İngilizce Şiirler - Türkçe Tercümeli

Konusu 'İngilizce' forumundadır ve Serdar Yıldırım tarafından 11 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. Serdar Yıldırım Active Member


    YOU TO YOUR WAY, I TO MINE
    SEN YOLUNA BEN YOLUMA

    You and me,
    Seninle ben,

    How wonderful days had we lived
    Ne kadar güzel günler yaşamıştık birlikte

    Knowing that those days wouldn’t last
    Bilirdik ki bugünlerin yarınları olmayacak

    A nice friendship during a few-weeks-holiday
    Birkaç haftalık tatilde dostça bir arkadaşlık

    During the moonlit nights, under the trees
    Mehtaplı gecelerde, ağaçların altında

    In the arms of loneliness we would chat
    Yalnızlığın kollarında sohbet ederdik.

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    About richness, poverty, happiness, unhappiness
    Zenginlikten, yoksulluktan, mutluluktan, mutsuzluktan

    Fortune, misery for long hours
    Servetten, sefaletten uzun uzun konuşmuştuk

    Perhaps we had found its remedy
    Belki de çaresini bulmuştuk

    Now our ways are separated
    Şimdi burada bizim yollarımız ayrılıyor

    You to your way, I to mine
    Sen yoluna ben yoluma

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    What would happen if there were seas, high mountains?
    Aramızda derya, deniz, yüce dağlar olsa ne olur

    Since your name is carved on my heart, don’t think I’ll forget about you
    Unuturum sanma sakın ismin kalbimde yazılı

    Goodbye my sympathetic ear, goodbye my friend
    Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım

    We might meet somewhere one day
    Belki bir gün bir yerlerde karşılaşırız seninle

    We would talk about the past and future
    Eski günleri anarız gelecekten bahsederiz

    Goodbye my sympathetic ear, goodbye my friend.
    Güle güle dert ortağım, güle güle arkadaşım.




    YEARS HAVE PASSED SINCE SPLITTING UP
    AYRILALI YILLAR OLDU

    Years have passed since splitting up, who knows where you are?
    Ayrılalı yıllar oldu, şimdi sen kimbilir nerelerdesin?

    I could do anything to see you and hear your voice
    Seni görebilmek için, sesini duyabilmek için neler vermezdim

    Your jetblack eyes, your wavy hair are unforgettable
    Simsiyah gözlerini, dalga dalga saçlarını unutmak mümkün değil

    Never think you’ve been forgotten, you’re always on my mind without being forgotten.
    Unutuldum sanma, her zaman aklımdasın unutulmuş değilsin.

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    Your memory had stayed somewhere deep in my heart
    Kalbimin bir köşesinde hatıran kalmış

    The oppressive years had pulled you away from me
    O zalim yıllar seni benden çekip almış

    Noone has said “I love you” except you
    Bana senden başkası seviyorum demedi

    Noone has known our love except us
    Aşkımızı bizden başka kimse bilmedi

    I am left alone and our love has become a song
    Sensiz kaldım aşkımız bir şarkı oldu

    I have been thinking of you with this song.
    Yıllardır ben bu şarkıyla seni anarım.



    LİTTLE CHİLD
    KÜÇÜK ÇOCUK

    With pearls in his eyes and pain in his heart
    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı

    The little child is crying being lost in darkness
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk

    You mightn’t have a house or parents
    Belki evin yokmuş senin, anan-baban yokmuş senin

    You mightn’t have anybody, you might have been scorned
    Kimselerin yokmuş senin, belki seni hor görmüşler

    Whatever happens and happens
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun

    The time and the days will pass
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek

    One day might come and you might be consoled little child.
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.

    X X X

    With pearls in his eyes and pain in his heart
    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı

    The little child is crying being lost in darkness
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk

    You’d had various troubles making you get lost
    Türlü türlü derdin varmış, dertler seni senden çalmış

    Strangers had taken the little money you deserve
    Hakkın olan üç kuruşu o yabancı eller almış

    Whatever happens and happens
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun

    The time and the days will pass
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek

    One day might come and you might be consoled little child.
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.



