İktisadi Kalkınma ve Büyüme Ders Notları

Konusu 'Aöf' forumundadır ve RüzGaR tarafından 24 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. RüzGaR Super Moderator


    İktisadi Kalkınma ve Büyüme Ders Notları
    Kalkınma ve Azgelişmişlik
    Kalkınma ve azgelişmişlik, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın en çok ilgilendiği konuların başında gelmektedir. Dünyanın yaklaşık 3/4’ünü azgelişmiş diye tanımlanan ülkeler oluşturmaktadır. Kalkınmak, azgelişmişlikten kurtulmak bu toplumların tüm güçleriyle başarmak istedikleri bir savaşa benzemektedir.Kalkınma ekonomisi iktisat bilimi çerçevesinde yeni sayılabilecek bir dal olduğu için, kullandığı terminoloji konusunda da henüz tam bir fikir birliğine varılabilmiş değildir. Gerek büyüme, gelişme ve kalkınma gibi kavramların, gerekse gelişmekte olan, azgelişmiş, gelişmemiş, yoksul, geri kalmış gibi deyim ya da nitelemelerin kimilerinin açık ve tek anlamlı olarak tanımlanamadıkları bilinmektedir. Bir iktisatçının dediği gibi, bu kavramlardan hangisinin nerede kullanılacağı bir yandan kullananın, öte yandan da onu dinleyen ya da okuyanların duyarlılığına kalmıştır.Tanımlama dışında başka bir güçlük de azgelişmişliğin ölçülmesi ve bu konudaki uluslararası karşılaştırmaların yapılabilmesidir. Ölçümlemede, azgelişmişliğin tanımında kullanılan yaklaşımlardan hareket edilebilir. Esasen tek bir ölçütle ölçme işlemini yapmak sakıncalı olabilmektedir.Bu nedenle karmaşık bir sosyal-ekonomik olgu olan azgelişmişliği birden fazla kıstas kullanarak ölçmeye çalışmak, hatayı en alt düzeye indirecektir.Ne var ki, azgelişmişliğin ölçülmesinde hangi kıstas kullanılırsa kullanılsın,dünyada çizilecek azgelişmişlik haritası, -en azından uzunca bir süre büyük ölçüde değişikliğe uğramayacak gibi görünmektedir.

    Azgelişmiş Ülkelerin Özellikleri
    Azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve yapısal özelliklerini, ilk olarak kişi başına düşük gelir, dengesiz gelir dağılımı, tüketim bileşiminde zorunlu ihtiyaçları gideren malların yüksek payı, tasarruf ve yatırımların düşüklüğü ile sermaye birikiminin yetersizliği gibi makroekonomik büyüklüklerden giderek gösterebiliriz.Bu başlık altındaki ikinci grup özellikler, bu ülkelerin tarım, sanayi ve hizmet kesimlerinin (sektörlerinin), gelişmiş ülkelerinkinden olan önemli farklarıyla ortaya konulabilir: Düşük verimlilikle çalışan tarım kesiminin nüfusta, istihdamda, milli hasılada ve nihayet ihracattaki önemli payı; sanayi kesiminin yeterince ve dengeli bir biçimde gelişememiş olması ve son olarak tarım kesiminin ittiği ve ancak sanayinin ememediği işsiz kitleyi de yapısında barındıran “aşırı” büyümüş hizmet kesimi.Ekonomik ve yapısal özelliklerin son ikisi, pazar yapısı ve ikili yapılarla ilgilidir. Bu ülkelerde mevcut pazar yapısının fiyatların serbestçe oluşmasına, etkin bir rekabetin işlemesine ve sonuç olarak kıt kaynakların etkin bir biçimde kullanılmasına olanak vermediği belirgin bir özelliktir. Öte yandan bu ülkeler ekonomik, sosyal, bölgesel ve teknolojik açılardan da ikili bir yapı sergilerler. İkilik olgusunun temelinde yapısal değişim sürecinin yattığı söylenebilir.Azgelişmiş ülkelerin demografik, sosyal, siyasal ve yönetsel özelliklerini de aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: Bu ülkelerdeki yüksek nüfus artışı, gerek kısa gerek uzun dönemde ekonomik ve sosyoekonomik açıdan büyük olumsuzluklar doğuran temel bir özelliktir. Bu ülkelerde beslenme ve sağlık koşulları yetersiz; kentleşme ve barınma koşulları önemli ölçüde elverişsiz ve çarpıktır.Azgelişmiş ülkelerde toplumun geleneklerine çok sıkı bağlı olması, sosyal bütünleşmeyi engellerken modern tekniklerin kullanımını, özel girişimcilik yeteneğinin öne çıkmasını ve modern işletme organizasyonlarının kurulmasını önemli ölçüde engellemektedir.Azgelişmiş ülkelerde kadının toplumda geri planda kalması, geçim derdinden dolayı eğitim çağındaki çocukların çalıştırılması sıkça görülen durumlardır.Toplumdaki ekonomik ve sosyal dengenin en önemli unsuru olan orta sınıfın bu ülkelerde yeterince ortaya çıkamamış olması kalkınma üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Azgelişmiş ülkeler sadece okur-yazarlık açısından değil, genel ve teknik eğitim açısından da, gelişmiş ülkelere göre belirgin olumsuz göstergelere sahiptir. Son olarak siyasal ortamın halâ istikrara kavuşmamış olması, sosyal ve ekonomik olumsuzlukların siyasal düzene de yansıması ve aşırı bürokrasiye boğulmuş, yavaş ve aksak işleyen bir kamu yönetim mekanizması azgelişmiş ülkelerin tipik özelliklerindendir.

