İncili Çavuş Hikayeleri

Konusu 'Masal ve Hikayeler' forumundadır ve CAN tarafından 31 Temmuz 2016 başlatılmıştır.

  1. CAN Well-Known Member


    İncili Çavuşun Yazdığı Hikayeler

    İncili Çavuş, 16-17. yüzyıllarda yaşamış Kayseri doğumlu dönemin mizah ustalarından biridir. İncili Çavuşa bu ismin verilmesinin nedeni düzenlenen bir ok yarışmasındaki başarısı üzerine padişah tarafından kendisine çavuşluk rütbesinin verilerek kavuğuna bir inci takılmasından gelmektedir.

    Genelde saray ve saray çevresindeki insanların yaşamını anlatan incili Çavuş hikayelerinden bazıları şöyledir:

    Ocağına Dikersin


    Zulüm ve haksızlık yapmakla tanınmış vezirlerden biri evinin bahçesini tanzim ediyordu. İçlerinde İncili'nin de bulunduğu saray erkanına;

    - Şuraya havuz yaptırayım, şuraya gül, şuraya erguvan diktireyim diye anlatıp danışıyordu. Derken bir incir ağacını göstererek

    - Şu ağacı söktürüp atacağım! deyince, İncili Çavuş dayanamayıp dedi ki:

    - Efendim bu incir ağacını bırakınız dursun, elbette bir gün birinin ocağına dikersiniz.


    NALLARI DİKMİŞ


    Padişah bir gün atıyla kır gezintisi yaparken seyislerine demiş ki:

    -Bu atı çok sevdiğimi bilirsiniz. Bu atın ölüm haberini bana getiren seyisin kellesini vururum, atıma çok iyi bakacaksınız. Aradan birkaç yıl geçmiş, seyisler bakmışlar ki padişahın atı ahırda ölmüş. Seyislerden biri padişahın sözünü hatırlamış, telaşlanmışlar, ne yapacaklarını bilememişler. Birinin aklına İncili Çavuş gelmiş, bu işi ona danışalım demişler. İncili’ye varmışlar, durumu anlatmışlar. İncili demiş ki

    -Ben bu işi çözerim, siz işinize gücünüze bakın. İncili, padişahın huzuruna varmış

    -Padişahım, senin bir küheylan vardı ya...

    -Evet...

    -Ahırda gördüm. Yanına yaklaştım. Su verdim içmedi, yem verdim yemedi, nalları da havaya dikmiş öylece duruyor.

    -Yahu sen şuna öldü desene!

    -Padişahım ben demedim, sen söyledin öldüğünü. Bir ceza vereceksen kendine ver


    Adamına Göre


    İncili Çavuş bir zamanlar Osmanlı elçisi olarak Fransa'ya da gönderilmiş. İncili'nin kara kuru kılığına bakarak küçümseyen Fransa kralı demiş ki:

    - Bana senden başka gönderecek adam bulamamışlar mı?

    İncili Çavuş şu cevabı vermiş:

    - Osmanlılar, adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek!


    SAĞIR VE DİLSİZ


    İncili Çavuş, İstanbul'da bir ara beş parasız kaldı. Karşıya geçip bir arkadaşından borç para istemeye karar verdi. Ama geçmek için kayıkçıya verecek parası da yoktu. Evinden çıktı, düşünceli bir şekilde iskeleye vardı. Bir kayıkçı, bunu kayığına aldı. Nereye gideceğini sordu.

    İncili Çavuş sağır ve dilsiz numarası yaparak, eliyle karşıyı işaret etti. Kayıkçı, bunu alıp karşıya geçirdi. Buda başka bir yeri işaret etti. Oraya götürdü. Bir başka yeri gösterdi. Kayıkçımızın da sabrı tükenmişti. İnciliye verip veriştirmeye başladı. Ama onu da ineceği yere götürdü. incili, kayıktan inerken. konuşmaya başladı

    Gel bakalım kayıkçı evladım. Sen buraya getiresiye kadar bana verip veriştirdin Şimdi Karakola gidelim de şu sövdüklerinin hesabını ver Ondan sonra da ben senin hesabını ödeyeyim...

    Kayıkçı baktı pabuç. pahalıya mal olacak, kayığı da bıraktığı gibi kaçmaya başladı. İncili de böylece, parasızlığını belli etmeden, arkadaşına ulaşmış oldu.


    Mangal


    İran'lıların en meşhur özelliklerinden biri övünmek, bir şeyi överken abartmaktır. O kadarki Acem mübağalası halkımızın dilinde büyük abartılar için kullanılan bir deyim olmuştur. İran elçiliği sırasında Şah Abbas'ta İncili Çavuş'a ve arkadaşlarına zenginliğini ve sarayın ihtişamını gösterip öğünmekle istemişti. Şah'ın kapağı çok kıymetli zümrütlerle incilerle süslü bir altın mangalı vardı. Kapağın üstündeki kulpuna da göz ve gönül kamaştıran bir büyük elmas oturtulmuştu. Mihmandarlar, Türk elçilik heyetine şahın sarayını gezdiriyorlardı. Misafirler bir odayı inceleyip bir başkasına geçerlerken hademeler bu mangalı başka bir odaya götürürler, böylece sarayın bütün odalarında böyle kıymetli mangallar bulunduğu hakkında ziyaretçilerde bir kanaat uyandırmaya çalışırlardı. Saray gezildikten sonra Şah, Türk heyetini kabul etti:

    - Sarayımızı nasıl buldunuz, yoruldunuz mu? dedi.İncili bu suale:

    - Pek güzel, sarayınız çok büyük ve muhteşemdir, gezmekle bitiremedik. Çok yorulduk ama mangalınızda bizimle berarber yoruldu! diye cevap vermiştir.
     



Sayfayı Paylaş