    A STREET MAN
    BİR SOKAK ADAMI

    Many years ago an afternoon
    Bundan yıllar önce bir akşamüstü

    Tired of the arc on the way home
    Yorgun, argın eve dönerken

    I see him as she passed
    Yanından geçerken gördüm onu

    Drawn in a dark corner
    Çekilmiş bir köşeye karanlıklarda

    Bread in his hand, was eating bread
    Elinde ekmeği, ekmek yiyordu

    By bread additives to tears
    Gözyaşlarını ekmeğine katık ederek

    Sobbing, crying
    Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu

    I saw a poor, poor me too
    Bir fakir gördüm, benden de fakir

    I saw a poor, poor me too.
    Bir yoksul gördüm, benden de yoksul.

    XXX

    In a world where man's man crush
    İnsanın insanı ezdiği bir dünyada

    It was not easy for him to live
    Yaşamak onun için kolay değildi

    There was no house, no money had
    Ne evi vardı, ne parası vardı

    What were safe, what car
    Ne kasası vardı, ne arabası

    The streets of his home, loneliness, his friendly
    Sokaklar onun evi, yalnızlık onun dostu

    Years ago, it was an abandoned street children
    Yıllar önce terkedilmiş bir sokak çocuğuydu

    What has changed in the years after the man was a street.
    Yıllar sonra ne değişti bir sokak adamı oldu.



    THE OLD MAN’S TEARS
    YAŞLI ADAMIN GÖZYAŞLARI

    Once upon a time I had watched a play somewhere
    Yıllar önce bir yerlerde bir oyun seyretmiştim

    There was a curled old man in that play
    Bu oyunda iki büklüm yaşlı bir adam vardı

    Wearing ragged clothes
    Yırtık pırtık elbise vardı üstünde

    Having meaningless glance in his eyes
    Anlamsız bakışlar vardı gözünde

    Being too old, having no energy left, and being deserted,
    Yaşı geçmiş, işi bitmiş, terkedilmiş

    Left alone, having lived nothing
    Yalnız kalmış, yaşamamış ihtiyarın

    X X X

    His tears had neither stopped nor finished
    Yaşlı adamın gözyaşları durup dinmek bilmezdi

    He had so much trouble that hadn’t ever finished
    Dertler ne kadar fazla bitip tükenmek bilmezdi

    Breathing was his profit, living was his only ambition
    Nefes almak kazancıydı, yaşamak tek amacıydı

    Having played the greatest tragedy in the world
    Perdesi olmayan bu hayat sahnesinde
    On the life stage without curtains
    Dünyanın en acıklı oyununu oynadı

    He had passed on, do you have a clue?
    Göçtü gitti aramızdan, haberin var mı?

    END



    WHY FALLING IN LOVE WİTHOUT BEING LOVED?
    AŞIK OLUP SEVİLMEMEK NEDENDİR?

    If eyes see, heart likes and falls in love
    Göz görse, gönül sever, aşık olur

    The passion to meet lights fire
    Kavuşmak tutkusu bir ateş yakar

    Reality and dream get mixed into each other
    Hayal, gerçek birbirine karışır

    One moment comes and arched eyebrows are frowned.
    Bir an gelir hilal kaşlar çatılır.

    X X X

    He had loved a lot of beautiful ones without being loved
    Çok güzeller sevmiş, seveni olmaz

    He knows that there is no remedy for this trouble
    Bilir ki, bu derde çare bulunmaz

    The lover also bears the trouble
    Seven aşık dert yükünü çeker de

    Why falling in love without being loved?
    Aşık olup sevilmemek nedendir?

    X X X

    Days full of hope and expectation
    Umutlar, ümitlerle dolu günler

    Passed with happiness and grief
    Sevinçler, kederlerle geçti günler

    We had tried hard but too hard
    Çok ama pek çok uğraştık yine de

    But couldn’t answer the riddle called love.
    Aşk denen bilmeceyi çözemedik.

    Serdar Yıldırım
     



Sayfayı Paylaş