    Ekonomik Kalkınmanın Genel Analizi
    Kalkınma kuramı, her şeyden önce milli gelirin zaman içinde nasıl artacağını, hangi faktörlerin milli gelir artışını belirlediğini ve bu artış hızının nedenlerini açıklamak zorundadır. Bu durum ise üretim fonksiyonu analizini gerektirir. Üretim fonksiyonuna, geleneksel üretim girdileri yanında teknolojik düzey ve sosyokültürel çevre koşullarını sokarak daha kapsamlı bir üretim fonksiyonu elde etmek olanaklıdır. Ancak bu geniş kapsamlı üretim fonksiyonunun bazı değişkenlerinin sayısallaştırılması oldukça güçtür.Üretim fonksiyonunun analizi bize üretimde kullanılan girdilerle (faktörler) bunların sağladığı çıktı (üretim) arasındaki teknik ilişkiyi verir. Bu ilişkilerden yola çıkarak girdi kullanım miktarındaki artışa ya da girdilerin verimliliklerindeki değişmelere bağlı olarak üretimdeki artış belirlenebilir. Gerek faktör kullanımındaki gerekse verimlilikteki artışlar bir dizi farklı değişkenlerin etkisi altındadır. Üretim fonksiyonu analizi çerçevesinde bu etkenler denklemler sistemine dönüştürülebilir. Bu sistemin matematiksel çözümü, bize ekonominin büyüme hızını verecektir. Dinamik bir süreç olan kalkınma dinamik bir analiz gerektirmektedir. Dinamik analizlerde başlangıç koşullarının saptanması gerekir. Başlangıç koşullarının zaman içinde göstereceği değişim bunları etkileyen yapısal parametrelere bağlıdır.Başlangıç koşulları ve yapısal parametreler bir ülke ekonomisinin geçireceği aşamaları ve yeni ekonomik ve fiziksel çevreye göstereceği uyumu hem kalite hem de kantite yönünden belirleyecektir. Ayrıca varolan talep yapısı da üretim yapısının belirlenmesinde önemli rol oynayacaktır.turkeyarena.com

