişinin artık o okulda öğrenci olmadığı anlaşılır.)

    - My brother used to smoke when he was young.[a2]
    Kardeşim gençken sigara içerdi. Ama artık içmiyor.

    - I used to play football when I was at high school.[a3]
    Lisedeyken futbol oynardım.

    - I didn’t use to be a waiter at this restaurant last year[a4] .
    Geçen yıl bu restoranda garson değildim (Ama şimdi garsonum.)

    - Jack didn’t use to wear a suit when he was a student.[a5]
    Jack öğrenciyken takım elbise giymezdi.

    - My sister didn’t use to know much about animals before she watched documentaries[a6] .
    Kız kardeşim belgesel seyretmeden önce, hayvanlar hakkında çok şey bilmezdi.

    - Did you use to help your father when he was working on his car?[a7]
    Baban arabasında çalışırken ona yardım eder miydin?

    - Did Fred use to travel by bus or by train when he was working in your company?[a8]
    Fred sizin şirkette çalışırken otobüsle mi yoksa trenle mi seyahat ederdi?

    - Who used to cook when you were married?[a9]
    Siz evliyken yemekleri kim yapardı?

    Would (-erdi, -ardı)
    Bu yardımcı fiil “used to” gibi geçmişte düzenli olarak yapılan eylemleri anlatmak için kullanılır. Would stative verbs (be, think,have, imagine…) ile kullanılmaz.

    - When they were children, they would get up early and go for a swim.[a10]
    Onlar çocukken, erken kalkar ve yüzmeye giderlerdi.

    - Whenever I was bored, I would go to the mountains[a11] .
    Her ne zaman canım sıkılsa dağlara giderdim.

    - My grandfather was a generous man. He would share what he had with everyone else[a12] .
    Büyükbabam cömert bir adamdı. Sahip olduğu şeyleri başkalarıyla paylaşırdı.)

    - We would used to have a lot of money.[a13]
    Çok paramız vardı.

    Be Used to Be Accustomed to (Alışkın Olmak)
    “Be used to” alışkın olma anlamında kullanılır ve içinde bulunulan durumu anlatır. Bundan başka aynı ifadeyi vermek için “be accustomed to” ve ”get used to / get accustomed to” kalıpları kullanılır. “Be used to” ve “accustomed to” aynı anlamda kullanılır. İki ifadeden sonra da isim (noun) veya fiilimsi (gerund) kullanılır.

    - Sally is used to life in the country[a14] . (noun)
    Sally taşradaki hayata alışkındır.

    - I am used to working hard[a15] . (gerund)
    Çok çalışmaya alışkınım.

    - Our son is getting accustomed to getting up early[a16] .
    Oğlumuz erken kalkmaya alışıyor.

    - I wasn’t used to studying when I was at high school[a17] .
    Lisedeyken ders çalışmaya alışkın değildim.

    - I’m used to driving on the left since I’ve been living in London for 5 years[a18] .
    Londra’da beş yıldır yaşamakta olduğumdan dolayı soldan sürmeye alışkınım.

    - I was used to driving on the left when I was in England[a19]
    İngilterede iken soldan sürmeye alışkındım.

    - I think I will be used to living in this city.[a20]
    Sanırım bu şehirde yaşamaya alışacağım.

    - I can get used to seeing your face[a21] . (joke)
    Yüzünü görmeye alışabilirim.

    - I’m accustomed to tradition in this country[a22] .
    Bu ülkedeki geleneklere alışkın değilim.

    - She quickly became accustomed to his funny ways[a23]
    Süratle onun komik tavırlarına alıştı.

    - I'm not accustomed to being treated like this[a24]
    Böyle davranılmasına alışkın değilim.

    - My eyes slowly got accustomed to the dark[a25]
    Gözlerim zamanla karalığa alıştı.
     

Sayfayı Paylaş