    Azgelişmişliği Açıklayan Yaklaşımlar
    Azgelişmişlik kuramları içinde ekonomik unsurlardan hareket eden Kısır Döngü ya da Yoksulluk Kısır Döngüsü önemli bir yer tutar. Nurkse'ün azgelişmiş ülkeler "yoksul oldukları için yoksuldurlar" ifadesiyle ün kazanan yoksulluk kısır döngüsünde -öbürlerinde de aynı biçimde belli bir faktörden başlayıp tekrar ona dönen ve dolayısıyla sistemin kendi içinde, gelişmeyi olanaksız kılan bir belirleyicilik vardır.Diğer bir yaklaşım olan Gelişme Aşamaları Kuramı'na göre, toplumlar tarihsel süreç içinde kalkınmalarını gerçekleştirirken belli başlı beş dönemden geçerler. Her bir dönemin kalkınmayı başlatan ve ülkelerin Kendini Besleyen Kalkınma Yoluna girmelerini sağlayan koşulları ve özellikleri bulunmaktadır.Yapısalcı kuramlara göre ise, azgelişmişliğin temelinde, bu ülkelerin ekonomik, sosyal ve kurumsal yapılarında ortaya çıkan aksaklık ve bozuklar yatmaktadır. Bağımlılık yaklaşımının taraftarlarına göre, her ne kadar sömürgeci ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda, azgelişmiş ekonomilerin ihracat kesimini ve kimi altyapı alanlarını kurup geliştirmiş iseler de, bu iyileştirmenin yararları sömüren ülkeye aktarılmıştır. Azgelişmiş ülkeler sanayileşmemiş ve geri kalmış ekonomiler olarak bırakılmışlardır. Azgelişmişlik olgusunun açıklanması amacıyla demografik unsurlardan hareket eden yaklaşım, bu ülkelerdeki hızlı nüfus artışı, yüksek bağımlılık oranları ve bunların doğurduğu sorunları temel almıştır. Sanayileşmiş ülkelerin hemen tümünün deneyimleri, sanayileşme ve gelişmenin nüfus üzerinde önemli etkiler yarattığını göstermektedir. Buna karşın ağır nüfus baskısının ve bunun doğurduğu sosyoekonomik sorunların,azgelişmiş ülkelerin çözmek zorunda oldukları temel sorunlardan olduğu göz ardı edilemez. Kalkınma sadece ekonomik değil, en az onun kadar önemli sosyokültürel süreçleri de içerir. Sosyokültürel yaklaşımlardan ikilik görüşü, özellikle sosyal ikilik modeli, azgelişmiş ülkelerin biri yerli, öteki ithal iki sosyal sistemden oluştuğunu ileri sürer. Bu kuram, dayandığı kimi varsayımların tüm azgelişmiş ülkeler için geçerli olamayacağı ya da çok abartılı olduğu gerekçesiyle önemli eleştiriler almıştır.Azgelişmiş ülke insanının psikolojik-düşünsel yapısından kaynaklanan davranış biçimi de azgelişmişliğin açıklanmasında kullanılmaktadır. Buna göre, azgelişmiş ülke insanları gelişmiş ülkelerin 18. Yüzyıldan bu yana yaşadıkları akılcı-iktisadi davranış sistemine yabancı kalmışlardır. Bu arada azgelişmiş toplumlarda egemen olan sosyal değer yargıları ile dinsel inançların da gelişme üzerinde etkileri olduğu ileri sürülmüştür. Ancak bu iddiaların tek başına bir neden-sonuç ilişkisi yaratmış olacakları tartışmalıdır. Son olarak coğrafi-iklimsel yaklaşımlara baktığımızda, azgelişmişliği sadece doğal koşullarla açıklamaya çalışmanın pek yerinde olmayacağını hemen ifade etmeliyiz. Kaldı ki, kalkınmanın itici gücünün doğal koşulardan çok, insan kaynağıyla, eğitimle ve doğal olumsuzlukları ortadan kaldıran teknik bilgiyle daha yakından ilgili olduğu açıktır.

    İktisadi Kalkınma ve Sermaye Birikimi
    Sermaye birikimi, kalkınmanın can damarı olarak görülür. Sermaye birikimi, yalnızca tasarruf ve benzeri yollarla beslenen sermaye arzı ile açıklanamaz. Arz yanında sermaye talebinin, özellikle azgelişmiş ülkelerde büyük bir önemi vardır.Bu arada, belirli bir kalkınma düzeyine varabilmek için ne kadar sermaye gerekeceği, daha teknik deyimle her yıl milli geliri belirli bir oranda artırmak için, bu gelirden ne kadarının tasarruf edilip yatırımlara dönüştürüleceği de önemlidir. Bu sorunun yanıtını basit fakat çok kullanışlı bir araç olan sermaye-hasıla katsayısı yardımıyla verebiliriz. Azgelişmiş ülkelerde öne sürülebilecek kısır döngülerden biri de, bilindiği gibi sermaye talebiyle ilgiliydi. İşte bu döngüyü oluşturan faktörlerden en önemlisi, girişimcilerin yatırım yapma istek ve eğilimini zayıflatan pazarın küçüklüğü’dür. Teknik, yönetsel, kurumsal, sosyal ve psikolojik etkenler yanında, pazarın darlığı sermaye talebinin de çok düşük olmasına yol açmaktadır. Öte yandan, pazar darlığının nedenleri olarak para politikasını, nüfusu, ülkenin yüzölçümünü ve gümrükleri sayabilirsek de, birincil unsur üretim sürecinde görülen düşük verimliliktir. Bunun nedeni ise, üretimde yoğun sermaye kullanılmıyor olmasıdır. Başka bir deyişle,özel girişimcilerin yeterli ölçüde sermaye yatırımlarına gitmemeleridir. Bu nedenle kısır döngü, ancak bilinçli, tutarlı ve kapsamlı bir yatırım hamlesini içeren kalkınma politikalarıyla kırılabilecektir.
     



Sayfayı Paylaş